Sergi Daveti
Basında , Blog , Duyuru , Felsefe ve Kuantum / 22 Ekim 2021

  Sevgili sanatsever Dostlar, Yarın yani Cumartesi günü Kişisel Suluboya Sergime davetlisiniz. Evet evet haklısınız çok çalışıyorum, bu güzellikler birikiyor, bir kısmı da yurda dağılıp duvarlardan sevenlerine gülümsüyor. İnstagram ve Facebook Venusyenart galeri hesaplarımda paylaşıyorum gün be gün. Yine de bir sergide buluşmak gibi olmuyor tabi. Vakti ve ilgisi olanları beklerim, sevgiler Açılış kokteyli 23 Ekim Cumartesi Saat: 14.00 – 18.00 Tuva Sanat Atıf Yılmaz Sokak No:16/3 Beyoğlu İletişim: 0532 485 98 62

Aşkla yaz, aşkla boya, aşkla yarat, aşkla yaşa -Feryal Çeviköz yazdı

Aşkla yaz, aşkla boya, aşkla yarat, aşkla yaşa   Sibel Atasoy’un “Laniakea” adını verdiği romanı beşinci yayın yılını dolduruyor. İyi bir kitap okumak isteyenler için hafıza tazelemekte yarar var. Konfor alanlarında zorunlu olarak daha çok zaman geçirdiğimiz şu günlerde, oturduğunuz yerden bilinç ötesine yolculuk etmek iyi hissettirir. Gökbilimle ilgilenenlerin ve uzmanların bildiği bir kelime “Laniakea”, Hawaii dilinde “sınırları ölçülemeyen cennet” anlamına geliyor. Fantastik Bilim-kurgu yazarlığı ve Urban şamanlık öğretisinin yol göstericisi olmanın yanısıra; bir felsefeci olarak tanımlayabileceğimiz Atasoy, son beş yıl içinde geliştirdiği Urban Şaman atölyeleriyle “Laniakea; Anayurt Lemurya” adını verdiği Fantastik Bilim Kurgu üçlemesinin ikinci kitabının hazırlıklarını yapmış. Ama aynı zamanda yoğun bir biçimde kendini resme de vermiş. Zaten yazının sonunda bir de sergi anonsumuz olacak. Atasoy’un hem Şamanizm’e hem de felsefeye bakış açısı, Toltek bilgeliği, Hawaii Şamanlığı ve bilimsel açıdan da kuantumun çağrıştırdığı her şeyle uyum içinde; (ki zaten Urban Şamanlık, Huna ve Kahuna bilgeliğini içermekte olan bir prensip) taklit ve zorlama olmadan, akıştaki hayatı en keyifli biçimde yaşamak için çaba harcamak, istenç geliştirmek. Bu tür bir bütünsel bakış söz konusu olduğunda, kadim öğretilerin kitabî çemberleri içinde sıkışıp kalmadan bağımsız bir üstdil oluşturmak daha olası değil mi? Sanırım bunu oluştururken de, insanları mutsuz etmek için uğraşan dinler gibi…

SİBEL ATASOY İle Yaptığımız Söyleşi
Basında / 12 Mart 2017

Sevgili Sibel Atasoy ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşmak istedim çünkü; hepimizin hayat içinde soruları ve bilinmezlikleri var! Bu sözsel gezintiyi paylaşırken belki merak ettiğiniz soruların cevabını bulabilirsiniz…   Neslihan Yazıcılar: İlk romanınız ‘Sırıtkan kırmızı ay’ da zamanda yana doğru zarif J bir atlayış var. Son roman Laniakea’da ise sadece zamanın değil mekanın ve gerçeklik algısının da değiştiği başka bir evrene geçiyor kahramanımız. İlk romanınızdan son romanınıza kat edilen bu yolun referanslarından söz edebilir misiniz? Sibel Atasoy: Laniakea’yı yazarken hatta bittikten sonra bile bu söylediğiniz benzerliğin farkında değildim. Tuhaf değil mi? Farkına vardığımda çok şaşırdım, gerçekten de her iki romanın kahramanlarının başına gelen olay bir şekilde benzeşiyor, adeta onları saran atmosfer sihirli denebilecek bir kazayla değişmiş. Aynı zamanda her iki romanın kahramanı bu sıra dışı sıçramayı yapabilmelerini oldukça acı veren gerileme/kayıplara borçlular, öyle ki her ikisi de eski algının gerçekliğine dönebilmenin müthiş çabasını gösteriyorlar fakat değişim süreci başladığında bunun mümkün olamadığı anlaşılıyor. Böylece sonraki kabul ve keşif aşamasına geçilebiliyor.  İki roman arasındaki uzunluğun on beş yıl olduğunu düşünürsek bu süreye bir insanın iki esaslı değişiminin sığabileceğini görüyorum. İlk değişim muhtemelen Bir Kadını Öldürmek kitabımda olmuş diyebiliriz. İlk ve son kitaptaki en bariz fark, ilkinin kahramanı kendi atmosferinde 5 kişiyi etkiler biçimde…

Süper-Galaksiye otostop çekmek ister misiniz?
Basında , Duyuru / 14 Temmuz 2016

Tatil kitaplarınızı aldınız mı? Peki Süper-Galaksiye otostop çekmek ister misiniz? Sibel Atasoy’un yeni kitabı Laniakea, onun on beş yıldır rüyalar konusundaki çalışmalarına, on yılı aşkın süredir devam ettirdiği Toltec bilgeliği etkinliklerine, Lemuryan Hawaii Şamanlığı, kuantum fiziği ve holistik evrenle ilgili uygulamalarına dayanmaktadır. Sibel Atasoy’un Anayurt Lemurya Üçlemesi’nin ilk kitabı Laniakea, işte bu yüzden Türkçe yazılmış fantastik bilim kurgu kitapları arasında bir başyapıt. Bir fantastik bilim kurgu romanı: Laniakea Laniakea romanı tüm internet kitapçılarında satışa sunulmuştur. *Hakkımızda güncel haberler almak için sayfamızı beğenmek isteyebilir, https://www.facebook.com/Laniakeakitap/

İmza Günümde Buluşalım mı?
Basında , Duyuru / 30 Mayıs 2016

Yazarımız Sibel Atasoy, Kadıköy Kitap Günlerinde okuyucuyla buluşuyor. Henüz Laniakea kitabını edinemediyseniz, 1-5 Haziran arasında Haydarpaşı Garında Cinius standında sizi bekliyor olacağız. Kitaplarla ve sevinçle dolu bir hafta dileriz. http://www.laniakeatr.com/2016/05/30/kadikoy-imza-gununde-bulusalim/

Tüyap 2013 Panele davet
Basında , Duyuru / 01 Kasım 2013

2013 İstanbul Kitap Fuarı kapsamında katılacağımız etkinlik ve detayları aşağıdaki gibi: “Fantazi edebiyat yazarları okurlarla yazma eyleminin kendisi ve yazar olarak hayatlarına kattıkları hakkında konuşacaklar” Tarih: 2 Kasım 2013 sa: 16:00-16:45 Yer: Çin Ulusal Standı Konuşmacılar: Sibel ATASOY, Jiang Nan **Aslinda bizim yerimize okurlarimiz konuşmalıydı 🙂 Buyrun beklerim frekanslar ** Güzel bir dergi Aktivist ve 3.cü sayisinin 102.ci sayfasinda bize hoş bi sürpriz var. Göz atmak ister misiniz? http://www.aktivistdergi.com/files/mobile/index.html#102  

Evrenin tetikleyicisi AŞK’tır
Basında / 10 Haziran 2013

Evrenin tetikleyicisi AŞK’tır 03 Haziran 2013 Pazartesi 16:02 Mayıs 2013’te TRUVA Yayınları’ndan çıkardığı son eseri “BİR KADINI ÖLDÜRMEK” daha şimdiden okurların ilgisini çekerken yazar Atasoy; “Bir Kadını Öldürmek, bir erkeğin, hayatına giren kadınlarda kendini var edebilmesinin öyküsü… Uzun yıllar büyük şirketlerin üst yönetimlerinde görev yaptıktan sonra aniden kariyerini bırakıp Fethiye’de bir adada yaşamaya karar veren Sibel Atasoy ile yaşamı ve yazarlık kariyeri üzerine konuştuk. Mayıs 2013’te TRUVA Yayınları’ndan çıkardığı son eseri “BİR KADINI ÖLDÜRMEK” daha şimdiden okurların ilgisini çekerken yazar Atasoy; “Bir Kadını Öldürmek, bir erkeğin, hayatına giren kadınlarda kendini var edebilmesinin öyküsü… Bu öyküde, kadına ve erkeğe dair şimdiye kadar ele alınmamış yönler bulacak, cinselliği yeniden yorumlayacaksınız.” diyor.   -Sizinle yeni tanışacak olan okurlarınıza seslenmeniz gerekse ve sadece bir cümle kullanma hakkınız olsa, kendinizle ilgili söyleyebileceğiniz ilk şey(ler) neler olabilir?   Sibel Atasoy: Dakika bir en zor soru geldi. (Gülüşmeler) Üstelik giderek zorlaşıyor bu sorunun cevabını bulmak çünkü kendime dair şu an hissedip söyleyeceklerim bir başka an için belki de hiç öncelikli olmayacaklar. Curiosita diye bir şey duydunuz mu hiç, şu an aklıma o geldi ve bana yardıma geldiğini anladım dedi ki ” sen en çok bana benzersin.” Pek kimseler bilmez onu bizim kültürde. Amerika yerlileri bir çeşit büyücü…

Rüya, sembollerin dilini kullanır
Basında / 11 Temmuz 2012

‘Venüs Bağlantısı’, ‘Bir Kadını Öldürmek’ ve ‘Yeni’den Doğanlara’ adlı kitapların yazarı Sibel Atasoy, aynı zamanda bir ‘rüya görüşmecisi’. Rüyalar üzerine çalışmalar yapan Atasoy, kişinin rüyalarını dinliyor ve sorular sorarak çözümlemesini sağlıyor. Sibel Ateş YENGİN sibel.ates@aksam.com.tr Sibel Atasoy, yıllarca büyük şirketlerde üst düzey yöneticilik yapmış. İşletme doktoru Atasoy’un ihtisası hasta işletmeleri iyi etmek üzerine kuruluymuş. Üst düzey yöneticilik yapmanın çok zor ve çok yorucu olduğunu dile getiren Atasoy, çok iyi para kazandığını ancak buna karşılık hayatının 24 saatini elinden aldıklarını anlatıyor. “Birinin 24 saatini almak o kişinin kendini yüzde yüz satması demektir. Bu korkunç bir olay. İnsan dolup dolup taşabiliyor, ben de böyle olmuştum…” Her şeye aşk duygusuyla yaklaştığını anlatan Atasoy’un, mesleğine duyduğu aşk da bitince görevinden istifa etmiş. Durumunu ‘bal yiyen baldan usanır’ sözüyle açıklayan Sibel Atasoy, “Ekonomi dilinde de ‘işletme körlüğü’ diye bir kavram vardır. Dört yıl aynı işte ve aynı konumda çalışıyorsanız çok başarılı, çok zeki olsanız dahi en basit şeyi bile göremez hale gelirsiniz. En uzun süre Çukurova Makine’de çalıştım, onun dışında hem şehir, hem ev hem de iş değiştirerek hep bu kurala uydum” diyor. Onca yorgunluğun ardından rotasını Fethiye açıklarında bir adaya çeviren Atasoy, Robinson Crusoe hayatı yaşamaya karar vermiş. Çok az kişinin kaldığı ıssız adadan…

Bugün, az sonra
Basında , Duyuru , Rüya/Psikoloji / 20 Haziran 2012

Bu haftaki Yaşamevi Radyo Programı konusu: “Rüya Gerçekliği” Konuğum ise; Rüya Görüşmecisi, Yazar, Sevgili Sibel Atasoy. 20 Haziran Çarşamba sabah saat:10.00’da Radyo Halikarnas’ta buluşmak dileğiyle… İnternetten dinleyerek canlı yayında bize katılmak isteyenler için: http://www.halikarnas.fm/live_other.html Ayrıca Facebook / Halikarnas Radyo Grup’a katılıp görüş bildirebilirsiniz. Canlı yayını kaçıranlar için : http://www.youtube.com/watch?v=wq4d45y37HQ&feature=youtu.be

Gizemli Dünyaların Kapılarını Aralayın!
Basında / 31 Mayıs 2012

YENİ’den DOĞANLARA PUZZLE’IN PARÇALARINI ÇÖZMEYE HAZIR MISINIZ? Gizemli Dünyaların Kapılarını Aralayın! Sibel Atasoy  yeni kitabı ‘Yeni’den Doğanlara’ ile ‘bilinmeyenin kodlarını okuyucuları için tekrar kelimelere döküyor. ‘Kadınsı Şüpheler’, ‘İyi Enerjiler Dükkanı’, ‘Düğümlerle Bağlıyız’, ‘Gömüt’ gibi 12 öyküden oluşan kitap, sade anlatımıyla yaz aylarında keyifle okuyacağınız bir kitap niteliğini taşıyor. Yazar, Rüya Görüşmecisi, Birleşik Alan Kullanımı Uygulamacısı Atasoy, bu kitapla yaşamımızdaki sıradan olayların içerisinde görünmeyeni keşfetmemiz için, kimi zaman fantastik kimi zaman heyecanlı bir polisiye kurgu tadında bir yolculuğa çıkarıyor. “Sık sık dile getirdiğim gibi evreler çok önemli. Kişisel evrelerimizin yanı sıra Dünya’nın da gezegen olarak evreleri var. Doğru ve yanlışın ötesine, fark etmez bölgesine geçildiğinde bu evreleri görebilme şansımız da oluyor. Sembol lisanı, insanlık bilincini nesilden nesle aktaran en önemli unsur. Öykü, masal ve şiir, tıpkı rüyaların dili gibi sembollerle bezeli.  Sanıyorum ki okurlarımın bilinçaltları, bu kitaptaki istasyonları kendi benzersiz girişim desenlerine uygun bir biçimle değerlendirecektir. Romanlarımda olduğu gibi öykülerimde de yazarken hedeflemediğim birçok unsurun aralıklardan içeri sızdığına şahit oluyorum, bunlar çoğu kez dikkatli okurlarımca yakalanıp bana bildirilir, gerçekten şaşırtıcıdır. Bu tür olayların çokluğu bana kesin olarak gösterdi ki, çok katmanlı gizemli bir varoluşta yaşayan muhteşem varlıklarız.” Yeni’den Doğanlara: Aylin’in içinde gençliğinden beri şifacı olacağına dair süregelen bir his vardı. Arkadaşı…

Ölümsüz Öyküler Kulübü
Basında / 12 Ocak 2012

Bugün bahtıma hep eski şeyler çıkıyor-benim web site saatlerdir açılmıyor, ben de birikmiş işleri yapmaya çalışıyorum- O zamanlar basında çok yer alırdık, Gazeteler dergiler televizyonlarda, Ölümsüz Öyküler yayımevi sebebiyle. Türkiye’de böyle çılgınca girişimler pek sık olmuyo ne de olsa 🙂 2001-2004 yılları arasında binlerce ham öykü, roman denemesi okudum, hem de bilgisayardan (rakam abartılı değil),değerlendirdim, yarışmalar düzenledik, kitaplarını öykülerini bastık, fantastik ve bilimkurguyu diğer yayımevlerinin gözüne sokana kadar uğraştık. o kadar çok gençle hatta çocukla irtibat kurduk ki elimde bikaç foto kalmasa hatırlamam zor. Güzel anılar, gülümseten, iyi ki yapmışım dedirten. Hürriyet arşivi 2003’ten bi geniş röpörtajda: Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nü, sadece bir internet sitesi olmaktan çıkarıp, yayınevine dönüştüren süreç, Sibel Atasoy’un gönderdiği mail ile başladı. ‘‘İnternette gezerken siteyi buldum. Fantastik resimlerin, labirentlerin olduğu karmaraşık bir siteydi. Bana çok uygundu, çünkü ben düzeni sevmiyorum. Ne güzel bir yer, diye düşündüm. Mesaj atıp kutladım. Baktım cevap geldi. Sonra, geçen mayısta bir kafede Orkun’la buluştuk. Kafeden kalkarken yayınevini kurmaya karar vermiştik. O hafta düşüncemizi gerçekleştirdik. Orkun’un ve benim kitabım hazırdı. Ertesi ay ikimizin de kitabı çıkmıştı.’’ demişim. Gerçekten samimi, biraz toyca belki ama yüreklice 🙂

1998 nireee 2012 nire
Basında / 12 Ocak 2012

Ne arıyordum ne buldum! İnternet arşivlerimden bulurum ümiidiyle nette aratıyordum ve çoook eskiye dair 1998 yılından bi haber çıkardı karşıma. Organizasonunu yaptığım bi iş için -davetim üzerine gelen- astrolog Yasemin Boran şöyle demiş: Düpedüz ‘‘birlikten kuvvet doğar’’ sözünü onaylar bir tutum içindeydiler. Hele Sibel Atasoy’un geç saatlere kadar çalışabilmesi, ancak yaptığı işi sevenlerin harcıydı. Ve hiç şikayet etmediği gibi, ‘‘Geceyi seviyorum. Zihinsel faaliyetim daha yüksek oluyor’’ diyordu. İşin esasına bakacak olursanız, üç tip insan olduğunu görürsünüz. Birinci tipler (Tarla kuşu), sabah erken kalkan ve günün erken saatlerinde verimli olup akşam saatlerinde pili bitenler. Bu tipler, akşam saat dokuz, on gibi uyuklamaya başlar ve ne olursa olsun, gözlerini açamazlar. Diğer tip ise (Yarasa), sabah saatlerinde uyuyup akşam saatlerinde verimli çalışmalar yapanlar. Bunlar sabaha kadar çok yüksek randımanla çalışabilir ve uyanık kalırlar. Üçüncü kategoriye girenler ise, karışık tipler. Hem sabahın erken saatlerinde verimli olabilirler hem de gecenin geç saatlerinde çalışabilirler, diyorum, Yasemin’ce… http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-18597 Ben bu organizasyonu tek başıma ve profesyonel olarak (para karşılığı anlamında) yapmıştım. Hatta Beyaz’ı da davet ettim geldi, o zamanlar çok popülerdi. Herkes onu sevmişti hatta bahar yağmuru altında izlemişlerdi 1998 nireee 2012 nire, depremden bile önceee 🙂 Hey Fethiye heyyy, selam olsun gözüm sana

Zaman akıp gidiyor..
Basında / 19 Mayıs 2011

Geçmiş zaman olur ki… Beş yıl önce tam da doğum günüme rastlayan bir günde SKA nın ikinci basımına dair bir haber yayımlanmış, öylesine karşıma çıkıverdi. Nasıl mı? Hani ormanda etrafa pirinç taneleri serpip yürüyorum ya! http://agnia.blogcu.com/gun-aydin-devir-hayirli-olsun/294274 Sibel Atasoy, yeni romanı ‘Sırıtkan Kırmızı Ay’da kendimize sormaya korktuklarımızla yüzleştiriyor bizi 19/05/2006 (281 defa okundu) Radikal kitap eki BAŞAK ÜMİT (ArÅ�ivi) ‘Yalnızca seçimlerin sonucu bu. Her defasında bizi toprak bir çömlek gibi şekilden şekile sokuyor…’ Sırıtkan Kırmızı Ay daha ilk cümlesiyle okuyucuyu ‘seçimler’ üstüne etraflıca düşünmeye çağırdığını gösteriyor. Ama sabırsız okuyucu için zekice kurulmuş bir tuzaktan başka bir şey değil bu. Okuyucunun, yapıtı keyfi doğrultusunda parçalaması tuzağından söz ediyorum. Bütün büyük yapıtların okuyucusuna sunduğu türden bir tuzak; ‘yapıt’ın etkimeyi kafasına koyduğunu, kendinden beklenmeyecek çabuklukta ele geçirdiği konusunda yanılgıya düşen okuyucu, soluklanabileceğini düşündüğü noktada ummadığı sarsıntılarla karşılaşmaya başlar. İçeriğe, biçime ve anlatımın diğer bileşimlerine yazarın ustalıkla yerleştirdiği ve bütün olarak yapıta ‘gömütlenen’ entropil etki hem kahramanları hem de okuyucuları içinden çıkmakta güçlük çekecekleri bir duruma sokuyor. Şaşırtıcı bir kurgu Büyük şehirlerden gelip bir sahil kasabasına yerleşmiş, orta yaşlarda üçü kadın biri erkek dört insanın, sıradan hayat akışında oluşturdukları arkadaşlığın, bütün bu olaylara gebe olduğunu kim bilebilirdi ki! Her biri durmamacasına diğerleri ile yer değiştiren…

Venüs Bağlantısı
Basında / 27 Ağustos 2010

Venüs Bağlantısı, bir kez daha yuvasında 🙂 http://www.xasiork.biz/buyuksalon/index.php?option=com_fireboard&Itemid=42&func=view&catid=509&id=51389#51389 Gerçi bugün Mars’ın en yakın günüymüş, kimbilir belki Venüsün de bi planı vardır :))) Not. Adres açılmazsa firefox kullanmak gerekiyor.