Yaradılış Destanı-ilk perde

08 Temmuz 2009

Yaradılış destanında 1.ci perde.

Yükseklerde Gök henüz isimlendirilmemişken,
Ve aşağıda, Dünya çağrılmamışken
Boş ama başlangıçta mevcut olan APSU, Vücuda getiren onları,
MUMMU ve TİAMAT – hepsini doğurandı o;
Birbirine karışmıştı suları.

Saz bitmemişti, bataklıklar ortaya çıkmamıştı
Tanrıların hiçbiri vücuda gelmemişti
Hiçbirinin adı yoktu, kaderleri belirlenmemişti
İşte tam ortalarında tanrılar şekillendi.

İşte güneş sistemimizin yaratılışı… Uzayın genişliği içinde “tanrılar” yani gezegenler daha ortaya çıkacak, adlandırılacak, “kaderleri” yani yörüngeleri belirlenecektir. Sadece üç cisim mevcuttur. AP.SU “başlangıçtan beri mevcut olan”, MUM.MU “doğmuş olan” ve TİAMAT “yaşamın kızı”. Apsu ve Tiamatın suları karışmıştır ve metin bunun içinde sazların büyüdüğü sular değil ilksel sular, evrenin temel yaşam veren elementleri olduğunu netleştirir.

Demekki Apsu Güneştir, başlangıçtan beri mevcut olandır. Ona en yakın olan Mummu’dur. Destanı anlatan Mummu’nun Apsu’nun güvenilir bir yardımcısı ve elçisi olduğunu açıkca anlatır. Mummu merkürdür. Grek ve Romalılar da Merkür’ü Tanrıların en hızlı habercisi olarak tanımlarlar.

Daha ileride Tiamat vardır. Daha sonraları Marduk’un parçaladığı canavardır, yani kayıp gezegen. Ama ilksel başlangıçta o, ilk ilahi Trinitenin ilk Bakire Anasıdır. O ve Apsu arasındaki uzay boşluk değildir, Apsu ve Tiamatın ilksel elementleri ile doludur. Bu sular karışmıştır ve Apsu ve Tiamat arasındaki uzayda bir çift gök tanrısı yani gezegen oluşturmuştur.

Suları birbirine karıştı…
Tam ortalarında tanrılar şekillendi.
Tanrı LAHMU ve tanrı LAHAMU doğdu
Bu adlarla çağrıldılar.

Bu iki gezegenin adları LHM (savaşmak) kökünden çıkmıştır. Eskiler bize Mars’ın Savaş Tanrısı ve Venüs’ün Savaş Tanrıçası olduğuna dair bir gelenek bırakmışlardır. Mars ve Venüs gerçekten de Güneş (Apsu) ve Tiamat arasında yer alırlar. Güneş sistemi oluşma süreci devam eder.

Onlar yaşlanmadan önce,
Tayin edilmiş bir boyuta göre boyca
Tanrı ANŞAR ve tanrı KİŞAR biçimlendi
Onları bastırıp (boyca)
Günler uzadıkça ve yıllar çoğaldıkça
Tanrı ANU oğulları oldu – atalarına bir rakip
Derken Anşar’dan ilk doğan Anu
Eşiti olarak ve kendi suretinde NUDİMMUD’u yarattı.

Mars ve Venüs’ün ancak sınırlı bir boyuta kadar büyüdüğünü, ama daha onların oluşumu tamamlanmadan, bir diğer gezegen çiftinin oluştuğu anlatılıyor. Bu ikisi adlarından da anlaşılacağı gibi muhteşem gezegenlerdir. ANŞAR (prens, göklerin en başta geleni) ve KİŞAR (sağlam karaların en başta geleni). Bunlar ilk çifti boy bakımından aşarlar, onları boyca bastırırlar. Bu iki çiftin betimlemesi sıfatları ve konumları, onları kolaylıkla Satürn ve Jüpiter olarak tanımamıza imkan verir.

Derken zaman geçer ve üçüncü çift gezegen doğar. İlki ANU’dur. Anşar ve Kişar’dan daha küçüktür (“onların oğlu”) ama ilk gezegenlerden daha büyüktür. (boyca: atalarına rakip). Derken Anu’da ikizi bir gezegen doğurur (”eşiti olarak kendi suretinde”). Destanın Babil versiyonu gezegeni NUDİMMUD diye tanımlar bu Tanrı Ea/Enki’nin bir sıfatıdır. Bu gezegenler de Anu – Uranüs ve Nudimmud – Neptün’ü temsil etmektedir.

Bu dış gezegenler arasında açıklanması gereken bir diğer gezegen daha vardır; Plüton. Yaratılış destanı Anu’ya (Uranüs), Anşar’dan (Satürn) ilk doğan diye hitap ederek Anşar’dan doğan bir diğer gezensel tanrı daha olduğunu ima etmektedir. GAGA işlev ve boyca Apsu’nun elçisi MUMMU’ya (Merkür) denktir, bu da akla Merkür ve Plüton arasındaki benzerlikleri akla getirir. Demekki Gaga Plütondur.

Şimdi yaradılış destanının 1.ci perdesi tamamlanırken bir güneş ve dokuz gezegenden oluşan bir güneş sistemi karşımızdadır.

GÜNEŞ – Apsu – Başlangıçtan beri mevcut olan
MERKÜR – Mummu – Apsu’nun danışmanı elçisi.
VENÜS – Lahamu – Çarpışmaların hanımı
MARS – Lahmu – Savaş İlahı
?? – Tiamat – Yaşam veren bakire (kayıp gezegen)
JUPİTER – Kişar – Sağlam karaların en başta geleni
SATÜRN – Anşar – Göklerin en başta geleni
PLÜTON – Gaga – Anşar’ın danışmanı ve elçisi
URANÜS – Anu – Göklerin olan
NEPTÜN – Nudimmud (Ea) – Sanatkar yaratıcı.

Dünya ve Ay neredeydi peki? Yaklaşmakta olan kozmik çarpışmanın ürünleri olan onlar, henüz yaratılmamışlardı.
Yaratılış Destanında 2.ci perdede göksel bir karmaşadan bahsederler. Yeni yaratılan gezegen aileleri dengeli olmaktan çok uzaktırlar. Gezegenler birbirlerini çekmekte, Tiamat’ı sıkıştırmakta, ilksel cisimleri rahatsız etmekte ve tehlikeye sokmaktadırlar.

İlahi biraderler birleşip gruplaştılar
İleri geri gidip gelirken Tiamat’ı rahatsız ettiler.
Göklerdeki ikametlerindeki yaramazlıklarıyla.
Tiamat’ın göbeğini karıştırıyorlardı
Apsu şamatalarını azaltamıyordu
Tiamat onların yaptıkları karşısında sessizdi,
Yaptıları tiksindiriciydi..
Yolları, ortalık karıştırıcıydı.

Burada düzensiz yörüngelere yapılan göndermeler var. Gezegenler “ileri geri gidip gelirler”, birbirlerine yakınlaşırlar “birleşip gruplaşırlar”, Tiamat’ın yörüngesine müdehale ederler, onun göbeğine fazla yaklaşırlar. Tehlikede olan Tiamat’tır ancak Apsu onların yaptıklarını tiksindirici ortalık karıştırıcı bulur. Niyetini “onların yollarını yıkmak, mahvetmek” olarak açıklar. Mummu ile kucaklaşır ve gizlice görüşürler. Aralarında planladıkları diğer tanrılar tarafından duyulur ve kendilerini imha etme planı karşısında dilleri tutulur. Aklını başına toplayan Ea’dır. Apsu’nun üzerine uyku dökmek üzere bir numara düzenler. Diğer gök tanrıları da bu planı beğenince, Ea, “evrenin aslına sadık bir harita” çizer ve güneş sisteminin ilksel suları üstüne bir lanet okur.

O zaman en dıştaki gezegen olan, Güneş’in ve diğer gezegenlerin etrafında bir daire çizen Ea (Neptün), tarafından okunan bu lanet veya uygulanan bu güç ne idi? Güneş’in etrafındaki kendi yörüngesi Güneş’in manyetizmasının ve dolayısı ile radyoaktif saçılımlarını mı etkiledi? Yoksa Neptün yaradılışından itibaren muazzam enerji ışınımları mı yayıyordu? Etkiler ne idiyse, destan bunları Apsu üstüne “uyku dökme” ye, sakinleştirici bir etki yapmaya benzetiyor. Hatta Mummu, danışman, kıpırdayamayacak kadar güçsüzleşir.

Samson ve Delila’nın İncildeki hikayesi gibi uykuya yenilen kahraman, kolaylıkla kudretlerini çaldırabiliyordu. Ea hızla Apsu’dan yaratıcı rolünü çalmaya koyuldu. Anlaşılan güneşten çıkan muazzam ilksel madde saçınımlarını içen Ea Apsu’nun tacını çekip atmosferden oluşan pelerinini çıkardı. Güneş’i yaratıcılığından eden, yani ek gezegenler oluşturmak için daha fazla enerji ve madde yayma sürecini durduran tanrılar, güneş sistemine geçici bir barış getirmişlerdi. Herhangi bir ek gezegen artık sadece yeni Apsu’dan, yani “derin”den, en dıştaki gezegenin baktığı dış uzaydan gelebilirdi. Göksel barış bir kez daha bozulana dek küçük bir duraklama geçti ve 3.cü perde açıldı.

Mukadderat Odasında, Kaderlerin yerinde
Bir tanrı doğdu, tanrıların en kudretlisi ve akıllısı
Derin’in tam ortasında MARDUK yaratıldı.

Oyunculara yeni bir gök tanrısı, gezegen katılır. Derin’de, dış uzayda, ona yörüngesel hareketin, yani bir gezegenin kaderinin kendisine verildiği bir bölgede oluşmuştur. En dıştaki gezegen tarafından güneş sistemi içine çekilmiştir. Onu yakalayan Ea’ydı. (Neptün). Yeni gezegen görülecek bir şeydir;

Biçimi cezbediciydi, gözlerini kaldırışı pırıl pırıl;
Gelişi tanrısaldı, eski zamanlardaki gibi emreden…
Yüceliği tanrıların üstündeydi, hem de baştan aşağı
Tanrıların en ulusuydu, boyu aşıyordu
Azaları muazzamdı, fazlasıyla uzundu…

Dış uzaydan çıkıp gelen gezegen Marduk hala yeni doğmuş bir gezegendi ve ateş saçıyor radyasyon yayıyordu. (dudaklarını kıpırdatınca alevler çıkıyordu). Marduk diğer gezegenlere yaklaşırken, onlar marduk’a ürkütücü şimşeklerini fırlattılar ve o ışıl ışıl oldu, “on tanrının halesine büründü”. Demekki yaklaşması güneş sisteminin diğer üyelerinin elektrik ve diğer yayınımlarını alt üst etmişti. On gök cismi onu bekliyordu; yani güneş ve diğer 9 gezegen.
Destanı anlatan bizi şimdi Marduk’un gittikçe hızlanan rotası boyunca dolaştırır. İlk olarak onu getiren, güneş sisteminin içine çeken Ea’nın yanından geçer.(Neptün). Neptünün yanından geçen Marduk Neptüne yaklaşırken, Neptün’ün kütle çekimi bu yeni gelenin üstündeki yoğunluğu arttırır. Marduk’un yolunu tamamlar, “amacı için iyi kılar”.

Marduk o sırada hala eriyik bir halde olmalıdır. Neptünün yanından geçerken, kütle çekimi sanki ikinci bir başı varmış gibi Marduk’un bir yanını şişirmeye başlar. Ancak bu geçişte Marduk’un hiçbir parçası kopmaz ama Marduk Anu (Uranüs)’nun bölgesine ulaştığında madde parçaları kopmaya başlar ve Marduk’un dört uydusunun oluşması ile sonuçlanır. “Anu uzandı ve dört kenarı biçimlendirdi, güçlerini liderlerinkinden gönderdi.” Rüzgarlar denilen dört uydu Marduk çevresinde hızlı bir yörüngeye fırlatıldılar (“kasırgalar gibi dönüyorlardı..”)

Geçiş sırası yani önce Neptün sonra Uranüs, Marduk’un güneş sistemine sistemin yörüngesel yönünden (saat yönünün tersi ) değil, saat yönünde hareket ederek ters yönden geldiğini göstermektedir. Hareketine devam eden marduk Anşar/Satürn ve Kişar/Jüpiter’in muazzam kütle çekimi ve manyetik güçlerince yakalanır. Yolu Tiamat’a doğru bükülür. Yaklaşmakta olan büyük gezegenin kütle çekimi kısa süre sonra Tiamat’tan parçalar koparmaya başlar. Onun bedeninden kendilerini ayıran, kükreyen ileri atılan uydular yığını ortaya çıkar. Kendisini hızla gelen Marduk’la yüzleşmeye hazırlayan Tiamat “onları halelerle taçlandırdı” onlara tanrıların (gezegenlerin) görüşünü verdi.

Destan ve Mezopotamya kozmogonisi, Tiamat’ın KİNGU denilen, onun meclisini oluşturan tanrılar arasındaki ilk doğan olan baş uydusuna belirgin bir önem atfeder.

Kingu’yu yüceltti
Aralarında onu büyük yaptı
Savaşın baş komutasını
Onun ellerine bıraktı.

Çatışma yaratan kütle çekimine tabi olan Tiamat’ın bu büyük uydusu Marduk’a doğru kaymaya başlar. İşte dış gezegenleri özellikle rahatsız eden şey, Kingu’ya bir kaderler tableti, yani kendine ait bir gezegensel yörünge bahşedilmesidir.Tiamat’a yeni gezegenler doğurma hakkını kim verdi? diye Ea sorar. Sorunu Anşar’a dev Satürn’e götürür.

Tiamat’ın tüm planlarını ona tekrarladı
“…. Bir meclis oluşturdu ve öfkeden ateş saçıyor
eşsiz silahlar ekledi, canavar – tanrılar doğurdu….
Bu türden on bir tane doğurdu
Meclisini oluşturan tanrılar arasında,
Kingu’yu yüceltti, ilk doğanı baş yaptı
Ona bir kaderler tableti verdi, göğsüne
bağladı onun.”

Ea’ya başvuran Anşar, ona Kingu’yu yenmeye gidip gidemeyeceğini sordu. Cevap kırık tabletlerden dolayı kayıptır ama Ea Anşar’ı tatmin edemez ve Anu’ya başvurur. Ama Anu Tiamat’a karşı duramaz ve geri döner.

Huzursuz göklerdeki bir çatışma büyümektedir. Tanrılar birer birer kenara çekilir. Öfkeli Tiamat ile kimse savaşamayacak mıdır? Neptün ve Uranüs’ü geçen Marduk artık Anşar’ın geniş halkalarına (Satürn) yaklaşmaktadır. Bu Anşar’a bir fikir verir. “Kudretli olan, intikamcımız olmalı; savaşta en kurnaz olan Marduk, Kahraman!” Satürn’ün halkalarına ulaşan Marduk cevaplar.

“Eğer gerçekten de intikamcınız olarak
Tiamat’ı yenecek, yaşamlarınızı kurtaracaksam
Kaderimi üstün kılacak bir meclis toplayın hele.”

Koşul cüretkar ama basitti. Marduk ve kaderi yani güneş çevresindeki yörüngesi tüm gök tanrıları arasında üstün olacaktı. İşte o sırada Anşar,ın uydusu Gaga (Plüton) yolundan ayrıldı.

“Anşar ağzını açtı
Gaga’ya danışmanına bir sözcük söyledi
Yola koyul Gaga
Tanrılar önünde dur
Ve sana diyeceğimi
Onlara da tekrarla”

Diğer Tanrıları / gezegenleri geçerken Gaga onları Marduk için kararınızı verin diye sıkıştırdı. Tanrılar Marduk kraldır diye bağırdılar. “ Git ve Tiamat’ın yaşamına son ver!”…

Dördüncü perde artık göksel çarpışma için kalkar.
Tanrılar Marduk’un kaderini kararlaştırırlar. Birleşik kütle çekimleri Marduk’un yörüngesini sadece tek yöne, bir savaşa, Tiamat ile çarpışmaya gidebilecek biçimde saptamıştır.

Efendi ilerledi, yolunu izledi
Öfkeli Tiamat’a çevirdi yüzünü
Efendi Tiamat’ın iç kısmını taramak için
Kingu’nun, onun eşinin planını anlamak için taradı

Ama gezegenler birbirlerine yaklaştıkça, Marduk’un rotası düzensizleşmeye başlar.

Baktı, rotası yerinden oynuyor
Yönünü şaşmış, işleri karışmış.

Marduk’un uyduları bile rotasından sapmaya başlarlar.

Tanrılar, yardımcıları
Yanında yol alanlar
Muzaffer Kingu’yu gördü, görüşleri bulandı.

Tiamat ve Marduk, tanrıların en akıllıları
Birbirlerine doğru ilerlediler
Yüzyüze çarpışmak için bastırdılar
Savaşmak için yaklaştılar.

Efendi onu yakalamak için ağını yaydı
Kötü Rüzgar’ı, en arkadakini, onun yüzüne doğru fırlattı
Tiamat ağzını açıp onu yutmaya kalkınca
Kötü Rüzgar’ı ileri sürdü ki dudaklarını kapayamasın.
Derken şiddetli fırtına rüzgarları göbeğine saldırdı
Bedeni ayrıldı, ağzı kocaman açıldı
Oraya bir ok fırlattı, göbeğini yardı
İçini parçaladı, rahmini yardı
Onu böyle alt edip, yaşam nefesini söndürdü.

Anlatılana göre iki gezegen çarpışmadı. Bu büyük astronomik öneme sahip bir durumdur. Tiamat’a çarpan marduk değil, Marduk’un uydularıdır. (Marduk’un dört uydusuna Rüzgarlar deniyordu). Uydular Tiamat’ın üzerinde geniş bir yarık açtılar. Marduk bu yarıklardan içeri geniş bir ok fırlattı, yani enerji yüklü marduktan çıkan bir kıvılcım gibi sıçrayan muazzam bir elektrik akımı. Tiamatın içlerine kadar giden ok onun yaşam nefesini söndürdü. Tiamat’ın kendi elektrik ve manyetik güçlerini nötralize etti ve onları söndürdü. Marduk bu ilk karşılaşmada Tiamat’ı ortadan yarmış ve onu cansız bırakmıştı. Ama Tiamat’ın on küçük uydularının kaderi belirlenmeliydi.

Tiamat’ı, lideri yendikten sonra
Ordusu parçalandı, çetesi dağıldı
Onun yanında yürüyen yardımcıları olan tanrılar
Korkudan titriyorlardı
Kendi yaşamlarını korumak için sırtlarını döndüler.

Bu titreyen ve sırtlarını dönen yani yönlerini tersine çeviren parçalanan dağılmış orduyu tanımlayabilir miyiz?
Bunu yaparak güneş sistemimizin bir diğer bulmacasına, kuyrukluyıldızlar fenomenine bir açıklama sunuyoruz. Küçük madde kütleleri olan kuyrukluyıldızlara genellikle güneş sisteminin asi üyeleri denir, zira görünüşe göre normal yol kurallarına uymamaktadırlar. Güneşin çevresindeki gezegenlerin yörüngeleri Plüton hariç hepsi neredeyse daireseldir. Kuyrukluyıldızların yörüngeleri ise uzamıştır. Bazılarının yolları o kadar uzamıştır ki, yüzlerce veya binlerce yıl gözümüzden kaybolurlar. Bildiğimiz tüm gezegenler güneş çevresinde saat yönünün tersi bir rota izlerken, kuyrukluyıldızların birçoğu ters yönde hareket eder.
Gökbilimciler kuyrukluyıldızları hangi olayın hangi gücün yarattığını ve bu sıra dışı yörüngelerine fırlattığını söyleyememektedirler. Cevabımız: Marduk. Ters yönden, kendine ait yörüngeden gelip Tiamat’ın ordusunu küçük kuyrukluyıldızlar halinde parçalayan bozan ve ağ denilen kütle çekim gücüyle onları etkileyen odur.

Ağa atıldılar, kendilerini kapana kısılmış buldular
Onun yanında yürüyen tüm demonlar çetesini
Prangalara vurdu, ellerini bağladı
Sıkıca sarmaladı, kaçamadılar.

Savaş bittikten sonra Marduk Kingu’dan kaderler tabletini geri aldı (bağımsız yörüngesini) ve kendi göğsüne bağladı. Tiamat’ı yenen Marduk göklerde yelken açtı uzaya açıldı. Güneş’in çevresini turladı ve dış gezegenlerden başlayarak yine geçişini yaptı. Derken yeni yörüngesinin rotası Marduk’u yenilen tanrılar üstündeki gücünü sağlamlaştırmak için Tiamat ve Kingu’ya geri getirdi. Ve beşinci perde kalkmaktadır. Dünya bu noktada yaratılmaktadır.
Güneşin çevresinde ilk dönüşünü yapan marduk boyun eğdirdiği Tiamat’a döndü.

Efendi onun cansız bedenini seyretmek için durakladı
Canavarı ikiye ayırmayı maharetle planlamıştı
Sonra bir midye gibi onu iki parçaya ayırdı

Şimdi yenilen gezegene çarpan, Tiamatı ikiye ayıran, kafatasını veya üst kısmını koparan Marduktur. Marduk’un uydularından bir diğeri ise, kuzey rüzgari denilen, kopan bu yarıya çarpar. Bu darbe, Dünya olacak olan bu parçayı, daha önce hiçbir gezegenin dolaşmadığı bir yörüngeye doğru sürükler.

Efendi Tiamat’ın arka kısmını ezdi
Silahı ile bağlantılı kafatasını kopardı
Kanının kanallarını kesti
Ve Kuzey Rüzgarının onu
Bilinmeyen yerlere taşımasına sebep oldu.

Dünya yaratılmıştı!… Alt parçasının kaderi başka türlüydü. 2.ci gelişinde Marduk ona çarparak parçalara ayırır.

Onun (diğer) yarısını gökler için bir perde olarak kurdu
bir araya getirerek bekçileri olarak onları yerleştirdi
Tiamat’ın kuyruğunu Büyük Şerit’i bir bilezik gibi
Oluşturmak üzere büktü.

Bu kopmuş yarının parçaları göklerde bir bilezik içteki ve dıştaki gezegenler arasında bir perde oluşturmak üzere dövüldü. Bir büyük şerit oluşturacak şekilde esnetildiler. Astroid kuşağı yaratılmıştı..

Destan, bizlere kayıp gezegen’in ortadan kayboluşuna ve sonucunda astroid kuşağının ve kuyruklu yıldızların ve dünyanın yaradılışına yol açan göksel olayların tutarlı bir kozmogonik-bilimsel açıklamasını sunmaktadır. Uydularından birkaçı ve elektrik yıldırımları Tiamat’ı ikiye böldükten sonra Marduk’un bir diğer uydusu, onu gezegenimiz Dünya olacak üst kısmını yeni bir yörüngeye kaydırmıştır. Sonra marduk 2.ci gelişinde alt kısmı parçalara ayırarak onu büyük bir gök şeridi halinde uzatmıştır.

Dünyanın uydusu Ay ise Tiamat’ın ilk yarattığı uydusu Kingu’dur. Marduk yörüngesindeki ilk dönüşünü tamamladıktan sonra ve savaş meydanına döndükten sonra Kingu’nun kaderini açıklar.

Ve Kingu’yu aralarında şef olanı
Küçülttü
Onu tanrı DUG.GA.E diye saydı
Ondan kaderler tabletini aldı
Zaten hakkı değildi.

Demek ki Marduk Kingu’yu yok etmedi. Onu boyutu büyürken Tiamat’ın kendisine bağışladığı bağımsız yörüngesini elinden alarak cezalandırdı.Daha küçük boyuta küçülen Kingu bir tanrı, yani güneş sistemimizin gezegensel bir üyesi olarak kaldı. Yörüngesi olmadığından ancak tekrar uydu haline gelebilirdi. Tiamat’ın üst kısmı fırlatıldığından, Kingu’nun da peşi sıra sürüklendiğini önermekteyiz. Bir göksel Duggae ye dönüştürülen Kingu yaşamsal unsurlarından, yani atmosfer, sular, radyoaktif maddeden arındırıldı, boyutu küçüldü ve cansız bir kil kütlesi haline geldi. Bu Sümer terimleri KİN.GU (yüce elçi) olarak başlayan ve DUG.GA.E (kurşun çömlek) olarak son bulan cansız Ay’ımızın henüz keşfedilmemiş tarihini ve başına gelenleri son derece uygun biçimde tanımlamaktadır.

Ayrıca Tiamat için Sulu Canavar denmesi, Tiamat’ın bir parçası olan dünyanın sularla çevrili olmasını da açıklıyor. İncil bilginleri İbranice Tehom (sulu derinlik) kelimesinin Tiamat’tan geldiğini kabul ediyorlar. Tehom-Raba (büyük Tiamat) anlamına gelir ve incilin ilksel olaylarla ilgili anlayışı, Sümer kozmolojik destanlarına dayanmaktadır. Tekvin kitabının açılış satırlarında, Rab’bin Rüzgarlarının Tehomum suları üstünde nasıl hareket ettiğini ve Rab’bin (Babil versiyonunda Marduk’un) şimşeğinin Tiamat’a çarpıp onu ikiye ayırdığında uzayın karanlığını nasıl aydınlattığını, böylece Yer ve Rakianın (dövme bilezik) yaratıldığını tarif etmektedir. Bu göksel şerit bu zamana dek gök kubbe olarak çevrilmiştir. Akkad metinleri de bu gök bölgesini rakkis (dövme bilezik) olarak adlandırırlar ve Marduk’un Tiamat’ın alt kısmını uç uca getirene kalıcı büyük bir çember halinde bağlayana dek nasıl genişlettiğini tarif eder.

Not: Yukarıdaki uzun pasajı “12. Gezegen”  kitabından tape eden Redsonja arkadaşımızın zahmetleri için hepimiz adına teşekkür ediyorum.

Bir yorum

  • büşra 16 Ekim 2010, 11:21

    ya aradığım sonuca ulaşamıyorum yardımcı olurmusunz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir