SUYU GROKLAMAK

Şamanlar bunu genelde yağmur yağdırmak amacıyla kullanmışlardır ama her türlü sebep için de yapılabilir. Serge hoca gel-git dalgaları için yaptıkları bir uygulamayı anlatmış. Groklama, tüm şamanların bildiği ya da uyguladığı bir yöntem değildir. Diyelim ki bir sorun var, halledilmesi gerekiyor, bu sorunu iyileştirmek için bir şaman onunla telepatik bir iletişim kurar, diğeri onunla rüyada bir işlem yapar, fark etmez, herkesin kendine , yapısına, yaradılışına uygun ve kolay gelen yöntemler vardır. Uzmanlık alanları farklıdır, herkes her konuda uzman olmak zorunda değil, dolayısıyla bu durum bizi, diğeriyle karşılaştırma yaparak daha iyi ,daha uzman gibi bir sonuca götürmez, acemilik gibi bir durum söz konusu değil. 7. prensip (PONO: doğruluğun ölçüsü etkinliğidir) gereği onlar sadece uygulamadaki etkinliğe odaklanmışlardır, yapabildiklerini en etkin şekilde yapmaya çalışırlar. Doğal olayların oluşumu, bilmediğimiz bir çok etkileşime ve ihtiyaca dayanmaktadır. Eğer toplulukta gel-git dalgasını bir sebeple isteyen, ona ihtiyaç duyanlar ya da ondan çok korkanlar varsa şamanların dalgayı değiştirme çabası etkisiz kalabilir. Yani şamanın bazı konuyu başaramaması, onun yetersizliğin göstergesi değildir. O grupta gel-gitin varlığının lehine olacağı biri varsa, ya da mesela hiç görmemiş biri buna tanıklık etmek istiyorsa vs bunlar birleşik alan olduğu için bu işlemi etkiler. Örneğin Teksas’ta uzun dönem ağır bir kuraklık olmuş. Bu durumu çözmek için…

Beynimize ince ayar

Bu konuda altı aşamalı bir süreç izleyeceğiz: 1.Dikkat önemli. Her gün yeni bir şey okuyun,izleyin ya da dinleyin. Aşina olmadığınız konular, beyninizin yeterince kullanılmayan bölgelerini uyarır, toplam dikkatinizin artmasına sebep olur. Kısa molalar verin, bu dikkatinizin dağılması olasılığını azaltır. Çok dikkat gerektiren işlerin öncesinde yirmi dakika egzersiz yapın. Doğrusu bana yürüyüş çok iyi geliyor çünkü aynı zamanda hayalime bile gelmeyen bir sezgisel veri almış olabiliyorum. *yürüyüşle ilgili bir not ekleyeyim: tıpkı meditasyonda olduğu gibi zihninizde beliren görüntülere takılmayın, bırakın sonbahar yaprakları gibi uçuşup geçsinler 🙂 2.Öğrenme Süreci Bir şey öğrenmek, beynin mimarisini yeniden yapılandıran fiziksel bir süreçtir. Yaşadığımız her deneyim, beynimizdeki milyonlarca nöronun eşzamanlı olarak etkinleşmesiyle olur. Hippokampus deneyimi bilgiye dönüştürür ve kısmen de depolar. Öğrenme işlevinde ayna nöronların da katkısı azımsanamaz. Yeni ,şaşırtıcı,önemli ve acı veren olaylar sıradan olaylara göre daha kolay kodlanır çünkü daha yoğun nöral etkinlik içerirler. Tabi sonradan bizde sıkıntı yaratan alışkanlık, davranış ve her türlü hastalığın da yerleşmesi öğrenme sürecinin bir uzantısıdır. Yani onlar da aynı prosesin ürünüdürler. *Öğrenmek için kısa notlar alıp, arada bunları tekrarlamak, anıları saklayan sinir ağlarını tetikler ve güçlendirir. *Sınava çalışırken ya da mutlaka aklınızda kalmasını istediğiniz bir beceri için uğraşırken, bu işlemi içinde alışılmadık bir koku olan odada yapın. Ve bilgileri hatırlamak…

Kulike’nin şifa amacıyla kullanımı

Kulike’nin şifa amacıyla kullanımına dair 4 aşama: KOPYALAMAK: Çevrenizdeki şablonlara bilinçsizce uyumlanma anlamında, yani ayna neronlar. Sibel buna örnek olarak daha evvel bir videoyu hatırlattı. Fransa’da bir yarışma yapılıyor, uluslararası, özgün birkaç reklamcı davet ediliyor. Havaalanında karşılanmışlar, şirkete kadar arabada götürülmüşler. Sonra bir konu vermişler ve onunla hemen o an , o konuyla ilgili bir reklam kampanyası yapmasını istemişler, hepsi ayrı ayrı yapacakmış. Hepsinin işi bittiğinde havaalanından şirkete gidene kadarki yolda gördükleri tabelaları, objeleri, yazıları vs yi reklamcıların önüne getirip koyuyorlar. Aslında özgün bir şey yoktur. Kopyalama dediğimiz şey, 0-4 yaş arasında çocuklara yerleşen yorumlama sistemidir, onlar tüm ama tüm verileri bomboş bir kağıda kaydeder gibilerdir. Yetişkinlerde geri çevirme filtreleri zamanla oluşmuş durumda. Aynı anda aynı yere çıkınca çocuk 1000 tane öğe kaydederken yetişkin 5 tanesini kaydediyor. Çünkü yetişkinde ben fikri uyanmış, ben ve başkaları olduğunu biliyorsunuz, ayrımcılık haline girmişsiniz, o yüzden yetişkinde özne ayıklama filtresi oluşmuş. Bunu sadece bilinçli olduğumuz zamanlar için söyleyebiliriz, uykuda olduğumuz zamanlar için değil. Bu insanın özelliklerinden biridir. Bunun böyle olduğunu bilmek önemlidir. Daha az iddiacı daha az eleştirel, daha az yargılayıcı olunur, en büyük kazanç da bunlardır zaten. TAKLİT : Kişisel gelişim ve güvenliğiniz için çevrenizdeki şablonlara bilinçli olarak uyumlanma. Özenme ve nefret etme…

DEĞİŞİMİN SEZGİDEN BAŞLAMASI
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 21 Haziran 2019

Şamanla sezgiselliği öğretmezler, bunu üstlenirler. Bunu nefes almak kadar kolay ve doğal yaparlar. Aslında bu durum ilk 3 prensibin (İke-Dünya düşündüğün şeydir, Kala-Limit yok herşey birbiriyle bağlantılıdır, Makia-enerji dikkatin gittiği yere akar) doğal sonucudur.  3 prensibin doğal sonucu insana zaten sezgiselliği yaşatır. Sadece nefes alarak sezgisellik rafine bir şekle getirilebilir. Sezgi kelimesinin aktif ve pasif yanları: Sezgi genellikle bir bilgi ya da bilgilendirme şeklini ima eder. İçsel hisler, görme, duyma, koku, tat yoluyla gelirler. Telepati kelimesi bir şeylerin aktif ve sözel çağrışımından kaynaklanır. Duru görü ise pasif ve görsel hissinden kaynaklanır. Telepati ve duru görü, sezginin bir çeşit ifadesi olmuş oluyor. Bu içsel bilgiler sezgisel olarak alınabildiği gibi verilebilen de bi şeydir. Aktif-pasif olarak ayrılırlar. Sezginin alınması pasif bi şey iken sezgi iletilmesi aktif bi şey olmaktadır, çünkü burada bilinçli bir durum söz konusudur. Sezgiyi bazı metaforlar kullanarak tarif edebiliriz. Çünkü ilk seviyede olan bir bilim insanı gibi (Serge hoca bunu henüz sadece fiziksel kuralları uygulayıp bunun ötesine geçmemiş anlamında kullanıyormuş) sezgiyi ufak parçalara bölerek anlama yolundan gidemeyiz Sezginin varlığına dair kanıtlar, sorgulanamaz derecede açık ve nettir. Yeter ki siz onları görmezden gelmeyi seçmeyin. Şaman düşüncesine uygun olarak fiziksel bir temel olsun veya olmasın-fiziksel dünya, fiziksel olmayan dünya-tarafından üretilmiştir. En genel…

Mental ve Spritüel Direnç
Urban Shaman / 18 Haziran 2019

Naturel direnç, yürüdüğün yolun, yaslandığın duvarın seni taşıması gibidir. Yaratımdan gelen fiziksel limitler gibidirler. Değişikliğe ve adaptasyon esnekliğine açık olması şartıyla her şeyin yerli yerinde durması ve kendi işlevlerini yerine getirmesi, sağlıklı, doğal bir direnç göstergesidir.Ancak İnsan, naturel olmayan dirençleri de geliştirmiş durumdadır. 4 ÇEŞİT DİRENÇ VAR demiştik, yazının başlangıcı için tıklayınız. 3- MENTAL DİRENÇ Duygusal direnç bir şeylerin kötü olduğunu düşünmektir mental direnç ise yanlış olduğunu düşünmektir. Burada korku ve öfke belirmez. Ancak kendine saygıyı, değer vermeyi aşındırır, bu da sağlığı etkiler. Mental direnç eleştiri formunu alır ve Ku, her eleştiride yumruk yemiş gibi olur. Eleştiriyi ister kişi yapsın ya da kişiye yapılsın fark etmiyor, Ku etkileniyor. (çünkü Ku özne-zaman bilmez) Alışkanlık haline gelen eleştiri sesli ya da sessiz yapılsın fark etmez,gerilimi arttırır. Eleştirinin olumlusu yoktur, bu sadece eleştirinin içine sadece bir özür koymaktan başka bir işe yaramaz. Beliritileri: Astım, alerji, soğuk algınlığı, başağrısı, artrit İlla eleştiri yapılacak ise Sergei sandviç şeklinde olmasını öneriyor. Yani gerçekten övülecek iki durum bul ve eleştiriyi araya yerleştir. Bu hem eleştiriyi söyleyememe stresinden kurtarır, hem de kendinin ve karşıdakinin Ku’sunu vereceği zarardan korur (yine de zarar sıfır değildir). 4- SPRİTUEL DİRENÇ Bu direnç, yabancılaşmadan gelir. Bir grup ya da Dünya’nın geri kalanına ait…

Stresin kaynağı dirençtir.
Urban Shaman / 16 Haziran 2019

Stresin kaynağı dirençtir. Hawaiice ismi Ku’e, ayrı durmak anlamına gelir. Naturel direnç, yürüdüğün yolun, yaslandığın duvarın seni taşıması gibidir. Yaratımdan gelen fiziksel limitler gibidirler. Değişikliğe ve adaptasyon esnekliğine açık olması şartıyla her şeyin yerli yerinde durması ve kendi işlevlerini yerine getirmesi, sağlıklı, doğal bir direnç göstergesidir. Ancak İnsan, naturel olmayan dirençleri de geliştirmiş durumdadır. 4 ÇEŞİT DİRENÇ VAR: 1- FİZİKSEL DİRENÇ Daha önceden planlanmayan olaylara bedenimizin cevap verme şeklidir. Bu bize çocukluğumuzdan beri gelmiştir, otomatik olarak bu duruma tepki veririz ancak bunun üzerinde düşünmemişizdir. Örneğin düşeriz bir yerimiz yaralanır, kırılır, kesilir, yanarız. Bunlar mutlak değildir ancak bize böyle öğretilmiştir o yüzden mutlak diye biliriz. Oysa lavların, çivilerin, kırık cam parçalarının üzerinde yürüyen, vücuduna şişler saplayanlar ve hiç bir şey olmayan insanlar var. Sergei hoca, şifacı şamanlık düzeyine yükselmek için temel bir sınava katılmış. Bu sınavlardan bir tanesi de lavların üzerinde yürümekmiş. Her katılan farklı bir yöntemi kullanmış olabilir, Sergei ise lav ile bir olmuş yani öncesi sonrası olmadan beklentisiz olarak ona odaklanmış ve hiçbir yerine bir şey olmadan geçmiş. (groklama yöntemini kullanmış) 2- DUYGUSAL DİRENÇ Tepki, korku ve kızgınlıktan doğar. Lono, bunu nötrleme kararı alsa bile Ku buna fiziksel tepki döngüsüyle tepki vermeye devam eder. Çünkü Ku daha evvel bir…

Vücuttaki armoniyi, ahengi yaratmak.
Urban Shaman / 13 Haziran 2019

Temel olan şudur ki; Hastalık, savaş ve çatışmanın bir sonucu iken, iyileşme buradaki barış ve armoninin sağlanmasıdır. Hawaiice hayat anlamına gelen Ola kelimesi barışın kazanılması anlamına gelir. Bunu tersi olan hastalık yani Mai gerilimin yeri anlamına gelir.  stres ile ilişkilidir. İngilizcede hastalık anlamına gelen 3 kelime vardır 1-illness (zihinsel): Kötücül, günahkar davranışın bedelini ima eder. Kötü niyetli bir güç tarafından korkutulmuş olma anlamını taşıyormuş, biz ise hastalık deyip geçiveriyoruz. Bir kişi elnes ise ondan korkma eğilimi olur. 2-sickness (duygusal):üzüntü ve sorun yaşıyor olmaktan kaynaklanan hastalık anlamına geliyor, duygusal temellidir.Bir kişi seaknes ise ona üzülme eğilimi olur. 3-disease (fiziksel): rahatsızlık konumu günümüzde fiziksel bir çağrışım yapıyor Bir kişi disease ise o kişi için ameliyat önerme eğilimi olur. Batı tıbbı bu 3 çözümü sunar. Oysa Hawaii dilinde tüm hastalıkların bir stres tarafından oluştuğu düşünülür ve şifa ile ilgili tüm Hawaii sözcükleri enerji akışının sağlanması çağrışımını yapar ve stres bağlantılı gerilimi serbest bırakmak anlamına gelir. Virüsler de vardır ancak bunlar hastalık değil stres belirtisidir. Bakteriler ise hastalığa sebep olmazlar ama kendiliğinden bir avantaj elde etmek için vardırlar. Stres etkisi: Birçok şey strese sebep olabilir. Düşünceler, duygular, fiziksel aktiviteler, yiyecekler, çevresel kondisyonlar doğal olarak strese sebep olur ve normaldir. Normal olmayan ise sürekli…

7.ci Prensip PONO

7. PRENSİP PONO: Doğrunun ölçüsü etkinliğidir. (rüya dokuması) Bir Hawai atasözü der ki: “Bilgeliğini dalganın sırtında sörf yaparken göster” Bunun bizdeki benzeri: “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”. Bilgeliğini yaptığın iş ile göster demek istemektedir. (her konuda, en basit işlerde dahi) Şu doğrudur şu yanlıştır şeklinde ayrım yapmazlar. Bir iş, şu anda etkin bir yarar uğruna yapılıyor ise doğrudur. Dolayısıyla bizim için doğruluk, uygulamanın etkinliğindedir. Şamanlar doktor veya bilim uzmanı olmadıklarını, birer danışman olduklarını söylerler. Savunacakları kesin doğru ve belirgin yöntemleri yoktur. Sonuç almak için fiziksel, ruhsal, zihinsel, duygusal tüm boyutlarda bildikleri tüm yöntemleri ya da o an’ın kendilerine sunduğu hediyeleri kullanırlar, amaç şifalanmaktır. Yöntem yeter ki etkin olsun, sonuç alınsın, etkinse doğrudur. (Bu yöntem CC’de an’da gerekeni yapmaya denk düşer.) An’da gerekeni yaparlar, bunlar önceden belirlenmiş, kesinleştirilmiş şeyler değildir. Her türlü yöntemi kullanmakta kendilerini serbest bırakırlar, sınırlamazlar. Şu anda gerek bilimsel sistemden gerekse kişisel gelişim sisteminde uygulanandan çok farklıdır, çünkü benim yöntemim bu, sonuç alınamadıysa sen alamadın, benim yöntemim doğru demezler. Bilim ya da başka dallarda farklı yöntemleri arayan insanlar da var, ancak günümüzde onlar hemen dışlanıp hatta suçlanıyorlar. (şimdilik diyelim) Batılı bilim insanları, şamanların yöntemlerini uzun süre öğrenmeye çalışmıştır, gözlemleyerek formüle edip dünyaya yaymak istemişlerdir. Ancak gözlemleyerek anlayamazlar, çünkü…

Dünyada Neler oluyor?

Başlangıçta Powton, Kennedy’nin bilime yaklaşımından (kendi söylemiyle “Indiana Jones tarzı yaklaşımından” etkilenmişti): Belize’ye gelmiş, bilimsel araştırmanın standart kurallarını alaşağı etmiş, kendi zihniyle kumar oynamıştı. Ancak şu anda karşımızda, görünüşe göre LIS’li bir hastaya dönüşmüştü. Powton, “Onda ömür boyu kalıcı hasar bıraktığımızı düşündüm.” diyor. “Eyvah!” dedim kendi kendime, “Biz ne yaptık?” Müthiş bir gerçek öykü, bilimsel detaylar yer aldığı için oldukça uzun, herhalde kimse bunu okuyacak kadar sabırlı değil. isterseniz tıklayın. Bilim insanlarının kendini denek olarak kullanması tarihte görülmemiş bir şey olmasa da böylesi olmamıştır! Tezini herkese ispat eden ünlü nörolog Kennedy şöyle diyor; “Beyinlerimizi çıkarıp onları, bizim için her şeyi yapacak bilgisayarlara bağlayacağız. Bu şekilde beyin, sonsuza dek yaşayacak” dedi. Bu tam da ünlü HİÇİ destanı isimli bilimkurgu roman serisinin konusu. Bir hayal daha bu gerçekliğe düşüyor. Gerçekten heyecan verici #Hiçidestanı * ZAMAN konusunda gerek bilimsel çıkarımlar gerekse yapılan yazılan kurgular aslında sadece beyanı yapan kişiyi işaret eder. Bundan bağımsız bir zaman olduğunu düşünmüyorum. Zaman benim! Zaman kelimesi nasıl da insanın kendinden koparılıp ayrı bir kelime haline getirilmiş yanarım. Bu tıpkı yıllarca yakındığım SEVGİ kelimesinin icadı gibi, sadece israf değil, yanıltıcı ve saptırıcı. Büyük ustaların bu konuda üzerine basarak söyledikleri;”şimdi ve burada” ben’im. Bence tek gerçeklik bu. Echart Tolle ustaya…