Örtük ve Belirtik arasında
Blog , Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 18 Ekim 2017

Fiziksel ya da moral fark etmez kurallar ve kanunları ve onların ait olduğu sistemleri, olayların kontrolümüzde olduğu hissini bize verdikleri için seviyor ve destekliyoruz. Pek de yanlış sayılmaz zaten. Fakat beni güldüren bu değil. Beni güldüren, tüm gücümüzü o sistem ve içeriklerini sabitlemek için kullanıyor oluşumuz. Bunu yaptığını bilmeyen çok büyük nüfusa gülmüyorum tabi, bile bile lades olanlara -örneğin benim gibi- gülüyorum. Çok abzürd * Efsaneler, bir ip üzerindeki düğmelere benzerler; her biri bir sonrakine bağlanır. Hawaii’den Her bir düzey öncekine göre örtük ama ardından gelene göre belirtiktir. Evrim önceleri saklı olanı görünür kılan bir dizidir.

İNSANLIĞIN İLK ŞİFACILARI ŞAMANLAR

Dr. Stanley Krippner ‘Şamanlar kendi kabilelerin psikoanalistleridir’ diyor. Şamanizm ve rüyalardaki mitsel semboller denildiğinde, psikoloji profesörü ve araştırmacı Stanley Krippner akla ilk gelen akademik isimlerden biri. Psikoloji ve parapsikoloji alanında geniş kapsamlı akademik çalışmalar yapan ve uzun yıllar boyunca, dünyanın dört bir yanındaki yerli topluluklarını, özellikle de Şamanları ve şifacılık özelliklerini inceleyen Krippner ile Şamanların sırrını konuştuk. (Mine Akverdi röportajı) – Şamanizm ile ilgilenmeye nasıl başladınız? Küçükken çok hastalıklı bir çocuktum. ‘Bu çocuk fazla yaşamaz’ diyenler bile vardı. Doktorlardan çare bulamayan ailem de o zaman kimsenin ciddiye almadığı alternatif tedavilere gizlice başvurdu. Ve işe yaradı. Alternatif tedavilere ilgim böyle başladı. Büyüdüğüm yer Wisconsin, eskiden Kızılderililer’in yaşadığı bir bölgeydi, çevremde tanıdığım Kızılderililer de vardı. Bu yüzden onlar hakkındaki her şeyi merak ediyor, okuyordum; özellikle de iyileştirme gücü olan Şamanlara odaklandım. Sonunda 1970′lerde de gerçek bir Şamanla tanıştım. Seneca Kabilesi’nden büyükanne Twyla Nitch 98 yaşındaydı, bitkilerden ilaçlar yapma konusunda çok bilgiliydi ve üzerimde büyük bir etki yarattı. Böylece insanlığın ilk şifacıları olan Şamanlar üzerine araştırmalarıma başladım, 6 farklı kıtada, birçok farklı ülkede, farklı kültürlerden kabileleri ziyaret ettim; Şamanlarla tanışıp onları inceledim. – Şamanların özellikleri nedir? Şaman bu insanlara verilen antropolojik isim. Ama elbette her yerde farklı adlarla anılıyorlar. Ortak noktalarıysa bu kişilerin hepsinin toplumları etkileyen…

Drama merakımız, gizli acendamız
Blog , Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 28 Eylül 2017

93 yılında hemen her şey gibi Medya takibini de bırakmıştım. 24 yıl olmuş var canına. Yani aşağıda paylaştığım pasajın konusu bildik bir şey, bunu kryondan öğrenmiyoruz, yalnızca iyi toparlanmış bir söylem olarak hatırlatıcı olsun diye paylaşıyorum. Her geçen gün odaklanma/groklama refleksim artıyor, bunu son on yıldır adım adım takip ediyorum. Geldiğim noktada artık bırakın gündelik haber realite showlar vs programlarını gayet masum (korku/gerilim/savaş olmayan) film ve dizileri izlerken bile onları gerçekten yaşıyormuş gibi hissettiğime -bile bile- şaşırıyorum. Duygu portalları, bilinç portalları vs hepsi yem arayan avcılar gibi dönüp dolanıyor! Bu hep böyleydi, her zaman farkındaydım ama şimdi ayrılık illüzyonu tarafından korunan bireyliklerimiz çıplak kaldı! Nerdeyse çıplak kaldı. Bariyerler çok geçirgen. Hakkımızda hayırlısı olsun. * Drama – eğilimli medyaya çözüm basittir: Standart yayınları izlemeyin veya dinlemeyin! Bunun yerine, alternatifleri bulun ve seçici olun. Size tam zamanlı drama getirmede daha az önyargılı olan haberleri seçin. Elbette, olan bitenler ile temasta kalmaya ihtiyacınız var, ama günün dramasını zenginleştirmeye ve yükseltmeye ve daha da kötüleştirmeye adanmış olan – veya olmakta olan iyi şeyler hakkında hiç haber vermeyen – bir programı kabul etmek zorunda değilsiniz.   Bunu söylüyorum, çünkü yayın sadece bozuk değil, tehlikeli de, çünkü gezegenin görünüşünün yanlış izlenimlerini veriyor. Onlar eski enerjide yapışıp…

8D yöntemi, Problem Çözme
Genel , Urban Shaman / 22 Eylül 2017

Belki uzun bulup okumayacaksınız ama bazen ummadığınız anlayışı tamamen alakasız bir yerde bulabilirsiniz (hatta bazen’den daha sıkça) Okumak için tıklayınız Bu yazıdaki 8D yöntemi, Ford arabalar için geliştirilmiş ve uygulanmakta olabilir peki ama insandan kıymetli mi bu arabalar? Neden tıp literatürümüzde böylesine bir disiplin yok, ya da varsa da bizler uygulamada bunu fark edemiyoruz ve bu sebeple hep yan yollar ortaya çıkıyor, alternatif şifa sistemlerinden bahsediyorum. * Görüntülerin analizi DNA ve kromatin olarak bilinen destekleyici proteini içeren materyalin, toplam kromozom içeriğinin % 53 – % 70’ini oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Geriye kalan % 30 – % 47, kromozomun dış yüzeyinden oluşmaktadır. Bu kılıfın kesin işlevinin bilinmemesiyle birlikte, Dr. Booth ve arkadaşları, hücre bölünmesi sırasında kromozomları birbirinden izole edebileceğini öne sürmektedir. Onlar, bu sözde kromozom yüzeyinin, hücrelerin bölünmesi sırasında meydana gelen hataları (bazı kanser türlerinin ve doğum kusurlarıyla ilişkili hastalıkların bir işaretidir) önlemeye yardımcı olabileceğini söylemektedir. Ayrıca Edinburgh Üniversitesi – Biyolojik Bilimler Bölümü’nden Prof. Bill Earnshaw (ortak başyazar) sözlerine şunları eklemektedir: “Biz şimdi, genetik materyalin bu kalın materyal tabakası ile kaplanmasından dolayı, kromozomların nasıl oluştuğunu ve hücre bölünmesi sırasında nasıl ayrıldığını yeniden düşünmek zorundayız.” Kaynak Tıklayınız

Morfik Alanlar konusu ve Yorumlama Sistemi

.Sheldrake’in görüşüne göre, bir formun varlığı o formun başka bir yerde de ortaya çıkması için yeterliydi. Sheldrake 1973’te buna “morfonegenik alan” adını verdi ve bu görüşe göre doğa bir yasalar bütünü değil, alışkanlıklar bütünü olabilirdi. Bu düşünceye göre doğada bir tür hafıza vardır. Herşey, bir kolektif hafızaya sahiptir. Örneğin şu an New York’taki bir sincapı ele alalım. Bu sincap kendinden önce yaşamış bütün sincaplardan etkilenmektedir. Bu etkinin zamanda hareket edişi ve sincap hafızasının hem formunun, hem de içgüdülerinin iletilişi, morfik rezonans sayesinde gerçekleşiyor. Bu, doğada varolan bir kollektif hafıza teorisidir. Hafızanın ifade edildiği vasıtaya “morfik alanlar” adı verilir, bunlar her organizmanın içinde ve dışında bulunurlar. Hafızayla ilgili fonksiyonlar “morfik rezonansa” bağlıdır. Temel olarak, morfik alanlar alışkanlık alanlarıdır ve düşünce, eylem ve konuşma alışkanlıkları vasıtasıyla kurulmuşlardır. Kültürümüzün çoğu alışkanlıklara bağlıdır, yani, kişisel hayatımızın çoğu ve kültürel hayatımızın da büyük bölümü alışkanlıklara bağlıdır. Fizikçi Zohar, alışkanlıkların az enerji tükettirdiğini söyler, belki onlara sıkıca sarılmamızın nedeni budur.Bunun hem özgürleştirici(soyut araştırmalar için enerji birikimi sağlar) hem de köleleştirici (bilinçsel olarak bizi zıplatacak yeni şeylerle karşılaşma olanağını sıfırlar) etkisi olması, bence kozmik bir şakadır. Ben da bazen öyle bunalırım ki, alışkanlıklarımızdan “alışkanlık çıkmazı!”, genellemelerimizden “genelleme canavarı!” diye söz ediveririm. Eski dilde çok daha nezih ifadesi…

Gelecek, geçmişi etkiler mi?
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 16 Ağustos 2017

Gelecek, geçmişi etkiler mi, biçimlendirebilir mi? Şu an ki bilimsel uygulama düzeyine göre geçmişi fiziken değiştiremiyoruz diyebiliyoruz. Fakat beni rahatsız eden bir hissim de var, bununla ilgili bir şeyler var aklımda. Evrenin kendinden kaynaklanan enerjisel bir varlığı var fakat bunları insan için bilinebilir forma getirmek bir gözlemci gerektiriyor çünkü ANLAM atanmadan ve isim takılmadan önce o doğmamış bir çocuk gibi.Sadece potansiyel. Eğer bu söylemimde mutabık isek buradan hareketle, geçmişin değişebileceğini de öngörebiliyorum. Eğer gözlemci olarak benim yerim/konumum değiştiyse gördüğüm şey de açı değiştirdiği için, tamamen farklı olabilir hatta gözden yitmiş de olabilir! Şamanik bilgilerde, özgürlük; bilinçli olarak konum değiştirme kabiliyetine bağlanmıştır. Şimdi anı karar anıdır. Olasılıklardan birini seçtiğimizde dalga çöker ve gerçeklik haline gelir. O bir kere çöktüğü için artık ona bir şey yapılamaz demek kulağa gayet doğru geliyor. Oysa ya ben konum değiştirirsem ve paralel bir gerçeklikte öncekini değil de bir başka olasılığı seçersem ne olur? Muhtemelen ilk konumumdaki A gerçekliğindeki geçmiş değişmeden aynen devam eder fakat ben artık orada değilim (algım orada değil). Böylece ben yeni seçimime uygun B gerçekliğinde olurum (bakınız Laniakea kitabım) Bunun fantezi olduğunu düşünüyor olmanıza hiç şaşırmam, matematiksel bir ispatı yapılana kadar sadece çocuk hayali olarak kalacaktır. Ama Feynman’ın da dediği gibi fikirler extrapole…

Guru-chela (usta-çırak) ilişkisi

Guru-chela (usta-çırak) ilişkisi: bilgin Swami Kaivalyananda, bana gurunun “kendin” oldugunu söylemişti . Bu açıdan bakıldıgında gerçek guru insanın yüksek özüdür; dışsal olarak guru diye adlandırdıgı ise kendi gelişmiş evrimi sayesinde nitelik kazanan ve çıragın bir üst kimligiyle işbirligi içindeki bir ayna vazifesi gören kişidir. Bu bilinçli üst kimlik ile bilinçsiz alt kimlik kavramı n eredeyse bütün kültürlerin ve dinlerin temelinde ve geleneklerinde yer aldıgı halde bilimin, materyalist dünyanın ya da mekanik kimliğin ötesine bakmadıgı modern Batı’da karşıiaşılması zor bir kavramdır. Üstelik Batı’da köktendinci gruplar insanın bilinçli kimligini tamamen reddederek insan ruhuna hata ve günahı yükler. Aktif niyet olarak tanımlayabilecegimiz üst kimlik, zihnin ve maddenin temel kaynagıdır. Fiziksel olarak adlandırılan dünyalarda bulunan her bir atom ve molekül zerresinin özü düşünce gücünün vasıtasıyla bir düzen içinde yer almaktadır. Her türlü oluşumda yaratıcı güç üst kimliktir. Yaşayan her türlü dünyevi düzende kontrol edici unsur zihindir. Bütün yaratıcılık, neden-sonuç ilişkisi , kültür ve değişim kaynaktan yüzeye sıçrar. iyileşme içeriden dışarıya doğru gerçekleşir. Şitacılar ve yardımcılar, zorlayanlar ve içerlerde bir yerlerde bir şeyleri hareket ettirebilenlerdir. Bu insanlar yardım, ümit, anlayış ve destek sağlayabilirler. Ancak tüm bunları yaparken karşılarındaki insanın yaratıcı niyetini de kesinlikle ihmal etmezler. Yaratıcı dönüşümün doğal sürecini bilerek ve göz önünde bulundurarak çalışırlar. Her…

Tanrı Ayakkabılarımı ben olmadan bağlamaz.

EGER BU HAYATTA BİR ŞEY ÖGRENDİYSEM, o da Tanrı’nın ayakkabılarımı ben olmadan asla baglamayacagidır. Dört yaşına geldigimizde bizden ayakkabılarımızı kendi başımıza baglayabilmemiz beklenir. Büyük Ruh’un Dünya’da olmasını istedigi işleri ve anlayışları, kendi işlerimiz ve anlayışlarımız vasıtasıyla beraberimizde buraya getirmekteyiz. Baglarımız sadece ailemiz ve akrabalarımız ile sınırlı degildir. Baglanmız bütün hayatımızı kapsar – her şeyi, hatta taşlan bile canlı olarak düşünrneliyiz. Tüm yaşamdaki karşılıklı baglılıgın dogrudan deneyimi ve farkındalıgı, modern zamanımızda neredeyse tanınmaz hale gelen dogal insanlık potansiyelinin tekrar kazanılması yolunda oldukça gereklidir. Uygun ve uygulanabilir bir gizeme ihtiyacımız vardır. Acelemiz, çagdaş insanın zor durumunu hemen ele alıp tüm yaşantımızdaki baglarımıza karşı daha anlayışlı ve bilinçli bir durumu talep etmemizdendir. “İnsanoglunun dünyadaki yeri nedir?” sorusunu, daha kapsamlı olan “Dünyanın dünyadaki yeri nedir?” sorusunu sormadan dürüstçe yöneltemeyiz. Kendimizi bagların dışında degerlendiremeyiz. Kimse “Kendini kendin gibi bil,” dememiştir. Biz, birbirine baglı kozmik yapının oluşturmuş oldugu uyumun dışında kaIan hiçbir şeyi anlayamayız. Bizim ihtiyacımız olan, uygulanabilir bir gizemdir – sezgisel anlayış ile pratik çabanın dengesinin uygun bir biçimde kurulmasıyla ortaya çıkacak olan bir gizem. Meditasyonun fazlalıgı, daha çok ilahinin söylenmesi ya da çalınması, sayısız mumun ya da tütsünün yakılması, ayakkabılarımızı baglamak için Tanrı’yı ya da Cennet’i ikna etmeye yetmez. Bize yarar saglayacak, huzur verecek…

Zihnin tümü bedende değildir

Yerli halk için köylü bir kahinin söylemiş oldugu şu söz anayasadır: “Eğer kim çarpışma ve rekabet ile karşı karşıya kalırsa, en uzun agacı bulup hemen tepesine kadar tırmansın.” Kaçmak mı? Eger düz anlamında algılayacak olursak, sözün demek istedigi anlam “Dövüş ya da sıvış” olacaktır. Ancak insan yine de ” agacın tepesine çıkarak” bakış açısını olabilecegi en üst noktaya getirip, karşısındakinin kötü durumuna yukarıdan farklı bir bakış açısıyla bakabilir. İnsan kendine bile bu şekilde yukarıdan bakabilir; yukarıdan ve uzaktan . . . Böyle b i r üstünlük noktasını geliştirmek insana davranışsal degerler katacaktır, çünkü bu şekilde insan artık bağlantılı ve göreceli durumların farkına varabilir ve istediği gibi düzenlemeler yapabilir. Böyle bir üstünlük noktasını korumak da sezgi yetisini geliştirir, çünkü artık insan olacakları önceden görmeye başlamıştır. Beden yerdedir, ama zihin ve ağaç da yerdedir. Zihnin tümü bedende değildir. Daha üstün bir nokta vardır ve bu nok· ta sayesinde daha geniş bir manzara görünür. Olay sadece beden için daha geniş bir manzarayı bilinir hale getirmektedir. * Kuvvet nazik bir şeydir; estetiktir,sanattır. Niyet ve yetenek gerektirir. Şiddetle ve rekabetle alakası yoktur. Swami Rama *