Beat Zen, Kurumlaşmış Zen ve Zen-devam

15 Kasım 2017

Önceki bölüm için tıklayınız

Suçluluk duygusu ve kaygı, oyunun gizliliğini devam ettirir.
Bir zen deyişi şöyle söyler: Satoriye (aydınlanma) ulaştığın o an, yapabileceğin tek şey iyi bir kahkaha atmaktır. Uyanış konuşmasından tıklayınız.

Doğayı nasıl algılayacağımızı bilsek, Tanrıyla doğa arasındaki çatlak anında yok olacaktı. Çünkü diye devam eder Watts; Onları ayrı şeylermiş gibi gösteren tözlerindeki farktan değil, yalnızca kafamızdaki yarıktan kaynaklanıyor.

Dalınç(kuan)/meditasyon, “sürekli şimdi”de ne olup bitiyorsa hepsini yoğun bilinçle izleyebilmektir. Dalınç, bir amaçla/bir şeyler elde etmek için yapıldığı zaman meditasyon olmaktan çıkar.

Her şey basitçe gösteriyor ki; sonuç odaklı edimlerimiz,doğal olanla halihazırda olan büyülü dansımızı çökertici etkendir. Numerolojide bu durum 4 sayısının dersine denk düşmekte, bunu hatırlayıp gözlem yapmak konuyu daha iyi anlamayı sağlayabilir. (Benim notum)

Cinsellik, insan yaşamının ayrı bir bölüğü değildir. Cinsellik insan yaşamının gerekli kıldığı her türlü ilişki üzerine ışığını saçar. İnsanın doğayla olan ilişkilerinde özel bir tutum ya da düzeydir. Cinselliğin verdiği tat zaten yaşamın içinde var olup da genellikle bastırdığımız “yaşamın tadıyla” içtenlikli bir ilişki kurmaktan başka bir şey değildir. Bu tat, bizim genellikle gerçekleştiremediğimiz “dünyayla özdeşliğimizden kaynaklanmaktadır.

Beyaz bulutlarla kızıl ağaçlıklar arasında
Büyük sükunun türküsünü çağırarak bir ağızdan,
Yaşayalım birlikte.
Çin şiiri

*

O sonsuz kaynak; hani olmadığınız rolünü oynadığınız, sıradan günlük bilinç denilen deneyimin içinde. Saklambaç oyunu :) Alan Watts!ın sesinden dinlemek için tıklayınız.

*

Evrenden farklı olduğun hipotezinde bulunduğun an, ondan üstün olmak istersin!
Ben ve diğerleri, ön ve arka gibidir. Bunu anlamadığın sürece sürekli rekabet etmen kaçınılmaz.

*Akıl sistemleştirilmiş kuşkudur. Karşıtı olan içgüdüsel inançla kucaklaşmadan pek uzaklara gidemez. Akıl bu yönüyle kendine de güvenemez. Bu sebeple; güvensizlik uygar insana özgü bir ruhsal bozukluktur. Der Watts

Akıl belki içgüdüsel olanın farkında değil, ya da onu hayvani diye küçümseyerek, sonsuz detaylar ve bağlantılara sahip evrensel dansın yerine kendi kabiliyeti oranında ölçümleme kıyaslama sistemleri getirmiş ve halen de taş üstüne taş koymakla meşgul fakat tüm bu çabalar her geçen asır tedirginliği arttırmış, sistemi büyüdükçe, ne kadar az bildiğini ve aslında kontrolünün yetersizliğinden şüphe duyuyor. Hep eksik ve atlanan parçalar var diye işi yapanın başına bir kontrolör daha ekliyor! Yani üzücü bir uğraş diyebiliriz. Neden üzücü çünkü bizler de kısmen Batı gibi akıl öncelikli bir eğitim aldık. Bence aklın varlığı; bireyselliği ve özgür iradeyi sağlamak için, özgür irade ve bireysellik de farkındalık/bilinç sağmak için gerekiyor.
İşte tam burada usta Gurdjief’in atlı araba örneğini hatırlamadan geçemeyiz çünkü olayı netliğe orada kavuşturabiliyoruz. Tıklayınız
Not. Araba örneğini yirmibeş yıldır gündeme getiririm ve onu anladığımı sanıyordum fakat Huna felsefesinden sonra olay gözümde çok daha net oldu. Arabanın tül perdeleri içinden pek de seçilmeyen o efendinin Bilincimizin Kane bölümünde muhkim Aumakuamız olduğunu (batı diliyle yüksek benlik) ve onun, bizzat RUHun bilincimize uzanan parmağı olduğunu artık biliyorum.
*
ŞİMDİ anı sonsuzdur tıpkı RUH gibi. Bunu bildiğimizi sanırız ama yaşayamayız çünkü içimizde bir şey bu da diğer anlar gibi sıradan der! 🙂 Zihnen bildiklerimiz değil inandıklarımız hem de inandığımızı bile bilmediğimiz inançlar hareket ettirir bizi. İşte tarihte çoğu ustanın öğrencilerini ŞİMDİ anına getirmek için bazı tuhaf uygulamalar geliştirmiş olması bu gereklilikten kaynaklanır.
Örneğin Don Juan, Castaneda’nın sırtına şiddetli bir tokat atardı ve o aniden İkinci dikkate geçerdi! Aslında gerçek dikkate geçerdi demeli buna. Gurdjieff usta’nın okullarında “dur” diye tanımlanan bir uygulama sık sık yapılırdı. Bu komut geldiğinde herkes bedenen nasıl konumdaysa tam o şekilde kalmak zorundaydı. Yani tablo donardı yeni bir komuta kadar. (Çocukluğumuzda oynanan istop oyununu hatırlayanınız var mı?) Doğu misyonlarında da ustalar hep bu tarz bir kendine getirme yöntemi kullanmışlardı. Bunların hepsi öğrenciyi şaşırtmak için yapılıyordu; çünkü o şaşkınlık sizi anında ŞİMDİye getiriyor! Yani geçerli olan tek konuma! Tıklayınız
Bu duyarlılık söz konusu olduğunda gerçekten de dayanılmaz bir seviyede dünyaya karşı bir aşk hissedilir. Ben bazen bu aşkın benden ona mı yoksa ondan bana mı olduğunu sorgulamak isterim ama aynı anda bunun manasızlığını kavrayıp vaz geçerim. Ne fark eder!

İnsanlar çağlardan beri bazı aydınlanma/aşkınlık anları tatmışlardır. Bu anın müthişliğini anlatmak ve paylaşmak isteyenler de şüphesiz olmuştur ve olagelmektedir. Ne var ki sözcüklere döküldüğünde ne dinleyen ne de bu ifadeyi gerçekleştiren için çok anlamlı gelmez. Aşağıdaki Bernard Berenon’un ifadesindeki coşkuyu, bütünlüğü ve şüphesizliği siz de hissedebiliyor musunuz?

Bu evren; en aşağıdan en yukarıya birçok düzeyde, AŞK SÖZCÜĞÜNÜN TÜM anlam ve ayrıntılarını içine alacak genişlikte bir AŞK oyunundan başka bir şey değil.
Eğer bilinçli imanla aşk arasında bir fark varsa bu fark kıl payından daha büyük olmamalı.  Alan Watts

Taoculuk Zen ve Batı Kültürü kitabından alıntılarımız bu cümle ile sona erdi. Aloha

Sibel Atasoy – Kasım 2017

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir