Saygı duymak

24 Ekim 2011

Burada meselenin özü sanırım, her fikirin, onu algılayanın pozisyonu itibariyle doğru (ama tüm fikirlerin olduğu gibi EKSİK) olduğunu bilme aşaması. Bunu zihnen bilmek yeterli değil kalben bilmek lazım. İşte Uyumlu Topluluk her fikrin doğru ve eksik olduğunu kalben bilenlerce oluşturulabilir.
Her fikirden insanın bir araya gelmesi gerekmiyor. Şüphesiz insan kendine yakın frekanslarla uyum sağlayacaktır. Fakat uyum sağlayamadıklarının fikirlerinin de doğru olduğunu hala bilmeye devam eder. Onları dinler, ne deyip ne yaptıklarını samimi bir ilgiyle takip eder (içinde husumet duyguları uyanmaz), ancak o an itibariyle katılmadığı fikirlerin eylemi içinde olmaz. Buna mukabil, katılmadığı fikirler kendi fikirlerine yeni açılımlar getirme potansiyeline sahiptir.
Gelişme için kavgaya ve vahşete gerek yok, oyun oynadığını bilmek, gereken yarışma duygusunu canlı tutacaktır.
Bu oldukça zor bir konu farkındayım. Çok ince ayarlar gerekiyor

Karşı tarafın “fikrine saygı duymak”bir haldir şüphesiz, bugün Avrupanın bir çok yerinde bu duruma rastlanabilir. Ancak benim söylediğim bunu kapsayan bir haldir. Örneğin saygı halindeki avrupa şöyle der: “tamam katılmıyorum ama fikrine saygı duyuyorum. Eğer seninleanlamlı bi ilişki kurmamı istersen doğrusu nedir sana öğretebilirim!”
Bu durum bir çeşit “abicilik” oynamaktır ve haller içinde de ehv…eni şerdir.
Oysa anadolu bilgeliğinde her deyişte de şahit olduğumuz daha kapsayıcı halde şu vardır: “senin bulunduğun yerden bakıyorum ve fikrinin DOĞRU olduğunu görüyorum, doğru bildiğin yolda git. Ben şu an bulunduğum yerden gördüğüm DOĞRUlarla meşgul olacağım bir süre. Gün olur devran döner, yine karşılaşırız bir yerde!”
Biraz hicvettim ama niyetimi anlatabildim mi acaba?
“Sen de Haklısın” diyemiyor isek, onun yerinden bakmaya üşeniyoruz, ya da kendi yerimizden kalkmak istemiyoruz demektir. Bu da normal, sadece mekanizmanın nasıl çalıştığını anlatmaya çalışıyorum. Ben de bazen üşeniyorum, eski bir yazım için (bazen Yirmidört saat önce yazılmış olan bile) diyorlar ki “bu sonuca nasıl vardın, bu yanlış”, Onu söylediğim halden uzaklaşmışım, yeniden o noktaya dönmem lazım ve bazen bu bana yorucu geliyor! Diyorum ki, onu söyleyen sibeli aratma şimdi bana, boşver önemsemeyelim” :))) Tabi bazen de gerçek bir ilgi hissetiğimde canımı dişime takar onu (her kim söylediyse) bulurum.
Burada konumuz şu, eğer yerinden kalkmaya (mevcut halinden) istekliysen çoğu kez insanların söyledikleri ya da yaptıklarının eksik ama doğru olduğunu deneyimleyebilirsin. Bu duruma “HAL gezginliği” diyebilirim.

Kalbinin olduğu yer hakiki halindir ve önemli olan da odur. Buna tüm varlığımla saygı ve sevgi duymaktayım.
Daha önceleri de hep söylediğimiz gibi “haklı çıkma” gayreti, dünyadaki hem güzelliklerin hem de çirkinliklerin başlıca sebebi.
“haklı çıkma” gayreti insanın kendine biçtiği, biçmek zorunda olduğu “değer” ile ilgili görülüyor, bu hem doğru hem de eksik. Çünkü “”haklı çıkma” ve yanlışı düzeltme gayretinden vaz geçersen, kendini değersiz ve faydasız bulabilirsin ki bu feci olur ve binlerce yıldır oluşturmak için kanlı gözyaşları dökmüş olduğumuz “birey olma” merhalesi çökebilir! Ciddi söylüyorum çökebilir, yeniden bilinmeyenin kucağına dönebiliriz. Eğer herşeyi bitirdiğimizden, olgunlaşmış meyve gibi yere düşmüşlüğümüzden dönse idik bilinmeze bu harika olurdu ama öyle değiliz henüz.
İşte ben o ince ayarı bulmaya çalışıyorum tüm varlığımla; “hem kendimizi önemsemeyip hem de birey olma halimizi sürdürebilir miyiz?”
Kendimi pek de önemsemediğim halde  hala değerli olduğumu hissedebilir miyim?

eski bir sohbet yazımızdan alıntı-


7 Yorum

  • Sibel 30 Ekim 2011, 07:26

    Ben, o benim. 🙂 Maharajın aydınlanma cümlesiydi. Onu ancak yirmi sene sonra anlayabildim. Müthiş bi etkisi var 🙂

  • Turan 27 Ekim 2011, 07:54

    “”Kendimi pek de önemsemediğim halde hala değerli olduğumu hissedebilir miyim?””

    Kendini önemsememek insanin kendi kendine disardan bakabilmesi ile alakalidir, yani insan kendi kendine bir obje olarak bakabilmesidir. Insan ancak bu halde kendi kendine mesafeli davranabilir, kendi kendini pek önemsemez.

    Her objenin de degerli oldugunu anladiginda kendisinin de degerli oldugunu anlayacaktir.

    Insan kendisinin hakli oldugunu anlamasi normaldir, cünkü o kendini gecmesinden siyiramaz. Hakli oldugunu zannedip de digerlerine hakli olma sansi tanimak ve onlara da yanlis yapma sansi tanimak olgunluk göstergesidir. Aslinda hakli olmak ile hakli oldugunu baskalarina göstermek “ben varim” demekle aynidir. Kendini bilen insan hakli oldugunda kalmamali.

  • şaban 26 Ekim 2011, 14:12

    eh, kavramlar henüz konacak en uygun dalı bulamayan kuşlar gibi uçuşunca gözlemci radikal bir kararla dalı bırakıp doğrudan köke bakıyor…

  • Sibel 25 Ekim 2011, 16:08

    Senin cevabından anladığım kadarı ile sözel olarak bunu ifade etmek zor. Öyleyse bunu anlayabileceğimiz durumları en kısa sürede kendimizi çekiyoruz demektir. İyi uçuşlar diliyorum. 🙂

  • şaban 25 Ekim 2011, 16:01

    saygı türünden kavramlar insan evriminde geçici gibi görünür bana hep… Karşılıklı olmadığı için dünyanın şu andaki hali böyle. Saygı kavramı ne kadar konuşulursa dünya-insanlık tarihi o kadar bunalımda demektir. Keşke kendimize saygımız, doğaya, topluma saygımız hiç kalmayaydı:)

    konuya eğersek metni; saygı bir değer-yapıştırıcısı olarak varlığını sürdürüyor…

  • Sibel 25 Ekim 2011, 14:32

    Ya karşılıklı olmazsa? İşte sanırım bu tür durumlar için saygı kavramını kullanmak gerekiyor, ne dersin?

  • şaban 25 Ekim 2011, 14:22

    İNSANIN KENDİNİ ÖNEMSEMEMSİ DEĞERSİZ BİR VARLIĞA DÖNÜŞTÜRMESİ DEĞİL DİYOR dj…

    Eğer kendi fikirlerinle, hallerin ile sen de dalga geçiyor ve dalga geçilmesine izin veriyorsan başkalarınki ile geçebilirsin, diye ekliyor…

    Bu düşünce karşılıklı olunca oyun da gerçekleşiyor ve neşeleniyor; sanki saygıya gerek kalmıyor ya da gerçek saygı oyunun kuralı durumuna geliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir