Mutlak Gerçekçiler…

26 Haziran 2015

“Kesin inançlı, kendi siyasi, dini, felsefi inancının “mutlak gerçek” olduğuna, bunu başkalarına zorla uygulamak gerektiğine bağnazca inanır. Hiç şüphesi, hatta merakı bile yoktur. Bu yüzden, okumuşlarında bile cehalet havası sezilir.
Aynı sebeplerle, ‘ödünsüz’dür: ‘Revizyonizm, değişim, yumuşama, uzlaşma’ gibi kavramlara düşmandır. Hatta ılımlılık “tehlikeli”dir, “ihanet”tir. ‘DÜŞMAN’ onun için bir ihtiyaçtır. Çünkü ancak tehlikeli ve acil bir ‘düşman’ın varlığı onun kafasındaki ak – kara şablonuna uyar. Bağnazlık ve paranoya birbirini tamamlar. Öyle bir “düşman” ki, “her şeye kadir ve her yerde hazır” olmalıdır. Her yere sızan, sinsi planlar yapan, bizleri uyutan, bizden akıllı düşmanlar!
En heyecan verici iç düşmanlar ‘dış güçler’e, ‘emperyalizm’e, ‘beynelmilel Yahudi’ye bağlı olanlardır: “İdeal bir düşmanın yabancı olması gerekir, yerli düşmanın yabancı soydan geldiği iddia edilmelidir…”
‘Kesin İnançlı’nın sağcı solcu, dinci, laik olması fark etmez.
Eric Hoffer

Biz buna Gezgin şamanın yolunda,”asla şüphe duyulmayan inanç durumu” anlamına gelen Paulele diyoruz . İnançlar deneyimlerimizin temelini oluşturur ve üç guruba ayrılır:

1. Varsayımlar (paulele): asla şüphe dıuulmayan inanç durumu

2. Tavırlar (Kuvana) : kuşku içeren ama deneyimlei etkilemeye devam eden inanç durumu

3. Mana’o :Yeni bilgiler ışığında kolayca değişen inançlar.

Birinci prensip İKE bize; tüm sistemlerin keyfi olduğunu ve insan algılarının dünyasında “Mutlak” beklentisinin hüsran olacağını söyler.

Paulele, üzerinde düşünerek, tahlil yapılarak değiştirilemez. Bunların dönüşüme uğratılmaları ancak doğrudan deneyimler yoluyla olur. Bir diğer etkili metot ise her zaman hatırlatmaya çalıştığım Ho’oponopono uygulamasıdır. Ho’oponopono sarsılmaz bir kararlılıkla uzun süre belki tüm hayat süresi boyunca yapılmalıdır.
Eğer “Faydalı Keyfilik” prensibini sindirebilirseniz, çoğu inancınızı değiştirmeniz gerekmez, onlar keyfilik temelinin üstünde olduğu müddetçe siz barış ve armoni yolunda yürüyen varlıklar olursunuz. Bu oluşum Toltek şamanlığında “denetimli delilik” olarak kavramlaşmıştır.
Şöyle bir örnek aklıma geldi, her zaman oldukça sade bir metafor olmuştur bu:
Sizin bir giysi gardrobunuz var ve onlardan hepsini aynı sürelerde giymezsiniz ama dolabınızda asılıdır ve sizindirler. Bütün dünyadaki insanların da bir giysi gardrobu var, zengin ya da fakir fark etmez. Eğer siz en doğru gardrobun hatta tek doğru gardrobun size ait olduğu “mutlakçılardansanız” hayatınız yani öznel ve nesnel gerçikliğiniz çatışma ve savaşlarla geçecektir; çünkü ayrılıkçıdır ve “mutlak” beklentilidir. Oysa bu gardropların hepsinin keyfi biçimde oluşturulduğunu ve bundan sonra da sonsuza kadar keyfi biçimde oluşturulabileceğinden eminseniz, eh bu durumda artık barış ve armoni yoluna adım atmışsınız demektir. Bu milyarlarca çeşit giysinin her biri tasarlanmış, üretilmiş ve kişilerin zevki uyarınca seçilip gardroplara dahil edilmiş birer minör enerji kalıbıdır.

Üstelik bu gardrop, akıllı ve yaşayan bir gardroptur; buna Bilincin KU bölümü diyoruz, preshamanların bu konuyu KU’nun bileşenleri ve işlevleri açısından irdelemelerini arzu ederim.
“Yaratımdan gelen” limitler nesnel gerçekliğimizin temelini teşkil ederler ve çoğumuz bunun mutlak gerçeklik olduğunu düşünürüz. Sanki inançlar yalnızca öznel gerçekliğimizi oluşturuyormuş gibi biliriz. Oysa ister nesnel isterse öznel olsun tüm gerçeklikler iç rüyamızın dışa vurumundan ibarettir, evet aralarında bir fark var fakat bu yalnızca süreçle ilgili.

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir