Enkarnasyonlar ve Gezgin

25 Ağustos 2009

Ra Bilgileri 1
Celse 21, sf 273
oe

SORU: 75.000 yıllık devre başladığında, ortalama insan ömrü
yaklaşık olarak dokuz yüz yıldı. O devredeki reenkarnasyon
(tekrardoğuş) programlama mekanizması ve süreci nasıl
işliyordu? Üçüncü yoğunluk derecesi madde alemine yapılan
enkarnasyonlar arasındaki zaman, varlıkların tekâmülüne
ne gibi bir katkıda bulunuyordu?

RA: Bu sorunuz birçok sorunuzdan daha karmaşık. Baştan
başlayalım. Üçüncü yoğunluk derecesine yeni giren bir akıl/
beden/ruh bileşiminin enkarnasyon düzeni karanlıktan başlar;
çünkü, kendi yoğunluk derecenizi bir uyuma ve unutma
durumu olarak düşünebilirsiniz. Bu kat, tek unutma katıdır.
Üçüncü yoğunluk derecesi varlığı için unutmak şarttır.
Ancak bu şekilde, karışıklık mekanizmaları ya da özgür irade,
yeni bireyselleşmiş bilinç üzerinde etkili olabilir.
Böylece, bu yoğunluk derecesine yeni giren varlıklar
tüm masumiyetleriyle hayvansal davranışlara yönelmiş varlıklardır;
diğer varlıklar onlar için sadece kendi benliklerinin
birer uzantısıdırlar ve onları tüm-varlık (tek varlık)’ın korunması
ve devamı için araç olarak kullanırlar. Ancak varlık
yavaş yavaş, hayvansal olmayan, yani hayatta kalabilmesi
açısından gerekli olmayan bazı ihtiyaçları olduğunu da fark
etmeye başlar. Bu ihtiyaçlar; arkadaşlık ihtiyacı, gülme ihtiyacı,
güzelliğe duyulan ihtiyaç, çevresindeki evreni tanıma
ihtiyacıdır. Bunlar ilk ihtiyaçlardır.
Enkarnasyonlar birbirine eklendikçe, başka ihtiyaçlar
da keşfedilmeye başlanır; değiş tokuş (alışveriş) yapma ihtiyacı,
sevme ihtiyacı, sevilme ihtiyacı, hayvansal davranışlarını
daha evrensel bir bakış açısına yükseltme ihtiyacı gibi…
Üçüncü yoğunluk derecesi devrelerinin başlangıcında
enkarnasyonlar otomatiktir ve fiziksel bedenin ölümünün ardından
yeniden, ara vermeden gerçekleşirler. Enkarnasyonun
deneyimlerini gözden geçirmek ve sarsıcı etkilerini iyileştirmek
için fazla bir ihtiyaç duyulmaz. Ancak, sizin deyiminizle,
enerji merkezleri yüksek düzeyde harekete geçirilmeye
başlandığında, enkarnasyon sırasında yaşanan deneyimlerin
içeriği daha çok sevgi dersleriyle ilgili olmaya başlar.
Bu suretle, enkarnasyonlar arasındaki zaman uzatılmaya
başlar; böylece, bir önceki enkarnasyon sırasında edinilen
deneyimlerin gözden geçirilmeleri ve etkilerinin şifa bulabilmesi
için gerekli süre sağlanmış olur. Üçüncü yoğunluk derecesi
aşamasının bir noktasında yeşil-ışın merkezi harekete
geçirilir (faal hale getirilir); bu noktadan itibaren enkarnas-
yon otomatik olmaktan çıkar.

SORU: Enkarnasyon otomatik olmaktan çıkınca, varlık artık
kendi öğrenimi için yararlı olacak biçimde ne zaman enkarne
olması gerektiğine kendisi karar verebilir diye düşünüyorum.
Peki ana-babasını da kendisi mi seçer?

RA: Evet.

SORU: Şu anda, yani devrenin sonuna doğru enkarne olan
varlıkların yüzde kaçı kendi seçimlerini yapmaktadır?

RA: Yaklaşık oran yüzde elli dörttür.

Burada verilen oranın büyüklüğüne bakarsanız, dünyanın %54’ünün görünür ruhsal eğilimler
gösterdiğini varsaymak zor olacağı için, bu oranın daha genel (ve daha kolay/basit) bir gelişmeye
işaret ettiğini düşünebiliriz.

Kıdemlilik sisteminden dolayı bu son zamanlarda gelen/enkarne olan ruhlar en kıdemli,
yani en fazla hasat olasılığı olan ruhlar olduğu için bu oranın biraz daha arttığını
düşünmek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Aynı zamanda gelen gezgin sayılarının da arttığını
sanıyorum. O zamanlar (1980 gibi) 65 milyon civarı imiş (yaklaşık nüfusun %1’inden az fazla)

Bu %54 oranının tabii ki, hasat edilebilir durumdaki varlıkların oranıyla doğrudan ilgisi epey az.
Venüs’te çok daha ruhsal gelişmiş koşullarda dahi, Ra varlıklarının hasatı 1/6 ‘yı (yani yuvarlak
hesap %16’yı) aşamamışken, bizdeki hasat oranının %3-4’ün üstüne çıkacağını pek sanmıyorum
(ki bunların en az %1’i gezgin ve onların bile hasat olabilecekleri kesin değil.)

**

Gezgin olayını ise şöyle düşünüyorum. Yüksek yoğunluk derecelerinden 3. dereceye yardım/hizmet amacıyla enkarne olan varlıklar tümüyle buranın koşullarına tabii oluyorlar. 1980’lerde 80 milyon kadar gezgin olduğu düşünülürse 6 milyarlık nüfusa oranladığımızda toplam nüfusun %1’inden fazlası gezgin. Yani her yüz kişiden bir kişi gezgin. Şimdi bu sayı birkaç katına da çıkmış olabilir muhtemelen. Açıkçası bu küçük bir yüzde gibi görünüyor ama toplamda örneğin Türkiye nüfusunda kaç kişi, ruhsal konularla ne kadar ilgileniyor diye bakarsanız bu yüzde olasılıkla bundan daha küçük çıkacaktır. Kaç tane böyle forum var, kaç tane ilgilenen/okuyan/yazan var. Türkiyede %1 üzerinden hesaplasak bile 750 000 gezgin olmalı. Neredeyse küçük bir şehir kadar. Yani bana göre, sonuçta, diyelim ki böyle bir forumun çoğu üyesi, büyük olasılıkla bir gezgin.

Gezginlerin az bir kısmı faydalı olabilecek kadar kendini hatırlayabiliyor. Ve bu faydalı olma durumunu yaratabilmesi ve gezegenin titreşimlerine katkı sunabilmesi için gene “biz bu yolları zaten yürümüşüzdür” demeyip tekrar gelişmeye çalışması lazım. Yani öyle elle tutulur bir “önceki bildiği öğretileri” hatırlaması yok. Perde onun için de diğerleri için olduğu kadar işlevsel/zor. Tek avantajı eğer isterse ruhun yukarıdan aydınlatması sayesinde “neyi gerçekten istemediğinin daha açık şekilde farkında olabilme” yeteneği.

Ve bu arada birine/birşeye sevgisizlik gösterirse karmanın ağlarına yakalanıp, temizleyene kadar gezegende kalmak zorunda olması da cabası.

Bence bu durumda, hasata kadar olmayıp da birkaç yaşamlık buraya gezgin olarak gelmiş olsa bile, gene de ‘herkesin yaptığı gibi’ gelişmeye çalışmasına engel değil. Başkalarına verebilmek için dolması lazım, anlatabilmek için anlaması lazım, yani ‘yeniden’ ilerlemesi/gelişmesi lazım.

Öte yandan eğer hasata gezgin olarak katılacaksa, bence ‘bir hayat boyunca kimseye sevgisizlik göstermemek’ hasat edilebilmek kadar zor birşey zaten. Yani gene bir anlamda kendini ‘hasat edilebilir hale’ getirmesi gerekiyor.

Ki zaten, gerçek 3. derecede olanların hasat edilebilir düzeye gelmesi gibi zor bir hedefin gerçekleşmesini umar ve buna çalışırken; bu yollardan önceden geçmiş bir gezginin ‘daha düşük bir performans’ göstermesi sanırım pek kabul edilebilir değildir.

Öte yandan bu gezginlerin çoğu 6. dereceden gelmekle birlikte, orada kusursuzlaştırmaya çalıştığı bir denge için gerekli olan bir geri dönüşü de ekstra olarak amaç edinmiş olabilir. Yani salt hasata hizmet etmek için gelmiş değil, 6. derecenin kusursuzluğunda küçük sapmalar olarak algılanabilecek şeyleri törpülüyor da olabilir aynı zamanda. (Böyle bir bilgi vardı Ra’da) Yani işleri ‘çantada keklik’ değil ve ‘diğerleri kadar’ ve ‘diğerleri gibi’ uğraşmaları gerek, belki de daha fazla…

Oe
alıntı: http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=610

Ra Bilgileri konusunda uzmanlaşan Oe arkadaşımızın daha pek çok güzel yazısı var. Gezgin konusu Ra bilgilerinde bariz olarak geçtiği için onun yorumunu bulmaya çalıştım.