Üç GÖLGE, zihin, bir sonuç

23 Eylül 2011

Gölge’lerden ilki Toltec’lerin gördüğü ve yorumladığı şeklidir. Önce ona göz atalım:

http://sibelatasoy.com/?p=2659

Biraz sarsılmış olabilirsiniz, belki de dokunmadı, herneyse…
İkinci Gölge tanımı İbn Arabi’nin islam merkezli görüşüdür:

http://sibelatasoy.com/?p=4301

Herhalde kendi -mevcut-kültürümüze yakın bir ifade olduğu için daha anlaşılabilir ve yumuşak bir anlatım olduğuna siz de katılırsınız.

Üçüncü gölge tanımı da Gustav Jung’dan, ona da bir göz atalım:

http://sibelatasoy.com/?p=5358

Daha önceki iki gölge tanımını okumamış olsanız Jung’un sistemi belki bu denli anlaşılabilir olmazdı değil mi?

Sanırım geçen yıl yazdığım Eski ve Yeni Dünya üzerine düşün pratikleri başlıklı uzunca makaleyi uygun bi zamanda okumak lazım.

SONUÇ:

Siz de eminim bütün bunlardan ve deneyimlerinizden kendi sonucunuza varacaksınız. Benimki çok kısa ve net:

Gölgeyi reddeden, ya kendini ya da ışığı  reddetmiş olur. Çünkü her ikisinden birinin bile yokluğu gölgeyi ortadan kaldırır.

Sonra ne olur?

Tasavvuf ehli ve spiritüel izdeşleri kendini reddet, ışığa dön diyor.

Çağdaş bakış kendinden başkası yalan, yaşadığın kar diyor.

Don Juan, Gölgenin seni sömürmesine izin vermemek için gerekli disiplini öğren diyor.

Arabi ise, gölgeyle ışık arasında “bir bilen” -ve giderek bilmesi gereken- sonsuz bir bilincin amaçlandığını söylüyor.

Fizik ise, bütün bu gölge hikayeleri basitçe iki kutupluluğun göstergesidir diyor.

Jung ve psikoloji de, Gölgenin egoya paralel geliştiğini söylerken, her ikisinin aynı anda bulunuşunu bi mecburiyet olarak görüyor.

Binlerce yıldır tartışılan varlık-yokluk meselesinde, hem Arabi hem de Don Juan hemfikirler;  Işığın ya da gölgenin seni yutmaması için çare vardır, onu öğren demekteler.

Bana göre, birinden birini tercih etmen gerekirmiş zannından ve kavgasından kurtulmak bile kendi başına oldukça büyük mesafe aldırır.

Bu yazıyı yayınlamadan önce içime gelen his şu; ortada çocuğu BİLİNÇ’i her ne pahasına olursa olsun büyütmeye çalışan bi anne var, üstelik sonsuz zamanı (zaman=insan) da var 🙂

7 Yorum

  • Turan 25 Eylül 2011, 11:44

    Tabii ki secim yaptiktan sonra ona büssürü kiyafet giydirilir. Bence de önemli olan secim yapmaktir. Yanliz bazi insanlar kendi durumlarini degistirme gücünü göremedikleri icin de secim yapamadiklarini sölüyorlar. Bu durumda baska carelerinin olmadigini söylüyorlar. Sen de zaten yukarda söylemissin: “Seçimlerinin sonnuçlarından memnun değilsen suçu başkalarında aramaktansa, ne tür izlenimlerle beslendiğini araştır. Sıkıyosa onları değiştir.” Iste budur. Katiliyorum…

  • Sibel 25 Eylül 2011, 11:32

    Tam karşıdan da bakılsa sonuç değişmiyor aslında. Örneğin Danah Zohar, bir rahatsızlık itkisi ile seçim yaptığımızı ve aynı anda o seçimimiz için bir de sebep yarattığımızı söyler. Seçimimizi rasyonelleştirme çabasıdır bu. Eh işte buyrun bakalım, istedikten sonra sebep mi bulamayacaksın? Ben her seçimim için bi sürü sebep bulabilirim ve bu benim özgür irademdir.

  • Sibel 25 Eylül 2011, 11:20

    Ben basit biriyim. Özgür iradeyi seçim yapmmak olarak görüyorum. Seçim yapmanı yönlendiren dış ve kalıtımsal aynı zamanda 0-6 yaş öğretileri var evet ama ne olmuş yani? Zaten onlar olmadan bir kendin bulamazsın! Seçimlerinin sonnuçlarından memnun değilsen suçu başkalarında aramaktansa, ne tür izlenimlerle beslendiğini araştır. Sıkıyosa onları değiştir. Bence burada gerçekten de büyük bi giz filan yok 🙂

  • Turan 25 Eylül 2011, 11:12

    Bunlarla özgür iradeyi nasil aciklayabiliriz? (Yine ayni soruya geldim) :-)))))

  • Sibel 24 Eylül 2011, 10:16

    Sevgili Turan,gerçek bilgi dediğim denenerek bulunmuş şeylerdir ve tabi tüm zamanlar ve tüm canlıların deneyimlerine göre gerçeklik de çeşitlenmiştir. Bu sebeple tüm insanlık için bahsedilebilecek tek bi gerçeklik yok (her bir olay için bile), ancak her insanın kendine has kendi ata kanalından yürüyüp gelmiş, denenmiş gerçeklikleri hücrelerinde var. üstelik bunlar sadece aralarında değil, dış dediğimiz alanla da iletişiyorlar sanki. Zihindeki gürültünün kesilmesi beden aracılığı ile onlara ulaşmayı kolaylaştırıyor (içgüdü, ya da birden ayma gibi yaşadığımız şeyler). Yine de denenecek çok şey var, üstelik ilişki kurulacak da çok şey var, yani bitmeyen bi hikaye bu sanki. Evrimin ve doğal sistemin muhteşemliğini her yerde görüp iman etmişimdir biliyosun. Ve evrimi gözlemlediğimizde onun çeşitlenmeyi amaçladığını (amacı hedefsel değil,başka türlü olamayacağından da olabilir) açıkça görebiliyoruz.
    Daha önceki bir çok yazımda bana geldiği gibi, ışıkla yarışıyoruz sanki 🙂 Bi gün takyonlar gibi ışık hızını yakaladığımızda ne olacak hep merak ediyorum 🙂

  • turan 24 Eylül 2011, 08:14

    Sibel, Bu yazıyı okuduktan sonra kafam iyice karıştı. Yazının sonunda şöyle demissin:

    ” ortada çocuğu BİLİNÇ’i her ne pahasına olursa olsun büyütmeye çalışan bi anne var, üstelik sonsuz zamanı (zaman=insan) da var :)”

    Karanlıktan kurtulmak isteyen ve kendinin karanlıkta olduğunu bilen bir yaratigiz biz. Işin özü de bu değil mi? Yani karanlıktan kurtulmak. Sen gerçek bilgilerimizin hucrelerimizde olduğunu söylüyorsun. Karanlıktan kurtulmak o gerçek bilgilere ulaşmak olmuyor mu? Bu gerçek dediğin bilgiler nasıl şeyler? Sanal bilgiden gerçekten kurtulmak mümkün mu? Yani insan tüm diğer insanlarla irtibatını kesince, sessizliğe burununce gerçek bilgilere ulaşabilir mi? Gerçek bilgilere ulaşmak nasıl bir duygu? Sorular üstüne sorular, söyledim ya biraz kafam karıştı diye…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir