Taraf olmak-2

07 Ekim 2009

Yazının öncesi: TIKla

Peki bir yandan taraf olmayanın bertaraf olacağı sopası gösterilirken diğer yandan bu dünyanın amacının bizatihi taraf seçmek olduğunu söylemek ne anlama geliyor?

Demiştik önceki gün. İşte birbirine zıt gibi görünen fakat tıpkısıyla aynı şeyi söyleyen iki önerme 🙂 Neyse buna geçmeden aslında “taraf olmak” nedir, bunu biraz örnekleyeyim.

Biz, çoğunluğumuz, “taraf olmayı”; taraftar olmak anlamında yaşıyoruz!
Nedir taraftar olmak?

TDK şöyle diyor: 1. Yandaş: 2. sp. Sporcunun veya sporcuların temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı kimse.

Yukarıdaki sporcu kelimesini kaldırın, yerine istediğiniz “bi şeyi” koyun, işte taraftarlık bu. Üstelik kendi taraftarlığımızı her vesileyle açık etmeye hatta kendimize ezberletmeye çalışırız biz. İş için ya da kişisel ilişkiler için kendimizi anlatmamız istendiğinde, en önde gelen taraftarlıklarımızı sayıp dökmeye başlarız: Gezmeyi severim, dansı severim, galatasaraylıyım, yalan sevmem, akpliyim, kadınları severim, istanbulu severim vs vs…

Taraftar olmanın nesi yanlış?

Nesi yanlış değil ki! 🙂 Taraftar olmak insanın AN’da varolamadığının en büyük belirtisi bence. Bişeyi bi kere yapmışınız, içinizden gelmiş o an, ve sevmemişsiniz, artık o şeyin sevmeyeni tarafında oluyorsunuz. Bi daha o kapıdan geçit yok size! Ve kimse sizi buna zorlayamaz, özgür iradenizle o kapıyı mühürlediniz, taraftar oldunuz.
E iyi ya madem dünya seçim alanıymış biz de seçtik taraftar olduk diyebilir miyiz o halde?
Keşke diyebilseydik.
Bu dünyada büyük oranda kararsız insan var biliyor muydunuz? Karar vermekte zorlanan yani taraf olamayan!? Bu insanlar üstelik bir çok konuda taraftarlıklarını ilan etmiş insanlar arasında bulunuyor aynı zamanda.
Acıdır ki, onların “taraftarlığı”, karar aşamasında “taraf” olmayı engelliyor! Komik değil mi?
Evet bu dünyada yaşamak için her an bir karar vermek, her an bir seçim yapmak ve bunun sonucu her an bir taraf olmak zorundayız. Dünyanın fizik varlığı bize bunu dayatıyor, aksi takdirde yaşayamayız, bitkisel hayata gireriz, ölürüz, bertaraf oluruz.
Evet maviş Dünya, taraf olmamızı şart koşuyor, AN’da taraf! Fakat biz taraftar oluyoruz 🙁
Anlık davranışımıza bu denli güvensizlik göstermemiz ne üzücü değil mi? Hep hazırlık hep taraftarlık, AN’ları ona hazır olmaya çabalayarak kaybediyoruz! Ve bu beni çok üzüyor.

Don Juan’ın, savaşçı olmak için ileri sürdüğü ilk adım bu işte: “savaşçı AN’da gerekeni yapar

Biz AN’da gerekeni bulmak için harcıyoruz ömrümüzü. Neden? Çünkü doğru olanı yapmak için eğitildik.
An’da gerekeni yapanları da “dengesiz” sınıfına dahil etme eğilimliyiz (en azından ben biraz öyle olduğumu hissediyorum). Evet AN’da gerekeni yaparken tüm mesajlar eksiksiz alınmış olmayabilir, böylece dışardan tüm anlarınızı seyreden biri sizi dengeli bulmayabilir, elma bir günde olgunlaşmıyor 🙂 Fakat AN’da kalma yani tüm taraftarlıkları bırakma eylemi, öyle bişey ki, elmanın çiçeğe durduğu an o işte! Bu yoksa zaten elma filan yok 🙂
Biz elma bulmuşuz, yok bu ekşi, bu küçük, bu kurtlu, bu acı diyerek (onları dengesiz bularak), AN’da yaşamanın önünü tıkamamalıyız diyorum.
Pek tabi bunların hepsini kendime söylüyorum 🙂

7 Yorum

  • Sibel 25 Ekim 2009, 13:55

    Bugünbiir arkadaşım “taraf” olma konusunun belki bi hazırlık iişlemi olduğunu söyleyerek şu örneği verdi: “Einstein kendi kuramını gerçekleştirmeden önce uzun süre matematik çalışmıştı” dedi. Ben de bunun taraf olmaya örnek olduğunu taraftarlık olmadığını söyledim, örneği de bu hatırlatmayı da sevdim, teşekkürler.
    Einstein amacına giden yolda matematiği kullanmıştı, matematik onu kullanamadı 🙂 Ya da bana böyle görünüyor.

  • Sibel 09 Ekim 2009, 08:49

    Merhaba, eğer sizi doğru anlamışsam, taraf olan, yaşamaya devam edebildiği için ileriye gitmek durumundadır. Buradaki “taraf” sözcüğü, seçim yapan/karar veren anlamındadır. Taraftar olmak ise yazımda belirttiğim gibi farklı bir anlam taşıyor, aslında daha çok “alışkanlıkları” çağrıştırıyor.

  • ragip 08 Ekim 2009, 23:53

    taraf olmak, dünyada bulunmamanın zorundaligidir belki de. orada kalani anlatir taraf. orada kaldigi icin bagislanmayi isteyeni de cagirir. t/araf olan ötededir, simdinin ve olagan bütün mekanlarin.
    ‘ben sunu tutuyorum’ dedigimiz bir oyun kurgulayalim, bu oyunun disinda gerceklesen birseydir. taraf tutan, yoneldigi nesnesini yalniz gostererek yaratmis olur. hatta denebilir ki, gosteren parmaginin isareti disinda birsey degildir taraf. daha da ileriyi göstermek disinda bir islevi olmayan dikili heykellerin tastan parmagi olmustur taraf.

  • Sibel 08 Ekim 2009, 08:35

    Yazıda da belirttiğim gibi taraf olmak dünyada bulunmanın gereğidir; fakat taraftar olmak senin de belirttiğin gibi güvenlik ihtiyacından ve aynı zamanda, her an karar verme sorumluluğundan kurtulmak için. Bunun bir büyük nedeni de Danah Zohar’ın işaret ettiği gibi (DJ bunu her lafında söyler), her an karar vermek(seçim yapmak) büyük enerji gerektirir ve maalesef biz insanların enerjisi doğduklarından itibaren yağmacı tarafından çalındığından, yeterli düzeyde değil. Böylece taraftar olup, alışkanlıklar edinerek ANdan vazgeçiyoruz.

  • Turan 08 Ekim 2009, 05:13

    Cogu zaman karar verirken neden o karari verdigimizi gercek anlamiylan bilemeyiz, aciklamasini sonradan getiririz. Verdigimiz kararin herhangi bir teori ile örtüsmesi, yani taraf olmasi yanliz olmadigimizi gösterir ve böylelikle de rahat ederiz. Mesele: coguluk devamli haklidir. Bu nedenle de kararimizi cogunlugun alabilecegi kararlar gibi vermek bize güvenlik sagliyor galiba. Devamli bir karar almadan önce “baskalari ne der” düsüncesi hakim oluyor. Bu nedenle taraf olmak kendi yerimizi belirlemekle de ilgili oldugunu zannediyorum. Evet, gecen yüzyilin 70’lilerin sonralarina dogru ayni söz gecerli idi: taraf olmayan iki taraftan da dayak yermis. ….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir