Psikometrikler ve seçim nasıl kazanılır?

14 Mart 2017

Son beş yıldır başka bir gezegende yaşamayan herkes “Büyük Veri” kavramına aşina. Çevrimiçi (online) ve çevrimdışı (offline) yaptığımız her hareket dijital izler yaratıyor. Kartlarımız ile yaptığımız her alışveriş, Google’da yaptığımız her arama, telefonumuz cebimizdeyken yaptığımız her hareket, her bir “beğeni (like)” kayıt altına alınıyor. Google’da “düşük tansiyon” aramalarından sonra karşımıza yüksek tansiyon ilaçları reklamlarının çıkması haricinde, uzun bir süre bu verilerin kullanımının ne olacağı belli değildi.

9 Kasım’da bundan daha fazlasının olabileceği netleşti. Trump’ın çevrimiçi (online) kampanyasının arkasındaki, aynı zamanda Brexit kampanyasının erken aşamalarında AB’den ayrılması yönünde çalışmış olan şirket, bir “Büyük Veri” şirketi; Cambridge Analytica. Seçim sonuçlarını, aynı zamanda politik iletişimin gelecekte nasıl ilerleyeceğini anlamak için 2014’te Kosinski’nin Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’nde yaşanan tuhaf olaya bakmamız gerekiyor.

Psikometrikler, bazen psikografik olarak da adlandırılıyor, kişilik gibi psikolojik karakter özelliklerini ölçümlenmesine odaklanıyor. 1980’li yıllarda, psikologlardan oluşan iki ekip, insan davranışlarını beş kişilik özelliklerine dayanarak açıklamaya çalışan “Beş Büyük (Big Five)” modelini geliştirdi. Bunlar;

Açıklık (yeni deneyimlere ne kadar açıksın?)

Sorumluluk (ne kadar mükemmeliyetçisin?)

Dışadönüklük (ne kadar girişkensin?)

Uyumluluk (ne kadar saygılı ve işbirlikçisin?)

Duygusal denge (kolayca üzülüyor musun?)

Bu sorularla, OCEAN (açıklık, sorumluluk, dışadönüklük, uyumluluk ve duygusal denge / openness, conscientiousness, extroversion, agreeableness, neuroticism) olarak da bilinen yöntem ile karşımızdaki kişinin nasıl biri olduğuna dair, nispeten doğru bir şekilde değerlendirme yapabiliriz. Bu, onların ihtiyaç ve korkularını ve nasıl davranacaklarını içerir. “Beş Büyük”, psikometrinin standart tekniği haline geldi. Ancak uzun süre bu yaklaşımdaki sorun veri toplamaktı, çünkü veriler karmaşık, oldukça kişisel bir anket aracılığıyla toplanabiliyordu. Sonra İnternet geldi. Ve Facebook. Ve Kosinski.
Peki seçim nasıl kazanıldı?
Bu uzun ve sistemli hareketi okumanız lazım!
Sonuç:
Dünya alaşağı gidiyor. Büyük Britanya Avrupa Birliği’nden ayrılıyor, Donald Trump Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı. Ve Stanford’da, siyasi arenadaki psikolojik hedeflemenin kullanımına karşı uyaran Kosinski tekrar suçlayıcı e-postalar almaya başladı. Kosinski sessizce “Hayır” diyor ve başını sallıyor; “Bu benim suçum değil. Bu bombayı ben yapmadım. Ben sadece var olduğunu gösterdim.”

Benim şahsi fikrim, aslında kim olduğumuz ve böylece en doğru kim /kimler tarafından temsil edildiğimiz ile neden yüzleşemiyoruz? Gerçekler acı geliyor olabilir fakat yeni dünya’da gizli bir şey kalmıyor, bunu anlamalıyız artık!

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir