Oyun Kuramı

03 Kasım 2008

Oyun/kandırış Teorisi

Her şey neden böyledir?

Bildiğimiz şekli ile “evren-dünya-insan” realitesi bir OYUN alanıdır.

Birbirini kapsayan bir çok OYUN evreni vardır

Her bir oyun evreninin kuralları ayrıdır.

Öncekini kapsayan oyun evreni, kapsadığının varlığından haberlidir.

Tüm OYUNlar aynı yerde ve aynı zamanda birbirlerini her an UPDATE ederek sürerler.

Tüm OYUN evrenlerinin ana maddesi BİRdir.

OYUN içinde olanların BİRe dair bütün akıl yürütmeleri EKSİKtir.

BİR hakkında getirilen her tanım, OYUN’un içine düşer.

Her şeyin ilk sebebi BİRdir; ancak BİR sebepsizdir.

Sebepsiz olana, sebepleri takip ederek varılır.

BİR oyuna girerken İKİye ayrılır; insan doğası ve DİRİM

OYUN yanılgılar üzerine bir döngüdür

İnsan yanılır; çünkü BİR’i İKİ görmektedir.

Çünkü doğası gereğini yerine getirmektedir.

İnsan BİR maddesinden geldiği için kendi iradesine sahiptir.

Kendi iradesi olması sebebiyle yanılmaya mahkumdur.

Çünkü kendi iradesi, hem dışından hem de içinden yönetilir.

Bireysel bilinç içten yukarı doğru yönelir

İnsan kendi iradesine sahip çıktığında oyun üstü olur.

Doğarken ikiye ayrılan BİR, dirimin içinde kendini daima hatırlatır.

İnsan kendini yaşam büyüsünün sırrını çözmeye adamıştır.

Sırrı çözmeye çalışır; ama BİR’İ iki GÖRDÜĞÜNDEN, uyuduğundan, programlı olduğundan DÖNGÜ ye girmiştir, debelenip durur, buna yanılgılar denir.

Üstelik “Yaşam Büyüsünün sırrı” zaten eylemsizliğe ulaşmak için eylemi kullanmaya dayanır.

Yaşamı ciddiye alma evresinde insan, iradesini yöneten dış etkenleri bir bir yakalamaya başlar

En zoru İÇ etkenleri bilmektir.

BİR amaç taşımaz bu sebeple OYUNları oyun yapan insan yanılsamasıdır.

Her OYUNun içinde kendi evreleri vardır.

Her evre bir bir geçilmek zorundadır.

Her insanın bir kerelik hayatı bu evreleri aşmaya yeterli değildir.

İnsan bir kere hayata gelir.

Çünkü insan yalnızca algısının bulunduğu yerde bulunur.

İnsan kendi benzersiz gen bütünlüğüdür.

Her insan, en geriye doğru, oyunun başından itibaren soy ağacının tamamıdır.

Bu sebeple evreleri tamamlayacak zamanı süresizce vardır.

İnsanın algısının bulunduğu yer/zaman dan, geçmişe ve geleceğe uzanan yansıması mevcuttur.

Algının bulunduğu ŞUAN, geçmiş ve geleceğe ait bütün anların yaratılmasını sağlar.

OYUN içindeki canlı cansız isimlendirilmiş varlık, birbirleriyle ve kendilerinin geçmiş ve gelecekleriyle her an iletişim halindedir.

Bir ağacın dalının koparılması, birbirine bağlı olarak hem şu anda hem de geçmiş/gelecekte aynı anda yeni olanak/olasılıklar yaratır.

OYUN içinde canlanan oyuncaklara bilinçli varlıklar denir.

DÜNYA Oyunu içindeki bilinçli varlıklara insan ismi verilmiştir.

Canlanma BİRin oyuna girerken ikiye ayrılması ile olur.

OYUNu sürdüren harekettir. Hareket kutuplaşma ile oluşur.

Hareketin sürekliliğini sağlayan İSTEKtir.

Yani OYUN varlığının sürmesini Tanrıya değil İsteğe borçludur.

Dünya OYUNunun prensi İSTEKtir.

OYUNda her şey, istisnasız olarak karşıtı ile varolur.

Karşıtlıklar, cebir denkleminde olduğu gibi sadeleştirildiğinde OYUN geçerliliğini yitirir.

BİR bütün olasılıkları barındırır.

BİR, süreçte değildir, hem de sürecin özüdür.

BİRi merak etmek, İSTEĞİ doğurur.

İstek hareketi, hareket OYUNu ve oyun sürecini yaratır.

Oyun süreci, yanılgılar döngüsüdür.

OYUN BİRde KAZA eseri olur ve ölür.

Hiçbir oyun, kapsayıcılık derecesi ne olursa olsun BİRe varmaz.

OYUNUN her anında BİR vardır.

BİRe çıkış kapısı ölerek ve olarak olur.

İnsan öldüğünde ya da olduğunda oyun dışı kalır.

İnsan ölürse de, olursa da bunu bilemez.

Bilemez çünkü BİR olduğunda ayırt edemez.

Bir oyundan “ölerek” ayrılanlar, o oyunu kapsayan oyunun, canlandırılacak BİR malzemesi olur.

Bir oyundan “olarak” ayrılanlar BİR olurlar.

Oyunun içindeki tüm varlıklar, birbirlerinin üzerine inşa edilmiştir. Tıpkı bir oyunun diğerini kapsadığı gibi birbirini kapsayarak ilerlerler.

Kapsayıcı, kapsadığı tüm varlıkların bilgisine her an sahiptir.

Bilgi, BİLME değildir. Bilgi; isimlendirilmiş oyuncaklardan başka bişey değildir.

BİLME kapsamaktır.

Kapsamak yutmaktır.

Yutularak kapsanan bir varlık, BİRin kullanılacak malzemesi olur.

Daha güçlü olan yutar. Yutulan Yutanın malzemesidir.

Eğer BİLGİ insanı yutarsa, kapsayıcı o olur.

Çok sayıda insanı yutmuş olan BİLGİyi yutan insan daha üst seviye kapsayan olur.

İlk kez öldürülerek BİLGİ oldurulmuş BİR malzemesini yutan insan, daha alt seviye kapsayandır.

Çok sayıda insan yutarak ilerlemiş bir bilgiyi yutan insan ZORu başarmış olur.

Yani OYUN içinde çok sayıda  oyuncunun yutulduğu (en çok inanılan) BİLGİ yi yutabilmek büyük merhaledir.

Bu sebeple, en prim yapan yutma işlemi, en göz önünde ve en basit olandır; çünkü onlar milyarlarca kişi ve zaman süresince insanları yutarak şu ana gelmişlerdir.

İlk kez BİLGİ olmuş BİR malzemesi, ancak zoru en az bir kez başarmış insan tarafından yutulabilir.

OYUNlar arası transferin belli şart ve zamanları vardır.

Her oyunun içinde daha yüksek Kapsayıcı durumuna gelmiş olanların fiziksel anlamda tezahür eden “seviyeleri” bulunduğundan, oyunlar arası baremleri geçenler, Kapsayıcı diğer oyuna transfer olurlar.

OYUN içinde karşıtı ile varolmayan her şey TAMdır.

Kutuplaşma anima ve animusla başlar.

TAM olanda anima, animusa eşittir. Yani yoktur.

OYUNun en temel kuralı SADELEŞMEKtir.

Basit olan kazanır; çünkü geriye TAM kalmıştır.

BİLGİ hem oyunun babası hem insanın oyuna mahkumiyetinin garantisidir.

Çok sayıda insanın bildiği şeyi değiştirmek yani yutmak imkansıza yakın bir baremdir.

TARİF oyun içinin en çok kullanılan malzemesidir.

TARİF edilen, isimlendirilmiş, isimlendirilen olarak ölmüş ve OYUNA düşmüş olur.

OYUN dışı yoktur; çünkü tahayyül edilemez, ancak ondan küçük parçalar çalınabilir.

OYUN içinde hata olanaksızdır. Oyunun kendi bir kaza olabilir.

İstek duyguları ve olguları yaratır. Onlar da yanılgıları.

Her şeyin içinde (sadeleştirme yapıldığı zaman) aynı şablon görülür, yani oyunun ana malzemesi.

Kapsayıcı olan, kapsadıklarının herhangi bir noktasına algısını kaydırarak seyahat eder.

Zaman yolculuğunun bir şekli budur

İnsan genlerinde olmayan bir YER-ZAMAN ve KİŞİ ye zaman yolculuğu yapamaz.

İnsan, ana-babasını (rahime düştüğü ana kadar olan onların tüm gen bileşimini) kapsar.

Yüksek kapsayıcı bir oyundan aşağı bakıldığında, her şey bir ve yararlı görünür.

İnsanlar yukarı yerine aşağı bakmalılar.

Karşıtlıklar mükemmel denge halindedir.

Hareket BİR olanı çok gösterir.

Yavaşlamak, sadeleşmek anlamına geldiğinden, TAM olanlar yavaşlayarak görülür.

Sallantı yavaşladığında her şey ortaya çıkar.

Dünya OYUNUNDA her şeyin daha çılgınca hızlanması, karşıtının yoğunlaşmasındandır. Çılgınca yavaşlayanlar vardır!

Her şeyi yavaşlatan karlı çıkar.

İki resim, iki müzik, iki kelime, iki nefes arasında TAM olan vardır.

Benzer tür kapsayıcılar birbirlerini çeker.

Gerçekten OYUN dışı olmak isteyen anında OLUR/ÖLÜR.

Şablonları görmeye başlayan insan, OYUNdan sıkılır.

Sıkılma seviye artışına gebedir.

Yeterince bilgi yutup kapsamadan KAZA ile iki resim arasını gören bunu hazmedemez. Bu tür oyuncaklara DELİ/MECZUP denir.

Yutulmak kayıp değildir.

Standart insan, gerçekte YEMdir.

OYUNDA her zaman özellikle YEM avcıları bulunur.

AVCI olanla AV oyunun sürmesinin garantisidir. Her ikisi de olmayan, oyun dışı olur.

OYUN süreçtir. Süreç dikkate alınmazsa bilgi/obje ler insanı yutar.

İnsan, bir noktada HATA kavramını öldürmeyi akıl eder, oysa HATAyı ilk başta oldururken öldürmüştür zaten. Bu çaba anlamsızdır. Yanlış değil.

İnsan, hatayı bir bilgi leşi olarak dışına atmalıdır.

İnanmak AV olmak demektir. İnanılan ŞEY kapsayan olur.

Merak istetir. Onun doğasında vardır. Merak Dirimdir.

Merakı donduran insan istek duymaz, oyun için işlevsiz hale gelir.

Dirim merakın koruyucusudur. Uzun süre dondurulmasına müsaade etmez.

Oyunda işlevsiz hale gelen insan “kapsayıcılık seviyesine” göre işleme tabi olur.

Belli seviyeleri geçmiş olan kapsayıcılar, en başa dönmezler.

İnsanlar “gen zinciri bütünlüğü” olarak çeşitli yetenekler üzerine gruplaşmışlardır.

Örneğin bazıları daha yoğunluklu olarak geçmişi bazıları da geleceği oldurup/öldürürler.

İnsanlar aynı bir araba fabrikasındaki gibi otomasyon sistemi ile hareket ettiklerinin farkına varmazlar. Her biri bir somunu sıkar ve oyunun yalnızca o parçasını görür.

Kapsayıcı olmak bu sebeple önemlidir. Bir seviyede, insan artık bir tekerlekle uğraştığını, daha sonra bir araba iskeleti ile oyalandığını fark edebilir. Fakat bunun da faydası bir yere kadardır. Çünkü oyunda yükselmenin yaratacağı bir fark olmaz.

Her şey olduğu gibi olmaya devam eder.

Kapsayan, kapsadıklarını bilir, onaylar, şefkat duyar.

Henüz kapsamadıklarından korkar, nefret eder, yok etmeye çalışır.

Oyunun en heveslileri alt seviyede olanlardır. En yoğunluklu hareketi onların bu heves/istekleri yaratır.

İnsan, bir şeye bakarken yeterince uzaklıkta durmalıdır. Çok yaklaşıldığında bir seviyeden sonra alt oyunların detaylarına kapılınır. Oyuncu seviye kaybeder.

Çok uzaklaşıldığında da aynı sonuç ortaya çıkar.

Bakış mesafesi oyunun en önemli unsurudur.

İnsan yaklaştığına kapılırsa onun tarafından yutulmuş olur.

Anlayacak kadar yaklaşıp, yutulmayacak kadar uzakta duran ve her an mevcut seviyesinden bütünü kolaçan eden kazanır.

Olasılık dalgası görünümündeki bir mütevazi elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

Bu yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara sanal geçişler denir. Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” denir.

Kapsayan, kapsadığı alana gönderdiği dokungaçları bilir. Kapsanan ise bunu bilmez.

Tesadüf ve mucize bilgileri böyle oluşur.

Bir insan mucize/tesadüfle karşılaştığında, bunun kapsamadığı alandan gelmiş olduğunu kabul etmelidir. Reddetmek işe yaramaz. İnanmak işe yaramaz.

Reddettiğinde yerinde sayar, inandığında yutulur.

Bildiğinde kapsamaya hazır olur.

Yutmak ve yutulmak oyun gereğidir.

OYUN süreci ve olası tüm oyunlar, yürüyen merdiven sistemine benzer. Sıfırdan her çıkan basamak yükselmek zorundadır. Yürüyen merdivende aynı zamanda basamakları çıkmakta olan insan kapsayıcı oyunlara daha hızlı tırmanır. Ama bu da hiç fark yaratmaz.

İnsan nesnelere ve olgulara iki gözünün ortasından TEK GÖZ olarak bakmayı öğrenmelidir.

Oyunda başarının en önemli unsurlarından biridir bu.

Tek göz ile algılayan kişi, durumdan zevk aldığı müddetçe oyunda kalabilir. Bu kişiler daha üst oyundan gelen dokungaçları çok rahat görürler, bazıları sözcü/haberci olmayı isteyerek oyunlarını sürdürebilirler. İstek sürdükçe OYUNda kalınır.

Kapsayıcı oyunlardan alt oyunlara gelen zaman yolcusuna GEZGİN denir.

Dünya oyunun “seviyesi” gereği GEZGİN kendi gerçeğini unutur bu sebeple alt oyun tarafından yutulma tehlikesi vardır.

GEZGİN kendi algı seviyesinin altına indiği için uyumsuzluk çeker. Fiziksel ve ruhsal bozulmalara yatkın olur.

GEZGİN bu tehlikeyi neden göze alır?

Kapsadıklarına şefkat duyduğundan ve hala TAM olamadığından olabilir.

Tüm oyunlar içinde toplam negatif kutup ile toplam pozitif kutup eşit olmak gerektir.

Bu sebeple Belli (dünya gibi) oyun seviyesinden sonraki kapsayan oyunlar ikiye ayrılır.

Negatif oyunlar ve Pozitif oyunlar

N ile P arasında geçiş olmaz.

Geçiş ancak Dünya seviyesinde bir oyun oynayarak yapılabilir.

Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.

İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer başarı seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.

Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.

Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.

Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.

Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.

Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir.

İstek, deneyimi, deneyim DUYGUyu yaratır. Duygu yeniden isteği yaratır böylece oyun DÖNGÜsü oluşur.

İsteğin ayrıcalıklısı yoktur, hepsi aynı işlevi görür.

Merak kendiliğinden, insan doğasından fışkırır.

Ve isteği doğurur. İstek OYUN dünyasını inşa eder; geçmişe ve geleceğe doğru.

Merak isteği, istek deneyimleri, deneyimler duyguları, duygular bilgileri, bilgiler yeniden merakı ….. yaratırlar. Döngü böyle işler.

Acı ve sevinç OYUN ölçer malzemesidir.

Çok sayıda insan yutarak büyümüş bilgiler ACI sayesinde eritilir.

Eriyen bilgi SEVİNCE dönüşür.

Acı çeken insan BİLGİ eritmektedir. Sevinç ise kısa sürer; çünkü BİLGİ tam eritilmez özüne dönmez, bilgi leşi olarak dışa atılmaz. Bu sebeple eriyip tortulaşan BİLGİ yeni bilgiler oluşturup yeni insanlar yutmaya başlar.

Bu aşamadan her geçiş İnsanın kapsama oranını etkiler.

Bilgi edinmek değil bilgi eritmek kapsama oranına etki eder.

Az şey bilen farkındalığa giden yolda şanslıdır; ancak AVCIlara yem olma konusunda şanssızdır.

Sonuçta hepsi aynı yere çıkar.

Dünya oyunundaki tüm saptamalar değişik derecelerde Sübjektiftir.

Algısı dünya oyununda bulunan hiçbir varlıktan OBJEKTİF saptama beklenemez.

Oyundaki insanlar hem oyunun içine doğmuşlardır hem de oyunu beraberlerinde yaratmayı sürdürürler.

Dünya bir hem hem oyunudur.

Sibel Atasoy

24.05.2004

Herşey neden böyledir-2 için bknz

68 Yorum

  • Sibel 19 Nisan 2011, 09:36

    Benim için fark etmiyor. Kuramda öyle geldi öyle kullandım fakat çoğunlukla Allah demeyi tercih ediyorum, hem kültürel olarak daha yakın hem tınısı daha sıcak.

  • korhan 19 Nisan 2011, 09:06

    Allah yerine bir diyorsunuz. Yada ben yanlış anladım bilmiyorum. Ama doğru anladıysam neden böyle. Neden Allah değilde bir

  • Binnaz 22 Mart 2011, 23:57

    Yazinin ilk bedeninden cok Hightech’in katkilariyla Sibel Hanim’in ona verdigi cevaplar gercekten ilgimi cekti. Sandim ki Gobi colunde iki Istanbul’lu birbirine rastlamis. Duygular o sekilde anlasiliyor ve buna sahit olmak bile cok hos. Zaten butun muzik ve resim gibi guzel sanatlar boyle bir uyumu saglama cabasi degil midir?
    Ayrica, dere olarak cikip nehir ya da bence caglayan olarak donmek de guzel bir tespit. Bu ve bazi onermeler aslinda bana dogrudan Islami Tasavvuf istilahlarini hatirlatti.
    Ben sizinle ayni yolun yolcusu degilim.
    Keske soylemleriniz icinde biraz da sonsuzu nasil kavrayabilecegimizden ya da neden kavrayamayacagimizdan da soz etseniz. Bu hem gercek derinligi saglar hem de baska yollarin yolculari icin de bir guzellik olurdu.
    Keske biraz daha gorusebilseydik ama simdilik bu kadar.
    Her ne kadar Binnaz nick’ini kullandiysam da o benim, simdi artik baska deneyimlere gecmis olan, en sevgili sevgilim.
    Umarim baska bir gun de “gercegin saptanamaz olusu ve yarattigi sorunlar” uzerinde konusuruz.

  • Sibel 20 Mart 2011, 10:49

    Evet okudum harika ;

    “Bir dere olarak cıktıgın kaynaga,
    Bir nehir olarak dönüyorsun.
    Ve inanılmaz bir mutluluk ve hüzün dolu olarak.
    Mutlusun cünkü yaratıcıya bir katkıda bulunuyorsun.
    Hüzünlüsün cünkü bir daha asla artık sen olamıyacaksın.”

    Aynen böyle dostum.

  • Hightech 20 Mart 2011, 01:45

    Oyunun sonuna gelince oyunu iyice anlamıs
    oluyoruz.
    İste orada kararlarınızı birkac defa
    degistiriyorsunuz yani biraz daha oyunda
    kalayım diyorsunuz.
    Ama bu oyunun cazibesinden olmuyor.
    Oyunu biraz daha dısardan gozlemci olarak
    seyretmek ve dogada buyuk patronla butunlesmek
    istıyorsunuz ve oyundan cıkma kararınızı
    erteliyorsunuz.
    Bazan oyun sizi cekiyor bazanda siz oyunu
    cekiyorsunuz.
    Oyundan cıkmak istediginizde bunun sebebi,
    Yaslanmaktan degil bıkmaktan
    yorulmaktan degil sıkılmaktan
    diye soyleyebiliyorsunuz.
    http://www.budur.com/forum/topic.asp?TOPIC_ID=2015
    İlginizi cekebilir.
    Oyunun sonunda artık tanrı gibi olunuyor ve
    oyunu kısmi gerceklestiriyorsunuz.
    Tıpkı matrix teki gibi.
    Sevgiler ve saygılar.

  • Sibel 19 Mart 2011, 09:57

    Giderek daha çok kuramı anladınız, şurdan anlıyorum ki keni deneyimlerinizi kendi cümlelerinizle ifade ediyorsunuz, hatta benim görebildiğimden bile çok alanı tarıyorsunuz. Bana öyle geldi ve bunun izleyeni olmak çok zevkli, size ne kadar tşk etsem azdır 🙂
    HAL konusunu bilirsiniz. insanın normalde tüm ömrünce gerçekten çok zamanı varmış, bunu anladım. Bu gani gani zamanın minicik bir parçasında dahi farklı bir hale girseniz, bir an için kapsadığınız alanı BÜTÜNüyle görme şansınız oluyor. Sonra yeniden o alana insaniz dahi o kısacık anda gördükleriniz bir daha unutulmuyor. Jüri bir kere duymuş oluyor!

  • Hightech 17 Mart 2011, 22:57

    Yüksek idrak seviyesine ulaşmadıkça,
    oyundan kopmanız yani rolünüzden sıyrılmanız
    pek mümkün degil.
    Rolünüzden sıyrılmadıkca oyunun sadık bir
    üyesi olmak ve kalmak zorundasınız.
    Oyun dısı kalmadıkcada 360 derecelik bakış
    acısı yakalanamaz.
    Benim gözlemlerime göre % 10 – 20 kalana kadar
    oyundan cıkılabiliyor ve daha fazlası icin
    ya oyun sizi oyun tamamen dısına itiyor veya
    bir miktar daha oyuna girmek zorunda kalınıyor.
    Normal insanların oyunu algılaması mumkun degil,
    Anlatılsa bile anlamaları yine mumkun degil.
    Yüksek idrak duzeyinde baska bir oyunda olunuldugu icin alt oyunu gözlemlemek mümkün.
    Oyundan cıkmak istedikce, baska bir oyunun dongusune ve ondanda bir digerine gecilir.
    Oyunun nihayetinde
    Bir dere olarak cıktıgınız kaynaga,
    bir nehir olarak dönüyorsunuz.
    Ve yaratıcının farkındalıgının artmasına
    katkınız oluyor, orada artık yaratıcının
    özünden bir parca oldugunuzu anlıyorsunuz.
    Sevgiler ve saygılar.

  • hoş sözler 16 Mart 2011, 21:17

    Keyifle okuduğum bir yazıydı. Emeğinize sağlık…

  • Sibel 03 Mart 2010, 11:24

    Merhaba Murat Bey, hoşgeldiniz ve kıymetli katkınız için teşekkür ederim.
    Oyun içindeyken de oyunu kısmen tanımlamak mümkün bence, eğer oyun içindeki “rolünüze” çok sıkı bağlı değilseniz, farklı rollere/açılara harekette zorlanmıyorsanız, size nerdeyse 360 derecelik bir görüş alanı sağlar. Hani büyük yerlerin haritasını çıkarmak için yapılan birleştirme işlemi gibi. Bugüne kadar bir çok ustanın gördüğü ve naklettiği şeyleri okumuş olsam da, anladığımı test etmeden tam olarak ikna olmadım. Bu sebeple gerçekten çok uzun gözlem ve deneyler yaptım. Bunu standart bir insanın tahayyül etmesi mümkün değil. Elbette yapabilen bir çok insan da olmuştur.
    Sibel ya da başka biri oyun dışşında olamaz. Çünkü oyun dışı “varsayılan”bişeydir. Onu gözlemlemek mümkün değil, bu sebeple oraya geçen olduysa biile bireyselliğini kaybedeceği için gözlem yeteneği olmaz ve bunu nakledecek”kişi”de olmaz.
    Bizlerin burada yaptığı tüm hayal, tahmin ve kuramlar, sadece extrapole edilmişlerdir. Ve yaptığımız bu şeyler kapsayıcı oyun evrenleri yaratmaktan öte gitmezler. Oyundan çıkmak için yaptığınız planlar bir başka oyunun parçası olmanıza sebep olacaktır. Ve bu kötü bişey değil, evrenimiz “özgür iradenin” yüceltildiği bir yapıdır. İkili yaratımın denendiği, yani gözleyen ve gözlenenin birlikte iş yaptığı bir varoluş. Bundan ötesini tabidir ki ben bilmiyorum 🙂

  • murat 03 Mart 2010, 09:52

    Aslında OYUN tanımı yapmak demek onun dışında olmak demektir. İçerisinde iken ve onun bir parçası iken tanım nasıl yapılabilir ki ?
    İnsan ancak farklı olanı tanımlayabilir, farklılık rahatsızlığı getirir, isteksizliği, eğer derimizle sınırladığımız vücudumuzun dışında kalan şeyler bizden farklı iseler bizi var ederler kendileride bu şekilde var olabilir.
    Eğer varlık bizim dışımızda olup bizden farklı olanın var olması demekse, onlar fark edilip BİLGİ ye dönüşebilir. Ama o şeyler BİZ isek nasıl algılanabilir ki ? Daha kötüsü bizim dışımızda olup bizden farklı hiç bir şeyin olmaması demek, o şeylerin zaten biz olması demektir ki bu tüm evreni kaplayan biz demektir. Bu hem bizim hem evrenin sonu yani yok olması demektir.

    Somut şeyler için geçerli olan bu düşünce soyut şeyler içinde geçerli ise, OYUN dışında olan birileri olmalı; Sibel Hanım gibi mesela. Çünkü ondan rahatsız olup onu kendi dışında tanımlamıştır.

    Öyleyse oyun dışına çıkmak çok kolay olmalı ANLAYARAK mesela..nn1

  • Geri izleme:

    Evreler | Kırk Yama

  • sultan 28 Haziran 2009, 14:55

    öncelikle algı ile direkt beyini, bilinci işleştiriyoruz ama bence öyle değil.algı farkındalıktır ve beyin sadece bunu “temsil” eder. bilinç de sadece beyin değildir. bütün organların bilinci vardır ve beyin ise nasıl kalp sevgiyi temsil ediyorsa bilinci temsil eder. yani ben beyini yönetici mekanizması olarak görmüyorum ki öyle değil…. bitkisel hayatta kalan insanlar buna örnektir.haaa; diyebiliriz ama hiçbir aktiviteleri yok… evet görünen o.. ardını allah bilir.
    o yüzden yukarıdaki oyun kuramı sadece bilinçseldir. bilincin oyundan anladığıdır ve o yüzden bazılarına bilincin nitelediği bu oyun acımasız gelir ki öyledir; ama aslında; hakikatinde değildir.(hakikat=?)
    ben oyunu kalp el ayak karaciğer; bilinçte ikinci sınıfa indirgenen bütün temel olgularla algılıyorum ve benim oyun kuramım da budur. hakiki dediğim de budur…
    o yüzden bilince ; hükümdarlığına sorarsanız; o eğleniyordur kendi hükümdarlığından. çıkış yok der; (as açıdan bakarsak bilinçle çıkış yoktur) ama vardır…
    işte bu kuramı ben bütün elemanların oynadığı yer olarak hakileştiriyorum; görüyorum… yani bilinç hakimlik oyunu oynamaya kalkarsa bilinç padişahlığı insanlığa hükmeder vesaire… ama bilinç bir bölümdür. “hepsi” değildir. vücudun bütün hücrelerinin farkındalık deneyimlerinin temsil mekanizmasıdır… hepsi bu…
    ve bu oyun kuramını kapsıyorum çünkü kapsıyorum…
    +
    bir de neo ya da zion oyun dışı olmadılar bakış açısı var. bir başka oyuna geçtiler…

    işte bu düşünceyi kuramdaki bazı görüşlerle çürütüyorum: eğer bir BİLGİ anlaşılır ve kişi tarafından kapsanırsa ( diyor ki kuram: aksi taktirde kişi bilgi ve bilgiyi anlayanlar tarafından kapsanır) o zaman bilgi öğütülür ve (tamamen öğütülemez ama) kapsayan kişi tarafından öğütülen kısmı itibariyle yeni bir oyun/bilgi doğurulur. ki bu demektir ki eğer neo oyunu; bilgiyi anlar ve oyun dışı olursa oyun kaldığı yerden devam etmez. neo o oyunu değiştirecektir ki değiştirmek istemeseydi, rahatsız olmasaydı; çıkmazdı oyundan; çıkamazdı.oyunda oynar dururdu. bu da oyunun şeklinin değişeceğini ifade eder. yeni bir bilgi doğmuştur ve oyun kuramı asıl kökeni olan bir başka bilgi/zihin tarafından kapsanmıştır ve kapsanan bilgi değişime uğramak zorundadır; öğütülmek kaderindedir… ve işte bu noktada neonun bir başka oyuna geçtiği doğrudur ve işte yine bu noktada “GAME OVER” doğrudur:) ve neo yüksek ihtimal zihnin tutsaklığından, padişahlığından öte “bütün” bir oyun oynar.
    ve yine zihne göre idda ettiğim gibi hiçbirşey tesadüf değildir. göremedikleri itibariyle zihin neoya nasıl bakarsa baksın:)

  • orlando 26 Haziran 2009, 16:48

    çözülür elbette:)..anneme küçüklüğümde yün yumaklarını açarken yardım ettiğim zamanları hatırlıyorum..bazen çok karışırdı..genelde uzun zamanlar alırdı bunları çözmem..ama bazen de , hiç ummadığım bi anda, kısa bi sürede, ipin ucunu öyle bi yerden çekerdim ki, tüm o arapsaçı hali bi anda çözülüverirdi..

  • Sibel 26 Haziran 2009, 11:29

    “ama bu esnada tıpkı bir kedi yavrusunun bu yumakla oynadığında yaptığı şey olur..herşey giderek daha da karmaşıklaşır” demişsin sevgili Orlando. Haklısın ama bazen de KAZA ile çözülüverir mi bilmem? (göz kırpma işareti) Galiba ümidimiz bu ki yumakla oynayıp duruyoruz 🙂

  • Sibel 26 Haziran 2009, 11:11

    Merhaba Tegafüle, bir başka başlıkta Sense ile kelimeler üzerine biraz konuşmuştuk; aynen kandırmak kelimesi gibi Oyun kelimesinin de birçokları üzerindeki etkisi maalesef menfi! Galiba oyun; çalışmanın ve gerçeğin karşıtı gibi algılanıyor. Oysa ben Oyun kelimesini tam olarak çalışmanın ve gerçeğin ortasına yerleştirdim 🙂
    Bu kuramın alt açılımları “Bir Kadını Öldürmek” kitabında bulunuyor, bazen ordan (yani kendimden) alıntı yapıyorum çünkü tembellik ruhumda var 🙂
    Oyunda kader var mı?
    Hem var hem yok. Var çünkü şu anda geleceğiniz nerdeyse şu an kadar netleşmiştir, ayan beyan seçilebilir. Yok çünkü, geleceğin belirgin hale gelmesi her gün verdiğiniz en az bir milyon karar ile yani kendi seçimlerinizle oluştu.
    Değişebilir mi o zaman? Şu an radikal bir değişim yapabilirseniz (ki bu kendinizi yenmek/ya da öldürmek anlamına gelir-fiziken değil elbette-), geleceğiniz de aniden şekil değiştirir. Eski siz ölür yeni ve kapsayıcı bir oyun elemanı gelir. Oyunlardan nefret etmemek lazım, bir gereği vardı, hala var.
    Çok sevdiğim bir dostum şöyle demişti bir gün: “aman Sibel… Ben oyundan filan çıkmak istemiyorum, mümkün olduğunca uzatayım tadına varayım şunun” çok hoşuma gitmişti, hala güldürüyor beni.
    Temel olarak şunu söyleyebiliriz galiba; niyetimiz oyundan çıkmak olsun ama bir yandan içinde bulunduğumuz oyun fazını severek oynayalım, tadını çıkarmanın yollarına bakalım. 🙂

  • Tegafüle 26 Haziran 2009, 01:31

    Bir oyundan “ölerek” ayrılanlar, o oyunu kapsayan oyunun, canlandırılacak BİR malzemesi olur.

    Bir oyundan “olarak” ayrılanlar BİR olurlar.

    BİR”in farkında olana,bilinçlenen kadar veya olana kadar oyundan ayrılamıyoruz.ve BİR olduğumuz zaman gene oyunda oluyoruz çünkü BİR oyun ve heryerde var . aslında BİR olmak oyunun amacıdır diyebilirizde hernekadar yok demiş olsanızda ve her Bir olan oyunu genişletebilir yeni açılımlar sunabilir mi?

  • Tegafüle 26 Haziran 2009, 01:17

    Bu arada Neo ya da zion, oyun dışı olmadılar, bir başka oyuna geçtiler-
    Sevgili Sibel ,
    Oyun kuramını müthiş açıklamışsın .gayet sade ve anlaşılır (benim için).ben kendimi bu oyunun neresindeyim diye sordukça;düşünmeye daldıkça karasızlığım kendini herzaman olduğu gibi gösteriyor.biliyorum oyuna katılmak katılmamak elimizde değil ama rolümüzü belirleyebiliriz.yukarda Sultanın değindiği Matrix filminde Neonun da oyundan çıkmadığını ve bana göre başka bir oyuna geçmediğini o oyunun içindeki üst odaya çıktığını ve üst odanında doğal olarak oyunun bir parçası olması açıklaması yaptım kendi kendime .şuanda da size yapıyorum .burdan kendimde yorumlayıp sorguluyorum; oyunda olmak istemediğimi veya reddetme isteğimi ama öylede böylede çıkış olmadığı apaçık ortada.budurumda kendimi hiçbirşey yapmayan oyuncu olarak görmek istesemde olmuyor çünkü sürekli gözlemliyorum .oyunda etkisiz eleman olarak kalmanında imkansızlığı var.öyle yada böyle oyunda var oluşu başka oyuncuları etkiliyor.bunu kader diyerekte açıklayabilirim ama oyunda kader olduğuna inanmıyorum.inanmalımıyım bilemiyorum .
    böyle yazıyorum belki anlaşılması zor fakat kendi düşüncelerimi somuta dökerek daha iyi sonuç alıyorum .sizce oyunda kader varmıdır nedersiniz?

  • güneşin batışı 25 Haziran 2009, 21:59

    shte ilşkilere son verelim gercek sevgiye yer verelim umudumuz sevgi olsun

  • orlando 25 Haziran 2009, 17:05

    tdk sözlüğü, “hakiki” için “aslına uygun olan demiş…öyleyse, bir şeye aslına uygun diyebilmek için aslını bilmek gerekiyor sonucu çıkar bundan.ama bir şeyin aslını bilmek ancak o şey olmakla mümkün gibi geliyor bana..bu nedenle de bizim hakikat/hakikatımız dediğimiz şeyler, sadece algımızın bulunduğu yerdedir diyorum ben..yani dünya insanlığı için konuşursak, bileşim noktalarımız dünyayı oldurduğumuz yerdedir..bu bileşim noktasındaki sapmalarla , bireysel olarak algımızı ve gerçekliğimizi değiştirmek kısa sürelide olsa mümkün olabilir..zaten bunun böyle olması, dünya realitesinin mutlak gerçeklik olmadığının en net kanıtıdır da bence..oyunun bilinçli bir amacı olmadığını düşünüyorum ben..yada şöyle diyeyim..kuramda da söylediği gibi, “bir”den bir kaza sonucu bir sapma olmuştur..dışarıya küçük bir aralıktan sızan iplikçikler gibi düşünüyorum ben bunu..ortada bir amaç varsa, bu, geriye dönüş, iplikçiklerin “yün yumağına” yeniden düzenli olarak sarmalanma isteğidir..ama bu esnada tıpkı bir kedi yavrusunun bu yumakla oynadığında yaptığı şey olur..herşey giderek daha da karmaşıklaşır..bence bu kuram üzerinde çok uzun tartışılmayı hakeden çok özel bir çalışma..beyin jimnastiği yaparak hep beraber açmaya anlamaya çalışalım derim:)

  • Sibel 25 Haziran 2009, 16:39

    Ama siz benim sorulara yanıt vermediniz. Bu arada Neo ya da zion, oyun dışı olmadılar, bir başka oyuna geçtiler-kapsayıcı olup olmadığı belli bile değil fakat öyle varsayalım- Oyun dışı bizim zihnimizle hayal edilecek ya da tariflenecek bişey değil.

  • sultan 25 Haziran 2009, 16:14

    bir eklenti
    oyundakiler çıkışa izin vermemek için elinden geleni yaparlar. özellikle oyundan zevk alanve oyunu kontrol eden zihinler…
    ama çıkış olmamasını engellemek için hiç bir çıkar yol bulunamaz.
    ve çıkanlar yeni bir yerdedirler ve oyun için bu game over’dır.
    oyundan çıkan yeni bir zihin oyunu ele geçirir ve aslında buna kaçak neo da denilebilir. matrix’in korkulu rüyası… ajan smithlerin engelemelerine rağmen sonunda yeni bir doğuş olur… zihnin kontrol edemeyeceği olgularda… çünkü kandıran kanar da… yapılan kendinedir. unutturan unutur…
    zihin hala neoyu tanır; ama tanıdığını sandığı kadar. ve kabul edemez. neoyu anlamlandıramaz. görmezlikten gelir. oyununu ona karşı çeşitli boyutlarda oynamaya devam eder…
    ama zaten oyun bitmiştir. her doğum zamanla gelecek bir ölümdür…
    çünkü zihin sonludur. sondan ötesini bilemez…
    ve ben irdelemiyorum:) siz de; ben de oyuncuyuz:)
    “Anlayacak kadar yaklaşıp, yutulmayacak kadar uzakta duran ve her an mevcut seviyesinden bütünü kolaçan eden kazanır.”
    ı ıhhh:):)
    ve madem irdelemem için kapı açtınız; konuyu irdeleyeceğim…
    sibel hanım; siz bu bilgileri nasıl alıyorsunuz?

  • Sibel 25 Haziran 2009, 16:03

    Anlayamadım?

  • sultan 25 Haziran 2009, 15:57

    sibel; kabul et oyununda değilim

  • Sibel 25 Haziran 2009, 15:29

    Bu güzel irdelemeler için her ikinize de teşekkür ederim. Benim de bir sorum olacak: 1.hakiki nedir? 2. Oyun amaç taşır mı? Taşıyorsa ne olduğu hakkında bi öngörünüz var mı?
    Oyunu ve onun alt açılımlarını henüz okumadığınız için belki bana: “sibel hanım bunları yazan bir kişi olrak siz çok garip bir insansınız gerçekten…bunları bilmek, bir üste geçmek için bir fırsat olmalı ve belki de siz bunları bilmek noktasında duruyorsunuz. ” demişsiniz. Zaten bu kuram, oyunlarda ilerlemeyi önermiyor pek çünkü sonsuz bunlar 🙂
    Daha genişletiriz, sevgiler

  • orlando 25 Haziran 2009, 15:15

    “hakiki” olmadığını söyleyebilmek için “hakikati” bilmek gerekmez mi? aslına bakarsanız kuramın bütünü, hakikat dediğimiz şeyin gerçekte salt bir kandırış/inanış olduğunu söylüyor gibi geliyor bana..gene kuramdan yola çıkarsak ve sizin yaşıyor olduğunuz “hakikatını” kabul edersek , – oyundan çıkış ya olarak ya ölerek olur-söylenebilecek tek şey “olmuşsunuz” demek diyeceğim ama, o zamanda oyunda hala bulunmuyor olmalıydınız..ben çıkamadım işin içinden 🙂 sevgiler.

  • sultan 25 Haziran 2009, 15:14

    başlangıç: oyun olmayan “O”Y”U”N” ya da zihinden öte her neyse o diyebilirsiniz:):)

    ve sibel hanım bunları yazan bir kişi olrak siz çok garip bir insansınız gerçekten…bunları bilmek, bir üste geçmek için bir fırsat olmalı ve belki de siz bunları bilmek noktasında duruyorsunuz. yanılıyor muyum? oyun üstü oyun ve bu oyunla bağlantısını niye sorgulamıyoruz??? herşeyi olduğu gibi kesinleştiriyoruz? bence dile getirilen o itici kısımlar hakiki değil… gerçeklikteki zıt yansıma…
    bu kuramı irdelemek isterdim ve paylaşmak. ama kuram buna müsade etmiyor. ve kuram diliyle müsadesiz bir “bilgi”ye girmek kapsanmaktır… ama girmeden de bilgiyi kapsayabilir ve ögütüp yeniden doğdurabilirsiniz.(yine kuramdan alıntı)
    sevgilerimle…

  • sultan 25 Haziran 2009, 14:36

    “gerçekçi” bir çalışma olmuş. ama hakiki olamadığından sınırlı…
    öncelikle kesinlikle katılmadığım iki konuya değinmek istiyorum:
    “oyun bir amaç taşımaz” ve “oyun bitmez”
    her ikisi de bitmek bilmeyen döngü mantığı… ve doğan ölür; ve ölen başkalığa doğar…

    ve bu oyunu kapsıyorum:):):);)

  • metin duyar 04 Haziran 2009, 22:57

    himmm, peki….

    kolay gele, iyi akşamlar

  • Sibel 04 Haziran 2009, 22:45

    Tabi Söylerim: Herşey bir oyun.
    Umarım bi katkısı olur, teşekkürler.

  • metin duyar 04 Haziran 2009, 22:29

    elinize sağlık,

    ama sizden bir ricam olacak;
    uzun uzun uzun uzayan cümleleri toplasanız
    şimdi, bir iki cümle ile aslında şunu dedim deseniz,
    ne yazarsınız diye merak etmekteyim.

    yazmasanızda olur tabii, darılmam….

  • Sibel 27 Mayıs 2009, 14:01

    Merhaba Tülin Hanım, iyi dilekleriniz için teşekkür ediyorum, her bir yerlerden birbirimizi tanıyıp toplaşıyor, safları birleştiriyoruz.

    Kuramda: “Bilgi edinmek değil bilgi eritmek kapsama oranına etki eder.” denmiş. Tabi ki söylediğiniz gibi bilgi eritmek kapsama oranını artırır. Fakat böyle deyince bilgiye karşı olmak gibi bir durum söz konusu değil, malum bilgiyi eritebilmek için önce edinmek sonra onu acıyla(şart değil) eritmek gerekiyor.
    Kılıç yapmak için önce çelikbulmak sonra onu yüksek ısılarda eritmek, kalıba dökmek, dövmek vs gibi bir çok işlemden geçirmek gerekiyor. İnsanlık bu aşamaya kadar geldi aslında fakat binbir emekle yaptığı kılıcı kınına koyup unutma bilgeliğini gösteremiyor, madem yaptım onu kullanayım diyor! 🙂
    Bilirsiniz mutlaka Uzak Doğuda bütün alemlerin en büyük kılıç ustası bir adam yaşarmış, fakat kılıcını kınından çıkardığını hiç gören olmamış!
    sevgi-selam

  • tülin 27 Mayıs 2009, 12:35

    yazı olağanüstü
    beni sarstı
    adım adım kendimi takip ettim
    sizi budur.com dan keşfettim. bu yazıyı yazdığınız tarihte ben yolun çok başındaydım.

    sadece birşey sormak istiyorum. yazının sonundaki bilgi eritme kısmı — tam anlayamadım
    kapsamayı arttırıyor mu , azaltıyor mu

    arttırdığını düşünüyorum ama sizin cevabınız önemli

    tüm sevgimle
    tülin

  • Sibel 29 Mart 2009, 17:55

    Challance sözünü belki bloğumda daha önce de kullanmışımdır. Sizin yaşınız yirmili yaşlar gibi görünüyordu buradan 🙂 Ayrıca mühendis olabileceğinizi de düşündürmüştü.

  • Highlander 29 Mart 2009, 12:28

    Benim oluşturduğum gerçeklik başka bir gerçeklikte kaç yaşındaymışım gibi gösteriyor.
    Bunu deneysel araştırma amaçlı soruyorum ve
    bunu biryerlerden tanış arkadaşlarımdan duymak
    araştırmaya çok faydalı olur diye düşünüyorum.
    Ayrıca bende bir oyun programı var o herkesin
    ruhsal kaç yaşında oldugunu gösteriyor.
    Bunu çevremdeki üst üzey kimliklerde
    deniyorum herkes aşağı yukarı normal yaşında
    çıkıyor ama bende anormal şaştı.
    Sizdede entresan sonuçlar verir diye
    zannediyorum.Ben yukarıdaki yazınızdaki challance ile ilgili kısmı okuyunca
    bunu daha öncede okudum dedim.
    Siz bunu başka bir yazınızdada yazdınızmı?
    Yoksa bu bir dejavu olayımı?
    Sevgiler.
    C

  • Sibel 27 Mart 2009, 09:17

    “Kendiyle yarışarak” bir yaşam insanı genç kılıyor demek ki! Ben şu ana kadar ki mesajlarınızdan sizi çok genç biri sanmıştım. Bir yerlerden tanış olduğumuz belli Erdoğan Bey. Çok iyi gözlem yapan bir arkadaşım bana yıllar önce sen kendine meydan okuyorsun demişti, yıllarca yurt dışında kaldığı ve bir yabancıyla evli olduğu için “challance” kelimesini kullanmıştı, hatta ben de ne demek istediğini çıkarmak için biraz düşünmüştüm. 🙂
    Oyun kuramına gelince, aradan geçen beş yılda değişik evreler geçirdim bununla ilgili. İlk yıl biraz hayret içindeydim, bunu nasıl yazmışım diye! daha sonraki iki yıl pişmanlık sardı içimi; yazılmaması gereken bişeydi bu dedim. Geçen seneden beri bu hisler yerini kabule bıraktı ama farklıydı ilk yılki hissimden. Şöyle ki bu şey bana ait değil aslında, tüm dünya, gelmiş geçmişiyle insanlığın tüm çabaları tüm elem ve sevinçleri, onların tüm ışığı idi beni aracı koyup bu metni yazdıran. Ben yalnızca aracı olmuştum.

  • Hightech 26 Mart 2009, 23:33

    Yaklaşık 60 yıllık bir ömür.
    Bir günü bile boş geçmeden.
    Binlerce kitap binlerce film.
    Binlerce farklı deneyimler.
    Hergünü kendisiyle yarışarak,
    Bir adım daha fazla atmak için
    Kendiyle yarışarak geçen bir ömür.
    Işıgı aramak için geçen bir yaşam.
    Bir türlü bulunamayan ve bulmaktan
    ümit kesilen ışık.
    Acaba ışık kendimmiyim düşüncesi.
    Ve sonunda ümidin tükenişi.
    Taki Oyunun kuramını okuyana kadar.
    ve sonunda ışığın bulunuşu.

    Oyun kuramını bir daha okuduktan sonra
    yukardaki yazıma ek olarak
    hiç abartı katmadan yazılmıştır.

    Erdogan

  • Highlander 25 Mart 2009, 00:26

    Bana itici değilde kendim yazmışım gibi vede rahat anlaşılabilir ve tutarlı geliyor.
    Bende kendi kuramlarımı başkalarına anlatırken arkadaşlarımın bir türlü anlamamalarına şaşıyorum doğrusu.
    Aslında itici gelme algılayamamala-
    rından yani idrak edememekten kaynaklanıyor gibi geliyor bana.

  • Sibel 24 Mart 2009, 23:18

    Bu ilginç ifade diline rağmen size itici gelmemesi şaşırtıcı, birçoğuna anlaşılmaz geliyor. Nihayet birisinin beğenmesine sevindim 🙂
    Aradan geçen beş yıla rağmen bana da hala tutarlı geliyor.

  • Highlander 24 Mart 2009, 22:08

    Oyunun kuramını okumak için biraz bekledim.
    Biraz boşken ve başkabir iş yapmıyorken
    kendimi vererek okuyayım dedim.
    Ve bunlara değdi tek kelimeyle olağanüstü.
    Söylenecek bir şey yok tek kelimeyle
    muhteşem.Bunu yazdığınız için teşekkür ediyorum.
    Sevgiler.

Eski yorumlar
Yeni yorumlarYeni yorumlar »

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir