Octavio Cantu-Cadının rüyası-5

13 Mart 2012

İğneyi hareket ettiren bir mekanizma bulmak ümidiyle pusulayı her fırsatta incelemiştim. Hiç böyle bir şey olmadığına göre onun açıklamasını güvenilir olarak kabullenmiştim: Bir insan dengede olduğunda, yani ruh, beden ve tin uyum içinde olduklarında aletin iğnesi hiç kıpırdamaz. İddiasını kanıtlamak için aleti sırayla kendine, Candelaria’ya ve bana tutmuştu. Pusula sadece benim önümde iken iğnenin hareket ettiğini, şaşkınlık içinde görmüştüm.

Octavio Cantu alete bakmak için boynunu uzattı ve “Hasta mıyım?” diye dona Mercedes’e, yukarı doğru bakarak yumuşakça sordu. “Senin tinin” diye fısıldadı, “tinin çok kargaşa içinde”.

Pusulayı cam dolaba iade etti ve yaşlı adamın arkasında pozisyon alarak iki elini başının üstüne koydu. Uzun bir süre öylece durdu, sonra emin ve hızlı hareketlerle parmaklarını omuz ve kollarının üzerinde gezdirdi. Hızla adamın önüne geçti, elleri hafifçe göğsünden bacaklarına, ayaklarına kadar süpürdü. Kısmen kilise ilahisine kısmen sihirli bir şarkıya benzeyen bir dua okuyarak – ruhçulukla Hıristiyanlığın birbirlerini tamamladıklarını her iyi şifacının bildiğini iddia ederdi – adamın sırtını ve göğsünü yaklaşık yarım saat süreyle, sırayla ovaladı. Yorulan ellerine anlık rahatlama sağlamak için aralıklı olarak arkasında silkeledi. Bu silkeleme hareketini biriken negatif enerjinin atılması olarak tanımlıyordu. Şifa seansının birinci bölümünün bitişini sağ ayağını üç kere yere vurarak belirtti.

Octavio Cantu kontrolsüz bir şekilde ürperdi. Mercedes, adam yavaşça ve zorlukla nefes alana kadar başını arkadan tutarak şakaklarını avuçlarıyla bastırdı. Bir dua mırıldanarak sunağa gitti, önce bir mum yaktı, ardından mumla yaktığı puroyu eşit ve kısa nefeslerle içmeye başladı.

Adam dumanlı sessizliği bozarak “Şimdiye kadar alışmalıydım” dedi. Sesten irkilen Mercedes yanaklarından yaşlar akana kadar öksürdü. Acaba dumanı kazara içine mi çekti diye merak ettim. Octavio Cantu onun öksürüğüne aldırmadan konuşmaya devam etti. “Sana defalarca söyledim ki sarhoş olsam veya olmasam da tek bir rüya görüyorum. İçi boş olan kulübemde ayakta duruyorum. Rüzgârı hissediyorum ve her yöne doğru hareket eden gölgeler görüyorum. Fakat boşluğa ve gölgelere havlayacak köpekler artık yok. Korkunç bir baskı ile uyanıyorum. Sanki biri göğsümün üstünde oturuyormuş gibi bir his duyuyorum. Bir köpeğin sarı gözbebeklerini görüyorum. Gittikçe büyüyorlar ve sonunda beni yutuyorlar.” derken sesi gittikçe zayıfladı.

Nefes için soluyarak odanın içine bakındı. Nerde olduğunu bilmiyor gibiydi. Mercedes Peralta puronun izmaritini yere attı. İskemlesini arkadan tutarak hızla çevirdi, böylece adam sunakla yüz yüze geldi. Yavaş ve büyüleyici hareketlerle gözlerinin etrafını ovaladı.

Herhalde uyuya kalmış olmalıyım ki kendimi odada yalnız başıma buldum. Süratle etrafıma bakındım. Sunaktaki mum hemen hemen tükenmişti. Tam tepemde, bana yakın olan duvarın köşesinde küçük bir kuş boyunda bir güve vardı. Kanatlarında büyük siyah daireler bana meraklı gözler gibi bakıyorlardı. Ani bir hışırtı dönüp bakmamı sağladı. Mercedes Peralta sunağın yanındaki iskemlede oturuyordu. Boğuk bir çığlık attım. Biraz önce orda olmadığına yemin edebilirdim.

“Orda olduğunu bilmiyordum” dedim ve “başımın üzerindeki büyük güveye bak” diye ekledim. Böceği aradım ama gitmişti. Kadının bakış tarzında beni ürperten bir şey vardı. “Çok yorgun düştüm ve uyuya kaldım. Octavio Cantu’nun derdinin ne olduğunu bile duymadım” diye açıkladım.

“Arada bir beni ziyaret eder” dedi. “Bana bir şifacı ve ruhçu olarak gereksinimi vardır. Ruhu üzerine çökmüş olan yükü hafifletirim.”

Tamamı için Tıklayınız

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir