Neden sadece Bob?!

11 Nisan 2009

Neden Dövüş Kulubünde ölen tek kişi BOB olmuştur?

 2005 Ekiminde sorduğumuz bu soruya gelen cevaplar şöyleydi ve bence Dövüş Kulubünü anlamak için harika açılımlar sunuyordu, bu mekandan bi kere daha paylaşmak istiyorum:

Yazan: yirmi3
Filmde ölen tek kişi Bob yani Robert Paulson.. peki acaba onun ölmesi sadece bi tesadüf mü?
Kargaşa Projesinin başlangıcında Tyler projede görevli adamları seçmek için kapıda bir tür mülakat yapmaktaydı.”İki siyah tişört.
İki siyah pantolon.
Bir çift siyah bot.
İki çift siyah çorap ve iki çift sade iç çamaşırı.
Bir siyah kalın kaban.
Bir beyaz havlu.
Bir adet yedek yatak çarşafı.
Bir tane beyaz plastik karıştırma kasesi.
Beş yüz dolar””çok yaşlısın. çok şişkosun. çok sarışınsın. çok gerizekalısın.” diye de onların dirençlerini ölçüyordu. Ama Bob bu dirence yenik düşüp gideceği anda (ki gidiyordu da)Anlatıcı (Edwart Norton) onu durduruyor ve beklemesini söylüyordu.

Bob aslında bu projeye uygun değildi.. Bob, Anlatıcının duygusallığı yüzünden o projedeydi.. ve belki de işte bu yüzden öldü..

 

Yazan: marla
aslında öncelikle olayı ikiye ayırmalıyız bence.dövüş kulübü ve cehennem projesi.
filmin bütününde iki kişi ölüyor. biri kanserli bir kadın. yalnız, çaresiz, hırssız, ölümü kabul etmiş ve ondan korkmadığını idda eden, zavallı bir görüntü çizen bir kadın. bob da genel portre olarak benzerlik gösteriyor. o kanserden kurtulmuş ama çok yalnız,çaresiz,hırssız.bu iki kişinin en önemli ortak noktası ise bir gruba üye olduklarında o grubu çıkarları için kullanma istekleri. kadın kendine bir partner bulmak için terapi grubunu kullanmaya çalışırken, bob övünmek için dk’yı kullanıyor.halbuki her iki grupta da amaç, kişi olmayı aşıp gruba hizmet etmek. dk olarak bakınca bu ikisinin ölüm sebepleri aynı. yaşamayı hak etmiyorlar.cehennem projesi kapsamında ise mantık “omlet yapmak için bir kaç yumurta kırmak lazım” şeklinde oturtulmuş durumda. herşey bedeller üzerine kurulu. e bu kadar büyük bir harekette biri ölmeliydi. bu da değerli biri olmalıydı.kişi tyler kimliğine bürünmeden önce üyeler içinde tanıdığı tek şahıs Bob’du ve kişinin huzur bulduğu tek yer bob’un göğüsleriydi. yani onun için duygusal anlam taşıyan tek insan ve böylece sahneye ölüm anından sonraki ayinin koyulması sağlandı.
” Onun adı Robert Paulsen” “ Ölünce proje elemanın adı oluyor.”
cümlelerini bu ölümle duyduk. ve bütün bunlar kahramanımızın uyanışını getirdi. duyguları harekete geçti. sevdiği birini kaybedince hesap sormak istedi. sonuçta tyler’ı buldu. ölen kişi bob olmasaydı bu sonuca varamazdık.

biraz dağınık oldu ama idare edersiniz heralde. soru o kadar çok bağlantı kurdurduki beynimde bu kadarını toparlayabildim. 🙂 

ahts
 …Kişiyi filmdeki gibi ya labirentlerinde dolaştırır, ya da bir çukurda bekletir beklerken de kendisi ile karşılaştırır,yüzleştirir…Sonuçta bedensel yaşamını ,entellektüel bir konuşkan ve düşünen olarak kaybeden kendisidir kişinin… Fazla uzatmayayım,karşılaşılan ikinci kişi “nefs” di ve sonuçta yalnız onun ölmüş olması da yine evrensel bir denge yasası idi,bedenlenmemesi gerekiyordu…:)))
(Sanırım ahts’ın kastettiği Bob değil Tyler)

 

 Biraz da Palahnuik’den ve onun tarzından bahsedin, ağzınızdan bal damlıyor :))

 

palahnuik

Yazan: marla
dövüş kulubünü bir kaç kez izledikten sonra gidip kitabını aldım. ardından palahnuik’in diğer kitaplarını da aldım. bu adam hakkında söylenebilecek en kesin şey kendinden nefret ettiği sanırım. sürekli toplumu cezalandırma yönünde çabaları olan karakterler yaratmış. bu karakterler kendi evrenlerinde hem kendilerine hem de çevrelerine, maddi yada manevi anlamda zarar veriyorlar. gerçekliğe karşı hat safhada güvensiz. ona göre gerçek sandığın herşey bir kurgu.en yakın kız arkadaşın bir sürü estetik ameliyattan geçmiş eski bir delikanlı çıkabilir mesela. mutsuz aileler ve onların yetiştirdiği çocuklardan oluşan kahramanları,aileleri ile toplumu ve bütün kuralları özdeşleştirmiş durumdalar. sexkolikler, uyuşturucu bağımlısılar, şizofrenler, mutsuzlar ve hepsi bu noktaya gelmelerindeki kendi paylarını yadsıyorlar. kendileri olmaya tamamen karşılar. farklı yollarla kişiliklerini reddediyorlar ve bunu sonucunda yalnızlaşıyorlar. yalnızlaştıkça daha çok nefret ediyor, daha çok zarar veriyorlar.

 

Kendileri olmaya tamamen karşılar!!!

 

 

  

Yazan: yirmi3
marla, BOB ve ANLATICI arasındaki duygusal bağın BOB’un ölümüyle bir uyanışa dönüştüğünü söylüyor ama bence bu kısmencik (kısmeni küçültmek için koydum o -cik ekini, ilginç oldu) doğru.. yani doğru ama uyanışın tek nedeni olarak bu gösterilemez.. hem ANLATICInın duygusal bağı olan başka insanlar da var.. MARLA ve TYLER.. ikisini de nerdeyse kaybetmekten hiç korkmuyor.. TYLER için MARLAyı kırıp duruyor mesela ve durmadan MARLAyı düşünüyor.. ama neden BOB’un ölümü onu bu kadar etkiliyor.. Acaba onda hasretini çektiği bişeyleri mi görüyor; baba.. (atıyorum)ayrıca fihgt clubın kitabına bakarsak ANLATICInın uyanışının BOB’un ölümünden çok daha önce olduğunu görebiliriz.. sanırım filmde merak uyandırsın ve etkileyici bir son olsun diye biraz ertelenmiş bu..”Bu gece kapatmak için dövüş kulübüne gidiyorum. Odanın ortasında tek ışığın altında duruyorum ve bütün kulüp alkışlıyor. Buradaki herkes için ben Tyler Durden’ım. Akıllı. Güçlü. Cesur. Sessizliği sağlamak için elimi kaldırıyorum ve neden hepimiz buna sıradan bir gece demiyoruz, diyorum. Bu gece eve gidin ve dövüş kulübünü unutun.
Ben dövüş kulübünün görevini tamamladığını düşünüyorum, ya siz?
Kargaşa Projesi iptal edildi.
Televizyonda güzel bir futbol maçı olduğunu duydum …
Yüz tane adam bana bakıyor.
Bir adam öldü diyorum. Oyun bitti. Eğlenceli bir yanı kalmadı.”

Sanırım ANLATICIyı etkileyen en büyük şey ölüm olmalı.. çünkü ANLATICI hayata fazlasıyla bağlı biri.. Durmadan onu kontrol etmeye çalışan biri.. aynı şekilde CEHENNEM PROJESİnin amacı da bir tür düzeni bozarak hayatı özgür kılmak ve bireylerin kontrolüne bırakmak.. Ama BOB’un ölümü; bir hayatı kontrol etmek isterken o hayatın kaybedilebileceğini de göstermiş oluyor..

Buna şurdan da varabiliriz sanırım.. ANLATICI, PROJEyi iptal etmek ve engellemek istiyor ama TYLERi yok ettikten sonra MARLAya sarılarak olan biteni büyük bir zevkle pencereden izliyor.. Neden…? Çünkü ANLATICI, PROJEnin birilerine zarar vereceğinden korkuyor.. Sonunda öğreniyor, havaya uçurulacak yerlerde insan olmadığını… (Sibelden not: Ya da insan zarar göremez zaten; çünkü o sonsuz bir şarkıdır.)

PROJEnin hayatı kontrol edip tadını çıkarmakla ilgili olduğuna bir kanıt da belki TYLERin kafasına silah dayayarak bizim kahvaltılarımızdan daha lezzetli bir kahvaltı yapmasını sağladığı marketteki çocuk olabilir.. Ona hayatının önemini ve her şeyin elinde olduğuna dair küçük bir ders vermişti değil mi?

İşte bu yüzden BOB’un ölümü ANLATICIyı etkilemiş olabilir ama bence uyanması için illaki BOB’un ölmesi gerekmiyordu..

Belki de her şey bir klişenin sonucudur.. ilk önce en şişman olan ölür.. 😛

Bu durumda Marla’ya cevap hakkı doğdu! (göz kırpma işareti)

 

Yazan: marla
Yirmi3′ün söylediklerine kısmencik (kelimeni çaldım umarım kızmazsın 🙂 ) katılıyorum. ben bob’un uyanışın nedeni değil tetikleyicisi olduğunu düşünüyorum. arada kahramanımızı rahatsız eden bir sürü şey oldu. projeden dışlandığını hissetti. kendisinin de kurucusu olduğu dövüş kulübü tyler’a mal edildi ve kendisi yok sayıldı.tyler’ın gölgesinde kaldı.böylece tyler’a çok öfkelendi.
bu insanın amacı diğer insanlar için değerli ve önemli olmaktı. terapi gruplarında insanlar onu dinliyordu ve ona ihtiyaçları vardı(yada o öyle düşünüyordu). bu yüzden huzuru bulmuştu ve bunu bulduğu ilk yer bob’un yanıydı.
marla ise bu huzuru kendi çıkarları için bozan (bedava kahve ve sinemadan ucuz) bir kadındı onun bilincinde.ama bilinç altında marlaya özeniyordu. çünkü marla en azından dibe vurmaya çalışıyordu.sonra marla onun tek dostunu, tyler’ı da aldı elinden ve özenmesi daha da çok arttı. bu artışın bilince yansıması ise ilk etapta öfke oldu. marla dan değer görmedi. hatta marla o yokmuş gibi davrandı(sigarasını onun olduğu tarafa attı mesela) yani duygusal bağı olan 3 kişiden sadece birine karşı öfke duymuyordu. BOB
bob’da kendi çaresizliğini ve sığınma ihtiyacını görüyordu.bob’un kendisinden daha kötü durumda olduğunu düşünüyordu. onu projeye dahil ederek onuda kendisi gibi kurtarmak istedi. bu arada diğer olaylar yüzünden huzursuzluğu arttı.tyler hedefi doğrultusunda ayrıntıları göz ardı ederek ilerliyordu ve karakterimiz bu hedeften habersizdi. yine başa dönmüştü. tylerla kurduğu dünyada yalnız kalmıştı. daha önceki hayatında kendi kurduğu evinde yalnız kaldığı gibi. bu noktada tetikleyici etken, kurtarmak istediği hayatı ve öfke duymadığı tek insanı, kendi kurduğu ama kontrolünü yitirdiği gurup yüzünden kaybetmekten başka ne olabilirdi ki.
projenin amacı bence, birey yada toplum bazında özgür kalıp ideallere ulaşmaktı. idealin ne olduğu önemsizdi. kiminin ki dibe vurmak, kiminin ki ise veteriner olmak. hayat, oyunun dışına çıkıp bir kahvaltının değerini bilebilmekti.
kahramanımız tabiki o binaların yıkılışını huzur içinde seyredecek. çünkü bunu isteyen kendisi. bir anda kapıldığı panik, olacakları engelleme çabası, tamamen ego tatminiydi. sistemi kuran tyler ve engellmeye çalışan kahramanımız aynı kişi sonuçta ve tyler diğer yarısının bunu engellemeye çalışacağını biliyor.tabiki en iyi tanıdığı kişinin yani kendisininde durdurması imkansız bir sistem kurdu.
kahramanımızın olacakları engelleme çabasının görünür sebepleri, toplumsal sorumlulukları, yapılanın yanlış olduğu bilgisi(bu bilgi nerden geldiyse) ve başka hayatlara saygıydı. bunlar gerçek duyguları olsaydı bunlara tamamen ters düşen, normal hızla giden bir aracın üretim hatasından dolayı kaza yapmasına ve içindeki insanların yanarak ölmesine göz yumamasını gerektirecek bir işte çalışamazdı. hadi çalıştı diyelim bu bilgileri amacına ulaşmak için paraya çevirmek yerine direk açıklardı. ama başkalarının hayatı onun için pek de önemli değildi aslında.onun esas derdi önemsememesiydi. sadece önemsemesi gerektiğini düşünüp vicdan azabı çekiyordu.(sibelnotu: bu cümleyi yılın sözü ilan etmeme izin verin lütfen) tyler onu bundan kurtardı. o kendisine, kendisi olabileceği ama bunu kesinlikle kabul etmeyeceği bir arka kapı açtı.
ayrıca önce en şişman değil en gözlüklü ölür 😛

 

 

 

Yazan: FGL
Yazarın anne ve kadın hakkındaki bakış açısının olduğunu düşünüyorum. Bu arada filmin maskulin bir plotu olmasına karşın oldukça feminist yanlısı, feministlerin ekmeğine yağ sürecek mesajlar içerdiği.Bob gibi birinin, testislerinin olmayışı, tedavisi nedenli gögüslerinin büyümesi…maskulinlikten uzaklaşması, böyle birinin yaşamaktansa ölmesinin daha uygun olacağı şeklinde yorumlanabilir.

Feminizmin her daim yok sayılan ve sadece kadına odaklanan bir hareket oldugu düşünülerek görülmeyen bir yanı da şudur ki, feminizim aynı zamanda kadının maskuliniteye olan özlemidir.Ayrıca Tyler filmde yüceltilmez, aksine kendi kendine zarar verdiği vurgulanmıştır.

• 

Yazan: yirmi3
Tamamen erkeklerin olduğu bir filmde feministler için illaki malzemeler olacaktır.. Ama yazarın böyle bir amaç güttüğünü hiç sanmıyorum..BOB “yaşamaktansa ölecek” kadar silik bir kişilik değildi. Sizin dediğiniz ölüm filmdeki az sayıda kadından (figürandan) biri olan CHLOE’nunki.. Bakın ANLATICI nasıl bahsediyor ondan:
“Chloe isimli küçük bir kadın iskeleti; pantolonunun kıçı üzgün ve bomboş sarkıyor ve Chloe bana beyin parazitleri ile ilgili en kötü şeyin, kimsenin onunla cinsel ilişkiye girmemesi olduğunu söylüyordu. Ölüme, sigorta poliçesinin kendisine yetmiş beş bin papel ödemiş olması kadar yakın olan Chloe’nin tek istediği, son bir kez yatağa yatırılmaktı. İlişki değil, seks.”
Filmin ilerleyen sahnelerinde de ölüm haberi geliyor. O kadar..
BOBun ise bir amacı vardı. O PROJEnin bir savunucusu O bir uzay maymunuydu.. Öldü ve KAHRAMAN oldu. (Onun adı ROBERT PAULSON)Kendi kendisine zarar vermek ise, yüceltilmenin karşıtı değildir.. kendine zarar veren biri de yüce biri olabilir.. TYLERin yüceliği ise tam da bu noktadadır. O kendisine (kendisi dediğimiz kişi kim? ANLATICI?) zarar (bize göre) verebildiği ve buna hepimizden başka bir yorumla bakabildiği için yücedir.. Film boyunca da başkaları tarafından yüceltilip durur.. sanırım film de TYLER hakkında olumsuz yorum yapan tek kişi de MARLAdır.. O da TYLERi anlayamamaktan yakınır.. Ayrıca TYLERin kendi kendine zarar verdiği nasıl vurgulanmış bunu da anlamadım.. Sanırım izlerken onu vurgulayan sizsiniz.. tüketim rüyasına çok bağlı biri misiniz? 😉

“Kadınlar tarafından yetiştirilen bir nesil olarak aradığımız şeyin tekrar kadınlar olduğunu hiç sanmıyorum” diyor TYLER

ANLATICIyla aralarında babaları ve erkekler hakkında defalarca konuşuyorlar.. Ama annelerinden bahsetmiyorlar hiç.. kadın olarak da sadece MARLAdan konuşuyorlar.. MARLA filmdeki tek ana kadın karakter.. Onu da TYLER sadece seks için kullanıyor.. (sadece spor yapıyoruz)

Filmde kadınlarla ilgili olan çok az şey var.. Şimdi filmi izlememin üzerinde epey geçmiş halde düşünüyorum ve kadınlar hakkında bişey yakalayamıyorum.. Acaba bu da benim izleyiş şeklimden mi?

Mesela DÖVÜŞ KULÜBÜnde hiç kadın yok.. Oysa DÖVÜŞ KULUBÜ kuralları içerisinde kadınlarla ilgili bi şey yoktu..

Dövüş kulübünün ilk kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün ikinci kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş kulübünün üçüncü kuralı, biri dur dediğinde veya bayıldığında, bayılmış numarası yapıyor olsa bile, dövüşün bitmesidir.
Bir dövüşte sadece iki kişi olur.
Bir seferde sadece tek dövüş yapılır.
Dövüşe girerken tişört ve ayakkabılar çıkarılır.
Dövüş sürmesi gerektiği kadar sürer.

Burada kadınların girişi serbest bırakılmış ama kadınların dikkate alınmadığı daha gerçek geliyor bana.. DÖVÜŞ KULUBÜ de KARGAŞA (doğrusu cehennem değil bu olmalı sanırım) PROJESİ de tamamen erkeklerle ilgili.. Ama ortada erkeklerle ilgili olduğunu belirten bişey de yok.. Kadın, insanın/erkeğin sahiplenebileceği bişey gibi..

Karmaşa projesinin amacını gerçekleştirmek için kadınlara ihtiyacı yok, ki her erkekte alınmıyor projeye.. bir mülakat yapılıyor.. hem kadınların alınmama nedenlerinden biri de zaten kadınların dünya düzeni içerisinde erkelerin altında bir yerde olmaları olabilir.. yani erkekleri elde ettiğin zaman onun altındaki kadınları da elde edebilirsin.. ee o zaman kadınlarla uğraşmaya ne gerek var.. erkekleri yönlendir yeter..

Sonra kadınlar yok edilmek istenen tüketim toplumunun ana üyeleri olarak da algılanıyor olabilir.. (sabunları kimlere satıyorlardı)

Ya da her şey erkekleri kadınların cazibesinden kurtarmak içindir.. Kadınlara beğenilmek için değil mi bu erkeklerin uğraşlarının çoğu.. Kadınlar değil mi gelişimin ana ateşleyicisi.. hem kadınlarla aynı ortamda olan erkekler de ister istemez doğanın gereği olarak kadına karşı bir ilgi kayması olur.. Gemilere kadın alınmaz, uğursuzluk getirir.. ki TYLERla ANLATICInın arası MARLA yüzünden açılmıştır..

Hem bir de olaya ANLATICInın gözünden bakmalıyız belki.. Onun hayatında bi kadın var: MARLA SİNGER.. ve başka bir kadına da yer yoolmayabilir…

Hem ANLATICI herşeyi anlatmaya şöyle başlıyor:

hepsi Marla Singerla ilgili.”
bir de kaç kadın dövüşmek ister ki..? var mı kadınların doğasında böyle bir istek..? aynı şekilde bi erkekte bir kadınla dövüşmek istemez..

TYLER bir erkek, hatta diğer erkeklere erkeklikleri hakkında laf atacak kadar erkek.. (gucci erkeleri) TYLERın yapmaya çalıştığı şeylerden biri de erkek içgüdülerini uyandırmak.. bence TYLER kadınları pek düşünmüyor.. dünya onun için erkeklerin üzerine kurulu ve değişim erkeklerin işi.. TYLER doğamıza dönmeye çağırıyor bizi: “yıkıntılar arasında dolaşıyorsun.. üzerinde ömrünün sonuna kadar çıkarmayacağın, senin avladığın hayvandan yapılmış deri elbisen.. siyah asfaltın üzerinde et kurutan insanlar”

TYLER erkek doğasını biliyor, çünkü erkek.. özgür olmak, güçlü olmak, hakim olmak istiyor.. bir kadın ise erkeğin elinden kendine olan hakimiyetini bile alabilir.. TYLERın aradığı şey kadınlar değil.. o erkekleri arıyor.. doğasına dönmesi gereken erkekleri..

İşte sanırım bu bakımdan feministler için epey bir malzeme var değil mi?

 

13 Yorum

  • Sibel 16 Ocak 2015, 20:52

    Merhaba, nerelerdesin?
    Bu hafta sonu yoğun çalışmalarım var ilk fırsatta verdiğin linke bakarım. Gerçi bizler de o zamanki kişiler değiliz zaten 🙂

  • yirmi3 16 Ocak 2015, 09:43

    Merhaba

    Uzun süre önce yazdığımız tüm şeyleri aşağıda linkini verdiğim yazıyı okuduktan ve filmi bir kez daha izledikten sonra bir kez daha düşünmemiz gerekiyor sanırım =)

    http://www.filmloverss.com/fight-club-karakterlerinin-hicbiri-gercek-degil/

  • Sibel 12 Eylül 2012, 08:03

    Ben de bunun cevabını merak ediyorum. Bunu anlamak için hayatıma (ve yazdığım kitaplara-onbinlerce makaleye)dışarıdan bakmak gerekir.

  • Zafer 10 Eylül 2012, 12:32

    Sibel,direniş ya da protesto şekilleriniz neler?Ve merak ettiğim yürüttüğünüz kargaşa kime/kimlere ve niçin?

  • Sibel 10 Eylül 2012, 07:38

    Güzel açıklamışsınız teşekkürler. Bir kargaşa projesini doğduğumdan beri yürütüyorum ancak bunu söyleyemem :))

  • Zafer 09 Eylül 2012, 20:43

    Fight Club, çoğumuzun okuduğu ya da izlediği en kült yeraltı örneklerinden biridir. Diğer yazılı ve görsel eserlerden kendini sıyırabilmiştir. Önceleri bireysel aydınlanma ile başlayan ve daha sonra yerini sisteme karşı yürütülen organize bir harekete bırakmıştır. Tekdüzelik-Arayış-Tüketim Çılgınlığı-Yasadışı yeraltı Faaliyeti-Kargaşa Projesi ve Bankalar… Antikapitalist duruş, “Kargaşa Projesi ve Bankaları Hedef Alma ” gibi öğelerin devreye girmesiyle daha önce rastlamadığımız bir sisteme karşı gelme modelini oluşturmuştur.
    Sisteme karşı gelseydiniz ve bir Kargaşa Projeniz olsaydı, nasıl olurdu?

  • Sibel 18 Nisan 2009, 19:46

    Eğer lütfedip o analizi mailime gönderirseniz, memnuniyetle yayımlarız.

  • derya 18 Nisan 2009, 14:56

    Tarkovsky’nin “Sacrifice” isimli filminin analizininde bu siteye çok yakışacağını düşündüm şimdi.

  • Sibel 15 Nisan 2009, 17:19

    İlginç ve dikkate değer bir yorum, teşekkürler Marla 🙂

  • marla 15 Nisan 2009, 13:27

    yorumunu okuduğumdan beri buna nasıl cevap vereceğimi düşünüyorum (3 gündür) 🙂

    en büyük değişiklik bob’u o zamanlara göre çok daha az önemsiyorum 🙂

    o zaman yazdıklarımın doğru olduğunu hala düşünüyorum ama şimdi soruya cevabım çok daha kısa:)

    bob, hiçbir yere yada şeye tam olarak ait olamadığından var olamıyordu aslında. varmış gibi davranan çoüğunluğun bir parçası bob. Robert Paulsen olması, çoğunluktan ayrılabilmesi için bişey yapması lazımdı.fakat o öle biri değildi. böylece ancak ölerek bizleri hakkında konuşturacak değişik bişi yapmış olacaktı 🙂

    basit :)))))

  • Sibel 12 Nisan 2009, 09:35

    Somebody watching youuuu! 🙂

    Merhaba Marla, nasıl bir his olduğunu biliyorum o sebeple herkese günlük tutmasını tavsiye ederim nacizane. Peki hala aynı fikirde misin? değilse neler değişti?

  • sonsuz 12 Nisan 2009, 00:10

    Çok ilginç. Dün gece burhanla dövüş kulübünü seyrettik. Bugün bu yazı konmuş.

  • marla 11 Nisan 2009, 23:34

    bu yazıyı okumak çok garip hissettirdi. kim yazmış bunu dedirtecek kadar:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir