Kim olduğumu bilmeyenim

19 Şubat 2009

Bu bir kelime oyunu değil. Yazılı ve sözlü tarihin derinlerinden beridir biz insanlara tavsiye edilen hep: KENDİNİ BİL olmuştur. Ve bizler de bu yolda epeyce yol yürüdük sanırım. Yolun başındayken çocuksu bir sevinç ve arzu duyardık, belki de bir çeşit meydan okumaydı “kendini bilme” hedefi. Sonunda bunun bir hayal olduğunu öğrendik. “Kendim” denilen şey bir kasete zamanında kaydedilmiş şeyler gibiydi, onları silebiliyor yenilerini ilave edebiliyordun ve bunun sonsuzca devam edebilecek bir eylem olduğunu da görüp irkildik, doğrusu ben irkilmiştim ne yalan söyleyeyim. Bu durumu pek basit psikolojik basamaklardan olan “boşluk” ya da hedefsizlik gibi görünen bir periyod izledi. Ve sonunda kabul geldi: Ben kim olduğumu bilemiyeceğimi bilenim, üstelik bunu takmıyorum da. Kendimi pek bi mühimsediğimden değil “taksam” da elime bişey geçmeyeceğini anlamış olmanın getirdiği bir çaresizlik; bir yandan da özgürlük. 🙂   Evet kısaca böyle diyebilirim sanırım. Şu an ya da bi başka an “Ben…” diye başlayan cümleler kurmak durumunda kalırım, fakat aslında her an değişebilecek, bir kesinlik arzetmeyen ve hiç bi zamanda etmeyecek bişey adına konuşuyorumdur.

“Ben” öyle büyük öyle derin bişeydir ki bilemem anlamı da çıkmasın lütfen, sadece tanımlamalardan oluşmuş, istersen değiştirebileceğin (önce bunun değişebilir bişey olduğunu farketmiş olmak lazım), soyut bir kavram.

Bu bazen çevremdeki kişileri ya da okurları sinirlendiriyor, hatta bir okurum bana uzunca bir kusuş metni sonunda “sen omurgasızsın!” demişti. Bunu da memnuniyetle aldım kabul ettim. Kaldı ki son derece doğru bir tespitti (kendisi belki farkındadır belki de hakaret ettiğini düşünüp beni incitebileceğini ya da savunmaya çakileceğimi sanmıştır, orasını bilemiyorum tabi)

Eğer kim olduğunu bilememek birilerini rahatsız ediyorsa, bu kişiler kendi kişisel özelliklerini ve kişisel hikayelerini sürekli anlatıp dururlar; amaçları kendilerini sürüklenmekten koruyacak şekilde oraya buraya demir atan gemi misali, belirsizlik denizine katılmaktan kaçınmalarıdır. Ve burada birçok yazımda ve kitaplarımda sıklıkla belirttiğim gibi bu çekinik halleri hiç de mantıksız değildir. Birçok insan bunu farkındalıksız olarak yapıyor olmasına rağmen gayet farkında olarak da bu işlem yapılabilir. Birçok öğretide ve psikolojide söylendiği gibi, “yerine koyacak sağlam bişeyin yoksa eskiyi yıkma” denir. Bu durum oyun üzeri oyuna devamı garantileyen ve fakat bir anlamda bakıldığında da bir zaruret gereği yapılmaktadır.
Ancak gemisine güvenen demirle/çapayla ilişkisini keser!
Değilse gemiyi güçlendirene kadar kendini bir yere sabitlemek durumundadır (bunu zaman zaman yapıyorum; kumanyam bitmiştir, ya da fırtına yaklaşıyordur, ya da basitçe yorulmuşumdur veya gizli bir niyetim vardır!). Kendini çok iyi tanıdiğini iddia eden bi çok insanla karşılaştım ve hatta zaman zaman onlara gıpta bile ettim; çünkü bilinmeyen denizinde yol almak o kadar da huzur dolu bişey değil! Pek tabi ki güzel tarafları var, zaten olmasaydı deli miyiz neyiz derdik! Hoş onu da söylediğimiz olmuştur.

Bu konu belki de tüm konuların anasıdır desem abartmış sayılmam. Eğer “ben” denilen şey tanımlardan oluşan gezer yüzer bişeyse, o halde gerçek şey nedir şeklinde sormuşlar, her öğretinin bu konuda bir cevabı var, örneğin sıklıkla bahsettiğim DJ, bizim aslında erke baloncuğu olduğumuzu söyler. Bana göre tüm öğretilerin cevaplarının da oyun üstü oyun sonucuna götürmek için yeni ve daha sağlam bir yapı ortaya çıkarmak peşinde olduklarını sanıyorum. Fakat DJ felsefesinin üstün yanı, bizatihi kendisini de yıkmayı hedef alışıdır.  Üstelik bu nihai yıkılıştan sonrayı tarif etmeye kalkışmaz (çok akıllıca).

Herneyse bugün çenem düşmüş BENim! Bulan varsa hükümlüdür çünkü yenisini çıkaramadım 🙂

Bir yorum

  • Tegafüle 26 Haziran 2009, 02:06

    Oyun kuramından yanlış anlamadıysam ki orda bununla ilgili mesajım bulunmakta ; Oyunda BİR olan oyunu genişleten belkide bir üst basamağa çıkaran olursa BİR”in genişleyeceği sağlamlaşacağı hatta zorlaşacağı gibi bir çıkarımda bulunuyorum şu an dikkaaat:) ve bu gidişatın sonu oyunun durmasına yani balonun patlamasına sebep verebilir eğer BİRler oluşamazsa .Yeni BİRlerin gelmemesi olmamışların sürekli aynı devinimde olmasına delalet eder ki buda genişlemeyi durduracağı ve tekrarlara götüreceğinden oyun durabilir.belki Dj in yıkılışı bu noktada gerçek olabilir ki bu yıkılışın sonucu ya olmamış birlerin yeni oyun kurmasıyla sonuçlanır ki bu oyunda bence BİRler bilgiyi eritip tegafüle ederek oyunun gelişmesine katkıda bulunabilirler yada yada bilemiyorum .1 seçenek ürettim en azından. buarada şimdi öğrendim michael jackson ölmüş.Bence Bir olamadı :)bakalım .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir