Gölgeler

25 Ekim 2009

Eskiçağ Meksika’sı büyücüleri uçuşan gölgeleri gören ilk kişiydiler ve onları her yerde izlediler. Onları evrendeki akış içindeki enerji halinde görerek deneyüstü bir keşifte bulundular.Bu keşif onların insanların ömür boyu eşlikçileri olmalarıydı. Kozmozun derinliklerinden gelip insanoğlunun yaşamının hakimiyetini ellerine geçirmişlerdi. Don Juan’a göre onlar insanoğlunun sahibi ve efendisiydiler insanoğulları da onların tutsakları. İnsanlar karşı çıkmak istediklerinde onları bastıran, bağımsız hareket etmek istediğinde aksini buyuran varlıklardır.

Don Juan, Carlos’a “insanoğlunun onlar tarafından esir tutulması gerçeğinin eski çağ Meksika’sı şamanları tarafından görülen bir enerji gerçeği oldugunu anlatır. İnsanoğlunun onlar için bir besin olduğunu bu nedenle idareyi ele aldıklarını belirtir. Carlos’a bunu şöyle anlatır; “Çözümsel zihnine hitap etmek istiyorum.Bir an düşün ve bana mühendislik tasarımları yapan insanın zekası ile aynı insanın inanç sistemlerinin ya da tutarsız davranışlarının ahmaklığı arasındaki çelişkiyi nasıl izah edebileceğini söyle. Büyücüler inanç sistemlerimizi, iyilik ya da kötülük kavramlarımızı, ahlak kurallarımızı bile onların düzenlediğini anlatır.Bunları bize yağmacıların vermiş olduğunu söylerler. Umutlarımızı, beklentilerimizi, başarı yada başarısızlığa ilişkin hayallerimizi içimize yerleştiren, onlar. Bize tamahkarlık, açgözlülük, yüreksizlik vermişler. Yağmacılar bizi kendini beğenmiş, sıradan ve aşırı bencil hale getirmiş. Onlar sınırsız ölçüde daha örgütlü ve iyi çalışır. Bizi itaatkar, yumuşak başlı ve zayıf tutmak için muazzam manevra gerçekleştiriyorlar. Bize zihinlerini veriyorlar ve o bizim zihnimiz oluyor. Yağmacılarınki şatafatlı, çelişkili, marazi bir zihin ve her an keşfedilmeye hazır. Hiç açlık çekmemiş olmana rağmen yiyecek kaygın oldugunu biliyorum bu duygunun her an manevrasının açığa çıkıp yiyeceğinin esirgeneceğinden korkan yağmacının kaygısından bir farkı yok. Zihin yoluyla, ki eninde sonunda kendi zihinleri bu, yağmacılar insanoğullarının yaşamlarına kendileri için elverişli olan ne ise onu şırınga ediyorlar. Ve bu yolla korkularına karşı bir tampon görevi yapacak kadar güven sağlıyorlar.

Eskiçağ Meksika’sı büyücüleri yağmacıyı gördüler. Ona uçucu dediler. Çünkü havada zıplıyor, hoş bir görüntü değil. Büyük bir gölge, zifiri karanlık, kapkara bir gölge havada zıplıyor. Sonra yayılarak yere konuyor. Yağmacı organik olmayan bir varlıktır ancak öbür organik olmayan varlıklar gibi hepten görünmez değildir bizim için. Sanırım çocukken onu görürüz ve bize öyle ürpertici gelir ki onu unutmayı yeğleriz. Çocuklar bu görüntüye odaklanmakta ısrarcı olabilirler elbette ama çevrelerindeki herkes onları caydırmaya çalışır. Büyücülerin bebek insanoğullarını, baştan asağıya parlak bir tabakayla enerji kozalarının üzerine sımsıkı uyan plastik muhafaza gibi birşeyle örtülü, garip, ışıltılı enerji küreleri olarak gördüklerini açıklayan don Juan, yağmacıların yedikleri şeyin işte bu parlak farkındalık tabakası olduğunu ve insanoğulları erginliğe eriştiklerinde parlak farkındalık tabakasından geriye kalanın, yerden ayak parmaklarının üzerine kadar ancak çıkabilen dar bir saçaktan ibaret olduğunu ve bunun da ancak yaşamı sürdürmeye yetecek kadar oldugunu söyler.

Castaneda don Juan’la aralarında geçen bu konuşmalarda, o ana kadar ki dinlediklerinin arasında en yıkıcı cümleleri duyduğunu söyler.
Don Juan, insanın çaresiz bir şekilde yakalandığı yer olan o dar farkındalık saçağının, özün yansıtılmasının merkezi olduğunu söyler. Yağmacılar, insana kalan tek farkındalık noktamız olan özün-yansıtılması üzerinde oynayarak, amansızca tükettikleri farkındalık parlamaları yaratıyorlardı.

Bizi farkındalık parlamalarımızı yükseltmeye zorlayan anlamsız sorunlar oluşturuyorlar ve bu yolla uydurma kaygılarımızın enerji alevlenmeleri ile beslemek için bizi canlı tutuyorlardı. Castaneda , eskiçağ Meksika’sı büyücüleri ve günümüz büyücülerinin tümünün yağmacıları gördükleri halde neden hiçbirsey yapmadıklarını sorar. Don Juan şöyle yanıtlar,” senin benim yapabileceğim hiç bir şey yok. Tüm yapabileceğimiz bize dokunamayacakları noktaya ulaşıncaya kadar kendimizi disipline etmek. Dostlarından disiplinin o güç koşullarından geçmelerini nasıl isteyebilirsin? Ama her insanoğlunun ta içindeki derinliklerde, yağmacıların varlığına dair atalardan kalma içsel bir bilgi bulunur. İnsanlık için kalan tek seçenek disiplindir. Disiplin oluşturulabilecek tek engeldir ama disiplinden kasdettiğim insafsız yöntemler degil. Büyücülerin disiplinden anladığı beklentilerimiz arasında olmayan olasılıkları dinginlikle karşılama yetisidir. Onlar için disiplin bir sanattır. Sonsuzlukla çekinmeden- ama güçlü ve dayanıklı olduğu için değil, huşu içinde olduğu için çekinmeden- yüzyüze gelme sanatıdır.

Büyücülerin disiplini parlak farkındalık tabakasını uçucular için yenip yutulamaz hale getirir. Bu, yağmacıyı şaşkına çevirir, yenmeye elverişli olmayan bir farkındalık tabakası bilişselliklerinde mevcut değildir sanırım. Böyle faka basınca, alçakça işlerini yarıda kesmekten baska çareleri kalmaz. Eğer yağmacılar bizim parlak farkındalık tabakamızı bir süre yemezlerse o büyümeyi sürdürür. Bu meseleyi en basit şekilde ortaya koymak gerekirse, büyücüler disiplinleri sayesinde parlak farkındalık tabakalarının ayak parmaklarının hizasından yukarı doğru büyümesine izin verecek kadar uzun süre yağmacılardan uzak dururlarsa doğal boyutuna gelecek kadar büyür.

Eski çağ Meksika’sı şamanlarının en büyük hileleri uçucuların zihnine disiplinle eziyet çektirmektir. Uçucuların zihni içsel sessizlikle zorlandığında, yabancı donanımın kaçtığını keşfetmişlerdir. Yabancı donanım geri gelir ama eskisi kadar güçlü değildir ve öyle bir süreç başlar ki, uçucuların zihninin kaçışı rutinleşir ve sonunda bir gün tümüyle kaçıp gider.

Gerçekten hüzünlü bir gündür bu, artık kendi başının çaresine bakman gereken gün gelmiştir ve neredeyse sıfırsındır. Ne yapacağını söyleyecek kimse yoktur artık. Sana alışık olduğun ahmaklıkları buyuracak yabancı kökenli bir zihin yoktur artık. Büyücülerin asıl savaşımının o günden itibaren başladığını söyleyebilirim.

Alıntı: http://www.yokluk.co.cc/index.php?topic=16.0