Dipnot-1

30 Ocak 2010

 

Dipnot1. Örtük:

Örtük, adı üstünde üstü örtülmüş olan ama yine de içinde başka bişey olduğu bilgisine sahip olduğumuz anlamına geliyor. Eğer içindeki şeyi gerçek belleğimiz bilmiyor olsaydı ona “örtük” diyemezdik. Hemen hemen aynı anlamlarda kullanılan “içrek” kelimesi de genel olarak ezoterik, batini konularda kullanılagelmiştir.

Olayın kökü cennete kadar gider! Orada her şey apaçık, çıplak ve masumken orta yere elma ağacını kim ve neden dikmiştir? “Kim” konusu şu anda yapmakta olduğumuz iş için çok da gerekli değil ama “neden” konusu önemli. Evet neden elma ağacı? Ve neden hemen sonrasında cennetten kovulma ve örtünme?! Din kitapları bunu bir suç ve ceza kavramı olarak işliyor ben ise buna katılmıyorum.

Örtünme, “merak” duygusunu oluşturmak ve böylece araştırma, riske girme gibi heyecanları uyandırmak için hoş bir tuzak diyelim. Ve biz insanlar bu tuzağa düştük. Eğer bireyselleşmenin gereksizliği konusunda bir fikriniz varsa bu hakikaten bir tuzak; ama ben öyle düşünmüyorum. Bireyselleşme yani dışsallaşma, tanrının bizatihi yaptığı ve bizim de adına evrim dediğimiz sürecin bir parçası. Kötü olan bireyselleşmenin “hedef” ya da amaç olarak görülmesi olabilir. Oysa bireyselleşme bütünün bir evresi olarak algılanabilir.

Sonuç olarak örtük objeler, insanların yola devam etmesi için gereken en önemli aracı kazanmamıza yola açar, yani merak ve risk alma arzusu. Bu olmadan, örneğin cennette evrim geçirmek olası değil, bence tanrının canı sıkılıyordu! İnsan kardeşlerimin hatası bence şu oldu, merak edip çabalarıyla ele geçirdiği objeye/fikre sahip olmak istedi. Onun evrim/dönüşüm yolunda sadece bir araç, bir atlama taşı (Dibin dibi-1)olduğunu göremedi. Oysa biz biliyoruz ki, “sahiplik” kölelik gereğidir, bunlar siyam ikizidirler!
Her ne kadar sanal bellekle sarmalanmış olsak da, gerçek belleğimizin örtük olanı derhal fark etme yetisi var. Bu sebeple insanda dönüşüme yol açabilen, bilgi kitapları değil, şiirler, öyküler, şarkılar, resimler ve rüyalar olmuştur. Çünkü oralarda “içrek olan” yatar ve gerçek belleğimizdeki kardeşine göz kırpar.

Dibin dibi-1: Taş:

Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir.

O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil.

Basın ve sekin!..” (Bir Kadını Öldürmek-arka kapaktan)    

16 Yorum

  • Sibel 01 Nisan 2010, 09:17

    Aynen öyle:)

  • Avantgarde 01 Nisan 2010, 01:35

    ben kitabınızın arka kapak sözüne takıldım 🙂

    biz yürüdükçe, anlamlar da değişiyor; gelişiyor….

    Yani anlam dediğimiz; ulaşılması gereken bir hedeften ziyade, bütüne varmak için kullanmamız gereken bir araç haline mi geliyor?

  • éli 05 Şubat 2010, 21:49

    Erotizm/fetişizm ile anlatmak ile erotizm/fetişizm’e DE ait olabilecek sözcüklerle anlatmak ayrıdır..
    ( ‘Fetişizm’e ve erotizm’e ait olabilecek sözcük’ cümlesinde de bir yanlışlık var; benzetmeleri/anlatımları yalnız içerdikleri kimi sözcüklerle belli bir izm içinden okuma yanlışlığından söz-ediyor olabilirim.. :))

  • Sibel 04 Şubat 2010, 16:44

    Lafı tam gediğine konduruyorsun 🙂

  • ismail 04 Şubat 2010, 12:39

    Ince tuyler, yirtik corap? Biz simdi hatun bacagindaki killar gibi bir sey miyiz yani? Yaa bizi agdalarlarsa. Guzel olur dunya kaymak gibi olur hani 🙂
    YD erotizm ve fetisizmlede anlatilabiliyormus demek. Bakmak degil gormek bu olsa gerek.

  • Sibel 01 Şubat 2010, 13:01

    Turan, evrim cennete giremiyor zaten 🙂 Belki de gereksiz olduğu için. (Olaylar Bir Kadını Öldürmek kitabındaki gibi başladıysa gerçekten, yani kaza eseri, bu durumda evrimleşme yolu mecburi gibi görünüyor,)Tabi “cennet” kelimesine çocukluğumuzdan beri ordan burdan duyduğumuz anlamları yüklediğim için bunu söylüyorum. Evrimleşme/tekamül ya da bilinçlenme diyelim, merak ve onun sayesinde risk alma yetisi ile mümkün olabiliyormuş gibi görünüyor, ya da bilmiyorum, nedir?

  • Sibel 31 Ocak 2010, 13:44

    Sevgili Susen, o savaşlar ve yıkımlar bana şifa dönemleri gibi geliyor. Hastalığın operasyonla sağaltılması gibi.

  • Sibel 31 Ocak 2010, 12:56

    Bu yorum, benim “derin yarıklar”a verebileceğim her tür yanıttan daha şık 🙂
    Teşekkürler

  • éli 31 Ocak 2010, 12:43

    Örtük olmayan, kıvrımlar arasına saklanabilen; bunu kendi arzu-düzleminde değil de; ‘açık-seçik’in ayrıntıya varan en görünür parçacağında gerçekleştiren ve hafız’a -havız etmek örtmek midir?- söz-konusu edildi mi bunda kolaya kaçmayıp, çorap yırtığını saklamaktan çekinmeyen bir kadının yaptığındaki gibi ”işte orada!; ama az aşağıda” diyen var-oluşun en güçlü noktacığı ‘derin yarıklarda’dır; ama bu yalnız anlatmaya çalıştığımdaki gibi yalnız görünürde böyledir; yırtık çoraptan taşan incecik tüyleri, kışa erken gelmiş bahar çiçeklerinde olduğunda gibi görebiliyoruz!

  • susen 31 Ocak 2010, 12:40

    Birbirlerinin neredeyse aynısı, tıpkısı kuşaklar, en büyük defekt sanki. Sonraki kuşaklara ertelenen, savaşlarla, yıkımlarla, krizlerle duraklatılmış süreçler.

  • Sibel 31 Ocak 2010, 12:26

    Evet “ön bellek” sanal bellekten daha bilimsel bir isim oldu, teşekkür ederim. (Malum ben hep kendi uyduruk lisanımla yazarım, dipnottaki gerekçeyle ya da bilmediğim bir itkiyle)
    Derin yarıklar derken neyi kast ettiğini biraz açabilir misin?
    teşekkürlerimle

  • susen 31 Ocak 2010, 12:12

    düzeltme: diyebiliriz

  • susen 31 Ocak 2010, 12:09

    Yollar hep “sahip olma arzusu”na çıkıyor. Yüzyıllardır semiren bir arzu, sanal belleklerimizin emrinde ve ürünü. Bu kadar uçucu bilgilerle dolu sanal -önbellek de diyebilir belki- belleklerimizin ED’da bu kadar derin yarıklar açabilmesi nasıl açıklanır?
    Serinin devamını merakla! bekliyorum, burada merağın bambaşka bir işlevi olacak benim için. Eline, diline sağlık..

  • Turan 30 Ocak 2010, 13:36

    Sibel,

    evrimin cennete nasil girdigini pek anlayamadim, tekrar anlatirmisin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir