Bulmaca

19 Ocak 2009

Bir bulmacayı çözmenin şüphesiz bir çok yöntemi vardır.

En sık uygulanan metod da sanırım şudur;

 

* Önce soldan sağa ilk sorudan başlanır. Cevabından emin olunup ait olduğu yer aralığına uygun gelenler tereddütsüzce yazılır.

* Yerine uygun olduğu halde doğruluğundan tam emin olunamayan cevaplar belli belirsiz yazılır; çünkü yanlışsa karalama oluşturup estetiği bozmasın istenir.

* Çok kolay gibi görünen bir sorunun cevabı dilin ucunda olmakla birlikte hatırlanmıyorsa, ilk harfinin denk geldiği kutucuğun yukardan aşağı sorusuna göz atılır, eğer onun cevabını net biliyorsanız daha sırası gelmediği halde onu yerine yazarsınız. Bu ipucu muhtemelen dilinizin ucundaki cevabı da hatırlatmıştır; onu da gönül rahatlığı ile yerine kondurursunuz.

* Soldan sağa bütün soruları birinci geçişinizi bitirdiniz, bazı yerler doldu, bazıları gölgeli doldu, bir kısmı da boş kaldı.

* Sıra yukardan aşağıya sorularına geldi. Bu ilk aşamadan kesinlikle daha kolay ve zevkli olur; çünkü bulacağınız cevapların ipuçları yer yer belirlenmiştir. İlk harfi, ya da üçüncü ve sonuncu harfini bildiğiniz şeyi hatırlamak kolaylaşır.

* Yukarıdan aşağıya birinci turunuza devam ederken, bir yandan yerine kondurduğunuz her cevabın, soldan sağa boş bıraktığınız yerlerde bir ipucu oluşturduğunu gördüğünüzden, ikinci turu bekleyemeyip soldan sağa sorularına arizi geçişler yaparsınız.

* Sonra ikinci tura geçersiniz

* Vaktiniz varsa üçüncü tura geçersiniz.

* Hala bir ya da iki kelimelik boşluğunuz kalmışsa, muhtemelen onu orada kaderine terk edersiniz, fazla bile sabrettiniz.

* Bazıları inatçıdır; sözlük arar.

* Bazıları sabırlıdır; sonraki hafta bulmaca çözümünü takip eder ve bulamadığı cevapları öğrenir. (Hoş bunlar pek akılda kalmazlar. Aynı soru dört hafta sonra karşımıza çıktığında muhtemelen yine cevapsız kalacaktır!)

 

Bulmaca çözmek bir alışkanlıktır; herkesin alışkanlığının yöntemi farklı olmakla birlikte, üç aşağı beş yukarı benzeşmeye mahkumdur.

 

Her bir hayat, bir Pazar bulmacasıdır.

Her tur, insan hayatında yedi yıl sürer.

Soldan sağa yedi yıl, yukardan aşağı yedi yıl. Etti ondört yıl.

Her ondört yılın sonunda genel gözden geçirme.

Sonra ikinci tur, yedişerden ondört yıl daha!

Tamamı üçbuçuk tur olur insan hayatında, yani kırkdokuz yıl.

İlk tam turu arızi durumlar haricinde hemen her insan tamamlar.

İkinci kırkdokuz yıl ihtiyari olup, çoğu insan tarafından tamamlanmaz.

Pek tabiidir ki her turun kendine has zorlukları ve keyifleri var.

 

Her şey olabileceği gibi olur.

Önce olur, sonra yorulur (anlamlandırılır)

Bunlar sürekli birbirini takip ettiğinden “önce ve sonra” yok olur.

Her an olmakta ve yorulmakta olurlar.

OLAN şey başka türlü olamayacağından OLmuştur.

Dönüşümü sağlayan yorumlamaktır.

Hayıflanmak, pişmanlık, suçluluk duyguları insanın ince hastalığıdır. İlerleme yolunu tıkar. Hayat; kuru öksürükler, kan tükürmeler, terlemeler ve halsizlikle geçip gider.

İnsan hangi cür’etle yaptığından daha farklısını yapabileceğini ummaktadır ki pişman olur ya da suçluluk duyar?!

Daha farklı yapabilseydi yapmış olacaktı zaten.

Yaptığını anlamlandırmak yeterli dönüşüm şartını sağlar.

 

Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir.

O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil.

Basın ve sekin!

Hafif ve kıvrak olun.

Gözünüzü ona dikmeyin, ayağınız titrer. Akan su içinizi alır. Ve yine düşersiniz.

Eğer içinizde çıkma isteği olmasaydı fark etmez derdim!

Özgürlük ona odaklanmamaktır.

 

BKÖ’den alıntı

(Bir Kadını Öldürmek)

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir