Narsizm enfeksiyonu bulaşmış Çoğulculuk-HŞT 3

12 Eylül 2020

Yazı dizisinin önceki bölümü için tıklayınız 

Narsizm enfeksiyonu bulaşmış Çoğulculuk

Narsizmin sözlük tanımı, “kişinin kendi benliği, önemi, yetenekleri vb. ile aşırı ilgilenmesi; benmerkezcilik”tir. Yine de narsizm sadece benliğe ve onun yeteneklerine aşırı değer vermek değildir, aynı zamanda başkalarının değerlerini ve katkılarını küçümsemektir.

Çok sayıda psikolog, narsizme bakışın bir çok yolu olmasına rağmen, genelde bunun ideal olarak, en azından önemli ölçüde vazgeçilen normal bir çocukluk özelliği olduğunda görüş birliği içindedir. Aslında gelişim, benmerkezciliğin giderek azalması olarak tarif edilebilir.

Ben merkezciliğin, birden altıncıya kadar tüm mimlerde nasıl değişim geçirdiğini yukarıda zaten görmüş idik. Bireysel  benmerkezcilik, giderek ailesel, ırksal ya da dinsel, dünyasal hallere girmekte ve sonunda yeşil mimde başkaları ile kendini eşitlemektedir.

Fakat burada bahsedilmeye çalışılan narsist yapıların, bu özelliği kaybetmeksizin yeşil mime kadar ilerlemeyi başardığı ve tam da orada hiç zarar görmeden yuvalanmaya imkan bulduğudur! Çünkü evrendeki her varlığı ve kavramı; özel, biricik ve değerli görmek durumuna gelmiş yeşil mim, narsistleri de aynı anlamda titizlikle korunacaklar listesine rahatça dahil edebilecek denli duyarlı benliklerdir.

Bu davranışı belki şöyle dramatize edebiliriz; “bırakın onlarııı, ellemeyin narsistleri, onlar bu halleri ile dünyayı zenginleştiriyor!”

Böylece yeşil mime kalıcı olarak yerleşen narsistler, Yeşil mimin çoğulculuğunda üreyerek, ikinci düşünce katına amansız bir engel oluştururlar.

Narsistik yapı, yeşil mim öncesinde kendine açıkça bir yer edinemez, bilindiği gibi o düzeylerde narsizm; önceki mimlerde kötülük, ilerleyen mimlerde hastalık olarak algılanmakta ve toplumdan temizlenme gayreti içinde olunmaktadır. Bu sebeple birçok narsist,  kendilerini zekice gizleyerek alt mimlerden geçer ve yeşil mimi kuvvetle teşvik eder, onun yaygınlaşması için mücadele eder.

Sevecenlik spirali

konvansiyonel Fr. conventionnel
(Anlaşma ile ilgili, uzlaşma ile ilgili-Türk Dil Kurumu)

Bu, -benmerkezcilikten ırk merkezciliğe, dünya merkezciliğe- üç genel evre, bilincin gözönüne serilen birçok dalgasının basit bir özetidir ama aynı zamanda gelişimin, benmerkezciliğin azalması/ ya da kitleye aktarılması olarak da algılayabilirsiniz.

Her bir gelişim dalgası narsisizmde bir azalma ve bilinçte bir artıştır (ya da daha derin ve daha geniş bakış açılarını göz önüne alma yeteneğinin artmasıdır).

Daha önce bahsettiğimiz 8 dalganın; konvansiyonel, öncesi ve sonrası olarak üç temel bölümde görülebileceğini ve bunun konuya hakim olmamız açısından önemli olduğunu sanıyorum.

 

Gelişimin spirali, benden size, hepimize yayılan bir sevecenlik spiralidir: Orada durup entegral benimsemeye açılır.

Bunun, gelişmenin tatlılık ve ışık, gelişimin doğrusal merdiveninde bir dizi harika ilerleme anlamına gelmediğini eklemeliyim; çünkü her gelişim evresi sadece yeni yetenekler değil,  yani felaketler olasılığını da, sadece yeni potansiyeller değil, yeni patalojiler de, sadece yeni güçler değil, yeni hastalıklar da getirebilir. Evrimin genelinde, yeni sistem beraberinde yeni soru(n)lar getirir. Bilincin her artışının, can sıkacak derecede ödenecek bi fiyatı olabilir ve bu “ilerlemenin diyalektiği” (iyi haber-kötü haber) her zaman hatırlanmalıdır.

Yine de şimdilik konu, bilincin gözler önüne serilen her dalgasının, entegral benimsemeye giden yolda en azından daha büyük ilgi, sevecenlik, adalet ve merhamet olasılıkları getirmesidir.

Sistemle Mücadele Et!

Toplumun normlarını denetleyen, bunların üzerinde düşünen ve eleştiren konvansiyonel sonrası (KS) tutuma ancak önce konvansiyonel evrelerden geçilerek ulaşılabilir.; çünkü bu evrelerde kazanılan yeterlilikler konvansyonel sonrası bilincin gerekli ön koşullarıdır. Başka bir deyişle, konvansiyonel evreleri kat edemeyen biri, KS’sı bir toplum eleştirmeni değil KÖ’si bir isyancı olarak ortaya çıkacaktır. Narsisizmin çekirdeği olan “Ne yapılacağını kimse bana söyleyemez!” KÖ’si dalgalarda yoğun şekilde vardır.

Eleştirmenler, 1946-1964 kuşağının adı çıkmış isyancı bir kuşak olduğunda görüş birliği içindeler. Kuşkusuz bu isyanın bir bölümünü KS’sı bireyler oluşturmuştu; fakat yine büyük bölümünün (bunun için elde birçok amprik kanıt vardır) KÖ’si benmerkezcilerden oluştuğu da bir gerçektir. Altmışların, “Sistemle mücadele et!” den “Bütün otoriteleri sorgula!” ya kadar standart bağırmaları KS’sı kadar kolayca KÖ’sinden de çıkabilir, kanıtlar bunun, birinciden çok ikinci olduğunu akla getirmektedir.

Burada beilrtmemiz gereken bir husus da KÖ’si dalga gibi KS’sı dalgaların hiçbiri konvansiyonel değildir. Önce ve sonra, çoğunlukla aynı konuşma sanatını ve aynı ideolojiyi kullanacaktır; ama aslında onlar kocaman bir büyüme ve gelişme uçurumuyla birbirlerinden ayrılırlar.

O halde birini dinlerken, önce mi sonra mı düzeyinde olduğunu karıştırmak çok kolaydır; yine de atasözlerimiz bunu test etmenin kolay yollarını gayet güzel açıklıyor: “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz!” ya da “Özün sözü  desteklediği” vb…

(Gurdjieff, kişide iki ana düzey olduğundan bahseder: Varlık derecesi ve bilgi derecesi.  En ideali iki düzeyin birbirini dengelediği durumlar olmakla birlikte, bilgi derecesinin varlık boyutundan birazcık önde olması da yadırgatıcı değildir; fakat aradaki fark büyüdükçe kişinin hem kendine hem de çevresine görünümü tedirgin edici olur.)

Egemen Hiyerarşilere Karşı Büyüme Hiyerarşileri

Çoğulculuğun, eşitlikçiliğin ve çok kültürlülüğün hepsi, en iyi şekilleriyle çok yüksek bir gelişim durumundan -yeşil mim- kaynaklanır ve yeşil mim bütün diğer mimlere eşit bir özen ve sevecenlikle, gerçekten soylu bir niyetle bu çoğulcu adalet ve ilgi duruşuyla davranmaya çalışır. Ama şiddetli bir eşitlikçiliği benimsediğinden kendi duruşunun çok ender, seçkin bir duruş olduğunu göremez. Daha da kötüsü, o zaman yeşil mim, en başta kendisini meydana getiren evreleri saldırganca yadsır; çünkü o hiçbir ast-üst yargısına varmamayı ister (bindiği dalı keser-kendi kuyruğunu ısıran yılan).

Bu çoğulcu karışıklığın büyük bölümü hiyerarşiyi ve onun doğal büyümede ve gelişmedeki yerini yanlış anlamaktan kaynaklanır.

Şimdi her bir mimin hiyerarşi fikrine nasıl baktığını görelim:

Mor mim (büyü) birkaç hiyerarşi tanır.

Kırmızı (benmerkezci güç) kaba kuvvet hiyerarşilerini (feodal imparatorlukların temeli) tanır.

Mavinin (mitik düzen) soydan gelen kast sistemi, ortaçağ kilisesi hiyerarşileri vb çok katı hiyerarşileri vardır.

Turuncu (bireysel başarı) bireysel özgürlük ve eşit fırsat adına mavi hiyerarşileri kararlı şekilde aşındırır. (Turuncu hiyerarşiler, soydan gelen ve yararlılık-erkine ve mükemmelliğe ayrıcalık veren mavi hiyerarşilerden farklıdır)

Yeşile geldiğimiz zaman duyarlı benlik her tür hiyerarşiye karşı planlı ve fiili saldırı ve suçlama başlatır; çünkü bu hiyerarşiler çoğu kez gerçekten de korkunç toplumsal baskılara karışmıştır. Saldırganca anti-hiyerarşik tutum genellikle yeşil mimin kuşku götürmeyen ayar damgasıdır.

Ama ikinci katın ortaya çıkışıyla hiyerarşiler tekrar geri döner, bu kez daha yumuşak ve yuva yapmış tarzda… Bu tarz hiyerarşilere çoğunlukla büyüme hiyerarşileri denir. Moleküllere, hücrelere, organizmalara, eko-sistemlere, biyosfere, evrene kadar giden hiyerarşi atomları gibi… Ne kadar altta olduğuna bakılmaksızın bu birimlerin her biri, bütün ardışıklık için kesinlikle önemlidir.  Eski dalgaların her biri kendinden sonrakini sarmalayarak gelişir, böylece her dalga daha kapsayıcı, daha benimseyici, daha entegral -daha az marjinal duruma getiren, daha az dışlayan, daha az baskıcı- olur. Birbiri ardına gelen her dalga “aşar ve kapsar”, diğerlerini kapsamak için kendi darlığını aşar.

Bu durumda eğer biz bütün hiyerarşilere olumsuz tepki gösterirsek, sadece egemen hiyerarşilerin haksızlığına karşı onurlu bir mücadele vermiş olmayız, büyük olasılıkla entegral ikinci kata gelişmemizi engellemiş oluruz. Gördüğümüz üzere, yeşil mim mutlakiyetçiliğe, evrensele, mavinin ve turuncunun egemen hiyerarşilerine etkili biçimde başkaldırır, sonra bütün hiyerarşileri aynı düzende görüp yanlış anlar, sonra da hepsini yadsır; bu da onu birinci düşünce katına sıkı sıkı kilitler.

Gelişim spirali, birçok doğal büyüme süreci gibi yuva yapmış bir hiyerarşi, ya da büyüme hiyerarşisidir. Aslında Beck ve Cowan, yuva yapmış hiyerarşilerin, ikinci düşünme katının ayar damgası olduğunu işaret eder.

 

Her Şeyin Teorisi- Ken Wilber’den özetleyen Sibel Atasoy

16.06.08 – Beylerbeyi

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.