Yazar ve eleştirmenler

01 Nisan 2009

Yazı yazmanın çok nedeni vardır. Her ne kadar değişik şeyler söylense de bence bunlar iki ana konuda birleşirler. Birincisi ölümsüzlük ile ilgilidir, ikincisi ise insanlar kendi içlerindeki karmaşaya hakim olmak için yazarlar. Birinci savundugum tez çok kapsamlıdır, aslında bu olgu sadece yazı yazmak ile de sınırlanamaz, bu istek dünyada kalıcı şeyler bırakmak isteği ile de ilgilidir. Hayatın hızla akıp gittiği diyarda iz bırakmak istenilir ki diğer insanlardan farkımız olduğu belli olsun. Coğunluk icerisinde ayrıcalı olmak, diğer insanlardan hem değişik olmak hem de „görülmek“ insanların en büyük isteklerinden biridir, cünkü kendi işlerinin „işe“ yaradığının farkına varmak yaptıkları işlerin yanlış olmadığı anlamına gelir. Ve böylece bu diyarda kendilerinin nereye ait olduklarını keşfetip hayatları anlam kazanmış olur. Hayata anlam verememek yaşamı devam ettirme motivaysonunu kısıtlar.

Burada görüldüğü gibi iki birbiri ile zıt düşen etkenler birbirleri ile savaşırlar: ait olmak ile ayrıcalı olmak. Ayrıcalı olmak isteği bulunulan cevrenin dışına çıkarak cevreye tekrar dışardan dahil olma isteğine benzer. Ama bu istek devamlı cevre icinde yer almış ve cevreyi hic terk etmemiş sahislarin isteklerinden değişiktir. Ayrıcalı olanlar misyonlarının bulundukları toplumu bir adım daha ileri götürmek olduğu kanısında ondukları için tekrar topluma dönüşlerinde görkemli karşılanmayı umarlar. Bu beklenti de içlerinden devamlı geçirdikleri ama dışa vuramadıkları umutlarindan kaynaklanır. „Aferin“ almak cevre dışında sürdürdükleri hayatın doğru olduğu anlamına gelir ve böylece de yollarında devam etmek için güç almış olurlar. Aksi halde, yapa yanlız kalma durumunda aynı yolu devam ettirebilmek için çok büyük çabaya ihtiyaç duyulur ki bu da her „yiğidin“ yiyeceği „yoğurt“ degildir. Bu durumda gercek anlamdaki yazarların hayatı hem meceralıdır hem de tehlikeli, çünkü şimdiye kadar hiç kimsenin görmediği sahillere yelkenlerini açmaları pusulasız deniz seyehati yapmaya benzer. Görüldüğü gibi kendilerinden başka kılavuzları olmaması başlattıkları maceralardan geri dönememe tehlikesi olduğuna işaret eder. Insan ne kadar yanlız seyehat etse de dinlenmek için bir limana ihtiyacı vardır. Işte denize açılıp da kazasız belasız dönenler gercekten kahramanlardır ve ölümsüzlüklerini kanıtlamış olurlar. Ne kadar bünyeleri kaybolmaya mahkum olsalar da yapıtıkları katkılardan dolayı mükafatları o toplumun tarihine geçmektir. Bu da onları ölümsüzlestirir.

Denize açılıp da boğulma tehlikesi geçiren ve kendilerinin yorgunluğunu giderebilecek ada arayanlar içlerindeki karmaşaya hakim olmak isteyenlerdir. Bunlar önderlik yapmak adına seyehate çıkmazlar, bunlar sadece ve sadece karanlıkta kendilerine ışık tutacak mum aramaktadırlar. Buldukları ışık ile karanlıkta kendi yollarını bulmak amaçlarıdır. Bu durumda toplumsal düşünmezler, hatta kendilerinden başka hiç kimseyi görmezler. Gittikleri yollardan iz bırakmak başkalarının kendisini takip etmesi için degildir, bu sadace kendi iç dürtüsünü anlaşılır hale getirmek içindir. Bu gibi şahısların toplumdan ayrı yaşamaları kendi seçimlerine bağlı değildir, bunlar kendilerini zaten toplum dışında bulmuşlardır. Bu nedenle toplum dışinda yaşamaktan büyük noksanlık hissederler ve topluma dahil olmayı cok arzularlar, ne kadar topluma dahil olamayı istemediklerini söyleseler de.

Eleştirmenler korkak insanlardır. Devamlı öncülerin gittikleri yoldan gitmeyi yeğlerler. Onlar kolay yolu seçmişlerdir çünkü deniz ortasında yanlız seyehat etmek her insana mahsus değildir. Eleştirmenler yüzme bilmezler. Bir şeyi eleştirmek için kendisinden önce seyehat edilmiş olunması gerekiyor. Izleri silinmeye yüz tutmuş öncülerin tekrardan yollarını bulmaya calışırlar. Onların diğer görevlerinden biri de öneride bulunmaktır. Yolun sonunda sonradan en kısa yolun nasıl gidileceği yönde akıl vermek eleştirmenlere kalmıstır. Bu görev de ne kadar basit gözükse de görüldüğü gibi basit değildir. Eleştirmenler kaybolmaya saf tutmuş izleri bir izci titizliği ile tekrar takip ederler ve ya izlerin tekrar gözükür hale getirmeye uğraşırlar, ya da nerede yanlış yapıldığına işaret ederler. Bu tutum da öncülerle hem empati kurabilmeyi gerektirir hem de cok ceşitli öncülerin yollari incelenmiş olunması gerekir.

Turan