Televizyon icat edildi mertlik bozuldu

08 Mayıs 2012

Castaneda ile Don Juan’ın bi lokanta sahnesi vardır hani, boşalan masalardaki yiyeceklere üşüşen aç çocuklarla ilgili.

Castaneda bu çocuklara acımış hatta böyle çöp toplayıcı yetiştirilmelerini de yargılamıştı. DJ ise ona, kısaca “sen kendine bak önce” ! Sen kimsin ki ona buna acıyorsun demişti.

Ben bu durumu 12 yaşındayken deneyimledim. O zamanlar kısa bir süre için Sivas’ta yaşıyorduk. Bir yaz günü civar bir köye gezmeye gittik. Yol çok uzundu, hoplaya zıplaya canımız çıkmıştı. Sonunda toprak tümsekleri üzerinde ineklerin otladığı bir yerde durduk. Köye geldik dediler. Ben şaşırdım tabi, ortada ev filan yoktu. Arabadan inip biraz dolaşınca iş anlaşıldı, meğer o tümseklerin altı evmiş! Ortada koşturan kırmızı yanaklı gayet sağlıklı çocuklar vardı. Uzun süre buğdayın dövenle sap-saman ayrılma işlemini seyrettim, ilk kez gördüğüm için ilginç gelmişti.

Sonra akşam eve dönünce bana bir hüzün çöktü. Oradaki çocuklariçin müthiş bi acıma hissiyle dolmuştum; ev sayılmayacak evlerde oturuyorlar ve çoğu Sivası bile görmeden orada ölüyorlardı! Üç gün yemek yiyemedim.

Sonra birden ayıldım! Kendi kendime aymıştım. Kendim bana dedi ki: “Hay sersem kızım, insanlar ancak sahip olduklarını yitirdiklerinde ya da varlığından haberdar oldukları şeye erişemediklerinde mutsuz olurlar. O köydeki çocuklar senden daha mutlu ve sağlıklı. Herhangi bir yoksunluk duyguları yok. Sen sadece empati yaptın ve kendin adına asılsız bi acıma icat ettin!”

Çok rahatlamıştım ve normal hayatıma döndüm.. Ta ki Televizyon icat edilene kadar gayet iyiydim. TV ler yayılırken, köylere, nahiyelere, şehirlerin yoksul evlerine girip baş köşeyi aldığında bendeki eski yara nüksetti! Çünkü artık onlar dünyayı görebiliyorlardı ve kendileri adına yoksunluk hesabı çıkartabilme lüksüne(!) kavuşmuştular. Yine üzüntü bastı beni ama artık yetişkindim ve bu duygulara paçamı kaptırmadım! (tercümesi hayat gailesi yoğundu ve bu durum hislerin örtülmesine sebep olmuştu)

Muhtemelen durumu, Castaneda ile aynı dünya yılında kavramıştık, ben 12 yaşındaydım, CC de 0tuzlarında filan.

Son söz: Televizyon icat edildi mertlik bozuldu.

Yorumlarımız:

  • Hanife Altuntas

    senin ve castanade’nın yaşadığı şeyi biçoklarımız deneyimlemiştir..ben de böyle durumların içinde olduğum anlar kendimce çok üzülür ve sistemi vs sorgulardım. Don Juan’ın castanade’ya söyledikleri bende ki o hali bıçak gibi kesip attı..bazı zamanlar o duygu gelir gibi olur ama hemen hatırlarım.bilgi insanı olma yolunda, görece varsıllık değerlerimizin ve iyi yaşam koşullarının bir üstünlük olmadığını, acıma duygusunun sadece kendimizle alakalı zaafların bir sonucu olduğunu kavrarım..

    Sibel Atasoy harika

    Esra Akkaş acıma hissinin içindeki o gizli kibir öyle bir şey ki, bence onu hisseden kendine “acımalı” 🙂

    Hanife Altuntas kişi kendine acımamalı, tam tersine kendine karşı acımasız olmalı..kendine karşı acımasız olan, başkalarına karşı da acımasız olur..burada bahsedilen acımasızlık, kendine acımanın tam tersidir ve bence hayati öneme sahiptir. kişide çok iyi saklanır ve onu takip edip yakalayabilmek için usta bir avcı olmak esastır.

    Sibel Atasoy iz sürücü, kendi izini sür sevgili 🙂
  • Esra tabi 12 yaşındaki bir kız çocuğunu bu açıdan yargılamıyorum. normal ve olağan şeyler. ama insan olgunlaştıkça kendini ayrıcalıklı ya da özel gibi hissetmemeli karşısındaki ne durumda olursa olsun. edep ederim.. bu arada ben o evleri merak ettim acaba özel bir ismi var mı?

    Sibel Atasoy aa yok o zaman ben büyümemişim hala Esra hanım, çünkü ben kendimi hala özel, biricik, ben’im hissediyorum, tabi herbir insanı hatta yaradılmış olan her bi şeyi birricik özel görüyorum 🙂 Bu sebeple kendim dahil hiç kimseye acıyamam

    Esra karşılaştırmalı bir özel olma durumundan bahsediyorum. mesela sizin benden benim de x ten daha özel olmam gibi bir şey 🙂 herkes özeldir.. ben şanslıyım ben özelim, sen şu durumda olduğun için şuna sahip olmadığın için değilsin gibi bir şey

    Hanife Altuntas

    sanıyorum, burada bahsi geçen duygu hali ayrıcalık hissinden çok diğer çocuklara acıma..castaneda, yemek yediği otelin dışındaki masaların etrafında toplanan çocuklara da aynı hissiyatı besliyor..artıklarla beslenen çocuklardır bu ve bir castaneda da acımayla karışık utanma hali yaratır bu durum.kendi durumunun daha iyi, bu çocuklarınsa en baştan çizilen kötü kaderleri içinde daha içinden çıkılmaz bir halde olduklarını düşünür..ama bu algısı, öğretilmiş bir algıdır.ve zaten DJ bunu kendisine çok iyi ifade edecektir..

    Sibel Atasoy Anlatmak istediğini anlamıştım ama yine de açık olsun diye üstüne dokundurdum Esra hnmcım
  • Hanife Altuntas işin içinden çıkılması en zor yanı da, bu acıma hissinin “insani” birşey olduğuna dair öğretilmişlik hali.

    Sibel Atasoy süperrr

    Esra ‎:) 🙂 anladım Sibel hanım zaten beni anlayacağınızı biliyordum. bir de tepeden bakarak kimseye yardım edemeyiz. kendimizi eşit hissetmeden bunu tam anlamıyla yapmak zor.
  • Hanife Altuntas başkalarına yardım etme konusunu bana hep çok ilginç gelir.nedeni de sanırım şu: ben dediğim zat, yardıma muhtaçken,- ki bunu onu hazırlıksız yakaladığım her an görebiliyorum- nasıl olurda başkalarına yardım etmekten söz edebiliyorum diyorum..bu kimi zaman bana kendi gerçekliğimden kaçmak, kimi zamanda kendimi aldatmak gibi geliyor ve hepsi de aynı kapıya çıkıyor sanırım.

    Esra kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak diyebilirim ki insanların dışarıdan bakınca ” yazık, kötü ” olarak nitelendirdikleri durumların içindeyken, aslında hiç de öyle durumlar olmadığını gördüm. hatta nasıl görünürse görünsün her zaman her şey harika ve mükemmel hissini yaşıyorsunuz böyle zorlu durumlarda

    Sibel Atasoy TV konusuna ben dokunayım bari :))) Eskiden kültürümüzde yediğinden giydiğinden uluorta bahsetmek ayıp sayılırdı; çünkü imrendirme ihtimalinden çekinilirdi. Bugün TVlar, hepsi sözleşmiş gibi, aynı şeylerden bahsediyorlar ve bunlar hesapsız para gerektiren durumlar. Kimse çıkıp kendi özgün hikayesini anlatmıyor, yediğini değil gezip gördüğünü anlatmıyor. Köyün dağın yaşayanlarından iz yok TV larda. Öyle hikayeler yapıyorlar ki, tasını tarağını topla kaç oralardan gibi. Buğdayı nerden gelir, sütü yumurtası ekmeği kimsenin umrunda değilmiş gibi! Bu komedi-dramalar nedense dikkat çekmiyor, herkes sanki çok normalmiş gibi seyredip gidiyor
  • Esra ben de ona çok takmış durumdaydım bir ara. çok izlenen dizilerdeki aşırı lüks tüketim ve yaşantı. buna sahip olan ne kadar küçük bir azınlık var halbuki ama hepimiz izliyoruz!
  • Hanife Altuntas istisnaları var ama sibel..ntv de pazar günleri “doğada tek başına” diye bi program var.serdar kılıç – ki ben ona savaşçı diyorum- parasız pulsuz nasıl yaşanır, nasıl mutlu olunur, doğaya geri dönüşün yolları nelerdir yaşıyor ve anlatıyor.herkese tavsiye ederim bi bakın lütfen. ben her izlediğimde, içimde tarifsiz bir özlemle doluyorum..kaynaklarımızdan köklerimizden koptuğumuzu, geri dönüşe imkan vermediğimiz bir yola çıktığımızı ama her daim, orayı, doğum yerimizi arayıp hasretini çekeceğimizi hissediyorum..

    Sibel Atasoy İstisnalar kaideyi bozmaz 🙂 biliyorum öyle hoş şeyler var ve her TV’nin kanunen zorunlu tutulmuş halkı aydınlatma görevllerne ayrılmış küçü kbi pay. Hoş bizimkiler bu zorunluluğu,yemek tarifleri ve ssağlık programlarıyla aşmayı beceriyorlar yine de. Siz hiç bi dizi de ya da haber programında, kameranın kitap okumakta olan birine zum yaptığını gördünüz mü?
  • Hanife Altuntas dün bir magazin programında kadının biri, “kendimi insan gibi hissettim, topuklu ayakkabı giyip makyaj yaptım” diyordu:) antenleri biraz ince ayara getirdiğinizde, manipülasyonu görebiliyor ve gülümseyerek izleyebiliyorsunuz.

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir