Robotlar aslında ne ister?
esinti , YENİ DÜNYA / 21 Ocak 2018

Biz insanlar da robotlar gibi yazılımlarla doluyuz. Aramızdaki farkın duygular olduğu söylenir bilimkurgularda fakat bu da muğlak bir ayrım çünkü duyguları düşüncelerimiz, düşüncelerimizi ise zaten yazılımlar oluşturur. Robotlar ölmez biz ölürüz.Aslında onlar da eskir, parçaları yazıılımları güncellenir ve sadece çok daha uzun dönem için kişiliklerini korurlar. Ban göre kendi aralarında üremiyor oluşları şimdilik en belirgin farkımız çünkü insanlardaki üreme, yeni bireyin anne babadan randomsample aldığı şeylerle (tesadüfi seçim) oluşuyor ve yeni bir şey ancak böyle ortaya çıkabilir. Yazılımların icat edemeyeceği denli tuhaf ötesi bileşimler çıkıyor ortaya insanda. Örneğin robotların turing testini geçmeleri bana pek olası gelmiyor.çünkü onlara 50 tane lisan yazılımı yükleseniz dahi, annenin yavrusuna yüklediği manada olmaz yani gerçeklik belirmez. Orada devreye giren bambaşka bir şey var. Bunların başında belli belirsiz işleyen bu iyi bu kötü, bu doğru bu yanlış vardır. Bunlar eğer robota yazılımla yüklenirse çok net olacağından onu kandırmak kolay olur ama insanı kandıramazsın bu anlamda. Örneğin  robotlara ahlak normlarını herhangi bir kültürü baz alarak yazılım olarak yükleyebilirsin ama bu asla mother tongue (ana lisanı) ile yüklenen büyünün yerine geçmez bence. Robotlarda özgür irade olmadığı söylenebilir. Bu da hayli tartışmalı bir konu. Bazen ben bir kere ve özel bir durum için insanımsı bir yaratığa özgür iradesiyle hareket etmesi…

Aşk Notları ve Dokuz Öykü
Kurgulardan Haberler / 17 Ocak 2018

Aşk Notları olarak çevrilmiş The History of Love, duygusal bir film.Harika bir kurgu. 2017 oscarlarında 6 ödül kazanan La La Land filminden bana göre 50 kat daha iyi bir film. Bir çok zamanını iç içe ilerlediği hatta son sahneye kadar birleşmeyen bölümleri ardı ardına geçişlerle izliyorsunuz, her şey çok akıcı ve anlaşılabilir geliyor. Oysa bir çok bilinmeyen, sürprizler, ters köşeler yerleştirilmiş film boyunca ama yine de hepsini sıkılmadan çözmekle kalmıyor,duygulanıyor ve takdirle doluyorsunuz. * The Adjustment Bureau Kader Ajanları olarak gösterilen bu film, çokça Fringe, biraz Matrix ve yine mühim oranda 2003 yılında yazıp yarım bıraktığım Venüs Bağlantısı kitabının devamının bir birleşimi gibi olmuş.Zevkle izledim. Derinlik biraz daha iyi olabilir miydi? Evet. Yine de hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Film genel olarak Özgür irade ve kader ikilemini bir aşk hikayesi üzerinden anlatıyor diyebiliriz. Matt Damon da göz dolduran çizgisinde ayrı bir tat katıyor tabi. * Dokuz Öykü J.D.Salinger’in kitaplarına başladım. İlk sıraya Dokuz Öykü’yü almıştım. İlginç bir anlatım tarzı. Yazar anlattıkları kişilere ve onların sorunlarına sanki zorla katlanıyormuş gibi bir his taşıyor sanki, ya da bana öyle geldi. Bitirince daha teferruatlı bir fikrim olacaktır.Ha bu arada Franny ve Zooey ile aynı anda okuma kararı aldım,ne de olsa roman ayrı öykü arı bir…

Beat Zen, Kurumlaşmış Zen ve Zen-devam

Önceki bölüm için tıklayınız Suçluluk duygusu ve kaygı, oyunun gizliliğini devam ettirir. Bir zen deyişi şöyle söyler: Satoriye (aydınlanma) ulaştığın o an, yapabileceğin tek şey iyi bir kahkaha atmaktır. Uyanış konuşmasından tıklayınız. Doğayı nasıl algılayacağımızı bilsek, Tanrıyla doğa arasındaki çatlak anında yok olacaktı. Çünkü diye devam eder Watts; Onları ayrı şeylermiş gibi gösteren tözlerindeki farktan değil, yalnızca kafamızdaki yarıktan kaynaklanıyor. Dalınç(kuan)/meditasyon, “sürekli şimdi”de ne olup bitiyorsa hepsini yoğun bilinçle izleyebilmektir. Dalınç, bir amaçla/bir şeyler elde etmek için yapıldığı zaman meditasyon olmaktan çıkar. Her şey basitçe gösteriyor ki; sonuç odaklı edimlerimiz,doğal olanla halihazırda olan büyülü dansımızı çökertici etkendir. Numerolojide bu durum 4 sayısının dersine denk düşmekte, bunu hatırlayıp gözlem yapmak konuyu daha iyi anlamayı sağlayabilir. (Benim notum) Cinsellik, insan yaşamının ayrı bir bölüğü değildir. Cinsellik insan yaşamının gerekli kıldığı her türlü ilişki üzerine ışığını saçar. İnsanın doğayla olan ilişkilerinde özel bir tutum ya da düzeydir. Cinselliğin verdiği tat zaten yaşamın içinde var olup da genellikle bastırdığımız “yaşamın tadıyla” içtenlikli bir ilişki kurmaktan başka bir şey değildir. Bu tat, bizim genellikle gerçekleştiremediğimiz “dünyayla özdeşliğimizden kaynaklanmaktadır. Beyaz bulutlarla kızıl ağaçlıklar arasında Büyük sükunun türküsünü çağırarak bir ağızdan, Yaşayalım birlikte. Çin şiiri * O sonsuz kaynak; hani olmadığınız rolünü oynadığınız, sıradan günlük bilinç denilen deneyimin içinde. Saklambaç…

Mutantlar ve Evrilme çabaları
esinti , Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 05 Eylül 2017

Homo Neanderthalensis’e göre mutant kuzeni Homo Sapiens, bir çeşit sapkınlıktı. Beraberce barış içinde yaşadılarsa bile bu durum uzun sürmedi. Araştırmalar istisnasız olarak gösteriyor ki; bölgeye yeni bir mutant insan türü geldiğinde daha az evrimleşmiş akrabaları yok olmuştur.” -Profesör Charles Xavier Mutantlar ve evrilme çabaları hakkında: Bir çok başarısız görünen denemenin – bütüne bakabilseydik- başarıyı getirdiğini, bunların her birinin başarının bir unsuru olduğunu görebilirdik. İnsan olarak ömrümüz kısa olduğu için olayı gezegensel ya da evrensel olarak değerlendirme imkanımız olmuyor. Her nasıl bir deney türü olacaksak bile bu devasa bütüne başarılı hizmetin sebebi her birine özgür irade verilmiş olmasıdır! Özgür iradenin olmadığı yerde değişimden ve evrilmeden bahis edilemez zaten, isterseniz orayı cennet yapın ve ilan edin, ölüdür, yaşamıyordur evrim açısından. Esasında her bir özgür iradeli varlığın bir evren, bir deneme evreni olduğunu söylemekle pek de yanılmış olmayız. Paralel evrenleri (aslında paralel gerçeklikler demek gerekiyor belki)uzayda arayanların kulağı çınlasın. Her bir evren de kurduğu yapıyı/gerçekliği sever ona tapınır ve onun bozulmaması için tüm gücünü ölümüne ortaya koyar. Her bir paralel evrenin (özgür iradeli varlığın) istemediği bu değişimi, evrimi, gelişimi sağlayacak şey nedir öyleyse? Bunun bulabildiğim cevabı KAZA/Şans dır diyorum, ya da daha komplike haliyle KAOS. Düşünsel hayatımda bana kişisel olarak çağ atlatan da…

Minik bir düşün-parfüm

Manawa ve tabi aslında tüm topluluk, Gezgin’in iç dünyasındaki savaşı apaçık görüyorlardı. Anlayış ve saygıyla onun bu süreçten başarıyla çıkmasını beklediler. Zaten bu koordinatta anda oluşan hiçbir şey diğer bir şeyden daha önemli ya da öncelikli olmadığından bir konuda acele etmek, telaştan doğan psikolojik ve kimyasal veri çıkışları, bunlardan üreyen duygular yok denebilirdi. Manawa tekrar Gezgin’e doğru hareketlenmeden önce minik bir düşün-parfüm daha püskürttü. Aslında bunu yapmayı hiç istemezdi çünkü kişinin bilgisi dışında ona yapılan her şey, niyet her ne olursa olsun, özgür irade ihlali sayılacağından, bu işlem tüm halkı adına bilinçsel bir aciz olarak derinden hissedilmekteydi. Yine de anda yapılması gerekenlerden kaçınamazlardı böyle bir donanım bu frekansta yer almıyordu. Hem zaten Gezgin bu koordinata girdiği andan itibaren onun frekansı ortam tarafından mas edilmekteydi, bu karşılıklı iletişim, evrenin tüm öğelerinin birbirlerine sonsuzca bağlılığının olağan sonucuydu. Olaylar ne yönde gelişirse gelişsin hem bu alan hem de ziyaretçi artık eskisi gibi olamayacaklardı. Kitaptan alıntı

Dönüştürülemeyen şeyler salıverilmelidir
Urban Shaman / 10 Nisan 2015

Aloha arkadaşlar, Pluto, “Dönüştürülemeyen şeyler salıverilmelidir” dermiş. Aslında her şeyin bir “enerji kalıbı” olduğunu biliyoruz, hatta enerji kalıbı kombinasyonları. Enerji-kalıbının salıverilmesini bir anlamda onun ölümü olarak görebiliriz çünkü dikkat ile beslenemediğinde dağılıp zeki enerji (bütünsel) tarafından emilecektir. Ve yerine tamamen yeni bir enerji-kalıbı oluşturmak gerekecektir. Peki ya dönüştürebilseydik? Bir enerji-kalıbını dönüştürmek ne anlama gelir? * Şamanın herkesin gördüğü dünyadan farklı gerçeklere nüfuz edebilmesi onları diğer şifacılardan ayırır. Bir şamanın iyileştirme teknikleri ihtiyaca göre şekillenir ve çok zengindir, bizzat tüm insanlık tarihinin birikmiş deneyimlerine dayanan bir sanattır. “Testi kırılmadan çocuk dövülmeli” diyenler olabilir tabi 🙂 Oysa özgür irade kanunu, bizim gezegenin tek kuralı, bu sebeple çocuk(!)ların bu konudaki arzu ve talepleri dikkate alınmadan iş yapılmaz, yapılırsa bu KU’nun otoriter stille yönetilmesi anlamına gelir ve bu da sert, garip,sakar ve spastik hareketlerin ortaya çıkmasına sebep olur.(bilmem sizlere öznel ve nesnel gerçekliğinizle ilgili bir şeyler hatırlatıyor mu?) 7.Prensip PONO bize doğruluğun ölçüsünün etkinliğinde olduğunu söyler. Yaptığımız şey kendimizde ve/veya bütünde bir yarar sağlamış mıdır? Şamanların mistiklerden ayrılan yanı da budur, bizler faydayı tam olarak şimdi ve burada bulmaya çabalarız. Tüm gerçekliklerde şifalandırma işlevlerimiz, şimdiye hizmet eder. Bu temel amaç doğrultusunda esnekliğin gücünü keşfederiz. Dalganın sırtında sörf yaparken belli olur bilgeliğimiz. Aloha

Demiurgos’u bile seversiniz, az bekleyin :)
esinti / 22 Mart 2015

Demiurgos’un biçimlendirdiği dünya gerçekten de robotlar içindi, tıpkı Matrix gibi ve İsa’nın son anında tanrısına seslendiği gibi: “baba onları affet çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!” Sistem hem ajanlarını hem de Neo’yu programa dahil etmiştir, her şey mükemmelen planlanmış, dahiyane. İşte Kahramanın sonsuz yolculuğu bu sayede tekrar edip duracaktır. Bazıları gerçekten Demiurgos’un programından çıkıp kendi gerçekliklerini yapılandırmaya başlayan mimarlar olur, sonsuz paralel evrenler. Özgür irade’nin getirisidir bu ancak. -Demiurgos, eski ahit’in sahte tanrısı gücünü bizleri cahil bırakmaya adamıştır. Hatta bu amaca hizmet etmeleri için incil’in melekler ve şeytanlar olarak adlandırdığı ve archonlar olarak bilinen varlıkları yaratmıştır. Yapmıştır çünkü insanlık gerçeği öğrenecek olursa o’nu bir kenara atıp asıl yazgısını aramaya başlayacaktır ki, bu da boşluk’tan ayrılıp tek gerçek tanrı ile yeniden birleşmektir. (Empathy / Adam Fawer) Fawer haklıdır, onu özellikle Olasılıksızla çok sevmiştik. 🙂 Demiurgosla ilgili şu güzel özete göz atabilirsiniz, tıklayınız lütfen Güneşli bir pazarda MANAnız bol, anlayışınız derin olsun frekanslar. Aloha

BAŞARIyı nasıl tanımlarsınız?
YENİ DÜNYA / 03 Haziran 2014

Bu görüş (başkasının çizgisini bölerek ondan üstün gelmektense kendi çizgini uzatmak) ilkine nazaran daha akıllıca ve barışçıl görünmekle birlikte hala kıyas ve ayrılıkçılık gütmekte, başarıyı tıpkı ilk çözümdeki gibi daha büyük ve daha ileri ile ölçmektedir. Oysa üçüncü bir çözüm, herkesin BİRliğe kendi eşsiz yani asla birbirleriyle mukayese edilemeyecek katkısını sunuyor olmasının başarı olarak kabul edilmesi görülebilir. Tabi böyle bir çözüm yayılmacı ve harcamacı bir kültürde nasıl gelişip serpilir onu bilmiyorum fakat imkansız değil üstelik geliştirilmeye de tamamiyle açık. Şimdi bizim yapacağımız kendimizi iyi izlemek, BAŞARI hissini kıyas yolu ile yaptığımızı fark ettiğimiz anlarda kendimize anlayışla gülümsemek olmalı. Örneğin çocuğumuzun not ortalaması sınıf birincisi olsun diye çabalarken diğer yandan her gün bir diğerinden daha yüksek ve sivri dikilen gökdeleni eleştirirken kendimizi yakalayıp, çelişkilerimize gülümseyebilmek. Başarı tanımlamamız kesinlikle değişiyor, bu kaçınılmaz yeni enerji nehrinin sunduğu fırsattır, onunla uyum içinde akabilmek için zihnimizi ikna edeceğiz ve bunu oyun gibi yapacağız, eza ve cefayla değil, bence böyle  Kendimizi daha önceki kendimizle kıyas yoluyla başarı tanımı da bir başka yöntemdi. Bu bile bir gereksinim değil bence, bir başka kabul. Benim kendime önerim, insanın bu dünyaya gelip ilk nefesini alışından son nefesini verişine kadar yaptığı yegane şeyin bütüne katkı sunmak olduğu ve bunu hangi yöntemle…

On yıl Öncesinden bir Vizyon
Rüya/Psikoloji / 05 Nisan 2014

On yıl kadar önce yurt dışında olduğum bir süreçte beni çok etkileyen bir vizyon görmüştüm. Çok boyutlu bi anlamı olduğunu hissetmiştim, bazılarını o zaman anlamıştım, şimdi bazı anlamlarını daha anlayabildim sanıyorum. Vizyon şöyleydi: iki ucunda destek çengeli olan sanki metale benzeyen ince bir çubuğun üzerinde boşlukta çırılçıplak yatıyorum. İnanılmaz bir huzur, ancak tanrısal diyebileceğim bir saflık ve rahatlıkla yatıyorum. Bir süre bunun tadını çıkarıyorum. Sonra aklıma şu geliyor, “acaba ben bu çubuk üzerinde esir miyim, bi mahkumluk mu bu” diye. Bu düşünce gelince durumu test etmem gerekiyor, çubuğun üzerinden kalkmaya yelteniyorum, kolayca kalkıyorum ve o alttan ve üstten iki kıskaçlı çubuğu da dışardan görerek çevrede boşlukta biraz dolaşıyorum ve anlıyorum ki kesinlikle beni esir eden bişey söz konusu değil. Rahatlıyorum, e öyleyse madem bu rahatlıktan kendimi neden mahrum edeyim diyerek yeniden çubuk yatağa uzanıyorum. vizyonun bundan sonrasında devreye bir şeyler giriyordu onu şu an tam anımsayamadım, bi yerlerde yazılıdır arasam bulabilirim belki. Bu çubuğun üst ucu tam başımın altına alt ucu da kuyruk sokumuma dayanıyordu. Şimdi anlıyorum ki bu omurgadır. ve Omurgalı bir varlık olmak ile olmamak arasında tercih yapmak zaten özgür irade kuralına göre her zaman mümkündür. Tabi bunun bir çok alt anlamları da var, aklıma gelen henüz gelmeyen,…