Aşık Olma Hali
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 01 Kasım 2017

Gizemli bir içgörüye ulaşmak, büyük ölçüde önceden belirlenemezdir ve tıpkı aşık olmak gibi kaprisli ve keyfi, bu yüzden de çılgındır Varolan herşey LUDERİ (oyun) anlamında bir yanılsamadır. Kargaşa ile iyi(!) durum arasında salınmaktayız. Ev bitirilince iskele sökülür, ortadan kaldırılır. Öyleyse iskelelere niye takılıp kalalım. Tüm bu şeyler bize birşeyler öğrettikten sonra basit bir şekilde ortadan kalkacak olan birer destek sapı olabilirler, der Watts

Mümkünlerin oyunu.

Bu mümkünlerin oyunu. Başka şeyler, kişiler ya da olaylar potansiyeli şüphesiz vardı ancak diğer olasılıklar kullanılmadı. Kullanılmayan olasılıklar üzerine neden enerji yükleyelim ki! Che sera sera… Olacak olan olur ve olur ve oldu. Dalga çöktü ve parçacık oldu. G-örünür oldu. OLAN her ne ise mümkün olan tek şeydir ve o anın mükemmelidir. Yarışı kazanan olasılık! O halde onu sevgi ve minnetle kucaklayalım. Bize dinginlik getirecek tek davranış şekli de bu olabilir. Olan üzerinde fikir yürütebilir, kendi üzerimizde ya da çevre sandıklarımızın üzerindeki etkilerini dikkatle gözlemleyebiliriz. Olan, belki hoşuma gitmez ya da gider. Belki kendimizi kutlar belki de pişman oluruz. Bütün bu irdeleme, farkındalığı arttırma idmanıdır zaten. Benim hatırlatmak istediğim şey, OLAN’ın olmayabileceği zannı üzerine enerji harcamanın beyhudeliği. Olamayan, yani yarışı kaybetmiş sayısız olasılıklar üzerine gündüz düşlerine yatmak, bizi günden güne güçsüz düşürür. AN’ı kucaklayamamış olasılıklar, enerji kesenizden hazır yerler. Bırakın onları ölsünler. Bir’e karışsınlar, sükunet bulsunlar. Bilgisayar programı yazmış olanlar bilir, en basit bir program komutunda bile sayısız ve iç içe döşenmiş if döngüleri (öyleyse/değilse) bulunur. Programcı bazen loop (döngü) paketine çıkış şifresi koymayı unutur (Benim dikkatsizlikle koymadığım zamanlar olmuştu.) Bu durumda program sonsuza kadar döner durur. Bilgisayarı kapatmadan o döngüden kurtuluş olmaz! Ölüm dediğimiz de bilgisayarı kapatmak gibi mecburi…

Mümkün Varlıklar
Felsefe ve Kuantum / 22 Haziran 2011

Önce Arabi’nin bu muhteşem beyanını okuyalım sonra sorularımızı sıralayalım, bakalım ne cevaplar alacağız 🙂 .. Allah o “mümkün varlıklara”, imkanları ve kabul istidatları nispetinde varolmalarını (tekvin) emredince, o varlıklar Onu görmek için süratle koştular. Mümkün varlık, varoluş haline geçince, nurla boyandı. Böylece adem, yokluk, yok oldu. Mümkün varlık iki gözünü birden açtı ve katıksız iyilik, saf güzellik gördü. Fakat ne olduğunu bilemedi, anlayamadı Mümkün varlık, nur ile boyanınca, sol tarafa yöneldi ve baktı; ve adem’i yokluğu gördü; onu tahkik etti, inceledi. Yokluğun kendinden çıktığını görünce, “Bu da ne?” dedi. Bunun üzerine sağ taraftan nur ona şöyle dedi: “İşte, o sensin! Eğer sen kendin nur olsaydın, gölge diye bişey olmazdı; baksana, ben nurum ve gölgeyi gideriyorum. Senin üzerinde bulunduğun nura gelince, zatında bana teveccüh edip yönelmenden dolayı, sende o nur gözükmektedir; bu da senin Ben olmadığını bilmen için böyledir. Oysa Ben, gölgesi olmayan bir nur’um; sen ise imkan dahilinde olman için, gölgeyle karışmış bir nursun. Buna göre, şimdi eğer sen kendini Bana mensup sayarsan, Ben seni kabul ederim; yok eğer sen kendini “adem”e, yokluğa mensup sayarsan, o seni kabul eder. Dolayısıyla şimdi sen vücudla adem, varlıkla yokluk, hayırla şer arasındasın. Eğer sen gölgenden yüz çevirirsen, imkan dahilinde olmandan yüz çevirmiş olursun;…

Tecelliler İlmi
Felsefe ve Kuantum / 15 Ekim 2009

Allah o “mümkün varlıklara”, imkanları ve kabul istidatları  nispetinde varolmalarını (tekvin) emredince, o varlıklar Onu görmek için süratle koştular. Mümkün varlık, varoluş haline geçince, nurla boyandı. Böylece adem, yokluk, yok oldu. Mümkün varlık iki gözünü birden açtı ve katıksız iyilik, saf güzellik gördü. Fakat ne olduğunu bilemedi, anlayamadı Mümkün varlık, nur ile boyanınca, sol tarafa yöneldi ve baktı; ve adem’i yokluğu gördü; onu tahkik etti, inceledi. Yokluğun kendinden çıktığını görünce, “Bu da ne?” dedi. Bunun üzerine sağ taraftan nur ona şöyle dedi: “İşte, o sensin! Eğer sen kendin nur olsaydın, gölge diye bişey olmazdı; baksana, ben nurum ve gölgeyi gideriyorum. Senin üzerinde bulunduğun nura gelince, zatında bana teveccüh edip yönelmenden dolayı, sende o nur gözükmektedir; bu da senin Ben olmadığını bilmen için böyledir. Oysa Ben, gölgesi olmayan bir nur’um; sen ise imkan dahilinde olman için, gölgeyle karışmış bir nursun. Buna göre, şimdi eğer sen kendini Bana mensup sayarsan, Ben seni kabul ederim; yok eğer sen kendini “adem”e, yokluğa mensup sayarsan, o seni kabul eder. Dolayısıyla şimdi sen vücudla adem, varlıkla yokluk, hayırla şer arasındasın. Eğer sen gölgenden yüz çevirirsen, imkan dahilinde olmandan yüz çevirmiş olursun; imkan dahilinde olmaktan yüz çevirdiğin zaman da, Beni bilemezsin. Öyleyse sen Bana, seni kendi gölgenden…