Neden bilmek istiyorsun?
esinti , Felsefe ve Kuantum / 07 Eylül 2018

Bilincin iştahı bazen beni korkutuyor. Neden bilmek istiyorsun? Otur taze toplanmış çileğini ye! Yansımalarını görmek bazen çok sıkıcı olabiliyor, hatta usandırıcı Evrensel aldanış: maya Karanlıkta yılan sandığın, aydınlıkta bir ip. Korkun da, kaygın da bir vehim: Maya. Bildiğin illüzyon. Gerçeği örten bir nevi tül. Gerçeği anlama vehmi, bu vehmi sağlayan da tanrı kavramı. Maya öyle güzel bir şeydir ki, öyle de kandırıkçıdır ki Dört yıl önce şöyle demişim (muhtemeldir ki cik cik sevinçle öttüğüm bir gündü): Bu konuda (kişiliği oluşturan ve 0-7 yaş arasında atılan temel varsayımlar ve inançların tespit edilmesi), rüyaların analiz edilmesi (rüya görüşmeciliği) gerçek anlamda yapılabilirse insana büyük ivme kazandırır ancak bundan sonradır ki insan günlük olağan hayatının da bir rüya (mutabakat rüyası) olduğunu kavrar ve onu da aynen rüyaları çözme tekniği ile inceler. Tabi bu konuda kişinin güvendiği ve yöntem bilen birinden destek almak şarttır. Sebebi ise insanın kendini görmeye/duymaya sınırladığı bir şeyi kendine hatırlatmasının pratikte mümkün olmamasıdır. İşte bu sebeple Gurdjieff usta hapishaneden kaçmanın kurallarını yazmıştır. İşte bu sebeple insanlar kendi hayat deneyimlerini anlatırlar, yazarlar. İşte bu sebeple her zaman gizem okulları, farkındalık konusunu işleyen inanç toplulukları olmuştur. İşte bu sebeple mürid mürşid ilişkisinden vazgeçilemez. İşte bu sebeple ben, boşluğa basamak dizenlere saygı ve sevgimi dile…

Kişisel Önem ve Kahvaltı öğünü
Carlos Castaneda , Urban Shaman / 30 Temmuz 2017

“Kişisel önem” ister allanıp pullanmış bireyselleşmiş olsun, isterse bir guruba dahil olarak elde edilsin(ki bu sayıca çok yüksek orandadır), gezginin önündeki en büyük engel. Fakat kişisel önemle alakası olmayan, durum tespiti yapmanın da kişisel önemliliğe atfedilmesi, suçlamalarda bulunulması da rastlanan bir durum, belki bu da bir başka kaçış noktası oluyordur. İfrat her zaman önümüzdeki başlıca engel. Bir şeyi çok mühimsedikçe gölgesinin de büyümesi, hani o sevimli kız çocuğunun gölgesinden haykırarak kaçmaya çalıştığı videodaki gibi, henüz aslında erişkin olmayan ve çok uzun bir çocukluk halindeki bizlerin durumunu çağrıştırıyor. biraz daha açıklama isteği: Kişisel önemliliği yitirmek kişiliksiz kalmak anlamına gelmiyor. Ona önem vermediğiniz anlamına geliyor, ÖNEM, kişiliğinizin tepesindeki yol aydınlatması gibi işlev yapar ve bir de ne görelim ayaklarınızın altında simsiyah bir gölge! siz yürüdükçe öne doğru uzar uzar, sonra yeni bir aydınlatma direği geldiğinde bir an ortadan kaybolur gibi olur ve sonra süreç aynen yinelenir. Seyredin bir çok şey size açık görünmeye başlayabilir. 🙂 * Kahvaltının önemi konusunda ısrarcı konuşma ve yazışmaların meali: Benim hislerime göre biz insanlar fizyolojik olarak tamamen dünyanın malıyız. Misafirin ev sahibine gönüllü bağımlılığı gibi bir durum. Neden bu misafirliğe geldik konusu ise belli, o konuya girmiyorum. Kahvaltı konusuna dönelim biz, gece boyunca yaklaşık 8 saat boyunca…

Gerçeklik Örgüleri

Biz gerçeklikten bahsettiğimizde onun somut olduğunu varsaymak eğilimindeyiz fakat şu an dünyada mühimsenecek düzeyde insan topluluğu gerçeğin somut ve soyut katmanlardan oluştuğuna ikna olmuş durumda. Laniakea’da Serap’ın fiziksel ya da somut bedeniyle soyut bir gerçekliğe savrulmuş olması bence dünyanın evrilmekte olduğu yeni duruma uygun bir gösterge olmuş. Yani bunu şimdi görebiliyorum J Yazarken bunların hiç birinin farkında değildim. Ve haklısınız şimdi düşününce geri dönen kahramanımız Harmonia’nın artık yalnızca somut bir gerçeklikte yaşamadığını soyut gerçeklikleri de içine katmış olduğunu söyleyebilirim. Bazı Doğu öğretilerinde, bilgeliğin en son ve en zor fiziksel bedene indiğini söylerler. Bu durumda önceki sorunuza bağlantılı olarak Lemuryanların, bilgeliklerini fiziksel bedene taşımaya zahmet etmediklerini, belki gereksiz bulduklarını belki de üşendiklerini söyleyebiliriz. Onlar zamanlarının çok büyük kısmını ışık bedenlerinde geçiriyorlardı J Fakat anlaşılan o ki ışığın (farkındalığın) fizik bedene indirilmesi artık farz olmuş. Tüm bu olanların bilimsel izahı var tabi fakat bunu sadece anlatabilmek değil anlayabilmek için de kuantum fiziği, psikoloji ve sosyoloji üzerine birleştirici bir çalışma yapmış olmak gerekir. Tabi böylesi bir bütünlemeyi yapmış olarak dünyaya yeni gelenler,  çocuklar ve gençler var. Onlar bu bilgiye hücrelerinde sahipler ve siz daha söylemeden ne dediğinizi anlarlar fakat çoğu da bizim eski somut dünyalılarımızca hasta olarak görülmekte şu an. Kozmik dönüşüm devirlerinde…

Okyanusları köprü olarak kullanmak

Lemurya ve Atlantis zamanından bu yana maceraperestler, okyanusları köprü olarak kullanarak Amerika kıtasına hem doğudan hem de batıdan ulaşabilmenin mümkün olduğunu kanıtlamışlardır. Norveçli kaşif Heyerdahl’ın balsa ağacından son derece ilkel şartlarda-metal kullanmadan yapmış olduğu ve adına Kon Tiki dediği salla bu tür yolculukları yapabildiğini biliyoruz (1947 yılında beş arkadaşıyla yaptığı bu 3600 millik yolculuğu yine aynı isimli Kon-Tiki kitabı ve filminde anlatılmıştır) Mikronezya’da bulunan M.Ö. 60000 yılların ait sal örnekleri o dönemlerde insanların uzak mesafelere gitmekten korkmadıklarını göstermektedir. Yıldızlardan, balinalardan ve rüzgarlar ile okyanus akıntılarından aldıkları destekle Lemuryalılar, istedikleri her yere gidebilmişlerdir. Adaları batan ve yaşamlarına devam edebilmek için yeni yer arayışına giren Atlantisliler uzun yolcular sonunda Yucatan Yarımadasına gittiklerinde orada Mu ve Og’dan insanların yaşamakta olduğunu gördüler. Lemurya ve Güney Amerikalı insanlar oldukça yardımsever, şefkatli ve ruhsal açıdan üstün özellikler taşıdıklarından aralarında hiç bir sorun yaşanmadı. Hatta zaman içinde Atlantis’ten gelenler ile Mu ve Og halkı evlilikler yoluyla birbirleriyle iyice kaynaştılar, böylece oldukça ileri medeniyete sahip olduğunu bildiğimiz Maya’ların kurucuları ortaya çıktı. (Shirley Andrews’den özetleyen sa)

Yeni dalgalarda sörf yapabilmek

Yaptığımız her şey temelde zihnin bir ifadesi olduğundan, entelektüel ve maddesel, tüm insan-ürünü yaratımlar bu gözlüklerle yapılmıştır ve onları yaratan kişinin zihninin sınırları tarafından koşullandırılmaktadır. Eğer biz Gezegensel Altdünya ile başlayan(1755) bu dönemi içinde bulunduğumuz Evrensel Altdünya’nın (2011 başlangıç) ışığı ile bezeyip bu yeni dalgaların (Galaktik ve evrensel ) üzerinde sörf yapmayı öğrenebilirsek, dünya değişip daha iyi hale gelecektir. Calleman Not: Evrensel Aldünya Maya takviminin çok uzun boyutlu dönemlerinin sona erdiği döngü olup 2011 yılında başlamıştır. Anlamı: Kozmik Bilincin Evrimidir. Özellikleri: Sınırlayıcı düşünceler yok. sonsuzluk. Not.2: Büyümeyi ekonomik ve nüfusça algılayan bilinç düzeylerini dünyanın çeşitli yerlerinden ve ülkemizden takip edebiliyoruz.

Lineer zaman deneyiminin sonu

Sol-beyin yarıküresinin hakimiyeti sona erdiğinde, lineer zaman deneyimi de sona erecektir. Der Calleman. İşte bu sebeple Maya takvimi sona ermişti 2012 yılında; dünya yok olacağı için değil, lineer zaman yok olacağı için! Çok boyutluluk içinde zamanı nasıl ölçebilirsiniz? Ya da YERinizi nasıl tanımlarsınız? Bir geçiş sürecindeyiz evet ancak bu durumu iyi yorumlamak lazım. Eğer Mayaların dediği gibi “ben bir başka sen’im” ise, bu elenme işlemi her insanın içinde olacak demektir. Kişilerle uğraşmayı tam ve kesin bir kararla terk edip edimlere yönelmeliyiz ve onlar hepimizin içinde. Zaten “Ayrılığın bir fayda uğruna kurgulanan bir yanılsama olduğu” Lemuryan kaynaklı Huna bilgisinde ana prensip olarak belirtilmiştir. Lineer zaman deneyimi sona erdiyse (yıl 2016 şu an) eğer, neden hala bir geçiş sürecinden bahsetmekteyiz? Daha önce de bir kaç kez yazdığım üzere, 5.boyuta geçen gezegenimiz artık sadece 4 ve üzeri boyut titreşiminde varlıkları barındıracak. Bu da 3 boyut+1 zaman olan 3B realitesinin 4. boyut insanı tarafından mas edilmiş olmasını gerektiriyor. Yani 4. boyut insanı zamanı yutmuş olmalı!  Bu sebeple “Geçiş süreci” dışımızdaki zamanla ilgili değil, zamanı yutmuş dördüncü boyut varlığının içsel uyumlanma sürecidir diye düşünüyor/hissediyorum. Biz en nihayet tüm altdünyalarda 13 Ahau enerjisine eriştiğimizde, ilahi ışık içimizden hiç engellenmeden geçecektir der Callemann ve bu zaman artık geldi….

Hunab-Ku simgesi Galaktik Kelebek

Lemuryan bilgiye ilk elden ulaşan ve Uygurlar gibi ilk kolonilerden olan MAYA uygarlığından bilgilere devam ediyoruz. Mayalara göre Hunab Ku en üstün Tanrı ve nıhai (en son) Yaratıcı idi. Hunab Ku, güneşimizin ötesindeki diğer Galaksilere giriş kapısını ve ayrıca bu Galakside var olmuş olan tüm Bilinçliliğe giriş kapısını temsil eder. Mayalara göre Hunab Ku, ayrıca “hızla dönen bir diskten”, yıldızlar, gezegenlere ve güneş sistemlerine kadar tüm maddeyi organize eden Bilinçliliktir. Hunab Ku, sürekli olarak yeni yıldızlar doğuran “Anne Rahim”dir ve bizim güneşimizi ve Dünya Gezegenini doğurdu. Mayalar ayrıca, “Yaratıcı”nın, periyodik “Bilinçlilik Enerjisi” patlamaları yayılımı vasıtası ile Galaksinin merkezinden Galaksimizde gerçekleşen her şeyi yönettiğine inanıyorlardı. Bugün, modern astronomlar, Galaksimizin merkezinde, ortasında “Kara Delik” olan “hızla dönen bir disk” olduğunu ve onun hem yıldızları yuttuğunu hem de yıldızları doğurduğunu doğruladılar. Mayaların inandıkları ve anladıkları şey ile modern bilim adamlarının bugün Galaksimiz ile ilgili keşfettikleri şey arasında bir yakınlık olduğu görünüyor. Tek büyük bir fark, modern fizikçilerin ve Mayaların “Zamanı” nasıl gördüğüdür. Bugün, fizikçiler Zamanı lineer olarak görüyorlar. Modern ilkeye göre, Zaman düz bir çizgide akar. Albert Einsten’a göre Zaman yavaşlayabilir, ancak daima tek bir yönde akar. Bunun tersine, Mayalar Zamanın aslında bir daire içinde aktığına inanırlardı. Şeylerin bir başlama ve bitişi vardı,…

MU’dan Yayılan Bilgelik

Mu Uygarligini tanimamizi saglayan ilk arastirmaci, Ingiliz Albay James Churchward’dir. J.Churchward Mu ile ilgili ilk arastirmalarina Hindistan’da bulundugu sirada baslamis ve elli yili askin bir zaman içerisinde tüm dünyayi dolasarak Mu ile ilgili pek çok belge elde etmistir. Aslinda pek çok kutsal kitapta ve pek çok kültürün mitolojisinde Pasifik Okyanusunda bir kitanin yer aldigina, bu kitanin üzerinde on binlerce yil hüküm süren ileri bir uygarligin yesermis olduguna ve bu uygarligin yozlasarak yok olduguna dair atiflar yer almaktaydi. Örnegin, Hintlilerin’Ramayana Destani’nda, Maya Kutsal metinlerinde ve Misir’in Ölüler Kitabi’nda kismen ya da açikça Mu Uygarligindan söz edilmektedir. Fakat Mu Uygarligini dini ve mitolojik kimliginden siyirip, konuyu bilimsel bir temele oturtan ilk kisi J. Churchward’dir. Hindistan’da görevli bulundugu sirada bir tapinaga konuk olan J. Churchward Batik Mu Uygarligi hakkinda ilk bilgilerini bu tapinaktaki arsivlerden edinir. Naga-Maya dili denilen, çesitli sekillerden, sembollerden olusan çok eski ve ölü bir dilde yazilmis olan bu tabletler Mu kutsal metinlerinden kopya edilmistir. Naga-Maya dili Hindistan’daki arkaik sanskritçe olarak bilinen en ilkel Hint dilinden daha eskidir. J.Churchward Naga-Maya dilini bilen basrahipten bu ölü dili 2 yillik bir çalisma sonunda ögrenir. Ve rahibin de yardimiyla bu tabletlerde yazilanlari çözer. Burada yazilanlara göre, bu yazilar 15.000 yil önce yazilmis olup Hindistan’a…

AN üzerine
esinti , YENİ DÜNYA / 10 Mart 2014

Sadece aydinlanmis kisinin ve/veya tanrinin verdigi cevaplar, birebir soran kisinin yalnizca o anına ait cevaplaridir. Bu cevaplar tum zamanlar ve tum kisilere mal edilemez hatta soranin başka anlarina bile yanit olamazlar, cunku hepimiz yalnizca bir AN icin belirginlesmis bir kisiligiz. Tipki bir dalganin yalnizca bir an goruntusunun biricik oldugu gibi. Bizim enerjimiz onlarin hepsini dalga diye cagiriyor ve ayni görmeye yetiyorsa bu kendimizle ilgili bir durum olacaktir, sonsuz hakikatin yalnizca bir ANi. Bu farki anlamak dualitenin üzerine tasir varliklari. Eger siz, sonsuzluga aracilik eden kisinin, bir zaman bir kisinin sorusuna verdigi cevabi kendi bir aninizda size verilmis gibi hissediyorsaniz bu pekaladir, demek ki o kisinin o zamanindaki pozisyondasiniz su an itibariyle. Bunu araciyi kutsallastirma cabasi ile degil, fizik kanunlari cercevesinde anlamaya calisarak belki tüm insanlarin ve bizatihi kendi milyarlarca ANimizin biricikligini kutsamak vesilesi yapabiliriz. Böylece barisa katkimiz olur. ☆★♡♥ Spritüel bir gecmisten gelmedigim icin bu yasamda, frekansin önemini fizik biliminden ve dalga hareketlerinden bizzat gözlemlerimle bulmustum. Ve burada her zaman hepinizi “frekanslar” olarak selamlayisim bu sevgi ve saygidan olusmustu (acaiplik yapmaya çalismiyordum). Ve yine AN olgusunu, bunun ruh ya da öz oldugunu da gecen gün bulmustum. Meger aslinda hepsini MAYAlar zaten söylemiş. Günesin altinda yeni bi sey icat edemiyorsunuz, zaten beklenen de bu degil, yalnizca kendiniz bulun…