Dünyada Neler oluyor?

Başlangıçta Powton, Kennedy’nin bilime yaklaşımından (kendi söylemiyle “Indiana Jones tarzı yaklaşımından” etkilenmişti): Belize’ye gelmiş, bilimsel araştırmanın standart kurallarını alaşağı etmiş, kendi zihniyle kumar oynamıştı. Ancak şu anda karşımızda, görünüşe göre LIS’li bir hastaya dönüşmüştü. Powton, “Onda ömür boyu kalıcı hasar bıraktığımızı düşündüm.” diyor. “Eyvah!” dedim kendi kendime, “Biz ne yaptık?” Müthiş bir gerçek öykü, bilimsel detaylar yer aldığı için oldukça uzun, herhalde kimse bunu okuyacak kadar sabırlı değil. isterseniz tıklayın. Bilim insanlarının kendini denek olarak kullanması tarihte görülmemiş bir şey olmasa da böylesi olmamıştır! Tezini herkese ispat eden ünlü nörolog Kennedy şöyle diyor; “Beyinlerimizi çıkarıp onları, bizim için her şeyi yapacak bilgisayarlara bağlayacağız. Bu şekilde beyin, sonsuza dek yaşayacak” dedi. Bu tam da ünlü HİÇİ destanı isimli bilimkurgu roman serisinin konusu. Bir hayal daha bu gerçekliğe düşüyor. Gerçekten heyecan verici #Hiçidestanı * ZAMAN konusunda gerek bilimsel çıkarımlar gerekse yapılan yazılan kurgular aslında sadece beyanı yapan kişiyi işaret eder. Bundan bağımsız bir zaman olduğunu düşünmüyorum. Zaman benim! Zaman kelimesi nasıl da insanın kendinden koparılıp ayrı bir kelime haline getirilmiş yanarım. Bu tıpkı yıllarca yakındığım SEVGİ kelimesinin icadı gibi, sadece israf değil, yanıltıcı ve saptırıcı. Büyük ustaların bu konuda üzerine basarak söyledikleri;”şimdi ve burada” ben’im. Bence tek gerçeklik bu. Echart Tolle ustaya…

Sonumdadır Başlangıcım
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 26 Nisan 2016

Tıpkı elektronlar gibi; her birimiz uzay-zaman içinde bir ‘kaynak noktası’yız ve aynı zamanda diğerleriyle karşılıklı olarak birbirimize karışmamızdan dolayı örülen karmaşık bir deseniz. Bizler aynı zamanda aktif enerji desenleri, kendi içimizden ve kendimizin ötesinden doğan desenleriz. Bizler için bu desenlerin nerede başlayıp nerede bittiğini söylemenin açık ve net bir yolu yoktur. “Sonumdadır benim başlangıcım” fakat aynı zamanda “Başlangıcımdadır benim sonum.” Kuantum Benlikten özet-sa * Kozmik ölçekte bir varlığın gücü, fiziksel olanaklarıyla değil bilinci yönlendirme kapasitesi ile ölçülür. CC Gel gör ki insanda doğduğundan beri güçlendirilen “Ben” öznesi, Castaneda’nın bu cümlesindeki apaçık belirmeyi yok sayma, gözden yitirme eğilimindedir. Tekillik içimize işlemiş sonra bir de “Yer çekimi kuvveti nedir, neden vardır?” diye sorup duruyorum. Sadece ben mi fizikçilerin topu birden soruyor 🙂 (Bu konuyu son BAK uygulamamızda soru olarak katılımcıların oyuna sunduk ve 1 oyla kaybetti.) Bu durumda  “Kişisel olarak yer çekimsiz kalsaydık , kimlikler içinde yüzseydik belki deneyim denilen şey somut olarak ortaya cıkamayacaktı . Ben diye saplandığımız kimlikler ne kadar yüzeysel olursa olsun birer yansıtıcı ayna . Aynaları kaldırırsak geriye dumansı bir olasılıklar denizi kalır . Temaşa değil fokurdamaya dönüşür herhalde. “der Emine arkadaşım İşte urban Shaman konseptindeki Lemuryan “keyfilik” prensibi bunun için var; tüm sistemlerin bir amaç uğruna keyfi olarak…

Ayrılık kullanışlı bir yanılsamadır.
Carlos Castaneda , Urban Shaman / 26 Mart 2016

Ayrılık kullanışlı bir yanılsamadır. İkinci prensip KALA’nın sonuçlarından biridir bu çıkarım. Ayrılığın bir fayda uğruna kurulmuş bir rüya (oyun) olduğu gerçekten bilinse hayatta çözülmeyecek hiç bir şey kalmaz. Bizler aslında çok boyutluyuz. Tüm sorunlar, hastalıklar ayrılık bilincinin farkındalıksızlığından kaynaklanır. Bunu zihinleriyle yürekleriyle tastiklemiş olanlar bile zaman zaman işin ucunu kaybedebilir. Hiç sorun değil, Gurdjieff hocanın da söylediği gibi bu yolculukları bir gurup halinde yapıyor oluşumuz bizi bu unutkanlıktan kurtarır çünkü bir arkadaşımız bizi nazikçe dürtükleyiverir ve hemen uyanırız 🙂 Aloha budur işte Bir düşünün eğer %100 empatiye sahip olunsaydı yaşamak ne zor olurdu (2 rakamı empatiyle ilgilidir). Kahunalar kendilerini, faydalı limitler (ayrılıklar) yaratmakta özgür hissederler. Buradaki kilit nokta, ayrılığın mutlak mı kurmaca mı olduğunu bilmektir. Kurmaca olduğunu bildiğin durum CC bilgisindeki kontrollü deliliğe tekabül eder. Kurmaca olduğunu kabul etmek İz sürmenin gereğidir. Yani ayrılığın keyfi olduğunu bilmek; özgür hissettirir, esnetir, savaşmak için sebepleri yok eder, akışta olmayı, birlikte barış içinde büyümeyi teşvik eder. Her şeyin bağlantılı ve bir olduğunu, ilişkide olduğumuz her kişinin kendi reenkarnasyonumuz olduğunu, ayrılığın keyfiliğini bildiğimize göre; Diğer kişileri göz ardı edip yalnızca kendimizle kalırsak, muhtemelen en iyi ihtimalle mutabakat rüyasından koparız ki bu amacımıza ters düşer ya da daha kötüsü narsistik uyarılara/tedavilere maruz kalabiliriz. Diğer yandan…

Mutlak Gerçekçiler…
esinti , Urban Shaman / 26 Haziran 2015

“Kesin inançlı, kendi siyasi, dini, felsefi inancının “mutlak gerçek” olduğuna, bunu başkalarına zorla uygulamak gerektiğine bağnazca inanır. Hiç şüphesi, hatta merakı bile yoktur. Bu yüzden, okumuşlarında bile cehalet havası sezilir. Aynı sebeplerle, ‘ödünsüz’dür: ‘Revizyonizm, değişim, yumuşama, uzlaşma’ gibi kavramlara düşmandır. Hatta ılımlılık “tehlikeli”dir, “ihanet”tir. ‘DÜŞMAN’ onun için bir ihtiyaçtır. Çünkü ancak tehlikeli ve acil bir ‘düşman’ın varlığı onun kafasındaki ak – kara şablonuna uyar. Bağnazlık ve paranoya birbirini tamamlar. Öyle bir “düşman” ki, “her şeye kadir ve her yerde hazır” olmalıdır. Her yere sızan, sinsi planlar yapan, bizleri uyutan, bizden akıllı düşmanlar! En heyecan verici iç düşmanlar ‘dış güçler’e, ‘emperyalizm’e, ‘beynelmilel Yahudi’ye bağlı olanlardır: “İdeal bir düşmanın yabancı olması gerekir, yerli düşmanın yabancı soydan geldiği iddia edilmelidir…” ‘Kesin İnançlı’nın sağcı solcu, dinci, laik olması fark etmez. Eric Hoffer Biz buna Gezgin şamanın yolunda,”asla şüphe duyulmayan inanç durumu” anlamına gelen Paulele diyoruz . İnançlar deneyimlerimizin temelini oluşturur ve üç guruba ayrılır: 1. Varsayımlar (paulele): asla şüphe dıuulmayan inanç durumu 2. Tavırlar (Kuvana) : kuşku içeren ama deneyimlei etkilemeye devam eden inanç durumu 3. Mana’o :Yeni bilgiler ışığında kolayca değişen inançlar. Birinci prensip İKE bize; tüm sistemlerin keyfi olduğunu ve insan algılarının dünyasında “Mutlak” beklentisinin hüsran olacağını söyler. Paulele, üzerinde düşünerek, tahlil yapılarak…

Faydalı Keyfilik (ayrılık) Nedir?
Carlos Castaneda , Urban Shaman / 19 Haziran 2015

Gezgin şamanın yolu, Huna bilgeliğinin 7 ana prensibinden ilki olan İKE, bütün sınıflamaların (sistemlerin, inançların, kanunların), kaynağı ne olursa olsun, potansiyel olarak faydalı ancak keyfi olduğunu söyler. Ayrılık, sadece pratik değeri olan, faydalı bir yanılsamadır. Bu bilgi, eğer içeriğini deneyimlerimizle örtüştürebildiysek bizi her şeyin BİR olduğuna ikna etmeye yeter. Her şeyin BİRliği çıkarımı yeni bir şey değildir, özellikle mistik öğretilerin hem açılış hem kapanış cümlesi budur aslında. Gezgin şamanın mistiklerden farkı bu bilgiyle ne yaptığımız konusunda ortaya çıkar; Mistikler ayrılığı getiren tüm bu sistem ve inançlardan soyunmayı, çıplak(!) kalmayı böylece tanrıyla bir olmayı salık verirler, amaçları budur. Bu sebeple insanın tüm anlam verme çabalarının ürünü olan çıkarsamaları kötüleyip reddederler. Sonuç olarak aralarında gerçekten BİRliğe ulaşmış olanlar var ise dünyanın bu boyutundan -aslında tüm boyutlardan, yani VARLIK aleminden -uzaklaşmışlardır. Oysa gezgin şaman BİRliğe olan kesin imanını, şu an ve burada pratik uygulamalara dökmek isteyendir, bu sebeple de tüm sistem ve inançların bir yanılsama olduğunu bile bile bunları “anda gerekeni yapmak” şeklinde kullanmayı seçerler. Bu keyfilik, Tolteklerin “denetimli delilik” kavramıyla örtüşen bir esneklik yani ustalık kazanmanın provasıdır.

Koku tattan önce gelir,
esinti , YENİ DÜNYA / 25 Mart 2014

Koku tattan önce gelir, tatsa mide ağrısından önce. sa Şimdi, yeşil sivri biberi alıyorsun, çok taze ve güzel GÖRÜNÜyor. İştahla ısırıyorsun, gerçekten güzel ve tatlı. üçüncü ısırmada bi koku gelip yalayıp geçiyor,acı biber kokusu! Bi daha ısırırsan ağzına acı tat geliyor. Devam edersen başına hoşuna gitmeyen şeyler gelmeye başlıyor. Sen bunlar konusunda şikayet edebilir veya tanrıdan geliyor diye kabul sunabilirsin, böylece sorumluluunu almayı istemeyebilirsin. Veya kokuyu ilk aldığında yönünü çevirir, kendine güvenmeyi, kendi tanrısallığını/üstatlığı takınmayı seçebilirsin. Metaforları da biberleri de seviyorum 🙂 * Turan Erdal Ama bir üstat “aci olsa da fark etmez” demeliydi diye düsünüyorum, cünkü onun icin aci-tatli kavrami duygusallik olmasi gerekir. Sibel Atasoy hahahahahaha üstatlık aptallık değil. Velakin başka bi amaç için bile bile denetimli delilik yapabilir tabi, bu da dışarıdan hiç anlaşılmaz; koku mu almıyor, kendine mi güvenmiyor yoksa denetimli delilik mi yapıyor Turan Erdal Tabii ki, eger “iyi” “kötü” diye tepki vermis olsaydi, degerlendirmis olacakti, o zaman da müdahale etmis olacakti Sibel Atasoy evet sadece saygıyla ve doğallıkla yolunu değiştirdi. Turan Erdal Bu nasil olurdu? Sibel Atasoy Şunu da belirteyim (kısıtlı görümle); insanların hepsi aslında üstat fakat bunu takınmayı bir takım sebeplerle erteleyebiliyorlar, bunların başında kontratları geliyor, AN/KAN/İZAN bütünlüklerinin çeşitli aşamalarda devam eden konratları.

Kuş Bakışı
Carlos Castaneda , esinti / 18 Şubat 2014

Insanlar tekamul yolculuklarinda yükseldikce (tabi 3b dunya sartlari uyarinca) detaya girme ve sözcükleri kullanma konusunda giderek isteksizlesiyorlar. Örnegin ben yasayan usta Mooji’ye baktigimda onu Maharaja benzetiyorum biraz, hemen her cesit sorunun cevabi aynı!! Hahahahahaha yirmi yıl önce Maharajin ben oyum kitabini okudugumda önce şaşirdim sonra kahkahayla güldüm, o kalin kitapta tüm sayfalarda aynı sey yaziyordu. Sonraki yıllarda mutlu olmayi her gereksindigimde o kitap elime geliyordu ve herhangi sayfasini acip okuyordum Anladım ki, Maharaj usta gibi dagin doruguna cikinca görus alanin cok genisliyor, herseye esit bi uzaklik olusuyor, detaylar belirginligini kaybediyor, yargi ve ovgu yapabilmek icin tarafligini kaybediyor, tipki tanri gibi herseye esit uzaklikta, boyle bi pozisyonda sonsuz bir anlayis var, sonsuz şefkat, her şey yolunda. Oysa diger bir yasayan usta Nithyanandaya baktigimda detaylara ne kadar hakim oldugunu goruyorum, ders veriyor o, bi gorucu ve iz surucu, bir peygamber gibi vizyon edinmis ama gercek degil tabi denetimli delilik yapiyor , onu her an takip ettigim icin bunu hissediyorum. Neden gercek degil de denetimli delilik yaptigini hissettigime gelince, nithyanandanin su andaki peygamberligi andiran rolünü kendi sanmadigini, o role yutulmadigini, muntazaman kendini rollerinden arindirdigini goruyorum. Hayran olmamak elde degil, dünya tekamulunde 2000 yilda müthis bi degisim olmus, bunu cikarsiyorum. Günün parlakligi sizlerle olsun…

Tanıklık hali nedir?
esinti / 08 Şubat 2014

Aydinlanip da bizlere yardimci olan ustalar kimliklerini unutmamis oluyorlar fakat o kimlik olmadiklarini da biliyorlar. Aydinlanipta paylasimda ya da iletisimde olmayi secmeyenler icin sanirim bilebilecegimiz pek bi sey yok gibi. Don juanin 3. Dikkat dedigi alanda neler oluyor bilemiyoruz, bize soylenen yalnizca özgürleşmis olduklari. Dogrusu bunlara pek kafayi takmamayi ve su an bi savasci gibi yasamayi tercih edenlerdenim cunku ne olacaksa olacaktir bunu umuRsamiyorum Gurdjieff ustanin her an kendini hatirlamak, uyanik olmak dedigi durum, Adamus’ un ” ben’im” olarak prezante ettigi sey, ben böyle anliyorum. Şunu da ilave edeyim; taniklik halinde hic bi yargilama olmadigi icin, kisiligi baskilamak da olmuyor. Ornegin, ben’im i hatirladigim her durumda Sibelin yapip ettiklerine karsi da bir baskim soz konusu degil, onun ihtiyaci olani deneyimledigini biliyorum, onu bu olanak henuz varken (fiziki bir bedeni varken) oğrenmekten alikoyamam ve bu icinde oldugum sevinclilik halimi bozmaz. Tabi ben’imi unutursam Sibelin icine çekilmis olurum, onun tarafindan yutuldugumda o ne hissediyorsa ona mahkum olurum ve daha beteri o olmadigim farkindaligini da tamamen unutmus olurum, ta ki bir başka uyanma-hatirlama anina kadar, bu bazen seneler bile sürebilir. Gercekten ciddi bi oyundayiz. Kisiligi kaybetmeden daimi TANIKLIK halinde bu hayati sürdürmenin CC ögretisindeki ismi ise Denetimli Deliliktir 🙂

Bitkinin yeteneği insanda yok mu yani?
Carlos Castaneda , esinti / 08 Mayıs 2013

Bir bitki dahi insanın aklından geçen şeyi hem de yalan veya samimi olduğunu ayırt ede ede biliyorsa, insan bunu yapamaz mı da, insanlar kafalarını devekuşu misali kuma gömmüşler?! Ya da önce insanları bu yeteneklerini kullanamayacak hale getirmişler, bunu yapanların bi art niyeti olmalı, öyle ya da böyle bi gizli niyetleri olmalı değil mi, yoksa neden böylesine bir yeteneğin çalışması engellenir? Don Juan bunu yapanlara “uçucular” diyordu, bazı yerlerde de “yabancı zihin” diye geçer. Fakat DJ demiş dememiş fark etmez ki bi şey, zaten her şey ortada deil mi? Kendimiz bunu görebiliyoruz. Mesele şu bu konuda ne düşünüyoruz, ne gibi önlemler alıyoruz? Böyle gelmiş böyle gitsin mi? Neye hizmet ediyoruz? Belki de yabancı donanım kendimizi kandırdıımız kendi icadımızdır ve kendi gizli niyetimize hizmet ediyordur! Oyun içinde oyun var burada İyi ve kötünün olmadığı bi senaryo yazamıyoruz, gerekçe şu; o zaman zevki olmaz, yavan olur, izlenmez. Sanki içinde iyi ve kötünün olmadığı bir senaryoyu daha önce gördük mü, yaşadık mı da zevksizliğine karar verdik! Burada da bi azmettirme var sanki! Aba altından gösterdiğin sopa, gerçeğe dönüşmüş de haberimiz yok. Oysa bence herşey denetimli divanelik olarak başlamıştı ama işin ucu kaçıverdi, gerçek(!) oldu! Ibrahim LifeisLife LifeisLife azmettirmek zihinde ellerinin temiz kalacağını düşünmeni sağlayan…