Savaşçının el kitabından

02 Mayıs 2009

52. Savaşçılar, kafalarını duvara vurarak zafer kazanmazlar; duvarların üzerinden geçerek kazanırlar. Savaşçılar duvarların üstünden atlarlar; onları yıkmazlar.
53. Bir savaşçı hiçbirşey olmamış gibi davranır, çünkü hiçbirşeye inanmaz, ama herşeyi de görece değeriyle kabullenir. Kabullenmeden kabul eder, görmezden gelmeden görmezden gelir. Hiçbir zaman biliyormuş gibi yapmaz, hiçbir zaman da hiçbirşey olmuyormuş gibi. Altına yapacak denli korksa bile denetimi elinden bırakmaz. Böyle davranarak takıntılarını, kaygıyı yok eder.
54. Eğer bir savaşçı teselliye gerek duyuyorsa, yalnızca bir kişiyi seçip, karmaşasını, son ayrıntısına varıncaya kadar bu kişiye anlatır.Bir savaşçının, anlaşılmaya yada yardım görmeye gereksinimi yoktur; konuşarak, üstündeki baskıyı az da olsa azaltır. Tabii eğer konuşmaktan hoşlanıyorsa. Yok öyle değilse, kimseye birşey anlatmaz.
55. Bir savaşçının, erkin eline düştükten sonraki tek özgürlüğü, kusursuz bir yaşam yolu seçmektir.
56. Bir savaşçı, görme ve rüya görme yetisini yakaladıktan, ışıltısının bilincinde olduktan sonra, içinde başka şeylere karşı ilgi kalmaz.
57. Savaşçı, içinde bir yerlerde, bir şeyin, tüm değişimlerin bilincindedir. Savaşçının kesin ereği bu bilinci güçlendirmek ve sürdürmektir. Savaşçı, bunu temizler, parlatır ve çalışır durumda tutar.

Çalışmanın bütünü için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=334

2 Yorum

  • Sibel 16 Haziran 2009, 19:42

    Don Juan, kendi öğretisindeki “görme” kavramının gözlerle ilgili olmadığını bikaç yerde söyler. Bu sebeple söylediklerinizde haklısınız, açılımı zengin bir konu bu. Teşekkürler

  • sultan 16 Haziran 2009, 19:32

    “Bir savaşçı, görme ve rüya görme yetisini yakaladıktan, ışıltısının bilincinde olduktan sonra, içinde başka şeylere karşı ilgi kalmaz”
    burdaki “görme” bahsini biraz aralamak istiyorum. durugörü vesaire olarak anlaşılabilecek parçaları, basamakları da vardır ve görü açısından “görmeden bilme=görme” üst algısına dayanabilecek bir kapsam görüyorum şahsen…
    çünkü sadece durugörü olarak algılanması bence sığ olur.
    kendimden örnek verirsem; ben mesela durugörü değil ama koku ağırlıklı bir başlangıç algısına sahibim. durugörü vesaire şeklinde bir görüm olmadı ve belki de olmaz. hatta bazen yanımdan geçseniz farketmem vesaire. ama yanımdan baya bi kokuyle geçseniz algım hemen onu seçer…
    kendimi temel alarak bilme algısına ulaşılan yolda görme eyleminin yan katologları da olduğunu düşünüyorum. adam fawer ın kitaplarındaki karakterlerle işlendiği gibi… koku- görme- 6.his bütünlüğü şeklinde ve bazen biri öne çıkabilir; biri geride kalabilir vesaire…
    ve büyücüyü ya da yaşayıcıyı (benim kelimem:)) tek tiple sınırlamış olmayız ve belki de bu durum bahsedilen enerji bedenin farklılığı olgusunu açıklar.
    çok güzel yazılar; ilgiyle takip ediyorum. emeği geçenlere teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir