Phantom Thread ve 2018 Oscarları

08 Nisan 2018

Phantom Thread

“Yılın en iyileri arasına girmesine rağmen yalnızca Kostüm Tasarımı ödülü ile yetinmek zorunda kalan Phantom Thread, biraz The Shape of Water’ın göz boyayan reklamı ve politik meselesi, biraz da hikâyesinin durağan üslubu sebebiyle bu senenin talihsiz yapımlarından biri haline geldi. Fakat hepsinden öte Phantom Thread’in şanssızlığı, sıra dışı öyküsünün seyirciye yeterince geçememiş olmasından ileri geliyordu ki bunun sebebi, filmin ana karakterleri olan Reynolds Woodcock (Daniel Day-Lewis) ile Alma’nın (Vicky Krieps) daha önce hiç şahit olmadığımız türden bir aşk ilişkisine sahip olmalarıydı.” Kaynak
 
Sahnelerin hepsi, roller muhteşemdi. Konu incelikli ve psikolojik bir altyapıya dayanıyordu. Reynolds biraz narsistlik sınırına yakın, Alma ise muhteşem gülüşüyle parıldıyordu. Alışkanlıklarına ve yaptığı işe aşık bir adamın bile gözünden kaçamayan bir pırıltı! Dönem filmlerini pek sevmeyen biri olarak bu yılın oscar en iyi film adaylarının nerdeyse hepsi dönem filmi ve çok iyiler. Demek ki 2017 yılı önceki yıla göre verimli geçmiş. Önceki yılın Oscar adaylarının çoğu hüsrandı diye hatırlıyorum.
Phantom Thread filmi izlenmeli, kaçırılamayacak denli nitelikli bence.
*
The Post
The Post’ta çok iyi oyunculuklar ve iyi bir kurgu var. İzlenmeli bence. Oscar adaylığını hakkıyla almış fakat heykelciği bu kez Spielberg evine götürememiş görünüyor. Bu film, yönetenler sizi kandırırken doğruya ulaşmanızı sağlamak adına verilen savaşı anlatıyor. Ve bu yüzden, belki de Amerikalılardan sonra en çok bizim izlememiz gerekiyor! Yani, o savaşı daha verenlerin büyük bedeller ödediği vermeyenlerin ise gazeteci olarak hava attığı bir ülkede yaşayanların… Girdiği her role hakkını veren ve oynadığı her filme değer katan Meryl Streep’in, daha önce hiç Spielberg’le çalışmadığını biliyor muydunuz? Sinemanın 2 efsanesi; hatta Meryl Streep’e eşlik eden Tom Hanks ile beraber 3 efsanesi ilk kez aynı filmde bir araya geliyor. Fil, 1971’de Pentagon belgeleri etrafında dönen yasal süreci konu alıyor. Washington Post çalışanları editör Ben Bradlee (Hanks) ve yayıncı Katharine Graham (Streep) ordu analisti Daniel Ellsberg tarafından yazılan ve sızdırılan Pentagon belgelerini yayınlama kararı alırlar. Belgelerin, Johnson yönetiminin Vietnam Savaşı’nda ABD askerlerinin rolü hakkında kamuoyuna ve kongreye yalan söylediğini, Nixon yönetiminin gizlice savaşı tırmandırdığını ortaya koymaları büyük skandal yaratır. Nixon yönetimi The Post’un bunları yayınlamasını durdurmaya çalışır acaba yönetim mi, yoksa özgür basın ilkesi mi baskın gelecektir.Bu kararı verebilmek The Post’un sahibi için kolay mıydı? Nelere mal olabilirdi?
*
Böylece 90.cı Oscar en iyi film adaylarının hepsini izlemiş oldum, üç tanesinin doğrudan biyokrafik olması (muhteşem kurgularla), toplamda galiba 7 tanesinin dönem filmi olması dikkatimi çekti. Bu dokuz filmden yalnızca Lady Bird, hoş bir film olmasına karşın en iyi film adayı olamayabilrdi dedim. Diğerlerinin ise en az altı tanesi oscarı gerçekten alabilirdi. Eh bi tanesi aldı, Shape of the water, hayırlı olsun.
*
Sound of My Voice
2050 yılından gelen bir kız, neolduğunu bilemeden çırılçıplak sokaklarda dolaşırken bir yardımsever onu alır ve sonra işi bir tarikata çevirir. Müridler edinmeye başlarla, ki bunun amacı nedir bilinmiyor. İki araştırmacı bu konuyu haber alıp gizlice müridler arasına girerler. Bazı ritüeller yapılır. Filmin sonunda her şey açıkta kalır, ne bu kızın (Brit Marling) bir sahtekar olup olmadığı, ne kendini FBI diye tanıtan ama tek başına çalışan iri yarı zenci kadının ne olduğu, hiç bir şey yerine oturtulmaz. Muhtemelen sonrasında yapılan The OA isimli çok ilgi gören ve aynı baş rol oyuncusuyla karşımıza çıkan diziye ilham vermek için yapılmış gibidir!
*
MULTIPLE SARCASMS
 2010 yapımı ilginç bir film MULTIPLE SARCASMS. İçeriği hakkında pek bir şey yazmak istemiyorum sürprizleri bozulmasın diye.Sunumu harika olmuş, karakterlerin en az birini ya da çoğunu hayatınızın bir döneminde bulabilirsiniz. Şüphesiz ki kültürler arası farktan dolayı bizim yaşamlarımıza ters diye düşünülen tepkiler bulacaksınız; fakat sadece tepkiler farklı olacak yoksa olan bitenin gerisinde, dibinde aynı şeyler var. İnsan her yerde insan. Mimar Gabriel’in bir oyun yazarı olma serüveni de bunlardan biri.

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir