Kısa kısa şeyler ve Zeytin

08 Haziran 2017
Büyük iskenderin iltifatına karşılık; “Sizden istediğim tek şey kenara çekilmenizdir. Bunu yaparsanız güneşime mani olmazsınız ve bana vermeniz mümkün olmayanı benden almazsınız.” demiş Diyojen
Platon’a “Diyojen nasıl biri?” diye sorulduğunda “Aklını kaçırmış bir Sokrat düşünün,” demiş.
Bunu düşünmeye çalışıyorum ama sadece kahkaha atabiliyorum.
Diyojen, Atina’da çok sayıda erdem sahibi kişi olmadığını göstermek için gündüz vakti elinde lamba ile dolaşan adam!
Hey gidi Atina,… zeus aşkına be yaw!
Dünyanın ilk demokrasisinin uygulandığı yerde bile muhalif olacaktır çünkü demokrasinin özünde var; Bir gün Diyojen, bir heykelden sadaka isterken görülmüş. “Neden heykelden dileniyorsun,” diye sormuşlar. “Reddedilme antrenmanı yapıyorum,” demiş.
*
Yunan mitolojisine göre, Zeus kendisine en değerli hediyeyi verene kentin koruyuculuğunu verecektir ve bunun için bir yarışma açar. Denizlerin tanrısı Poseidon, Zeus’a uzak diyarlara dahi uçarak gidebilen ve savaşta yenilmeyecek bir at armağan eder. Athena ise zeytin ağacını. Yarışma çetindir çünkü ikisi de Zeus’a dünyanın en güzel hediyesini vermek isterler. Kuşkusuz dünyanın en uzak diyarlarına gidebilecek ve yenilmez savaşçı bir at mükemmel bir hediyedir ancak zeytin ağacı daha mükemmeldir. Zeytin ağacının muazzamlığı karşısında başta Zeus olmak üzere tüm Tanrılar, Tanrıçalar büyülenmiş ve ağacın kustallığı karşısında donakalmışlardır. Tüm hırsına ve kazanma isteğine rağmen Poseidon bile zeytin ağacından o kadar etkilenmiştir ki, aralarındaki çekişmeye rağmen zeytin ağacının üstünlüğünü kabul eder. Bunun üzerine, Athena zeytin ağacından bir dal kırıp Poseidon’a verir ve öylece aralarındaki düşmanlık zeytin ağacının rakipsiz güzelliği karşısında yok olur. O günden sonra Athena’nın ismi Atina kentine verilir. “Düşmana zeytin dalı uzatmak” deyimi de neredeyse tüm dillere tam da bu mitten gelmiştir. Çünkü zeytin ağacı, düşmanınızın dahi kıyamayacağı güzellikte ve kutsallıktadır.
Benim evde duvarlar dahil her şeyi yıkıp değiştirmiştim de mutfak bordürüne kıyamamıştım. İlginçtir buna düşünceyle karar vermedim hatta zeytin dalı olduğunun bile bilincinde değildim sanırım fakat ağaç sevgim ya da genetik bir güdüyle onları evde muhafaza etmişim ☺️
Bu arada yukarıda alıntıladığım mitolojik hikayenin ufak farklı versiyonları da var ama ana fikri değiştirmiyor. Bazı versiyonlarda (yunanlı rehberin anlattığında da) Poseidon onlara göl armağan etmiş, o zamanlar kadınlar da oy veriyormuş ve oylama yapılmış tüm kadınlar zeytini istemiş ve böylece Athena şehrin koruyucusu seçilmiş. Fakat sonrasında erkekler bundan rahatsız olup kadınların oy hakkını ellerinden almış!
Bu arada benim Facebook’daki profil resmi de tamamen tesadüf! Ben onu yunanistan hatırası olsun gibisine eklerken birden face bana kenarlık önerdi ve ben de zeytin dalı sunan güvercini seçtim. Zeytin ağaçlarıyla ilgili bir konu gündemde değildi ya da ben haberli değildim.
*
Her bireyin birleşim noktası/algı noktasının şüpheye yer bırakmaksızın yeni bir noktaya sabitlenmesi gerekiyor, hayat bunu sağlamak için bir senaryo yazıyor ve rolleri dağıtıyor, sen ve ben zeytin ağaçları kesilmesin rolünü seçiyoruz, başka birileri de farklı rolleri seçiyor ve sonra sahneye çıkıp oyunumuzu oynuyoruz, sonuç ne olursa olsun gereken şifa ortaya çıkar. bazen ağrın bi dokunuşla, bazen minik bi ilaç kapsülüyle bazen de 15 saatlik bir operasyonla giderilir! Bazen de milyonlarca rol ölür!


Farkında olamadığımız bağlantıları hesaba katmak istemiyor olabiliriz ve bu bizi kızgın ya da üzgün yapabiliyor.. Ben zeytin ağaçlarının kesilmesini istemiyorum çünkü öyle hissediyorum ve bu hisleri destekleyen argümanlara sahibim fakat kolektif ağın yanlışı olmadığını da biliyorum, eğer kesilirse(umarım olmaz) evrimin hangi yoldan ilerleyeceğini bilmiyorum. Bütüne vakıf olduğumu iddia edecek kadar hadsiz değilim, henüz bebek gibiyim, sadece operasyonların daha az acı ve gözyaşı ile gerçekleşmesini diliyorum. Biz buna halk dilinde hayırlısı olsun deriz. :)
*
İnsanların HAKİKAT diye tırmalandıkları şey; enerjinin gün yüzü görmemiş halidir.Biz güneşten önce göremeyiz. Ancak ALACAKARANLIKTA yani uyku-uyanıklık arasındaki bölgede bir şeyler seçer onları önceki bildiklerimizden yola çıkarak bir şeylere benzetiriz ve “buldum buldummmm!” diye koşarak dünyaya hediye ederiz :) Çok tatlıyız
*
Oyunda kuralların hepsi farazidir, buna onay vermeden oyun başlamaz. Seyirciler de buna dahil 🙂 Örneğin tavlanın kurallarını kabul etmiyor ve ben tahtayı kafana atacağım diyorsan, kimse seninle tavla oynamaya oturmaz :))))) Üstelik yeni bir oyun icat etmek çok ama çok zordur bu sebeple insanlar mevcut oyunları revizyona sokarak ilerler bu daha kolaydır.
Peki anlaşma için hangi yöntemleri kullanmalı? Örneğin çok kişili bir oyunsa ve kurallar için her kafadan bir ses çıkıyorsa sonuca kim karar veriyor? Bana göre en iyisi hangi metodun hangi revizesini oynadığını ilk söz olarak belirtmek gerek, örneğin briç oynayacaksak beşli majör oynuyorum ve şöyle bir iki kişisel tercihimi de kullanıyorum demelisiniz ve bunu hem ortağınız hem de rakipleriniz duymalı. Böylece o sistemi bilmeyen ya da tercih etmeyenler hemen masadan kalkar. Kimseyi zorla oyuna oturtmaya çalışmayın, bu ilk kural :) kendi oyununuza uygun birileri nasılsa gelir onların kıymetini bilin. Bazen de oyun değiştiririz bana sık sık olur, bi oyunu on seneden fazla oynayamıyorum, bööö geliyor! Genelde senemi doldurmadan bikaç yıl önce yeni bi oyuna merak sarıp onun acemisi oluyorum, çalışıyorum, ne zaman eksper durumuna gelirsem yeni oyuna zıplıyorum. Tabi eski dost hiç bi zaman düşman olmuyor :) onu da göz ucuyla zevkle takip ediyorum. Bütün bunlar hem oyun diye bildiklerimiz hem de hayat oyunum için geçerlidir :)
Not: 2005 yılından eski bir oyun ve oyuncular çözümleme yazım varmış, isterseniz ona da tıklayınız.

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir