Kendini önemsemeyi bırakmak, ölmeden ölmektir.

06 Haziran 2010
Kendini önemsemeyi bırakmak, ölmeden ölmektir.

“Ben” dediğimiz şey, aslında bize atfedilmiş (çeşitli yollarla, çoğu 0-6 yaş olmak üzere ve genetik yolla geçen şeyler) bizim de kabul ya da red ederek kabullendiğimiz şeyler olduğunu biliyoruz. Bazı öğretiler “beni” yıkmak üzerine yapılanmışlar ve fakat yerine başka BENler koymakta olduklarının ya farkında değiller ya da bilerek yapıyorlar. Bilerek yapıyorlarsa da doğruluk payı var çünkü ayağınızı bir taşa basmak zorundasınız. Fakat bunun, yani sizi yapılandırmaya çalıştıkları yeni BEN’in de ayağın altındaki diğer taşlardan farkı olmadığını söylemiyorlar (bunu ancak sufizm gibi dinlerin ya da filozofinin yüksek mertebeleri ifade ediyor ki bu da zaten dünyanın çoğunluğunun dikkatine sunulmadığı için pek bilinemiyor. Oysa işin en vurucu kısmı bu!

Özellikle genetik yolla geçmiş “arka plan” diyebileceğimiz özellikler değişmezler! Farklı yollardan kullanılabilirler pek tabi. Bu dünyada yaşadığımız her an’da bir taşın üzerine basmaklığımız gerektiğini biliyoruz. O taş o anın gereğince ayağımızın altına “kendiliğinden” gelir! Demek ki, o an ve her an bir BEN sahibi olmaklığımız var. Bunu unutmamak lazım. Ve fakat işin püf noktası, o BENi önemsememeyi başarabiliriz. Varlığını reddetmek değil, sadece önemsememek. Hiç bir taş (BEN) diğerinden kıymetli ya da kıymetsiz değildir. İşlevi bizi dualitik varoluşta hayatta tutmaktır. Değilse kayboluruz. Ve eğer zamanı gelmeden kaybolduysak gerçekten ölemeyiz. Bu ise sonsuzlukta hapis kalmak olur.

Dünya, çamaşır makinası işleviyle doğmuş olana et soğutturmaya çalıştırıldığı için NEVROZlarla bezendi.

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir