Kadınlarla ilgili

23 Ekim 2011

Küçük bir kızken ve büyürken, kadınların nasıl olup da bu kadar acımasız olabildiklerine şaşırıyordum. Özgürlüklerini tamamen kaybetmiş erkeklerin yürek paralayıcı durumlarına üzülüyordum. Fakat yine de yerine oturmayan bi şey vardı, kadınlar neden bu kadar kötüydü(!), yani durup dururken?! Sonradan bunun bir ödeşme olduğunun farkına vardım. Her şey yerli yerine oturdu 🙂

uslandırılmış” kadınlar kaybettiklerinin acısını misliyle çıkarıyorlardı, tabi bilinçli değiller muhtemelen, ama psişeleri her şeyin farkında. Böylece köleleştirilen kadınlar efendilerini köleleştirdiler. Ne büyük bir öç alış!

**

Eğer ihtiyacınız olmayanları istemezseniz ihtiyacınız olan şeyler size gelecektir. Ama pek az kimse bu tamamen tutkusuzluk haline erişebilir. O çok üstün bir durumdur. Özgürlüğün hemen eşiğidir. (Maharaj)

Neden ihtiyacımdan fazlasını istiyorum? diye soruyoruz.

Açgözlülük, hepimizin ve son bin çağların en büyük handikabı! Birazcık geri çekildiğinizde onu her yerde iş başında görebiliyorsunuz. Ama yerinize geçince yine de kendinizi onun parıltısından alamıyorsunuz. Dün genç bi arkadaşımla konuştuktu buna benzer bişeyi; içimiizde bi boşluk var ve onu neyle dolduracağımızı bilemiyoruz. Çoğumuz parayla doldurulacağını çünkü paranın herşeye dönüşebileceğini düşünüyor, kimi cinsellikle, kimi dinle ve türevleri, kimi çocuğu ile (en korkuncu da bu sanırım) doldurmaya çalışıyor! Velakin dibi delik bi şey neyle doldurulabilir ki! :((

**

Peki çözüm ne? varsa eğer ve rahatsızsak bundan?

Ben kendi çapımda şöyle bi yol izliyorum: “boşlukla mutabık kalmak” yani bırakın boş kalsın! Diyorum. Tabi bu bazen sebepsizce hüzne daldırıyor fakat biliyorum ki az sonra geçecek. Oysa geçeceğini bilmeyenler (bilmediğim zamanlar)onu doldurmak yani hüznü dindirmek için bişeyler yapar bişeyler ister-dim. Bu metodu yıllardır uyguluyorum, bende olumlu sonuçlar veriyor 🙂

**

“Kadınla erkek arasındaki OYUN, acımasızca adaletsiz.

Çünkü bütün maçlar bizim için deplasmanda oynanıyor.

Dünya kadınların sahasıdır.

Ve bizi ne için doğuruyorlar sanıyorsunuz?

Doymaz iştahlarından. Gezegenin karnı doymuyor.

Onu biz erkekler besleyeceğiz!

Kanımızla, canımızla, terimizle, menimizle, saflığımızla sulayacağız toprağını.
Yaşarken de akıtacağız içine, öldüğümüzde de yatacağız içine.” (BKÖ)

**

Ben bu sonuca varıp BKÖ’yü yazdıktan sonra Clarissa Estes’le karşılaştım (dikkatinizi çekerim daha önce değil)… Bi şeylerle karşılaşma sıramız evrelerimizle doğru orantılı. Bi şeyi belirginleştirdiğimizde onun uzantısı ve test edicileri için adeta davetiye çıkarmış oluyoruz 🙂

**

En iyi film ödülü alan Zenne filminin yönetmeni şöyle dedi: “Çok kalabalık bi ekibiz ancak anladım ki bundan daha kalabalığız çünkü aramızda sizler de varsınız. İnsanının KENDİ ÜLKESİNDE KABUL GÖRMESİ harika bişey.”

“Dürüstlük bazen öldürür!” diyor fragmanında. Çevre hazır değilse evet öldürür çok doğru. Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulması biraz daha yumuşağı bu olgunun. Fakat sıklıkla bu kavramın boşboğazlıkla karıştığı görülür. Belki aslında zaten iki şey birbirine karışmıştır; erken öten horozu keserler! Kahramanlarla kahraman olmaya soyununlar arasında bi çizgi. Ne desek boş, çünkü evrimin doğal acımasızlığı bu sanki.

**

Don Juan dölyatağına algılama kutusu diyordu. Rahim ve yumurtalıkların üreme döngüsünden çıkarıldıklarında algılama araçları haline gelerek evrimin merkezini oluşturabileceklerinden emindi. Kadınların üstünlüğü, bileşim noktasının yorumlama işlevini dölyatağına aktarabilme yetenekleriymiş.

O halde kadının sırtından sopa karnından sıpa eksik edemeyeceğin zamanda biter sonunda! Sizce kadınların algılama aracı haline gelerek evrimin merkezi olmalarından korkuluyor muydu?

**

Elinizde-kendinize karşı- her daim bi koz olsun 🙂 Yoksa rüya çekip alır sizi sizden. (tıklayınız)

**