Huzura erme, kimin huzuruna varma?

02 Eylül 2011

Sevgili frekanslar, iki çeşit huzura erme ön görmekteyim;

İlki, daima sana davranılmasını istediğin gibi davranırsın. Bu kolay bişey değildir. Arada sana beklemediğin gibi davrananlar olduğunda, eğer tam o anda sen de bazen bu kuralı uygulayamadığını hatırlarsan, her şey yoluna girer. Sana beklemediğin gibi davrananları iyi incele! Öfkesizce, çocuksu bir merakla incele ki altındaki gizi sana ifşa etmeye razı olsun.

İkincisi, hesapsızca gönlünden geçtiği gibi davran, sana nasıl davranıldığını da önemseme! Doğal olarak bu da kolay değildir; çünkü kendini önemsemeyi sıfıra indirmiş olmayı gerektirir.

İlkini uygulayanlara dışardan; saygılı, duyarlı, uyumlu, prensipli, bazen sıkıcı vs” denebilirken, ikincisini uygulayanlara; “benmerkezci, vurdumduymaz, esrik bazen kahraman vs” denebilir. Oysa sizin de gördüğünüz gibi alakası yok. Bilinçsizce yapılıyorsa zaten evrimsel kıymeti yok, bilinçli olarak yapılıyorlarsa, birinde benlik içeri diğerinde dışarı salınmıştır. Birbirinden bana göre hiç farkı yok.

Her iki yolda aynı adrese, huzura çıktığı halde, bazı öğretiler ilkini, bazıları ikincisini, hatta bilinçsizce birbirlerini nötürleyecek şekilde bazı yerlerde ilkini bazı yerlerde ikincisini  önerip dururlar!

Gayet tabidir ki bu önerilerin hepsi boştur; çünkü dualitik yaşamın dar kalıbından geçebilecek denli incelmemiş olanlara hiç bi anlam ifade etmez. Erginlenmenin yolu bir o yana bir buyana savrulmaktan geçer! Zaten hedef; huzur, mutluluk filan değil, bu dar boğazdan(DN1) geçmektir aslında. Geçebilenler ise zaten huzura ermiş olurlar ve yukardaki unsurlar onların bilinçli ve doğal uygulamaları olur.

Huzur” kelimesinin iki anlamı olduğuna da dikkatinizi çekmek isterim. Tdk’ya göre,
ilki; Dirlik, baş dinçliği, gönül rahatlığı, rahatlık, erinç
İkincisi; kat, makam, yamaç (örneğin padişahınhuzuruna çıkmak)

Ah bu lisanın örtük vecheleri :)))

Neyse anlayan anladı biz diyeceğimizi bitirelim, bu sınırı geçmiş olan frekansların arasında da frekans farklılıkları olması doğaldır; bazıları, başkaları da sınırı geçsinler diye yukarda belirttiğim benzeri metotları yaymaya öğretmeye çalışırlar. Bazıları bu çabanın anlamsızlığına(DN2) gülüp geçerler. Çünkü olan bitenin olabilecek en mükemmel hal olduğuna şahit olmuşlardır bi kere, bu sebeple parmaklarını  ya da dudaklarını kıpırdatıp bu mükemmeliyeti bozabilecek minicik bi esinti çıkarmaktan bile çakinirler.

Nerden geldiyse öyle esinti oldu bu güzel rüzgarlı öğle sonrasında 🙂 Uğur ola hoş ola…

(DN1) Dar boğazdan geçmek aslında bize DOĞUM’u anımsatır. Doğarken gerçekten de asla olamayacağını düşündüğümüz derece dar bir geçitten çıkarız. Herkes neresi olduğunu bilir 🙂 Fiziki anlamda bilir de simgesini görmez! Bu dar kapının simgesi, tekrar eden iki şeyin arasıdır! (fiziksel doğumda iki bacak arası). Her zaman söylediğimiz şeye yeniden dönüyoruz, demek ki; önce iki gerekir (aynıların tekrarı), sonra ikinin arası bulunur (sentez). Doğanın sentezi çocuktur diye de defaten belirtmiştik.

(DN2) anlamına değil de anlamsızlığına gülmek çarpık türkçesini bilhassa kullandım; çünkü aslında bunlar ilk gurubun çabasını anlamsız bulduklarına gülmekteler yani kendilerine gülmekteler 🙂