Eşzamanlılık üzerine

21 Ağustos 2012

Eszamasal olaylar gûncel yasamin içinde ya fark edilmezler, yada rastlanti olarak geçistirilirler.Yasanan bir olay, verdigimiz bir karar çogu zaman dev bir olaylar zincirini olusturup, bir çok insanin yasamini etkileyebilir.iste Eszamansal Olaylar…

Ünlü Oscar ödüllü aktör Alec Guiness çok dakik olmasiyla taniniyordu. Normalde çalar saatinin çalmasindan birkaç dakika önce uyaniyordu. Çalistigi ve Londra’da kaldigi pazar günlerinde sabah 8:00’deki ayinde olabilmek için saat 7.20’de kalkiyordu, ayinden sonra da saat 9:50’de oturdugu yer olan Petersfieid’e giden trene yetisiyordu. Nasil olduysa oldu, bir pazar günü uyanamadi. Karanlikta odadaki saati 7.20 olarak gördü ve alelacele giyindikten sonra westminister Kathedrali’ne yetisti. Ayin basladiginda oradaki insan toplulugunun normalden fazla oldugunu fark etti. Vaazin ortasinda saatine bakinca saat 8:00 yerine 9:00 ayininde bulundugunu fark etti, bu nedenle de 9:50 treni yerine 10:50’deki trenle gitmeye karar verdi. Istasyona geldiginde, treninin geciktigini gördü. Normalde gittigi tren Londra’nin biraz disinda raydan çikinca ön vagon devrilmis ve kimseye ciddi bir sey olmamasina ragmen vagondaki yolcular hafif yaralanmisti ve Guiness trende ön vagonda oturmayi seviyordu. Arastirmaci Arthur Koestler, aktörün sadece bir saat yirmi dakika geç kalmadigim, ayni zamanda da saati de yanlis gördügünü belirtmekte. Eger bu böyle olmasaydi, belki ayine gitmemeye karar verebililir ve 9:50’deki kaza yapan trene yetisebilirdi.

iste bu olay Eszamanlilik Olaylari için iyi bir örnektir. Böyle bir olaya nasil tepki verdigimiz bizde biraktigi etkiye bagli. Beynimize her gün milyonlarca bilgi ulasiyor ve bunlarin çok fazla olmamasi için beynin hangilerini ayiracagina karar vermesi gerekiyor. Yani beyin gelen bilgileri ayikliyor ve bir kismim siliyor. Bu yok etme süreci içersinde kimbilir kaç tane Eszamansal Olay fazlalik diye atiliyor. Örnegin zihnin bir oyunu, bir dil sürçmesi veya bir bakis gibi.

Tekrarlara dikkat edin…

Günlük yasam akisi içinde Eszamansal Olaylar’in temel fonksiyonunu genelde fark etmeyiz. Kazalar ve rastlantilar olabilir diyerek, Eszamansal Olaylar’in hayatimiza olan kalkisim görmemezden geliriz. Olasilik yasalanna dayanarak, eninde sonunda olacak seyler olduguna dair kararlar veririz. Er ya da geç, bizi gittigimiz yolda durduracak bir sey olur. Bir rastlanti fazla mükemmeldir, bazi sartlar çok fazla olumludur veya bir bulusma beklenmediktir. Mantigimizla anladigimiz için degil, hislerimizle fark ettigimiz için içgüdüsel olarak böyle bir olayin neden oldugunu sasirarak düsünürüz. Bir an bile olsa bütün bedenimiz tepki gösterir ve sasiririz. Ama o an çok önemlidir ve siradisi, mantigimizla açiklanilamayacak bir olayin tanigi oldugumuzu anlariz. Bir tehlikeye karsi uyarilmak veya müstakbel kurbanlari korumak, Eszamansal Olaylar için en çok örnek olarak gösterilirler. Bu olaylar bize koruyucu melegimizin oldugunu hatirlatir veya su düsünceyi uyandirir:

“Tanrinin lütfü sayesinde buradayiz” Felaketten kil payi kurtuldugumuzun farkina varinca dilimiz tutulur.

Dr. Jean Skinoda Bölen söyle yaziyor; “Bir kadinin oglu, latince dersinde bir saka yapmak istemis. Bu nedenle annesinden onunla birlikte silah dükkanina gelip, orada birkaç sahte fisek satin almasi için imza atmasini rica etmis. Eve gelirken yanan bir arabanin yanindan geçmisler, kaza daha henüz olmus. O gün ögleden sonra evdeki kahve makinasi ocagin üstünde yanmaya baslamis ve söndürmeye çalismalarina ragmen ates, hafif de olsa yanmaya devam etmis. Daha sonra kadin televizyonda yanginla ilgili bir film seyredip, sürekli ates ve yangin tekrarlanmasinda bir anlam oldugunu düsünerek yatmis. Geceyarisi uyandiginda, bu yanginlarin ogl nu n planiyla bir ilgisi olduguna inanmis. Oglunu mantikli bir açiklama yapamamasina ragmen, planindan vazgeçmesi için ikna etmis. Latince dersi sürerken sinifin disinda inanilmaz bir patlama sesi duyulmus. iki çocuk fiseklerle oynarken, bir tanesi patlayip, çocuklardan biri elinden ciddi olarak yaralanmis.”

Eszamansal Olaylar’in babasi taninmis psikiyatr Cari Gustav Jung’tur (solda) ve kendi yasadigi olaylar da çarpicidir. Üstadi Freud’u (sagda) Viyana’da ziyaret ettiginde çok ilginç, Freud’u saskinliga düsüren bir olay olusmustu.

Jung ve Frenci Eszamanlilikla…

Eszamansal Olaylar’in babasi taninmis psikiyatr Cari Gustav Jung’tur ve kendi yasadigi olaylar da çarpicidir. Üstadi Freud’u Viyana’da ziyaret ettiginde çok ilginç bir olay olusmustu. Öngörü ve Parapsikoloji hakkinda heyecanli bir tartisma içindeydiler. “Materialist ön yargisi” yüzünden Freud bu fikri saçma diyerek reddediyordu. Jung daha sonrasini kendi anlattv yor; “Freud konusurken bana çok ga’? rip bir sey oldu. Sanki gögsümün hemen alti demirmis gibi geldi ve kizgin bir ates gibi yaniyordu. O an yanimizda duran kitapliktan o kadar yüksek bir patlama sesi geldi ki, ikimiz de üstümüze bir sey düsecegi korkusuyla ayaga firladik. Freud’a, iste dedim, tam bir dis güç fenomenin örnegi. O da, bu saçmaliktan baska bir sey degil, diye cevap verdi. Ben, Öyle degil Bay Profesör, hatalisiniz, hakli oldugu mu ispatlamak için simdi yeniden öyle bir patlama sesi duyulacagini iddia ediyorum, dedim. Bu laflari söyler söylemez kitaplikta bir daha ayni olay tekrarlandi. Bugüne kadar, hala nasil bu kadar emin olmami ne sagladi bilmiyorum. Freud sadece saskin bir ifadeyle bana bakiyordu. Ne o anda ne de daha sonra o olayi bir daha onunla tartismadik.”

Altin böcek

Bir baska olay, Jung’un çok zor bir hastayi tedavi ettigi sirada yasandi. Jung’a göre hasta, iyi egitilmisti ve mükemmel bir mantigi vardi. Ayni zamanda da düsünceleri kusursuzdu, gerçekçi savunumlan vardi. ikisi bir gün tedavi nedeniyle beraberdiler, hasta adam rüyasinda altin bir takinin eline verildigini anlatirken, birden bir sey cama vurdu. Disarida cama vuran bir böcek görülüyordu. Jung cami açti ve “Ziynet Böcegi” adi verilen böcegi yakaladi. Hastasina böcegi vererek; “Buyrun, takiniz burada.” dedi. Bu olay hastanin entelektüel direnmesini kirdi ve tedaviye devam edilebildi.

Eszamansal Olaylar’da hayvanlar önemli bir rol oynarlar ve ilginç örnekleri olustururlar. Jung’un inanci onlarin “Siradisi, uzaysal yönelmelerinin” zaman ve yer arasindaki ruhi bagliligi göstermekte oldugu dogrultusundadir. Bu söyle de açiklanabilir:

Hayvanlarin dogada bulunduklari yere olan derin baglari, yasamlarinin mevsimsel olaylarla eszamanli olmasi ve çevredeki degisimlere karsi olan duyarliliklari, evrende fiziksel ve ruhsal bir iliskileri oldugunu kanitlamaktadir. Bir hastasmin hanimi Jung’a annesinin ve anneannesinin ölümünde, ölüm odasinin penceresi önünde bir sürü kusun toplandigimni anlatmisti. Kadinin kocasinin tedavisi bitmek üzereyken, Jung adamda kalp krizine benzer belirtiler fark ederek bir uzmana gönderdi ama kalp doktoru onun saglik açisindan hiçbir sorunu olmadigim belirterek geri yolladi. Jung’un hastasi eve giderken birden sokakta yigilip kaldi. Ölümcül durumda götürülürken, esi panik halindeydi çünkü kocasi doktora gittikten sonra bir sürü kus evlerinin tepesine konmustu. Dogal olarak kadin akrabalarinin ölümünde olan benzer olaylari hatirlamisti.

Seytan yüzleri ve kokarca

Dr. Bolen’in bizzat bulundugu bir ortamda bir hayvan çok önemli bir rol oynadi. Davetlilerden biri, çogu zaman gözlerini kapatinca seytana benzer yüzler gördügünü anlatti, içgüdüsel bir tepkiyle gördügü seylerden kaçabilmek için gözlerini hemen açiyordu. Tartisma bu yönde yapiliyordu, acaba bu bir red miydi? Psikolojik açidan yanlis mi yapiliyordu? Tartismanin ortasinda herkes bir hayvan pençesinin tirmik sesini duydu. Dönüp baktiklarinda cam kapinin arkasinda bir kokarca gördüler. Normalde kokarcalar insanlardan kaçarlar, burada ise içeri girmek için ugrasan bir kokarca vardi. Dr. Bolen’in kocasi sonradan kokarcanin, kadinin sorununa bir cevap oldugunu belirtti; “içeri girmeye çalisan kokarca hayalinizdeki seytan yüzleri gibidir. Kapiyi açmak büyük aptallik olur. çünkü kokarcayi içeri alirsak, bütün odayi kokutacaktir ve mecazen negatif enerjili seytan yüzleri de içeri alinirsa aynisi insanin iç dünyasinda olacaktir. Yani bilinçalti kokusup, bozulacaktir” iyi de, tam bu konu tartisilirken, kokarca orada ne aramaktaydi? iste Eszamansal Olay buydu.

Bir eszamansal olayi yorumlamak, onu yasamaktan çok daha önemli. Semboller dogal olarak biçimlendirilebilir veya sekilendirilebilir, onlari anlamak ve daha sonra psikolojik esanlamina sokmak güç bir olay. Siyah bir kedinin yolumuzdan geçmesi ve on üç sayisinin ugursuz olmasinin disinda sembollerin ince dilinden hiçbir sey anlamiyoruz. Batil inançlanmizin ara sira bazi olaylar nedeniyle gerçeklesmesi bizi tatmin etmek için yeterli. Eszamanliligin sembol lisani, rüyalarda oldugu gibi, çok daha kompleks ve karmasik. Eszamansal olaylar bizi bilinçalti tabaninda ilgilendirdigi için hangi duygusal sartlar altinda olustugunun farkina varmamiz lazim, çünkü olay genelde ya bizi üzen bir olaydir ya da yasadigimiz bir seyin yorumlanmasidir veya resmidir. Bazen olayin anlami kokarcada gördügümüz gibi ortadadir ama bazen de anlami belirsizdir, örnegin Jung’un arkadasi yazar Laurens Van der Post’un hikayesinde oldugu gibi; “Jung’un hayat hikayesi hakkinda bir film yapiyordum. Son günde yapacagimiz çekim Jung’un eski evinde yapilacakti. Bütün sabah ve gün boyunca çalistik ve bütün bu zaman içersinde içimizde Jung’un bize yakin olduguna dair anlatilamayacak bir his vardi. Çok kuru ve sicak bir ögleden sonrasiydi, bazi dis çekimleri yapabilmek için Zürih’in en eski bölümüne gittik. Planimiz son çekim için aksama dogru yine Jung’un evine dönmekti. Zürih’den Kustnach’a giderken masmavi olan gökyüzü karardi ve aniden gök gürlemeye ve simsekler çakmaya basladi. Kastnach’a gelene kadar gök gürlemesi artmis, simsekler fazlalasmisti ve sakir sakir yagmur yagiyordu. Tam karneraya dönüp Jung’un ölümü hakkinda ve bir yildirimin geçmiste evin önünde bulunan onun en sevdigi agaca çarptigini anlatacagim anda simsek bahçede çaktik Ayni agaca yine yildirim düsmüstür gök gürlemesi o kadar yüksekti ki ürktüm ve bu ürkme, görünür bir sekilde filmde yer aldi.”

Jung ölümünü haber veriyor…

Bay Van der Post bu deneyimin Jung’un ruhsal olarak yasamasina ait bir kanit oldugu düsüncesinde. Yasamin, zaman ve mekan ikilemi içinde sadece sekil degistirdigini varsay1 makta. Yorumu daha çok ruhsal vei| felsefi. Gök gürlemesine karsi gösterdigi tepkiyi ve o anin içinde yarattigi derin etkiyi anlayabilmek için, Bn, Post’un yillar önce yelken yapmak amaçiyla gittigi Afrika’da yasadigi bir olaya dönmemiz gerekiyor. “Uykusuz gecelerden sonra yorgun bir vaziyette kamaramda yalnizdim. Birdenbire kendimi karanlik bir vadinin içinde çiglarin düstügü suyla ve karla kapli daglarin arasinda buldum. Yakin bir felaketi hissediyordum ve sesimi yükselttigim an çiglarin üstüme yikilacagini biliyordum. Birden vadinin sonundaki dagin dorugunda, günes isigi içerisinde Jung ortaya çikti, birkaç hafta önce evimin kapisinda gördügüm gibi orada duruyordu. Elini sallayarak “görüsürüz” diye bagirdi ve sonra dagin yüksek tarafinda kayboldu. O anda uyandim, yorgunluktan dalip gitmistim, her sey bir rüyaydi ama çok etkiliydi. Ertesi sabah günesin dogmasiyla birlikte kalktim, kabinin perdelerim’ kenara çekmistim. Disarda günesten kanatlari parlayan tek bir marti vardi, böyle bir seyi daha Önceki hiçbir gezimde görmemistim. Penceremin yanindan geçerken kafasini çevirdi ve dogrudan bana bakti. Birkaç dakika sonra ise, gemi garsonu bir tepsi üstünde meyve ve çayin yani sira geminin telsiz haberlerini getirdi. Bülteni okuyunca, Jung’un geçen ögleden sonra öldügüne dair yapilan açiklamayi gördüm. Vakti, uzakligi ve toleransi düsünerek, Jung’un ölümünün tam rüyama denk geldigini saptadim. Evet, dogruydu, Jung’u öldügü anda rüyamda görmüstüm ya da rüya benzeri bir yerde…”

Kuskusuz o anin anisi ve duygulari Bn. Post’un yillar sonra Jung’un Bollingen’de olan evindeki çekim gününde hissettiklerinin temeliydi ve gök gürlemesi süphesiz Jung’un kendisine yakin oldugu duygusunun kanitiydi. Post’un anisi ve Jung’un varligim hissetmesi gök gürlemesini normal doga fenomeni olmaktan çikardi. Ama digerleri için bu sadece dogal bir olaydi. Biz bilgimize uyan olaylari görürüz. Dünyayi bize dogrudan ait olmayan, rastlantisal olarak ortaya çikan bilgilerin birikimi olarak görürsek, biz düsüncelerimizde bölünür ve herkesi kapsayan yasamsal bütünden kendimizi dislanmis hissederiz. Eger bilgimiz dünya ve kendimiz hakkinda bildigimiz sembollerin tüm içerigini kapsasaydi, sonsuz olurduk. Lauren Van der durumu, onun bir basit gök gürlemesiyle Jung’un ruhuna ve yasamin degiskenligine dogrudan bakmasini sagladi. Ama bütün Eszamansal Olaylar bu kadar dramatik ve sonuçlari bu kadar derin degildir. Sik sik Eszamansal Olaylarla karsilasan insanlarin ortak noktasi yasamin onlara sürpriz yapmasina izin vermeleridir. Kozmik Sakaci olaylarinda oldugu gibi…

Mesaj, ne anlatmak istiyor?

Bizim dünyamizda her an yogun ve yorgunuz, bu nedenle garip raslantilari önemsiz ama nadir olaylar olarak geçistiririz. Böyle davranarak, bizim için önemli olan birçok olayi gözden kaçirabiliriz. Ya da garip bir olay bizi korkutarak yasamimizin tamamen degismesini saglar. Asagidaki olay çalisan bir kadinin basindan geçmistir;

“Bir sanatçi olarak yasama baslamistim, ama maddi durumumu güvenceye almak için psikoterapist oldum. Basarili kariyerimi çocuk istegi yüzünden birakip sonradan sanata dönmeyi istiyordum. Ama her ne kadar bu degisikligi istediysem de maddi açidan bagimli olmam bunu gerçeklestirmeme engel oldu. Aylarca tereddüt içinde kaldim. Bir gün bir sempozyumu beklerken, birkaç yil önce çocuk sahibi olabilmek için isini birakan bir meslektasima rastladim. Çocugu okula baslamis ve kendisi de psikoterapist ve ögretmenlik görevine geri dönmüstü. Benim için bu karsilasma esrarengiz bir anlam tasiyordu, içgüdüsel olarak, bütün olmak istedigim seyin sembolüne rastladigimin farkina vardim. Etki o kadar büyüktü ki, hemen orada karar verdim ve daha sonra planlarimi gerçeklestirmeye basladim.”

Jean Bolen’e göre, böyle bir karsilasma, mesajin içerigini olayda saklayarak kadere evet dedirten bir duygu uyandirir. Hiç kimse tek bir olaydan anlam çikaramaz ya da hiçbir sembolün yorumu yoktur. Zit durumda olan bir baska kadin, ise dönüp dönmemeyi düsünürken, isine ve ögretmenlige geri dönen anneyi görünce kendi isteklerinin onaylanmis oldugunu görür. “Mesaj” sadece sembolde degil ona verdigimiz cevapta da bulunur. Büyük ölçüde mesajin düzeyi ve anlami için dogrudan sorumluyuz. Yasami degistiren geyik insana, yasamin temel degisiklikleri eszamanliligi baslatiyormus gibi görünüyor. Edebiyat ve Kelt Mitolojisi profesörü olan Laurie, ögretmenligi birakip hemsire ve ebe olarak bir kariyer yapmayi düsünmektedir. Bunun sifirdan yasama yine baslamak oldugunu bilmesine ragmen yasaminin yeni bir bölümünün baslamasi ona büyük bir heyecan vermektedir.

Bir gece, disi bir geyigin önemli bir rol oynadigi bir Gal efsanesi üzerine konferans verdikten sonra, eve dönerken yol kenannda bir geyik görür. Hayvanin yarali oldugunu düsünerek arabayi durdurup, yavasça yaklasir. Hayvan, disi bir geyiktir, kadinin ona dogru uzattigi ele yaklasir ve ona bakar. Geyigin durumunun iyi oldugunu gördükten sonra Laurie arabasina döner. Ama geyik onu evine kadar takip eder ve Laurie’ye uzun gelen bir süreden sonra bahçe parmakliginin üstünden atlayip gecenin içinde kaybolur. Laurie o anda evin kapisma gelene kadar hemsirelik hayallerinden vazgeçecegine karar verir. Artik Kelt bölümünde doktora yapmasini gerekli görmektedir. Buna bir zamanlar baslamis ama çoluk çocuk sahibi olabilmek için vazgeçmistir. Mesaj gelmistir, bir yasam tümüyle degisecekken, geyik motifi içinde olaylar rayina oturtulur. Ama nasil ve kimin tarafindan? Sembollerin (özellikle bilinçalti semboller) insanlarin düsüncelerini daima zorlamistir. Belki de en yorucu olanlar Eszamansal sembollerdir. Bu nedenle hem durumun ayrintilarina, hem de bizim gösterdigimiz tepkiye önem vermemiz gerekir. Belli sartlar bizim içdünyamiza uyum sagliyorsa, iç güdüsel tepki göstermeye basliyorsak, soru disinda da bizden ne beklendigini biliyorsak o zaman Eszamansal bir seyin isbasinda oldugunu tahmin edebiliriz. Ve bu sayede evrensel bir drama katiliyoruz ve bu dramda da çok önemli bir rolümüz var, verdigimiz her karar, çogu zaman bizden baska birçok yasami etkilemektedir, hayal dahi edemeyecegimiz karmasik bir sistemle hepimiz sayisiz insanla bagimliyiz, etkiliyor ve etkileniyoruz. Bu da bize Farkindalik Gerekliligi ve Sorumlulugunu getiriyor. Farkindalik noktasina ulastigimizda, belki de artik kararlarimizi çok zor verebilecegiz, hatta sonuçlarini düsünmek bizleri belki de çok korkutacak.

Kimbilir, Eszamansal Olaylar’i anlamak için henüz hazir olmayabiliriz de, ya da evrenin sirrini ögrenmeyi daha hak etmedik. Çünkü, Eszamansal Olaylar’in ardinda basit rastlantinin çok ötesinde evrensel gerçegin ta kendisi yatiyor olabilir.

-alıntı kaynağı bilinmiyor-

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir