Duyum Boyutu

15 Haziran 2009

“Sıradan bir insanın bakış açısından, büyücülük saçma ya da onun ulaşamayacağı uğursuz bir gizdir. Haklıdır da bunun salt gerçek olmasından değil, sıradan insanın büyücülükle ilgilenecek enerjiden yoksun olmasından dolayı. İnsanlar sınırlı miktarda enerjiyle doğarlar. Doğum anından başlayarak, o zamanın duyum boyutuna göre en avantajlı biçimde kullanabilsin diye, dur durak bilmeksizin harcanan bir enerji.” 

* O zamanın duyum boyutu nedir? Diye sorar CC

“belli bir zaman duyum boyutu, tam da algılanmakta olan enerji alanları çıkınıdır. İnsan algısının çağlar boyunca değiştiğine ve şimdi ki zaman, bu durum ya da duyumu belirler; “o zaman” sayısız enerji alanlarından tam da hangi enerji alanları çıkınının kullanılacağını belirler. Belli bir zamanın duyum boyutuyla ilgilenilmesi olanca enerjimizi yok eder. Başka herhangi bir enerji alanı ile ilgilenmemizi sağlayacak bir şey bırakmaz.” Der DJ. (Şu andan gayrısı haram bizenin şiirsel dizilimi! -Sibelin notu)

“sıradan insanın büyücülükle uğraşacak enerjiden yoksun olması bu durumdan ötürüdür. Şayet yalnızca elindeki enerjiyi kullanırsa, büyücülerin algıladığı alemleri algılayamaz. Onları algılayabilmesi için, büyücülerin normalde kullanılmayan enerji alanlarını kullanması gerekir. Sıradan insan bunu başaramaz çünkü tüm enerjisi harcanıp gitmiştir.”

Zaman ilerledikçe büyücülüğü öğreniyor sayılmazsın; aslında enerji biriktirmeyi öğreniyorsun. Ve bu enerji, şu anda senin için ulaşılamaz olan enerji alanlarını işleyebilmeni sağlayacak. Büyücülük işte budur: farklı enerji alanlarını kullanma yetisi, farkındalık durumu, sıradan algıyla algılanamayan bir şeylerin algılanmasıdır.”

Bundan sonra DJ şöyle der. “Sana yaşattığım her şey, bütün gösterdiklerim, gördüğünden fazlası olduğuna ikna etmek içindi. Kimsenin bize büyücülük öğretmesine gerek yok. Zaten öğrenecek bir şeyde yok. Bize gereken, burnumuzun dibinde sonsuz erkin var olduğuna bizi ikna edecek bir öğretmendir.”

(İkna yani inandırılma yani KANDIRMA! Gerçek bir öğretmen bizi kandırabilendir. İkna ila kandırmanın aynı şey olmadığını iddia edecekler olacaktır-daha önce oldu- Kandırma kelimesi bize çok çok ama çok kötü bişeymiş gibi öğretilen çıkar sağlama ile ilişkili görülmektedir de ondan nefretle reddedilir! Oysa yaşamımızın hemen her anında yaptığımız budur ve aslında nefret ettiğimiz şey kendimizi ortaya koyduğumuz ve kandırığa dayanan mevcudiyetimizdir. Kendimizden nefret ediyoruz, bizim bilinen son uygarlığımız maalesef bu temele dayanıyor! Nerden mi biliyorum? İnsan sürekli nefret ettiği bişeyleri tekrar ediyorsa kendini sevemez herhalde! Ya her nefeste kandırmaktan vazgeçmeli ya da nefret edilecek bişey yapamazmış kabulunden! Her ikisi de bize huzur buldurur, aynı kapıya çıkarlar. Evet öğretmen ikna eder ve hem de bu bir kandırıştır; çünkü öğretmenin bu ikna işleminde menfaati var! Bu bir bayrak yarışıdır, yerine bayrağı taşıyacak biri bulamazsan ölemezsin ya da dinlenemezsin 🙂 Bu elini yakan bişeydir, en kısa zamanda onu başka bi ele tutuşturmalısın, yoksa kül olacaksın! Eh işte öğretmenin menfaati de buradadır. Basit ve bilinen kural: ver kurtul! Ve lakin bu yanan eli kim alacak? Kim o yarışa çıkabilmişti, kaç kişi ve bunlardan kaçı yeterince hızlı ve dayanıklıydı? Kim sahnenin altındaki su tankında her gün hem de 100 gün boyunca boğularak ölmek için kontrat yapmıştı?!Sibelin notu)

-Sessizliğin Erki-

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir