DR. MİLTON ERİCKSON’UN YAŞAM ÖYKÜSÜ

29 Haziran 2011

Dr.Erickson ‘un en sıra dışı özelliklerini söyleyerek iyi bir başlangıç yapabiliriz.

1. Bulunduğu her türlü ortamdaki kişilere konuşmalarıyla hipnoz uygulayabilirdi.

2. Toplu halde gözler açık vaziyette hipnoz yapabilir ve telkin verebilirdi.

3. Yukarıdaki özelliklerinden dolayı bir çok insan Erickson tarafından hipnoza alındığını yıllar sonra tesadüfen öğrendi.

Erickson çocuk felci geçirmiş, uzun yıllar boyunca yataktan kalkamamıştı. Ancak bu olumsuz durumu en iyi şekilde kendi yararına kullanmayı bildi. Hastalığı süresince sadece gözlerini hareket ettirebildi. Bu durumda yaşamdan zevk almanın yollarını düşünmeye başladı. Yapılabildiği ona zevk veren tek şey, yeni şeyler keşfetmek için insanları gözlemlemekti. Kız kardeşlerini gözlemlemeye başladı. Kız kardeşinden öğrendiği ilk şey birinin, “Evet” dediğinde, bunun hayır demek anlamına gelebildiğiydi…Aynı şekilde kardeşleri “Hayır” dediklerinde bunun anlamı “Evet” olabiliyordu. Erickson bu şekilde yıllarca insanları gözlemleyerek gözlemin gücünü keşfetti. Sözsüz iletişim ve beden dili konusunda keşifler yapmaya başladı. Öğrenme süreçlerinde bilinçaltının gücünü keşfetti. Yokuş inerken yer çekiminin aşağı doğru uyguladığı kuvvet gibi insanların öğrenmesi sırasında da bilinçaltının da etken bir kuvvet olduğunu savundu.

En küçük kardeşini emekleme aşamasından yürümeyi öğrenme aşamasına kadar gözlemledi. Yürümeyi öğrenmek için çocuk bilinçli hiçbir caba sarf etmiyordu. Yürümeyi öğrendikten sonra da yürümeye özen göstermek için bilinçli bir çaba göstermiyordu. Yürümeyi nasıl öğrendiğimizi hatırlıyor muyuz? Hayır değil mi? Ama yürüyoruz? Buna göre her şey başlangıçta bilinç düzeyinde öğrenilebilse de sonradan öğrenilen her şey ” farkında olmadan bilinçaltına inmektedir .

Milton Erickson’un terapi videosundan kısa bir örnek, ses tonuna dikkat,Eriksonun diğer videolarını yabancı videolar sayfasında bulabilirsiniz.

Erickson, kız kardeşinin yürümeyi öğrenme hikayesini çok ayrıntılı şekilde terapinin başında bazı hastalarına anlatırdı. Bir bebeğin yürümeyi öğrenmesini hastasına anlatarak danışanına aşağıdaki indirekt telkinleri vermiş olurdu.

1. Öğrenmenin aslında ne kadar basit olduğu.

2. Danışanın bilinçaltı problemlerinin ve başarısızlıklarının başlangıç zamanlarına, zihinsel küçük bir seyahat yapalım.

3. Öğrenme bazen zor olsa da, azmedilirse her şeyi öğrenilebilir.

4. İnsanların farkında olmadıkları güçleri vardır.

AYAKLAR HAREKET EDİN
Erickson, ilk felci 17 yaşında geçirdi.Yatağa düştüğünde doktorların annesine sabaha çıkamayacağı sözünü duyduğunda içi öfkeyle dolmuş, annesinden dışarının manzarasını engelleyen pencerenin önündeki büyük dolabı yana çekmesini istemişti.. sabahı göremeyecekse, günbatımını mutlaka görmeliydi. Böylece hem annesine yaşama arzusunu ilan edip ümit vermiş, hem de bu kısa vadeli hedefe odaklanarak kendini bekleyen ölüm tehdidine karşı korkusunu bastırmıştı. Gün batımının ancak yarısını seyredebilen Erickson, üç günlük bir koma halinden tamamen felçli olarak çıktı. Bu halde geçirdiği uzun zaman boyunca, insanların kelimeleri nasıl kullandığını, jest ve mimiklerin iletişimdeki rolünü gözlemleriyle anlayacaktır. Ona en çok acı veren şey yalnız kalmaktır. Dışarıyı göremeden sandalyesinde yalnız oturduğu bir gün, aralık pencereden gelen oyun sesleri, aklını çeldi. Büyük bir istekle pencereden bakmayı, diğerlerinin arasına katılmayı istedi. Tam o anda sandalyesinin hafifçe kıpırdadığını fark etti. Büyük bir heyecanla kendisine emirler yağdırmaya başladı: “Ayaklar hareket edin! Sandalyeyi sallayın!” Ancak bir şey değişmedi. Neden sonra yorulup bundan vazgeçti. Sonraki denemesinde yine gündüz düşlerine kapıldığı anda, sandalyeyi hareket ettirebildi. Erickson’un “indirekt telkin” yöntemini keşfi böyle oldu. Öneriyi bilinç değil, bilinçaltı deşifre etmekte, böylece uyarılan hayal gücü vücuda, bilincin verebileceğinden daha güçlü bir şekilde telkin vermekteydi. Bu olayı takip eden iki yıl süresince Erickson, kendine yürümeyi öğretti ve bunu o günlerde emekleyen kız kardeşini izleyerek yaptı. Erickson çocuk felci hastalığına ” insan davranışı konusundaki en iyi öğretmenim” derdi ( Zeig, 1980 a).

SÖZLÜKLERİ EZBERLİYORDU

O diğer çocuklardan farklı bir çocuk olarak biliniyordu. Derslerinde çok başarılıydı. İçinde doymak bilmez bir okuma isteği vardı. Ama okuyacak kitap bulamadığı için sözlükleri tekrar tekrar okuyordu. Böylece kendini de eğlendiriyordu. Çocukken sözlükleri ezberlemesinden dolayı “bay sözlük” olarak anıldı.”16 yaşlarında bir dergide gençliğin sorunları hakkında yazdığı bir makalesi yayınlandı.

KANO GEZİSİ

Kısmen iyileştiğinde tamamen iyileşmesini sağlamak amacıyla bir seyahate çıkmayı planlamıştı. Wisconsin ırmağı boyunca kano ile gezmeyi ve kamp yapmayı düşünüyordu. Ancak beraber yola çıkmayı düşündüğü arkadaşı son anda geziden vazgeçti. Erickson seyahati yalnız yapacağını ailesine söylemeden, cebinde sadece 5 dolarla, yola koyuldu. Kanoya kadar yardım alarak yürüdü. Bu gezinin amacı kaslarını güçlendirmek ve hastalığını yenmekti. Bu geziyi yalnız bile olsa başaracağından emindi.

Altı hafta sonra eve cebinde beş dolarla ve kasları güçlenmiş olarak dönmüştü. Bu seyahat sonunda yürümeyi yeniden öğrenmişti. Yürümeyi öğrenmesi gerekiyordu çünkü üniversiteye gitmek istiyordu. Bu gezi sayesinde kaslarını güçlendirmişti. Kano gezisi sırasında karşılaştığı balıkçılara hikayeler anlatmış, ödül olarak da onlardan akşam yemeği kazanmıştı. Sonrasında ne zaman acıksa balıkçıların yanına gitmiş, onlara hikayeler anlatarak altı hafta boyunca karnını böyle doyurmuştu. O anda hikayelerin insanları çok etkilediğini keşfetti. Sonraki yıllarda insanları etkileme de ve terapide hikaye öğesini sıkça kullandı.

Erickson’un hipnoza olan ilgisi psikoloji bölümünde öğrenci iken Clark L. Hull’un bir hipnoz demonstrasyonu sırasında başladı. Erickson Hull’dan oldukça etkilenmişti. Hemen o yaz tatilinde birkaç yüz kişiyi hipnoz uygulayarak bu tekniği kullanmaya başladı.

İNEK AHIRA GİRMEYİNCE

Erickson’un çocukluğu bir çiftlik evinde geçmişti. Bir gün babasının, inekleri ahıra sokmak için büyük bir uğraş verdiğini gördü. Babası, boynuna bağlı ipten çekerek tüm gücü ile hayvanı ahıra çekmeye çalışıyor ama başarılı olmuyordu. Ailenin diğer fertleri babalarına yardım için ipe asılıyor yine bir yararı olmuyordu. Küçük Erickson fark ettirmeden hayvanın arkasına geçerek kuyruğundan tuttu ve onu ahırdan uzaklaştırmak için var gücüyle çekti. İnek panik içinde Erickson’u da arkasından sürükleyerek ahıra girdi (CP,p. 412).

ERİCKSON NASIL KİTAP SATARDI ?

Erickson daha genç bir öğrenciyken kitap satarak harçlığını çıkarmaya çalışırdı. Lynn Hoffman’ın naklettiğine göre kitaplarını hipnoz yöntemini kullanarak satmaktadır. Bir gün yaşlı bir domuz çiftliği sahibine kitap satmaya çalıştığında “Ben kitap okumam, sadece domuzlarımı beslemekle meşgulüm, git işine be evlat!”gibi bir tepki görür. Hemen hiç düşünmeden yerden aldığı taşın üzerine domuzların kıçlarının resimlerini çizmeye başlar. Nasıl olduysa adam fikrini değiştirip kitaplardan satın alır ve o akşam çiftlikte kalmasını bile rica eder. Bununla da kalmaz sohbet esnasında Erickson’a çok güzel domuz resimleri çizdiğini söylemeyi ihmal etmez.

BUZLARIN ÜZERİNDE YÜRÜMEK

Erickson bir gün işe giderken yolda bir ayağını kaybetmiş bir gazi ile karşılaşır. Adam buz tutmuş yolda, düşmeden yürüyüp yürüyemeyeceğini düşünerek adımlarını tereddütle atmaktadır. Adama biraz beklerse buzların üzerinde düşmeden nasıl rahatlıkla yürünebileceğini göstereceğini söyleyerek buzlu yoldan yürüyerek yolun karşısına geçer. Şaşıran adam bunu nasıl yaptığını sorar.”Gözlerinizi kapatırsanız size de buzların üzerinde yürümesini öğretebilirim” der. Gözlerini kapattıktan sonra etrafında daire çizerek dönmesini, biraz ileri-geri sağa ve sola yürümesini ister. Adamın kafasının karıştığını fark edince de dosdoğru yürümesini ister. Adam gözlerini açtığında buzlu, kaygan yolun arkasında kaldığını görür. Adamın “Buraya nasıl geçtim?” sorusuna Erickson,”Gördüğünüz gibi normal yolda yürüyormuş gibi karşıya geçtiniz. Çünkü buz üzerinde yürümeye hazırlandığınızda, kaslarınız düşmeye doğru sizi hazırlar. Bu bir ” zihinsel settir.” Bu zihinsel setten dolayı insanlar düşerler. Oysa insanlar ayaklarını kaygan olmayan normal bir yere basar gibi düşünerek yürürlerse düşmezler” der.

TUZU BANA UZATIR MISINIZ ?

Erickson yemek yerken, tuz gerektiğinde bunu kimseye söylemeden de onların bile farkına varamayacağı şekilde tuzu birilerinin elinden almayı başarırdı. Sofrada bulunanlardan biri ne olduğunu anlamadan ve bunu niye yaptığını anlamadan birden bire kendini Erickson’a tuzu uzatırken bulurdu. O, büyük bir ustalıkla konuşmalarının içine “tuzu bana uzatır mısın” telkinini gizlice yerleştirirdi. Bu gizli telkini, tuzu uzatan kişinin bilinçaltı algılamaktadır.

DANIŞANLARI İLE İLİŞKİLERİ

Erickson hastaları ile evinde ilgilenirdi. Danışanları için hazırladığı bekleme salonu, aynı zamanda evin oturma odasıydı. Gelen hastalar terapistin aile yaşantısını da gözlemlerdi. Sekiz çocuğu hastalarla yeterince ilgileniyordu. Yani evde sekiz tane asistanı vardı. Psikoterapi konusundaki dünya çapındaki ününe rağmen mütevazı bir seans odası bulunmaktaydı. Ev ortamının psikoterapi için daha uygun ve sıcak olduğunu düşünüyordu. O’na Göre ofisler ev ortamına göre insanlara daha soğuk gelmekte daha ticari bir görüntü vermekteydi.

Yaşamının son dönemlerinde 1 saatlik seans ücreti 40 dolardı. Öğrencilerine seans ücretini seansın sonunda almalarını önerirdi. Ona göre bilimsel bilgi satılamaz paylaşılırdı.

Terapi için ödeyecek parası olmayan hastaları da kabul eder, onlara rahatlıkla yapabilecekleri örneğin bahçenin bakımını yapmak gibi işler verirdi. Hasta bahçe işlerine yardımcı olurken sekiz çocuğunu da yardıma gönderirdi. Böylece hem hastasına hem de çocuklarına bir terapi ortamı sağlar, ayrıca fiziksel özründen dolayı yapmakta zorlanabileceği işleri de halledilmiş olurdu.

Erickson her zaman danışanları ile samimi idi. Onlarla sık sık akşam yemeğine giderdi. Kendisi gidemediği durumlarda kızı Betty danışanlara eşlik ederdi. Danışanları ile markete gider, onlarla yaz aylarında bahçede çimlerin üzerinde uyurdu. Arizona’daki evinin arkasındaki Squaw tepesine danışanları ile tırmanırdı.

Onun bu davranışı her zaman aklımdadır ve gerektiğinde ben de seanslarımda bu yaklaşımı kullanırım. Bir gün 18 yaşlarında ve terapi için verecek parası olmayan genç bir kız gelmişti. Seanstan sonra. Bana borçlu kalmak istemediğini söylediğinde genç kızın el işleriyle uğraştığını hatırladım ve ondan eşim için oya yapmasını istedim. Böylece bana borçlu kalacağını düşünmeyecek minnet duygusu altında ezilmeyecekti. Eşim de oyayı çok sever ama yapmasını bilmez. Biri oya hediye etse çok sevinir. Böylece hem eşimi hem de genç kızı memnun etmiş oldum.

PARDON SAATİNİZ KAÇ?

Erickson ile ilgili her zaman anlatılan ve herkesin bildiği bir olay vardır. Yolda giderken kazayla çarptığı kişiye aniden “Pardon saatiniz kaç?” diye sorar. Adam saati söylemeye vakit bulamadan başka bir soru daha sorar: “Bu gün günlerden ne?” sonra adama “Oturup bir şeyler içelim mi?” der. Adam oturduktan biraz sonra irkilerek kalkar ve “Yahu benim burada ne işim var? demeye başlar. Adam hipnotize olmuş çarpma olayını da çoktan unutmuştur.

1950’li yılların öncesinde Erickson hipnozun “özel bir durum” olduğunu söylemektedir. Hipnoz hali günlük yaşantımızda sürekli kendiliğinden biz farkında olmadan bile meydana geldiği için yukarıdaki örnekte olduğu gibi “doğal ve özel bir durum” idi. Ancak klinikte kullanılmaya elverişli hipnoz, ayaküstü daha nadir meydana gelmektedir. Bu tür hipnoz bir dakika sürebileceği gibi saatlerce de sürebilmektedir.

PEMBE KRAVAT

Bir psikolog Erickson’un evine davet edilmiştir. Psikolog hediye olarak Erickson’a pembe bir kravat hediye eder. Erickson pembeyi çok severdi. Erickson kravat bağlama konusunda yaklaşık yarım saat konuşur. Psikolog çok sonradan anlar ki aslında Erickson kravat bağlama hakkında değil aile bağları ve sosyal ilişkiler hakkında konuşma yapmaktadır.

ERİCKSON’UN BELİRGİN ÖZELLİKLERİ

Erickson’un en önemli takipçileri ve bir anlamda dava arkadaşları Psikolog Jeffrey Zeig, Psikolog Ernest Rossi, Robert Pearson ve Kay Thompson’dır. Erickson’un ve Ernest Rossi’nin birlikte kaleme aldıkları kitapların ve daha bir çok kitabın Amerika’da şu anda yok sattığını hatırlatmak gerekir. Tartışmasız Ericksonian yaklaşım dünyada hipnoterapi ve psikoterapinin son parlayın yıldızıdır. Dr.Erickson Amerika’da “great” (fevkalade) hipnoterapist olarak anılan tek isim olmuştur.

Erickson yaygın olarak dünyanın en önde gelen hipnoz uygulayıcısı teorisyeni ve öğretmeni olarak bilinir. Modern medikal hipnozun babası olarak anılan tek isimdir. Amerikalılar onu “Bay hipnoz” (Mr.Hypnosis) olarak tanıdı (Secter, 1982). Hipnozun saygı duyulan klinik bir araç haline gelmesinde en önemli katkılarda bulunmuştur.Yalnızca Phonix’teki ofisinde 30.000 civarında hasta ile çalıştığı tahmin edilmektedir. Kendisi hakkında sadece Amerika’da 100 den fazla kitap yazılmıştır. Dünya çapında adını taşıyan 50 adet enstitü bulunmaktadır.

Aynı anda hem psikoloji okurken hem de tıp fakültesini bitirdi. Bu sayede hem American Psychological Association (Bizdeki Psikologlar Derneği’nin karşılığı) hem de American Psychiatric Association (Amerikan Psikiyatri Derneği) üyesi olabildi. Yani hem psikiyatrist hem psikolog olan nadir bulunan özellikleri sahip bir bilim adamıydı.

Günümüzde Ericksonian hipnoz konusunda dünyada her ay en az bir kitap yayınlanmaktadır. Erickson 150 Makale ve 6 kitap yayınlamıştır. Türkiye’de ise konu hakkında ki en geniş ve ilk Türkçe kaynak şu anda okuduğunuz sayfalardır. İşte size dünya ve Türkiye’nin karşılaştırması.

Ondan önce hipnotistler hipnozun “Hipnotistin otoritesini kabul eden pasif durumdaki danışanın telkin alma kabiliyetini arttırarak ona telkinler yağdırmak “olduğunu düşünüyorlardı. Onun metodu ise içsel kaynakları (inner resources) öne çıkararak terapide kullanmaktı (Hammond, 1984). Erickson psikoterapi ve hipnozun bu içsel kaynakların yeniden organize edilerek daha iyi kullanılması gerektiğini savunmuştur (Zeig, 1985 s.6). Erickson, hipnozu danışanın problemini çözmede danışanla işbirliğini sağlamak amacı ile kullanmıştır.

Erickson Jay Haley’in (1973) Sıradışı Terapi isimli kitabının basılmasından sonra kısa dönem stratejik psikoterapinin babası olarak anılmıştır (Zeig, 1985 s.5). Öğrencisi ve yakın arkadaşı olan Haley (1980) terapinin çözüm değil, problem olduğunu savunmaktadır. Problem danışanların terapide olmasıdır. Çözüm danışanların bir an önce terapiden yararlanmalarını sağlamaktır. Erickson, meslektaşının bu görüşünü benimsemektedir.

O, hipnoz, öğretme, psikoterapi arasındaki sınırları bulanıklaştırmıştır. Çünkü o öğretirken aynı zamanda hipnoz yapmaktadır. Erickson’un konferanslarının bant kayıtlarını inceleyen Zeig, onun konuşmalarının hipnoz yapıcı özelliğini (zamana yayılmış hipnotik indüksiyon içerdiğini) fark etmiştir. Bu durumu Zeig Erickson’a söylediğinde o, “İzleyicileri motive ediyordum” cevabını vermiştir (Zeig, 1985 s.6).

1980 yılındaki uluslararası Ericksonian hipnoz ve psikoterapi kongresine 2000’in üzerinde psikoterapist katılmıştır. Psikoterapi tarihinde bu sayı bir rekordur. Erickson’un paradox, metaforlardan yararlanma ve semptomu önerme gibi tekniklerini psikoterapistler artık yaygın olarak kullanmaktadır. Semptom değiştirme tekniğini de ilk defa Milton Erickson kullanmıştır.

Erickson kendisini bir hareket veya kültün lideri olarak tanıtmamıştır. Psikoterapi ekolü kurmak gibi bir niyeti olmadığı gibi aksine psikoterapistlere özgün olmayı telkin ederdi (Zeig,1985). Erickson’un en küçük kızı olan Dr.Kristina Erickson babasının yaklaşımını “That which works ( İşe yarayan ne varsa)” olarak tanımlamıştır. Erickson işe yarayan her şeyi denerdi.

Şurası tüm dünyada tartışmasız bir gerçeklik olarak kabul edilmektedir ki, Erickson nadir bulunabilecek en yenilikçi hipnoz ustasıdır. Hipnoterapi ile ilgili bir çok fenomen keşfetmiştir.

YAŞAMININ SON DÖNEMLERİ

Erickson yaşamının son döneminde sesinin tonunu ayarlayamaz hale gelmişti. Hayatını sinema filmi yapma tekliflerini sağlık sorunları nedeniyle kabul etmedi. Erickson yaşamının son günlerini çizgi filmler izleyerek ve komik kitaplar okuyarak geçirdi. Hastalıkları iyice ilerlemişti ve yataktan kalkamıyordu. Erickson “Beklediğimden çok daha fazla yaşadım zaten” diyerek öldü. Özellikle yaşamının son dönemlerinde sabah kalktığında “Ben hala yaşıyor muyum yahu? Diye yataktan kalkardı. Gerçekten de o bedende o yaşa kadar yaşayacak insan bulmak zordur.

O’na gelen hastalar kendi problemlerinin o’nunkinden daha büyük olmadığını anlarlardı. O’nun mücadele ettiği hastalıkların listesini öğrenen hastaları umutla dolardı ve otomatik olarak üretici bir hayata yönlenirlerdi. Çünkü hastalar Erickson’un evine gittiklerinden Erickson’un yaşamdan maksimum zevki alarak yaşadığını kendi gözleri ile görürlerdi.

İlerlemiş yaşına rağmen hayatının son 6 yılında kendisini ziyaret eden terapist guruplarıyla hemen hemen her gün 4-5 seans yaptı. Onlara beden dilini okuma, alışkanlıkların yönünü değiştirme, telkin ve bilinçaltı zihinlerindeki güçleri meydana çıkarmak için insanlara yardım etme metotlarını öğretti.

Erickson ‘un bir çok hastalığı olmasına rağmen her zaman “ölmek en son yapacağım iş olacak” derdi. Erickson 1980′ de 79 yaşında son işini de yaptı. Ölümünden sonra cenaze töreni yapılmamasını, cesedinin yakılarak küllerinin Squaw Tepesi’ne savrulmasını istedi.

Hipnoterapinin ve psikoterapinin pratiğini ve teoriğini Milton H.Erickson’ dan daha fazla etkileyebilen bir kişi bulmak gerçekten zordur. Bir psikiyatrist ve aynı zamanda psikolog olan Profesör Erickson, dünyanın en önde gelen hipnoz uygulayıcısı, teorisyeni ve öğretmeni olarak bilinir. Modern medikal hipnozun babası olarak anılan tek isimdir. Amerikalılar onu “bay hipnoz” olarak tanıdı. Hipnozun saygı duyulan klinik bir araç haline gelmesinde çok önemli katkılarda bulunmuştur. Yalnızca Phonix’teki ofisinde 30.000 civarında hasta ile çalıştığı tahmin edilmektedir. Kendisi hakkında sadece Amerika’da 100 den fazla kitap yazılmıştır. Günümüzde Ericksonian hipnoz ve psikoterapi konusunda dünyada her ay en az bir kitap yayınlanmaktadır. Erickson 6 kitap ve 150 makale yayınlamıştır. Dünya çapında adını taşıyan 50 adet enstitü, yüzlerce dernek ve vakıf bulunmaktadır. Amerikan Klinik Hipnoz Birliği’nin (ASCH) kurucu başkanlığını yapmıştır. 1980 yılındaki Uluslararası Ericksonian Hipnoz ve Psikoterapi Kongresi’ne 2000’in üzerinde psikoterapist katılmıştır. Psikoterapi tarihinde bu sayı bir rekordur.

O hipnoz, öğretme ve psikoterapi arasındaki sınırları bulanıklaştırmıştır. Çünkü o öğretirken aynı zamanda hipnoz yapmaktadır. Erickson’un konferanslarının bant kayıtlarını inceleyen Zeig, onun konuşmalarının hipnoz yapıcı özelliğini (zamana yayılmış hipnotik indüksiyon içerdiğini) fark etmiştir. Bu durumu Zeig Erickson’a söylediğinde o, “İzleyicileri motive ediyordum” cevabını vermiştir (Zeig, 1985 s.6).

Erickson çok zor hastalarla çalışırken çok başarılı sonuçlar alarak haklı bir ün sahibi olmuştur. Günümüzde tüm dünyanın sahiplendiği ve saygı duyduğu ender bulunur bir bilim insanıdır.

http://www.hipnozenstitusu.com/milton-erickson-ve-hipnoz.html

3 Yorum

  • Kanarya 02 Temmuz 2016, 22:19

    Güzel bir yazı olmuş. Keyifle okudum. Bu arada Ayşegül Hanım, sahaflara da bakmanızı öneririm. Onlarda yok yok…

  • Sibel 12 Ekim 2015, 06:32

    Nadir kitap com’u denediniz mi? Baskısı bitmişse ikinci elleri oradan bulabilirsiniz.

  • Aysgul 11 Ekim 2015, 23:51

    Sdney rosen sesim seninle heyerde kitabini almak istiyorum fakat bulamadim yardimci olur musunuz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir