Aptal Puma Sendromu

07 Temmuz 2011

Önce akıllısını bi dinleyin:

cougar2

”Pumayı bilirsiniz. Hani vahşi kedilerin uzak atalarından. Yaklaşık
iki metre uzunluğundaki benekli yırtıcı.

Birçok özelliği ile ünlüdür bu ormanların harika kedisi. Ama en çok da
hızlı ve kıvrak koşusu ile tanınır. Avının peşine düştüğü andan
itibaren giderek hızlanan ve vücudunun tüm eklem ve kaslarını ortaya
koyan hareketlerini seyretmek bir zevktir. Bu ölüm koşusu bazen
pumanın , bazen ise hayatı için koşan kurbanın zaferi ile sonuçlanır.

Peki bir puma, avının peşinden ne kadar koşar?

İşte ormanların vahşi avcısını uygarlıkların kurucusu insan’a örnek
yapacak olanda pumanın bu özelliğidir. Puma avının peşinden sürdürdüğü “ölüm koşusunu” her zaman avının cüssesine göre ayarlar. Yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden
geçirdiği süre asla aynı değildir. Çünkü puma akıllı bir hayvandır ve
koşarken harcadığı enerji miktarı, avdan elde edeceği potansiyel
enerji miktarını aştığı anda puma koşmaktan vazgeçer. Yenilgiyi kabul
edip başka av arar. Bu nedenle ceylanın peşinden fazla, tavşanın
peşinden çok daha az koşar.

İşte “aptal puma sendromu” bunun tersini yapan insanların ruh halini
ifade etmek için, yani bir tavşanın peşinden yıllarca koşan, sonra da
yakaladığı avı bir öğünde bitiren akılsızlar için kullanılır.
Başarının sırrı pumalıktan, yani harcanan emek- ulaşılan sonuç
ilişkisindeki dengeyi iyi saptamaktan geçiyor.”

Biz de hayatımızın her aşamasında yukarıdaki öyküdeki gibi hep bir
şeyi elde etme peşindeyiz.

Öncelikle bedenimizin yegane dürtüsü şudur: Hayatta kalmak!

Bütün diğer şeyler bu dürtüden sonra gelir. Hayatta kalmayı
başardığımız süre boyunca, sevmek isteriz, sevdiğimiz insan da bizi
sevsin isteriz. Bazı sınavlara gireriz, kazanmak isteriz, bir işi çok
arzu eder, mutlaka o işe girmek isteriz. Güzel olmak, beğenilmek, onay
görmek, dinlenmek, konuşmak, toplum içinde yer bulmak ve sürekli
yenilenmek isteriz.

Bütün bu isteklerimizde, değişim çabalarımızda gözeteceğimiz kural bu
olmalıdır: Hedefimize ulaşırken harcayacağımız emek ve zaman, sonuçta
elde etmeyi beklediğimiz kazanca değecek mi? Genellikle bunu
hesaplamadığımız için çok uğraşıp elde ettiğimiz sonuçtan memnun
olmayız ve başka şeylerin peşinde koşmaya başlarız. Sürekli ah ederek,
keşke diyerek, geçip giden zamana, boşa çıkan çabaya üzülürüz.

Böyle hesapsızlıklarla bir ömrü tüketiriz.

Bazen hesapladığımızda da işler istediğimiz gibi yürümez. Ama o zaman
pişmanlıklar yaşamayız. Pişmanlıklar hesap edemediğimiz olaylar için
geçerlidir. Hepimizin zaman zaman çok sık kullandığımız ‘nasıl
düşünemedim, nasıl hesap edemedim’ pişmanlığı ve kızgınlığı bundandır.

Elbette ki HAYAT HAYATTIR ve her şey hesap kitapla olmaz. Ancak
hesapsızlık bazen çok ağır bedeller ödetir insana.

Hayatınızın neredeyse yarısından fazlasını harcadıktan sonra kendinizi
Aptal Puma Sendromuna yakalanmış görmek istemiyorsanız dikkat!

Ne için, ne kadar enerji harcayacağınızı düşünmeden harekete geçmeyin.
Sonra yaşamak için enerjiniz de kalmaz!

Sevgiyle, keyifli günler diliyorum.
Psikolog Serap Duygulu
06.07.2011

2 Yorum

  • Sibel 08 Temmuz 2011, 11:16

    Hoşgeldin
    42 ve 50 numaralı kapılar daha etkkin bu işte bana göre 🙂
    (Benim YT’dan bakabilirsin)

  • zeynep ayşe mescioğlu 08 Temmuz 2011, 10:38

    pumalarında seçicilik paıları ve 5 ritim kanalı 15 (sakraldan benliğe)tanımlı demek ki :)) (benim gibi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir