Yeni Dünya’ya dair
esinti , YENİ DÜNYA / 21 Kasım 2012

“Bizler vazgeçilmez yanlılıklarımızla görüş sahibi özneleriz. Sonuçta, yorumlama öznel bir katkıda bulunmaksızın olanaksızdır” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 322). Bireyler etkileşimlerini özgür irade ve seçimleri ile yorumlar ve bu yorumlar doğrultusunda davranırlar, böylece örgütsel ve çevresel gerçekliğin biçimlenmesinde kritik bir rol üstlenirler…Bireyler edilgin değildir, yani çevresel uyarıcılara sadece tepki vermezler, fakat aynı zamanda durumu etkiler ve yeniden biçimlendirirler” (Putnam, 1983, s. 36). Simgeci (symbolic) yaklaşım kültür yaklaşımı ile ayni felsefik temelleri paylaşır, fakat simgeci yaklaşım “simgesel etkileşim” veya insan davranışının yorumlanması temeline dayanır. Temelde, pozitivist paradigmanın tersine gerçekliğin öznel olduğunu ve gerceğin yaratılmasında (contruct) bireyin aktif rol aldığı tezine dayanır.  Gerçeklik öznel olduğu için dünyayı nasıl gördüğümüz ve olgular olarak algıladığımız şeylerin bireyin yorumlama süzgecinden geçtiğini varsayar. Bu nedenle, en tartışmasız gibi görünen konularda dahi zaman zaman değişik sonuçlara ulaşırız çünkü her birimiz, öznel algımızdan yola çıkarak, aynı şeye değişik bir anlam yükler, değişik yorumlar getiririz. Öyleyse, aynı şeyin birden fazla yorumlaması olabilir. Örgüt ortamlarında bu değişik yorumlamaları anlamak, bireylerin öznel yorumlarının hangi süreçlerden oluştuğunu çözümlemek simgeci yaklaşımın temel ilgi alanıdır. Dr.Hasan Şimşek’ten alıntılar Bakınız:https://sibelatasoy.com/?p=9855 Sözleşmelerini her gün -bilmeden-yenileyen insanları talep ettikleri düzeye nasıl çıkarabilrsin ki! İster doktor ol ister şifacı hatta peygamber olsan kar etmez. Geçici ferahlıklar sağlayabilirsin eğer…

Dolduranlar ve Boşaltanlar
Felsefe ve Kuantum / 01 Mayıs 2012

Epeydir aklımda olan ise, “gidenler ve dönenler“kavramı. Varoluşun dışarı taşan (yanlış hatırlamıyorsam buna sudur etmek deniyor) kısmı benim “gidenler” terimime uyuyor. Onlar tamamen nötr bir başlangıç yapıyorlar,  sanki sıfır noktasındaymışçasına yeni başlıyorlar keşfe. Yolculukları boyunca deneyerek bilgi ediniyorlar, birbirine ekliyor ve biriktiriyorlar. Bunlara “inşa” edenler desek yeridir galiba. “Dönenler” ise kapasiteleri oranınca maksimum bilgi ile donanmış durumdalar ve kaynağa dönüş yolculuğunda, yeniden nötr hale gelmek için mevcut bilgilerini dağıtarak, ağırlıklardan kurtulmak çabasındalar. Bunlara da yıkıcılar demek istemiyorum fakat dezinşa anlamına gelecek bi fiil şu an aklıma gelmedi. Bu iki kavramı düzenciler ve anarşistler diye tanımlasak bile  tam yerine oturur mu emin değilim. En iyisi dolduranlar ve boşaltanlar diyelim basitçe! Gidenler ve dönenlerin insanlar olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, onların iki çeşit olduklarını varsayabiliriz. Ancak bunlar dıştan bakıldığında aynı insan görüntüsündeler, fiziki bir farklılıkları görülemiyor. Şimdi, özellikle inanç sistemleri konusunda şüpheleri olan oldukça büyük insan kitlelerinin eminim akıllarına zaman zaman takılan bazı sorular var. Bunlar bilinen son dönem medeniyetimizin ünlü felsefecileri bilim insanlarınca da hissedilmiş hatta söze de dökülmüş. Nedir bu soru, nedir bu ikircikli durum? Basitçe şöyle özetleyebilirim; Gördüğümüz ya da aklımızla olduğuna kani olduğumuz şeyler dışında, bilmediğimiz bir yerden bizi yöneten, bizden daha bilinçli merciler var olduğu sanısı neden bunca…