İnancın Biyolojisi – Prof.Dr. Bruce H Lipton

DNA biyolojiyi kontrol etmez ve çekirdek tek başına hücrenin beyni değildir. Tıpkı sizin ve benim gibi hücreler de yaşadıkları yere göre şekillenirler. Tıpkı Bilim insanlarının yıllardır yaptığı gibi sadece şablonlar üzerinde yoğunlaşırsanız çevrenin etkisini anlamanız imkansızdır. … Tıp bilimi ilerlemeye devam ediyordu ama yaşayan organizmalar inatçı bir şekilde ölçülmeyi reddediyorlardı. Atomik düzeyde maddenin mevcudiyeti kesin bile değildi; sadece var olma eğilimi vardı… … Kuantum fiziğinden yoksun geçmişim, çekirdek merkezli biyolojiyi reddedip hücre zarını benimsediğimde bile bu geçişin anlamını neden tam anlamıyla kavrayamadığımı açıklıyor. Entegral hücre zarı proteinlerinin hücreyi güçlendirmek için çevreden gelen sinyallerle işbirliği yaptığını biliyordum; ancak kuantum evreniyle ilgili hiçbir şey bilmediğim için, süreci başlatan çevresel sinyallerin doğasını tam anlamıyla takdir edememiştim.. … Trajik sonuçlarına rağmen farmasötik firmalar tarafından ilaç bağımlısı bir ulus haline gelmek üzere programlanmış durumdayız. Doğanın yasaları ile uyumlu olan daha yeni ve sağlıklı bir hekimlik sistemi oluşturabilmek için biraz geri adım atmalı ve kuantum fiziğinin bulguları ile biyotıp bilimini birleştirmeliyiz… (1) … Vücudumuzdaki her işlevsel protein çevresel bir sinyalin tamamlayıcı “görüntüsü” olarak oluşturulmuştu. Eğer bir proteinin eşleşebileceği tamamlayıcı bir sinyali yoksa protein işlevini yerine getiremez. Yani her şeyin kafama dank ettiği o anda düşündüğüm gibi, vücudumuzdaki her protein çevredeki bir şeyin fiziksel ya da elektromanyetik tamamlayıcısıdır. Çünkü…

Oluşturmacı Öğrenme
esinti , YENİ DÜNYA / 11 Aralık 2012

Oluşturmacı Öğrenme Oluşturmacı öğrenme ve öğretme son yıllarda öğretimde oldukça yaygınlaşsa da yeni bir yaklaşım değildir. Nitekim Erdem ve Demirel’e (2002) göre, Socrates “öğretmen ve öğrenenler, karşılıklı konuşup sorular sorarak ruhlarında gizli bulunan bilgiyi yorumlamalı ve oluşturmalıdırlar” (s. 82) fikrini savunduğundan ilk büyük oluşturmacı olarak kabul edilebilir. Yine başka bir kaynak Socrates’in öğrencilerin kendilerine verilen bilgileri doğrudan almadığını, ancak muhakeme yoluyla öğrenebildiklerini savunduğunu ifade eder (Nola, 1998). Oluşturmacı yaklaşımda bilgi, keşfedilen ve ortaya çıkarılan nitelikte değildir, aksine, yorumlanan ve oluşturulan bir olgudur. Bu da kişi ile bilgiyi birbirinden ayrı, bağımsız iki olgu olarak görmenin aksine, kişi ile bilginin etkileşimini düşünmeyi gerektirir. Buna göre bilgi, kişinin gözlemleri ve yorumları ile oluşur; yani bilgi özneldir. Öznel gerçeklik üzerine kurulan bu yaklaşım, oluşturmacılık olarak adlandırılmıştır. Oluşturmacılığı tek bir öğrenme kuramı olarak ele almak doğru değildir (Driscoll, 2000); oluşturmacılık bir dizi varsayım ve ilkeden oluşan ve her bir araştırmacının farklı yönlerini ele aldığı bir yaklaşımdır (Bağcı-Kılıç, 2001; Tobin & Tippins, 1993). Oluşturmacı yaklaşım öğrenciyi öğrenme sürecinin merkezine almaktadır. Bu yaklaşıma göre öğrenci öğrenmeyi kendisi, fakat aynı zamanda sosyal ortamda gerçekleştirir. Öğrenen, bilgiyi kendisi, çevreden gelen uyaranların yardımıyla oluşturur; bu oluşum, öğrenenin bilgiyi, çevreyi algılama şekliyle yakından ilişkilidir. Oluşturmacı öğrenme yaklaşımında anlamlı öğrenme esastır ve…

İntegral Düşünce mi?
esinti / 07 Mayıs 2012

S.Bu dehşetlere son vermenin bir yolu var mıdır? Maharaj: Daha çok sayıda insan kendi gerçek doğasını bildikçe,onların,çok süptil de olsa,etkilei egemen olacak ve dünyanın duygusal atmosferi tatlılaşacak.Halk liderlerini takip eder ve liderler arasında kalben ve zihnene büyük ve kesinlikle çıkar peşinde olmayan bazıları çıktığında,onların yoğun etkisi bu çağın katılıklarını ve suçlarını olanaksız kılmaya yetecektir.Bir yeni altın çaü gelebilir ve bir süre devam edebilir.ve o kendi mükemmelliğine yenik düşebilir.Çünkü gel-git dalgası en yüksek noktasına ulaştığında ,geri çekiliş başlar. S:Kalıcı mükemmellik diye bir şey yok mudur? M:Evet vardır.,fakat o tüm mükemmel olmayanları içerir.Gerçek doğamızın mükemmelliği her şeyi olası,idrak edilebilir,ilginç kılandır.O hiç ıstırap bilmez,çünkü o ne beğenir,ne beğenmez,ne kabul ne reddeder.Yaradılış ve bellek iki kutupludur ki onların arasında o,durmadan değişen modelinin örer. Eğilimlerden ve tercihlerden kendininizi kurtarın,kederle yüklü zihin artık olmayacaktır. S.Ama ıstırap çeken yalnız ben değilim.Başkaları da var. M:Siz,onlara arzularınız ve korkularınızla gittiğinizde,sadece onların kederlerine keder eklersiniz.Önce kendinizi ıstırap çekmekten kurtarın ve ancak ondan sonra başkalarına yardımı umut edin.Umut etmenize bile gerek yok-sizin mevcudiyetiniz dahi, bir insanın hemcinsine verebileceği en büyük yardım olur. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Integral teori bundan farklı bir şey söylüyor mu sizce?? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Maharaj her şeyin en sade mekanizmasını söyler. Harika bir alıntı ve integral teoriylle örtüşür…

İlişkiler-6
esinti , YENİ DÜNYA / 20 Şubat 2012

Yazının Öncesi için tıklayınız Ben, kendi alt-benliklerimle (geçmişim ve geleceğim) olan ilişkilerimden, başkalarıyla olan ilişkilerimden ve en geniş anlamda tüm dünyayla olan ilişkilerimden oluşurum. Ben, ben-im, kendime özgüyüm. Çünkü ben tamamıyla ilişkilerimin özgün bir deseniyim ve kendimi bu ilişkilerden ayıramam. Kuantum benlik için ne bireysellik ne de ilişki önce gelir, bunların ikisi de eş zamanlı ve aynı “ağırlıkta” kuantum alt tabakasından doğarlar. Bireysellik ve onların ilişkileri söz konusu olduğunda; bu alt tabaka beyindeki bir Bose-Einstein yoğunluğudur. Danah Zohar Bunu yazdığı yıllarda belki daha popüler olmadığı için holografik, integral gibi kelimeleri kullanmamış Sevgili Danah, ya da tercüme esnasında araya kaynamış, orjinalini okumadığım için bilemiyorum. Fakat yukardaki kısa paragrafı, Ken Wilber’in de dünyaya duyurduğu” ikinci düşünce katına” tırmanmanın ifadesi gibi görünüyor gözüme. İlişkiler konumuza biraz da kuantumsal algılama taşıdık. Kendimizle ilişki kuralım diye başlamıştık bu yazı dizisine, peki şimdi neredeyiz? Kendisiyle ilişkiyi mükemmelen yürüten iki kişi, tamamlanmak için biraraya gelmez.  Sadece birbirleriyle birlikte olmak hoşlarına gittiği için, birbirlerini aynen oldukları gibi sevdikleri ve onların oluşlarını merak ettikleri için, birlikte sevinçli bir dans yaptıkları için biraraya gelirler, ya da bana öye geliyor şimdilik.

Entegral, Entegratif nedir?
esinti , Felsefe ve Kuantum / 13 Aralık 2011

Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır (yuvalanmış hiyerarşi) İkinci düşünme katında nüfusun yüzde ikisinden daha azıyla ikinci bilinç katı görece enderdir. Çünkü artık o, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır. İkinci düşünme katı, birinci düşünme katının büyük direncine karşı ortaya çıkmalıdır. İlginç olan bu direnişin en büyük payının yeşilin çoğulcu göreliliğinden gelmesidir; çünkü yeşil mim; daha önce marjinal konuma getirilmiş insanları, fikirleri ve öyküleri dahil etmek için kültür araştırmaları yasasını soylu biçimde genişletirken, ikinci düşünce katını, alt mimlerin gereğini onaylar biçimde anlayış sunmasını baskıcı ve zorbalığa paye olarak görür. Böylece kendinden alt mimlere açtığı amansız savaşın aynısını ikinci düzey düşünce katına da yöneltir. Burada Molla Nasreddin’in bindiği dalı kesme metaforunu tüm çıplaklığı ile görebiliriz; çünkü yeşil mim, bir sonra geçeceği entegratif ve holistik mimleri en acımasız şekilde yoketme, “kesme” gayretine girerek hem kendi doğal işlevini yapmakta…

Entegral Bakışa Uyumlanmak(EBU)
Duyuru , Eğitimler / 09 Aralık 2011

Sibel Atasoy’la yepyeni bir çalışmaya başlıyoruz. DanışCan’larla buluşma zamanıdır artık 🙂 Çalışmalar bireysel olup, eğer dilenirse (aile, eş, çocuk, sevgili) 2 ya da 3 kişiyle de birlikte çalışmalar yapılabilinir.Sibel Atasoy der ki; … “Entegral Nedir: Kelime bütünleme, bir araya getirmek, birleşmek, birleştirmek, kapsamak anlamına gelir. Aynılık anlamında değil, renkleri, gökkuşağı renkli insanların zikzaklarını, bütün harika farklılıkları tekdüze hale getirmek anlamında değil, genelde Kozmos anlamındadır. Sanata, ahlaka, bilime ve dine meşru bir yer veren daha kapsamlı bir bakış edinmek ve bunların hepsini Kozmik kekin sevilen dilimleri haline indirgemeye çalışmamaktır.DanışCan Nedir: Danışanın canım olduğunu anlatan bileşik kelime.” Entegral Bakışa uyumlanmak – Bireysel çalışma içeriği 45’er dakikalık üç bölümden oluşur. 1.Bölüm. Bu bölümde danışCan’ın önceden alınmış doğum bilgileri doğrultusunda hazırlanmış, kişiye özel Yaşam Tasarımı dosyası (yaklaşık 24 syf), incelenir, kişinin doğuştan gelen biricik ve mükemmel yapısı anlatılır, sorulara cevaplar bulunur. Emin olduğum tek şey, soru varsa, farkındalığın artması için zemin doğal olarak hepimizde mevcuttur. Birey olma eşiği kendin hakkındaki sorular ve duyabildiğin cevaplar sayesinde geçilir. Ve bizler birey olduğumuzda, yani tam da doğduğumuz andaki gibi, işlevlerini Hayat Tasarımından gördüğümüz özgün, biricik ve mükemmel varlığımızı görüp onu sevdiğimizde, eksiksizliğine ikna olduğumuzda, dünya aniden değişir. İşte bu bir sihirdir, danışCanın yaratmayı başardığın sihir! Bu bölümde…

Kam İnancı
Anadolu-Sümerler-şaman / 24 Ocak 2011

“… Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler, cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce bozkıra, sonra Çin içlerine ve sonra da sonu başı belli olmayan bir sel gibi garba doğru yayıldılar… Türkler adıyla tarihe geçen bu boylar, aileler ve kavimler bütünü batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi olsalar da Orta Asya’nın yüksek uygarlıklarından birini ve bazen küçük devletlerinin ve bazen de devasa imparatorluklarının sınırları dâhilinde kültürlerarası barışı ve huzuru tesis ettiler… O, en baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi, ne kadar Budist, ne kadar Hıristiyan, ne kadar Yahudi ve ne kadar Müslüman oldular? Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları, tüm o savaşlar, yağmalar, fetihler, din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi?…” (Jean Paul Roux) Denir ki ‘Mu uygarlığı okyanusun sularına gömülmeden önce kurtulanlar dağılarak Rusya, Kuzey Amerika ve Güney Amerika’ya, Atlantis uygarlığından gelenler de Tibet, Peru ve Türkiye’nin dağlık bölgelerine gittiler. Kızılderililer ve Türkler onların torunlarıdır.’ Tarihler boyunca insanoğlu birçok yaşayış, düşünüş, inanç, dil, sanat ve yarattığı kültürler bakımından nasıl bir yol aldı? Bu soru beni tekâmül, insan ruhunun tekâmülü açısından ilgilendirmektedir. İnsan ruhunun tekâmülünü kendi öz varlığına en çok yaklaştıran, onunla ilişki kuran, doğadaki seslerin ritmik melodilerini duyan ve kendi sesiyle ona cevap veren, aşağıda…

Ağ Bağlantısı ve arka plan
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 31 Ekim 2010

Arka plan tezini zaman zaman yeniden anlamaya çalışıyoruz (http://sibelatasoy.com/?p=126) Gelen sorulara cevap ararken biraz daha açılım oldu galiba: İsterseniz bir an için üç kuvvet kanunu bir yana bırakalım ve arka plan tezine odaklanalım çünkü bana göre çok önemli bir konu. Senelerdir insanların dikkatine buna çekmek için uğraş…ıyorum fakat başarılı olduğum söylenemez. Bunu neden yaptığıma gelince, hayatım boyunca, isteklerinin gerçekleşmediğini, şanssız olduklarını, hayatın adaleti olmadığını söyleyerek şikayet eden insanları dinledim ve onlar adına üzüldüm, çözüm aradım. Arka plan tezinin son derece mantıklı ve anlaşılabilir önermesinin onlarda bir aydınlanma yaratacağını umdum fakat belki konu benim zannettiğim kadar açık değildir. Herneyse <Bence A/B ve C alanlarının hiç birinde şuurlu olmak gerekli değil, bunlar otonom sinir sistemimizin kendiliğinden çalışmalarını andırıyor. Fakat şuurla ilgili ince bir nokta var tabi, buna geçmeden önce belirtilmesi gereken husus, A alanındaki niyetli durumun, B alanındaki tüm niyetler bağlantısına uygun olup olmadığının kontrolü kısmıdir galiba. Ağ bağlantısını düşünmeye çalıştığımda bloke olacak gibi oluyorum. Bu inanılmaz bir alan, tüm hayatınız boyunca önemli önemsiz birçok niyetlenmenin sebep ve sonuçları açısından birbirine bağlandığını düşünün. Aslında bu nerdeyse kader ağı gibi bir şey. Ancak aynı zamanda insanın özgür iradesi ile ve bilinçsizce yaptığı niyetlenmeler. İnsanlar sebep sonuç ilişkilerini pek de ciddiye almazlar, alanların da…

Saçmalık ve parçacık/Dalga konumu
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 24 Ekim 2010

Saçmalık ve parçacık/Dalga konumu Zaman zaman söyleyip yapmakta olduğumuz şeylerin saçmalamaktan ibaret olduğunu söyleriz. Şimdi neden saçmalamak zorunda olduğumuzu kanıtlamak için biraz daha saçmalayacağım. Boş boş (düşünmeden) bir şeyler yaptığımız, örneğin müzik dinlerken, temizlik yaparken, yemek yaparken ya da öyle amaçsızca yürürken birden aklımıza bir fikir (A fikri olsun)gelir, onu kafamızda evirip çevirmeye başlarız. Bazen de hemen söyleriz veya yazarız. Bunların çoğu boş bulundum yaptım diyebileceğimiz tepkisel anlık şeylerdir. İşte o fikrin geldiği an, kuantum açısından dalganın çöktüğü ve parçacık konumuna geçtiğimiz andır. Parçacık konumundayken, 360 derecelik TAMlığın bir noktasındayızdır. Bir başka deyişle dışımızda tam sayı cinsinden 359 nokta daha vardır (eğer bir sınır koymayacaksak halen sonsuz alternatifle çevriliyiz demektir). Şu an kendimi ifade edebilmeyi başarma arzusuyla dolu olduğum için, izin verin sınırın içinde kalıp 359 benden farklı konumun olduğunu varsayayım. Takdir edersiniz ki benden farklı noktalara çökmüş olan 359 parçacığın her biriyle eşit uzaklıkta değiliz. Örneğin her iki yönden otuzar derece uzağımda olanlarla oldukça yakın bir şey söylemekteyiz. Öte yandan doksan dereceyi geçen konumlarda giderek uzaklaşıyoruz ve 180 dereceye vardığında artık tamamen zıt şeyleri söyleyen iki noktayız. Tamamen zıddı söylemek sizlerin de kolayca görebildiğiniz gibi, aynı “gerçekliği” var etmek anlamına geliyor. Çünkü dualitik bir gerçeklikte her tanım zıddı ile…