Stresin Doğası ve Dalak Otoritesinin yanılmazlığı
Urban Shaman / 10 Ağustos 2015

Stresin yol açtığı tüm gerilimlerin, salıverme ve gevşeme döngüsünü tamamlayamadığında ilgili kaslarda depolandığını ve hastalık adı verilen sonucun böyle ortaya çıktığını biliyoruz. Öyleyse stresten uzak duralım diyebilir miyiz? Bunun mümkün olmadığını preshamanlar biliyor 🙂 Çünkü bu dünyadaki her şey strese sebep olur, kötülüğünden yanlışlığından değil sadece limitsiz -tanımsız- bir şeyin daracık bir kapta yer bulma uğraşıdır varlık aleminde olmak. O halde Stres-gerilim-salıverme-rahatlama döngüsünün bozulmaması hayatidir biz insanlar için. Her insan kendisine en uygun gevşeme yolunu/yollarını bulur, daha önemli olan bunu yaşadığı sürece periyodik olarak yapabilme -nefes alma gibi- kararlılığını sürdürebilmesidir. Şu haber linkindeki gibi bir mekanizmadan bahsediyorum, ayrıca tüm organlarımızın kas yapısının olduğunu da akılda tutmak lazım: http://yeniboyutlar.com/psoas-kasi/ 2. not: Aslında “Stres-gerilim-salıverme-rahatlama” doğal döngüsünü tıpkı diğer otonom aktiviteler gibi (bedenimizde yapılan tüm periyodik işlemler) otomatiğe bağlanabilir bu değerli görevde KU’nun iş tanımına eklenebilirdi (yani program yazılırken) ama yapılmadı. Neden? Bu döngünün bozulması 3B dediğimiz frekanstaki deneyim çeşitlemesini sağlıyor! Bunu da hatırlatmak isterim. Varlık boyutunda yer almak, karar vermeyi gerektirir (Lono’nun işlevi) hem de binlerce karar. Tüm bu kararlar ağır ya da hafif seçimleri gerektirir, seçim ise mekanizma olarak yargı işlevi gibidir, seçmediğimiz olasılıkları öldürmüş oluruz kendimiz için ve işte o seçilmeyen sınırsız olasılıklar/potansiyeller acaip üzülürler ve stres oluştururlar! Ne kadar basit değil…

Bilmediğiniz şeyi bilmezsiniz!
esinti , Felsefe ve Kuantum / 05 Ağustos 2015

Dürüstlüğe dayanan yeni kurumlar, eski enerjiyi aşacak demiş Kryon 🙂 Eh bunu söylemek kolay çünkü çoğumuzun (sayı saymayı bırakın derdi RA, kulakları çınlasın) beklentisi bu yönde. Yeni buluşla yeni iş paradigması gelir. Siz bilmediğiniz şeyi bilmezsiniz, bu yüzden gelecek olan hakkında-eski bir enerji dünyasına dayanarak-önceden karar vermeyin diye ilave etmiş. Yani hayallerinizde limitsiz olmaya çalışın, rasyonalize etmeyin bakalım nasıl olacak demek istiyor, belki cam tavanın kalktığını bizzat tecrübe edebiliriz 🙂 Örneğin eski enerjiyle hareket ettiğini düşündüğünüz bir kurum ya da kişiyi kara listeye alıyorsunuz ve aslında bunu yapmak gerçek amacınızı hiç de yansıtmıyor çünkü siz aslında ortaya çıkan işe itirazlısınız, o halde ortaya çıkan işte bir değişim yaşansa çoğumuz bunu farketmeyiz çünkü dikkatimiz orada değil, kişiselleştirilmiş bir kara liste var! Şu kara listeleri sal gitsin yaw! Sadede gelelim hep birlikte ziyafete konalım diyorum 🙂 (amiyane tabirlerim affola) Not: DNAmıza yüklü eski korkular tetikleyici oluyor bunun farkındayım da, yine de kendime bir hatırlatayım dedim. * Stresin yol açtığı tüm gerilimlerin, salıverme ve gevşeme döngüsünü tamamlayamadığında ilgili kaslarda depolandığını ve hastalık adı verilen sonucun böyle ortaya çıktığını biliyoruz. Öyleyse stresten uzak duralım diyebilir miyiz? Bunun mümkün olmadığını preshamanlar biliyor 🙂 Çünkü bu dünyadaki her şey strese sebep olur, kötülüğünden yanlışlığından değil sadece…

Anlayış
esinti / 26 Eylül 2013

Bu hayatlarında fiziksel sorunları olmayan, fiziksel enerjilerini nereye harcayacaklarını bilemeyecek denli zengin olanların, bu konuda fakir olanlara karşı anlayış geliştirmekte zorlandıklarını fark ediyorum. Sanırım bu iş de diğer kapsayıcı bedenlerin durumları gibi parayla değil sırayla oluyor. Somut ve soyut arasındaki alayışsızlıkları gidermek için (Çünkü “anlama” gerçekleştiğinde zaten doğal olarak şefkat ve merhamet akıyor) hoşgörü ve saygı en temel önceliklerimiz desem herhalde pek de garip olmaz. Tembel ya da aciz veya duyarsız deyip kolayca kaçıvereceğin (yargıladığın) bi yerde, durup düşünmek anlayış geliştirmek için ne gerekir? Bu anlayışa ilk çare empati gibi görünüyor; ancak empatik olmak insanda değişik derecelerde önceliğe alınmış bir yetenek/sorun olabildiği gibi 0-6 yaş aralığındaki olası travma ve yönlendirmelerle de azalıp çoğalıyordur diye tahmin ediyorum. Dikkat edilesi bi durum da  empatinin  çoğunun zarar yeterincesinin yarar olduğudur. “Anlayış” için empati dişil bir araçken, sebep-sonuç ilişkisi kurabilmek amacıyla oluşan merak da eril bir araç gibi görünüyor gözüme, sizler ne dersiniz bilmem

Sen Kokladın Ben Topladım
esinti / 27 Ekim 2012

En azından doğum sonrasında,-çünkü ondan öncesine dair sadece fikir yürütebiliriz, gerçek bilgiden yoksunuz- bu hayatta istediklerimizi tabağımıza alıyoruz, evet ancak bunun farkında olmayan çok büyük bir çoğunluk var. “Sen Kokladın Ben Topladım” diyor Molla Nasreddin. Esas farkındalık burada yapılan çalışmalardır, yani tabağına aldıklarını bilmen bile yetmez nerdeyse, bilerek almaya doğru evrilmemizi özendiren bi rüzgar var sanki. Burada üç aşama var kabaca: 1. tabağındakileri sen seçtin 2. bunu hangi araçlar hangi motivasyonlarla yaptın 3.şimdi artık bilerek seçebilir misin? Önemli olan seçimi yapmaktır, seçtiğin şey zaten tam da ihtiyacın olan durumları sana getirir. İhtiyacın değilse onu seçmezdin velakin bazen kazayla bi dağınıklık anında ihtiyacın olmayan bi şeyi seçmiş olduğunu düşünürsün fakat bunların çektiği olayları öyle bir hızla geçersin ki yeniden seçim anına geri dönersin. Yani “yollardan hangisi doğruysa onu seçeyim, bunu yapacak gücüm var, lütfen hangi yol doğru bana söyle” diye allaha ya da bi arkadaşımıza, hocamıza yalvardığımız durumlar olmuştur. Ve buna sonraları çok gülmüşümdür. Doğru ya da yanlış yol olmadığını anladıktan sonra tabi : ) Bilinçli seçim ise, seçtiklerini yaşadığını bilmek demektir ve istemediğin durumdan yeni bir seçimle çıkabileceğinden emin olmaktır. Ya da o durumdan çıkmak için vermek gereken kararı hangi sebeple ertelediğini bilmek ve buna rıza göstermektir. İnsanlar neden istediğim…

Kendini ve Başkalarını yargılamayı
Blog / 25 Aralık 2008

Kendini ve başkalarını yargılamayı bıraktığın ölçüde özgürleşirsin. sa Dün gece yattığımda içimde dönüp durdu bu cümle. Hatta aslında ingilizcesi özellikle “Judgement” kelimesi defalarca tekrar etti. Öyle ki, az önce uyandığımda hala bunu hatırlayabildim. Neden yargılarız peki? Daha iyisini bildiğimizi varsayarız. En basit karşılığı bence bu. Kendimize karşı bile daha iyi bildiğimizi varsayarız ve aslında bu durum zihnimizin patronluk taslaması değil midir? Çünkü daha iyi bildiğini iddia eden özümüz/bilincimiz/ruhumuz olsa idi zaten onu yapmış olacakken yapamadığımıza göre bu yargılamayı gerçekleştiren zihnimiz olmalı diye düşünüyorum. Bu varsayımın altına yerleştirilmiş olan “mükemmel olma isteği” ya da gereğini de görebiliyorum. Mükemmelin; büyük oranda tek tanrılı dinler tarafından vaazedilmiş olduğunu sanıyorum. Bu tarihten önce insanlar yargılamayı biliyorlar mıydı meraktayım? Şüphesiz, bir başkasının yaptığını beğenmiyor olabilirdi insan, kendine zarar vermiş olabilirdi, o zaman insan kendini korumak için gerekeni yapıyordu hatta belki o beğenmediği varlığı öldürüyordu (yapabiliyorsa), vahşi batı filmlerinde (kovboy filmleri) bunun nasıl bir refleks olduğunu aşağı yukarı biliyoruz. İyice gerilere gidersek, kabile yaşantısında doğanın gücü ve saygınlığı karşısında usturuplu davranmak var. Demek ki “yaptırım gücü” sessiz doğadan alınıp, gür sesli bir tanrıya verildiğinde, mükemmeleşme gereği zihinlerimize sızmaya başlamış. Bu durumda gereğini yapmayı bırakıp yargılamaya başlamışız; çünkü gördüğüm kadarı ile yargılamanın en etkili ve en hastalıklı…