Barış, bariş, barış
esinti , YENİ DÜNYA / 05 Mart 2014

Sürüngen ırkı deyince hepimizin icinde az cok bi korku uyaniyor  Kolay degil milyonlarca yilin hesabi! Oysa negatif dedigimiz yol, yaradilis, birey bilincinin gelismesi icin alinmis bir onlem, kullanilan bir eril yön em, aksi takdirde varliklar kollektif disi bilinc icinde milyarlarca yil kalsa bir olgunlasma saglayamiyorlar. Bunun calisma bicimlerini hem kitaplarimda hem de yazilarimda dusundum ve hayli yazdim. Dışi ve eril yanimizin dengelenmesi derken bu cinsiyetler bazinda anlamak cok yetersiz oluyor. Bu denge insan ve sürungen yaradilisimizin, yani kolektif ve bireysel yanimiz arasinda sağlanması gerekiyor. Iki yaradilis ogesi bir kiside öylesine dengelenmeli ki, her iki yan birbirini surekli dölleyen, kendine yeterli, tum varolusu destekleyici bir hal alsin.Kolay gelsin hepimize, günaydin sevgili frekanslarim Bu konuda en fazla icine dustugumjz hata; karsimdaki savaşirken ben nasil bariş yapabilirim savunmasidir. Dogrudur 3B’den bakinca. Ama daha yukardan bakip kendimize KARSIMIZDAKI KİM. ONU KİM YARATTİ diye sorabiliriz. Dünyanin tekamül yolculugu neden göklerden bu denli ilgi alaka görüyor?Çünkü yeryüzünde orjinal insan ya da orjinal sürungen ırki yer almiyor, DNAlari bastan birlestirilmis olmakla kalmamis, surekli aralarinda birlesme yoluyla üremis, degisik oranlarda bir insan-sürungen FİZİKSEL araç elde edilmiş ki buna biz genel olarak İNSAN ismi veriyoruz.Yani demem o ki, zaten BARIŞ bedenimizde sağlanmis, ancak duygu ve zihin kaliplarimizdan etkilenen bilincimiz bu durumun farkinda degil…

Neresindeyiz bu kurgunun?
Anadolu-Sümerler-şaman , Blog / 03 Kasım 2008

Epey zamandır oturup şöyle içimden geçenleri bir yazayım, bi boy çizgisi alalım diye geçirmekteyim fakat bir türlü olmadı, belki şimdi de olmayacak; çünkü yazmak için dilime ilk, hatta ikinci, üçüncü gelen cümle moral bozucu: “Her şey boş!” Sonra kendimi teskin eden dördüncü cümle geliyor: “Bu da geçer!” Hımmmm… Pek akılcı! Ayağımızın altına eninde sonunda bir taş(anlam) gelecek, basıvereceğiz ona ve içimiz sevinç dolacak. Varoluşumuzun kanıtı, insanlığın müjdesi! (Breh breh…) Gerçekten de çok sevimliyiz bence. Önceleri o taşlar (anlamlar) bize nasıl da kalıcı ve dosdoğru gelirdi, sanki sonsuzca onun üstüne basabilirmişiz gibi. Hatta bu sorgulamayı bile yapmazdık sanırım küçükken. Sadece basardık/sevinirdik, basardık/iddialaşırdık, basardık/kavgalaşırdık, basardık/üzülürdük, basardık… Basardık işte sadece… Sonraları basa basa geri dönmeye başladık! Aman Allah! Sonra bazılarımız bu yeni bastığı taşı bi yerlerden(!) hatırlamaya başladı. De-ja-vu diye kelimeler ürettik, bu taşa da bastık neydi ki bu , nasıl olurdu ki! Çok eğlenceli. Sonra bazılarımız, bastığının bir taş, adı üstünde bir TAŞ olduğunu farketti. Hımmm… Bilince eskisi kadar sevinemez, iddalaşamaz, kavgalaşamaz, üzülemez olduk. Boş boş herşey boşşşş diye hıçkırmaya başladık, ve birden ona da isim kondu; depresyon taşı! (Ağlama duvarı gibi oldu) Duyduğum kadarı ile dünyada her üç kişiden biri bu taşa basmaktaymış şu an. Allahın hakkı üçmüş! Vardır bunda bi…