Ağız Kulak İlişkisi
esinti / 26 Ocak 2012

İnsanın ağzından çıkanı kulağı duymuyor çoğu kez. Bunun tez önlemini alın arkadaşlar. Kolay çok kolay 🙂 Elvan E: Bazen duymamanın dayanılmaz hafifliğine ihtiyaç duyar insan 🙂 SbelA: yalancı bi hafiflik! Garanti veririm 🙂 ElvanE: Mesele kontrol ve şuurda bence..:) yerinde ,dozunda ve zamanında hoş bir katalizör olarak iş görebilir. SibelA: ben istediğini söyleme demiyorum ki! Aman içte kalmasın, hele şu zamanda 🙂 Sadece kulağın duysun diyorum (kendime diyorum, sizleri bilemem tabi). Ve harikasın Elvan kardeş. Ohhh alahım şükürler olsun, yalnızca yazıyı değil alt-yazıyı okuyanlar var. Darısı erkeklerin başına (okuyabilenleri tenzih ederek) ElvanE: Halbuki”hayat” altyazı okuma sanatıdır.. SibelA: ahhh evet ama genelde kadınların çoğu bunu yapabildiği için, bu özelliklerii onların kabiliyeti değil de “mantıksızlığı” gibi sunulmuştur, ikibin yıllık erkek egemen dünyada 🙂 Yineliyorum gerçekten burada erkekleri yargılamak için değil, egemenlerin düştüğü yanılgıyı vurgulamaya çalışıyorum Elvan E: Kadınla erkek birbirini i dengelemek için yaradılmışsa,varsın terazinin bir kefesi kadınlarda ağır bassın..Formula yarışlarında da harita hep Co-Pilotta olur 🙂 Ajna Su hem söyle hem duy..yayınlıyosun yayınladığını bil hahaha hangi FM iz….hahahhahaa harika SibelA: O halde bu önemli sohbete erkekleri de davet edelim, onlar ne düşünüyor? AydınS: belki ürkerek okuyorlardır kadınların yazdığını 🙂 malum her alt metni okumada kadınlar kadar mahir olamıyoruz 🙂 SibelA: Sevgili…

Ayn’ı anda ölçer.

Aynı anda ölçer. Yani AN’da ölçü yapan bi aynamız var. Nedir o? Gördüğümüz her şey! Gördüğümüz her şey bizim ayn-ı-mızdır ve ANda halimizi bize gösterir. Kötü kalpli üvey anne ne diyordu: “Ayna ayna, söyle bana, en güzel kim bu dünyada?” Ayna ne cevap veriyordu? Ormanda gezinen masum güzel prensesi. Cellatbaşının öldürmeye kıyamadığı ve ormanda ölüme terkettiği prensesi gösteriyordu. Neden? Çok açık bence; kraliçenin içini kemiren şüphe oydu da ondan! Kraliçenin korku ve nefretle titreyerek duymaktan korktuğu cevap aynasında beliriveriyordu. Kraliçe kendisinin en güzel olduğundan EMİN olsaydı eğer, ayna ona boyun eğerdi ve biz prenses yerine kraliçenin güzel cemalini görürdük orada. Ama emin değildi işte! Şüphe zehiri sarmıştı kalbini. O anda kraliçenin yüreğinde küçük prenses vardı. Ayna da ANda olanı ölçtü! Ah sevgili kardeşlerim, çevrenize anda dikkat edin lütfen. Ne görüyorsunuz? Dip not: Çukurova’da yerli lehçede şöyle bir hatır sorma kalıbı var; “Nörüyorsun?” Bunun anlamı “ne yapıyorsun, halin nedir” ! Şu anda aniden aklıma geldi bu 🙂 Gördüklerimizin, ördüklerimiz yani andaki halimiz olduğuna ne hoş bi örnek. 8/9/2005 · -Anasının Karnından Dizisi-

Bilmek isteyen!
esinti / 20 Ekim 2011

“Bilmek isteyen” ve “Teslim olmak isteyen” yönlerimiz her an iş başında ve her an kavga halindeler. İkili büyüme spiralinin gereği galiba bunlar. Bilmek isteyen yanımızı harekete geçiren “şüphe” dir. Bu sebeple din ve türevleri onu şeytan ilan ettiler. Peki şüphe dışında bir başka tetikleyicisi yok mudur “Bilmek isteyenin”? Sorum baki kalsın, bir tali yola gireyim; spiralin bu iki yönü, eril ve dişil olarak bilinir. Teslim olmak isteyen dişil yöndür. Ve işin ironisi, o bilinmek ister! O halde biz bunu neden dualitik yaşıyoruz? Neden bi kavga var sanıyoruz? ** Galiba gerçekten bilmeyi isteyenin tetikçisi meraktır. Oldukça saf ve çocukça, bilmeme halinin aydınlatılması için içten gelen dürtüdür merak. ** Az önce son derece yaratıcı bir reklam sloganı duydum, diyor k: “açsan sen değilsin” 🙂 süper… Tabi bu durum fiziksel, duygusal, mental vs tüm vechelerimiz için geçerli. “karanlıkta insan olmak zor” diye bi şiirim vardı, onu anımsattı bana 🙂 Açlık, çoğu kez akıl mekanizmasının pas geçilmesine sebep oluyor. Örneğin cinsel açlık çeken biri rahatlıkla “bana bişey olmaz” davranışı içinde oluyor. Burada sanırım ana fikir akıl mekanizmasının saf dışı kalmasıdır. Ancak bunun belki iyi tarafı da akla uygun olduğu halde alışkanlık çukuruna düşmüş şeylerin bünyede yarattığı bozunuma tersten bi tokat çakması denebilir! ** Bi…

Yapmakla yapmamak arasında?
Blog / 27 Aralık 2008

  Bi işi yapmakla yapmamak arasında ne çok kalırız. Hangisinin bizim için en iyisi olduğunu bilebilmek için bildiğimiz her yöntemle kar/zarar hesabı çıkarmaya çalışırız. Bazen aynı konuiçin yapılmış hesabı yıllarca yeniden tarttığımız olur. Geçenlerde bu konuyu hatırlattı bir arkadaşım. Onun açmazı üzerine düşünürken kendi geçmişimdeki iz düşümlerini hatırladım.  Sonra ona cevaben yazdığım satırları okudum tekrar tekrar:   Çözüm aslında problemi ifade ettiğiniz şu cümlenizin altında gizli:”Fakat benim neden olduğum bir sonucu inkar etmek, yok saymak veya umursamamak benim açımdan mümkün olan bir şey değil.” Polisiye okumanın da bazı yararları var! Dedektifin, gözünün önünde olan gerçeği, bir sürü bağlantı ve ipucunun arasından seçip almasına tek bi şey engel olur: peşin kabul, peşin hüküm!!! Aynen yukarıda sizin yaptığınız gibi. Hem peşin hükmü veriyor hem de çaresizim diye sızlanıyoruz! Hayır bu şekilde kendinizi kandırmanıza onay vermeyeceğim. Kendinizi “ben çözüm arıyorum” diye kandırmanıza göz yummayacağım! Siz çözüm arama yolunuzu ilk kabulünüzde tıkamışsınız, bütün insanların yaptığı gibi. Size iki seçenek sunuyorum: 1) peşin kabulünüzü görün. Gördüğünüzde kapı açılacaktır. 2) görmek istemiyorsanız, çözüm arayışındayım modundan kurtulun, herkes gibi günlük yaşama dalın, zevk çıkarın. İki seçenek de birbirine denk güzellikte bana göre 🙂 Bir insanın önüne teknik olarak yapamayacağı bir şey seçenek olarak çıkmaz. Eğer çıkmışsa bu…