Hasta-doktor-işgalci
esinti , Rüya/Psikoloji / 30 Ocak 2013

Kişiler arası ilişkide bu dinamik ortaya çıktığında uyandırılan ilişki kompleksi sonuçta üç parçalı bir doğaya sahiptir; yani hasta-doktor-işgalci kompleksinde hem hasta hem de doktor bilinçli ve bilinçdışı katılım ve özdeşleşmenin çeşitli tonlarına dahil olurlar. Yaralama ve yaralanma, izinsiz giriş ve izinsiz girişe maruz kalma deneyimleri bilinçli bir biçimde kabul edilemediği ölçüde, hasta-doktor-işgalci arşetipinin asimile edilmemiş unsurları muhtemelen hasta tarafından doktora, doktor tarafından da hastaya yansıtılacaktır. Bunun üzerine doktor, yalnızca kutsal iyileştirici imgesini değil aynı zamanda beklenmedik bir biçimde izinsiz giren işgalci imgesini yüklenmiş olacaktır; kendisini ıstırap çeken pasif biri olarak gören hasta, doktor için yaralayıcı bir düşmana ya da bir saldırgana dönüşebilecektir. İyileştirici ve hasta, adanmış bir “performansta” arşetipik olarak dağıtılmış rolleri oynamaya yönlendirilmiş aktörlerdir. İyileştiricinin potansiyel olarak karanlık tarafını, yani kutsal işgalci yok ediciyi içeren iyileştirici tanrı maskesinin ardında iyileştiricinin kişiliği fazla gölgede kalır; hastanın arşetipik rolü ricacılıktır ancak aynı zamanda bilinçdışı derinliklerinde bir iyileştirici yok edici yatmaktadır. Arşetipik “yaralanan-yaralayan-iyileştirici” unsur­larını doktor-hasta-işgalci ilişkisindeki her iki taraf da paylaşır. Whitmont Turan Erdal Insanlar kendi edindikleri bilgilerle kendilerine set örerler. Hasta olanlarda da bu degisik degildir. Bir iyilestirici olarak bu setti asmak gereklidir ama hangi yöntem ile? Bu set iyi korunmaktadir ve her yapilan hamle bir saldiri olarak algilanacaktir. Söylenmek istenilen…

Yeni Bir Ben Doğuyor

Arkadaşlar konuşmamı dinlemeye gelecek misiniz? Aslında ben de neler söyleyeceğimi merakla bekliyorum 🙂 Ve eğer yeterince tanış arkadaşımız gelirse bir de BAK oynayacağız çünkü bana nedense çok uzun bir süre tanımışlar bu festivalde 🙂 BAKlayalım diyenlere duyuruyorum http://www.yenibirbendoguyor.com/programfirstday.aspx?day=3 Bu pazar 09.45 -12.00 arasında 2 Aralık pazar günü yani önümüzdeki pazar. Grand Cevahir otel deniyor, ben de bilmiyorum nerededir ama adresini verdiğim sitede haritası var. Fiyatlarda indirim var sayfada göründüğü gibi değil, bir günlük tüm programlara katılım 100 tl sanırım. Festivalin düzenleyicisi ve fikir annesi Türkan Hanım Amerika’da yaşayan kimya mühendisi bir hanım ve kuantumla da yakın ilgisi var.  Geçtiğimiz aylarda onun Yaşam Tasarımını (Human Design) yaptığımda tanıştık. O kadar etkilendi ki dosya üzerine Amerika-Türkiye arası çok uzun sohbetler yaptık. Hatta aslında o bu workshopumda tamamen bu konuyu anlatmamı arzu etmişti ama ben yalnızca bir bölümü buna ayıracağım. http://www.yenibirbendoguyor.com/f4ea92da-d82a-4712-9129-03581d91bd97_presenters_turkan_aydogmus_ph_d_.aspx Görüşmek üzere sevgi selam benden Sibel Atasoy

Soru Mucizesi
YENİ DÜNYA / 16 Haziran 2011

“Bilmiyorum” sihrinin nasıl işlediğine dair eski bir yazımız çıktı karşıma sabah sabah! https://sibelatasoy.com/?p=3732 Neden soru bu derece önemlidir? Neden aslında “öğretendir” soruyu soran? Gerçek soru, bilgiyi her açıdan test etme görevini yüklendiği kadar başka hangi fonksiyonları harekete geçirir? İnsanlar hangi yaş ya da hangi aşamada soru sormayı bırakmış görünüyorlar? Bunun sebebi ne olabilir? Soru kavramı ile “Birleşik alan”olgumuzu nasıl ilişkilendirirsiniz? Yağmurlu ve harikulade yumuşak (gerilimsiz) bir İstanbul sabahından sevgi ve selamlarımla, sa

Soru Sorma Sanatı
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 29 Kasım 2010

Soru, ister bir çocuğun isterse bir erişkinin hançeresinden fırlasın, hayati öneme sahiptir. Soru, insanın hayat karşısında duruşudur, bizatihi varoluşunun temelidir. Hayat ise bıkıp usanmayan bir cevapçıdır. Sorduğunuz sürece var olursunuz. Soru bir büyü gibi işlev taşır; çünkü gerçek sorular bir alçak basınç alanı oluşturarak, cevabı zorunlu kılar. Peki neden “gerçek soru” deme ihtiyacı hissettim? Gerçek soru adı üstünde bir şeyi gerçekten merak ettiğinizin göstergesidir. Oysa günümüz insanının merak duygusu öylesine körelmiş buna karşın kendine önem verme hassası öylesine güçlenmiştir ki, soru işareti ile biten cümleler aslında –çoğu kez- bir boy ölçüşme, karşıdakini küçük düşürme vasıtası gibi işlev görmeye başlamıştır. Soru soran açısından; kişi kendi diyeceği varsa onu soruya tahvil etmeden demelidir zaten, eğer merak edilen bir şey varsa o durumda tamamen boş bir zihinle, kalpten gelerek, özlü ve net biçimde merakını dillendirmelidir. Cevabı gerçekten merak etmelidir, onu duyabilmek için iç konuşmasını durdurmuş olmalı, etkili dinleme yapabilmelidir. Soruya muhatap olan açısından; kişi her ne kadar soru kendisine yöneltilmiş olsa da kendi bilgileri açısından vereceği cevabın eksik, daima eksik kalacağının bilincinde olmalıdır. Böylece soru kendisine ulaştığında, onun evrende yankılanmasına izin vermeli, kendine ulaşacak cevabı tıpkı soran gibi iç konuşmasını durdurmuş olarak beklemelidir. Eğer cevap dışarıdan gelecekse o halde soru muhatabının ne önemi…