Alışılmadık Olaylarla Karşılaşma
Carlos Castaneda , Urban Shaman / 22 Şubat 2016

“Alışılmadık olaylarla karşılaştığımızda hiç durmadan yinelediğimiz üç kö­tü alışkanlığımız vardır. İlki şudur: her ne oluyorsa ya da ol­duysa bunu görmezden gelir ya da hiç olmadı sayarız. Bu, bağ­nazların yoludur. İkinci olarak, olanı göründüğü gibi kabulle­nir, ne olup bittiğini biliyormuşuz hissine kapılırız. Bu da sof­tanın yoludur. Üçüncüsü de, olan biten bizi baskı altına alır. Çünkü ne görmezden gelebiliriz ne de kabullenebiliriz. Bu da aptalların yoludur. Bir de dördüncü yol vardır, en doğru olanı: savaşçının yolu. Bir savaşçı hiçbir şey olmamış gibi davranır, çünkü hiçbir şeye inanmaz, ama her şe­yi de görece değeriyle kabullenir. Kabullenmeden kabul eder, görmezden gelmeden görmezden gelir. Hiçbir zaman biliyor­muş gibi yapmaz, hiçbir zaman da hiçbir şey olmuyormuş gibi. Altına yapacak denli korksa bile denetimi elinden bırakmaz. Böyle davranarak takıntılarını, kaygıyı yok eder.” Carlos Castaneda Gezgin shamana göre, her şey uyanık, her şey canlı ve her şey cevapçıdır. Bu durum olayları ve varlıkları anlamak için öylesine etkin bir yoldur ki onu inanmaktan ya da kayıtsızlıktan öte bir konuma getirir.

Enerji ve Bilinç
esinti , YENİ DÜNYA / 17 Mayıs 2013

Bilinç, enerji değildir, yanlış anlamaları düzeltelim. Biz bunu bir BAK (Birleşik Alan Kullanımı) sseansında çok açık biçimde deneyimlemiştik ve şimdi Adamus da bu kavramları yeniden ele almış, açık ve net olmuş, şöyle ki: “Enerji yaratıldı-nefeslendi-diyelim. Enerji, bilincin tutkusuyla nefeslendi. Bilincin tutkusu, hissediştir -ve ben burada insan sözcükleri kullanıyorum- ama bilincin tutkusu, varoluş hissinin duyumsal deneyimidir. Bu bilincin tutkusudur-bu duyusal histir, bu deneyimseldir- “ Hey. Ben varım!” İşte, tam orada olan tutku budur.Kendi varoluşunun tutkusu- kendi var oluşunu bilmek ve onu hissetmek- enerji yarattı, kendisinin dışında enerji yarattı” Enerji boldur ve birebirdir. Enerji birebirdir.  Bununla demek istediğim, tutkuya birebir yanıt verir. O birebir, tutkuya yanıt verir. O, zihne, onun tüm düşüncelerine,  yalnızca çok az, çok az yanıt verir. Görüyorsunuz aslında endişe ve korku gibi şeylerde, hedef ve planlarınızı düşünmekten, faturalarınızı ödemeyi düşünmekten daha fazla tutku var. Hedef ve planlarda ne kadar az tutku var anlıyorsunuz değil mi? Ama korku da var- Hah! Onda belli bir tutku var. Bir ifade var, duyumsal bir ifade var. Enerji birebirdir. İyi ya da kötüye aldırmaz. O, bilmez. Zihnin enerji tarafından gözü korkutulmuştur, yıldırılmıştır. Zihin, onu anlamadığı için birebir olarak realitenize gelen enerji düzeyini kısıtlayacaktır. Onu ağına düşüremez. Çabalamasına rağmen, sahiplenemez.. Oh! Ve o çabalar, çabalar…

Ateşin Efendisi Şaman

Harold Braem, bu kitabı 1994 yılında yazmış. Bu bir şamanın yetiş-tiril-mesini anlatıyor ve sıkı durun nerede geçiyor? TUVA’da! Yani kitapta açıkça bu isim geçmese de Sibirya-Moğolistan sınırındaki türk taygası başka neresi olsun 🙂 CC çalışmış olanlaraçok zevkli geleceğinden eminim. Sanırım Yazarı (iletişim ve dizayn profesörü) hem Türkleri, hem taygayı hem de Castaneda serisini gayet iyi tanıyor. Gözleri yaşartan bir eser olmuş. İşin bi de yayıncı tarafında, bize oldukça yakın gelen bir isim var: Yurt. Yurt, asyalı kökenimizin evine verilen isimdir biliyorsunuz. Ayrıca  bi de Yurt köy maceramız var Ayvaşa dağında :))) Kitaptan bazı alıntılar: Taygada insan izine rastlayamazsın, varsa da sana aittirler. Tayganın belirli yönleri yoktur, sonsuzdur, hiçbir yeri, hiçbir saati ya da günü, diğerleriyle aynı değildir. http://www.facebook.com/video/video.php?v=464983441981 Bazı geceler rüzgar sanki hangi yöne gideceğine karar vermeye çekiniyormuş gibi durur. O zaman tüm yaban kulak kesilir; fakat insanoğlu rahatça uyur. * Bazen güneş nesneleri fazlasıyla aydınlatır, o zaman sadece gölgelere dikkat ederim. Eğer o an hafif şaşı bakarsam aralaarında bir yerlerde gerçeğin gizlenmiş olması gerektiğini sezerim. * Ateş hayat meydana getirir;ama aynı zamanda onu yok da edebilir. Ateş pek ele avuca sığmaz, o her şeyin şeklini değiştirir ve dönüştürür. Ateşin bekçileri olan kadınlar, ocak ateşini nasıl kullanacaklarını ilk öğrenenler oldular….

Kısa Kısa
esinti / 18 Haziran 2012

Arka plan yetilerini ortaya çıkarmak için ya bir savaşçı gibi yaşayacaksın ya da bu amaca hizmet eden iç-dış baskıların oluşmasına maruz kalacaksın. Her şey yetilerin ortaya çıkarılması, düzeylerinin artırılması için planlanmış bu oyunda. Nedir arka plan yetileri? Tıklayınız Annem ve bazı dostlarım bana arada -bıkıp usanmadan- “kızım biraz anlaşılabilir yaz” derler. Ben de onlara, her yerde her şeyde en açık haliyle yazıyor! Görüyor, duyuyor ve kokluyorsunuz zaten de ne oluyor? Diye soruyorum. Belki ben bu tarzımla kendime ve sizlere şeyleri yabancılaştırmak suretiyle minicik bi aralık açmaya çalışıyorumdur. ** if we possess the image of a thing, we possess half the thing. The image of the world is half the world. Bir şeyin görüntüsüne sahipsek o şeyin yarısına sahibiz. Dünyanın görüntüsü, yarım dünyadır. Arkadaşlarım, ruhu beslemek akıllıca olur, aksi takdirde kalbinizde ejderhalar ve şeytanlar üreyeceklerdir. Dr.Jung-Red Book ** Çocuklarınız için yeni bi şeyler önerin, örneğin GO oyunu derim. Nasıl yeni bu, dörtbin yıllık oyunun nesi yeni diyen olursa, ben de ona aman spiral canım spiral türküsünü çığırmaya başlarımmm 🙂 **

Bilgi Eritmek!
esinti / 16 Haziran 2012

Acı ve sevinç OYUN ölçer malzemesidir. Çok sayıda insan yutarak büyümüş bilgiler ACI sayesinde eritilir. Eriyen bilgi SEVİNCE dönüşür. Acı çeken insan BİLGİ eritmektedir. Sevinç ise kısa sürer; çünkü BİLGİ tam eritilmez özüne dönmez, bilgi leşi olarak dışa atılmaz. Bu sebeple eriyip tortulaşan BİLGİ yeni bilgiler oluşturup yeni insanlar yutmaya başlar. Bu aşamadan her geçiş İnsanın kapsama oranını etkiler. Bilgi edinmek değil bilgi eritmek kapsama oranına etki eder. (Oyun Kuramı-sa) Hanife Altuntas bilgiyi eritmenin acıdan başka yolu yok mudur? Sibel Atasoy Var çok kolay ama çok da zor! İnsan zihnine aldığı bilgiden zorla da olsa vaz geçebilir bi ihtimal fakat hücrelerine_özüne intikal eden bilgi insanın zaten kendisidir ve bu durumda bilgiden vaz geçme KENDİNDEN vaz geçme anlamına geleceğinden resmen ölüme eş bir edimdir. O halde sen söyle varmıymış başka yolu? Hanife Altuntas yokmuş:) ama mesela bi savaşçı için bilgiyi erime, ortalama bi insana göre daha acısızdır gibime geliyor. daha doğrusu acılıdır da , savaşçı bunu umursamadığı için kabul edilmiş bi duruma dönüşür bu. Sibel Atasoy E tabi, savaşçı sınıfına adım atabilmek için, kendini önemsemeyi minimuma indirmiş olmak lazım. Yoksa CC kitapları okuyup ezbere almakla savaşçı olunmuyor 🙂 Hanife Altuntas evet.cc nin bizatihi kendisi bunları yaşamış olmasına rağmen, onyıllar süren bi…

İncitilme/Gücendirilme
esinti / 02 Haziran 2012

“Bir savaşçı incitilebilir ama gücendirilemez.”CC İncitilmekle gücendirilmek arasında ki fark nedir sizce? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bir savaşçı incitilebilir mi sahiden? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü savaşçı da bir insandır.onu diğer insanlardan farklı kılan, insani niteliklerinin ayırdında olması ama bunlara takılıp kalmamasıdır. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bi yerden birisi üzerine bi ok sallarsa sana isabet eder, yara alırsın (incinme) canın acır ama bunu sanki sana küçük ölçekli bi yıldırım çarpmış gibi algılarsan gücenmezsin (ne yani yıldırımı dava mı edeceksin!) hele öldürmediyse bir an önce iyileşmeye bakarsın sırada yapacak öyle çok şey var ki! hehehehe YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gücenmenin motivasyonu alınganlıktır.Alınganlık, kendimize verdiğimiz kişisel önem yüzündendir.Savaşçının kişisel önemliliği yoktur. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Savaşçı yaralanabilir ama ölmez :))) YENİ’den DOĞAnlar Kulubü her insanın geçmişten getirdiği yaraları vardır bunları fark edebilmesi için hayat karşısına olaylar çıkarır, hastalığın ağrıyla betimlenmesi gibi incinmekte insana o konuda algısının değişime ihtiyacı olduğunu gösterir..savaşçı bu anlamda incinebilir.lakin savaşçı çoook iyi bilirki biz birin hücreleriyiz ve başına ne geliyorsa bütünün harına ve şifası içindir o yüzdende başına ne gelirse gelsin gücenmez.. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben dediğinin ne olduğunu bildiğinden takılıp kalmaz Nilgün B <incinmesinin daha önce bilmeden aldığı yaraların kanaması -olduğunu bilir.Gücenmek ise alınma-kişisel önem ve yeni yara olduğundan yeni yara yapmaz-geleni kanamnın…

Kusursuzluk ve mükemmellik
esinti / 10 Nisan 2012

Castaneda’nın Kusursuzluk kavramı ile, dünyanın çeşitli şekillerde bize dayattığı “mükemmellik” kavramı arasında bir fark var mı? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎”kusursuzluk” erkin doğru kullanımıdır. Sibel Atasoy örneğn tasavvufta kamil insan kavramı var, yine islam da mümin olmak var, spiritüellerde melek olmak, bi de ne olduğu bilinmeyen başarılı olmak var. Şimdi aklıma gelmeyen bi sürü hedef konulmuş, aralarında ne gibi farklar var? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü erkin doğru kullanılması, car cur edilmemesi demektir..erk nasıl car cur edilir? kendimizi önemseyerek…o nedenledir ki DJ “kişisel yansımanın yok edilmesi” konusunu çok önemser. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü islamda ki mümin kavramının kelime anlamı sanıyorum “inanan” demek.bu şekliyle çok geniş bir skalada yorumlanabilir..melek, duaitenin içinde olmayan bu nedenle de hata yapmayan..ama hata yapmamak demek, yerinde saymak demek anlamına da gelebilir.yani düşünülenin aksine melek olmak çok cazip bişi değil benim açımdan:) başarı ise, bize öğretilmiş dünyanın olması bilgisi içerisinde yer alan yapay bi kavram. birisi için başarılı olmanın yegane göstergesi para olabilir, başkası içinse kendi gibi olabilmek vs.. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kamil insan olmak….,az önce derin derin bu konuıyu düşünüyordum tevafuk oldu…Başarılı olmak için her yol gerçekten mübahmıdır? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü başarıyı nasıl tanımladığınıza bağlı bu sorunun cevabı 🙂 YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kusursuz olabilmek için, ölümü bi danışman olarak kullanmak…

Görücü
Carlos Castaneda , esinti / 08 Ocak 2012

İyi bi Görücü sana baktığında ne olup bittiğini görür ama bunu söylediğinde sana bi yararı olmaz. Öyleyse sana cevaplarını kendin bulacağın soruları sorabilenlere yönel. sa ** Falcıyla Görücü arasında ne fark var? Falcı, görüp söyledikleri ile övünür. Görücü ise görüp söylememeyi başardıkça ve uygun soruları sorabildiğiyle tatmin olur. Hele kişiye kendi cevabını buldurmayı başardıysa işte o zaman sevinir. Rüya yoruculara bir bakın, ne hoş gelir onlara kehanette bulunmak. Velakin bu hiç de özel bişey değil, kolayın kolayına kaçmaktır bencileyin. İnsanlar zaten seçim yapmamak, kendileri hakkında gereken kararları vermemek için kırk takla atmaktalar. Onlara ne yapacaklarını, ne olacaklarını bi söyleyen olsun ki kendi sorumluluklarını almasınlar, tek dilekleri bu çoğunun. ** Ayrılmak için eşyalarımı toplamaya başladım. Don Genaro defterimi toparlamama yardım etti ve onu çantamın dibine koydu. “Orada sıcak ve rahattır,” diyerek göz kırptı. “Defterinin hastalanmayacağına emin olabilirsin.” Sonra don Juan ayrılmam konusundaki fikrini değiştirir göründü ve deneyimim hakkında konuşmaya başladı. Bu arada çantamı don Genaro’nun ellerinden kapmaya çalıştım, ama daha ona dokunamadan yere düşürdü. Don Juan sırtı bana dönük konuşuyordu. Bir hamleyle çantayı aldım ve hızla defterimi aramaya başladım. Don Genaro gerçekten de onu öylesine iyi yerleştirmişti ki alana kadar canım çıktı; sonunda çantadan çıkardım ve yazmaya başladım. Don Juan ve…

Ben o Ben-im
esinti / 14 Aralık 2011

Her birimizin içinde bir büyücü-o ben-im var. Ancak o ne zaman dışarı çıkar biliyor musunuz? Tüm öğrenilmiş çareler tükenip, ölümden önceki tüm zaman bittiğinde, “buraya kadarmış”sözleri dudaklarınızdan döküldüğü an (üstelik artık ne üzüntü ne korku ne de umut yılanı yoktur bu sözlerin tınısında-belki çok hafiif bi hüzün), işte tam o AN, büyücü benliğiniz ortaya çıkar, gerekeni şimşek hızıyla yapar. Gözlerinizle takip etmeyi ummayın bile! Sadece o geri yerine (içinize) döndükten sonra değişen durumu görebilirsiniz. Hayretle ağzınız açık kalır. Orada bi şey olmuştur ama nasıl? :)))) (not. dikkat edin ağzınıza sinek kaçmasın) FY: Çoğumuz defalarca deneyimlemiştir de süreklilik için gereken yolu tarif etmek gerek. sa: e işte süreklilik için bi yol keşfedemedik çünkü yakıcı hırs ve arzulardan yoksunuz bazılarımız. Önümüze fırsatlar çıkıyor fakat büyücünün yolundan sa bilgeliği/özgürlüğü seçiveriyoruz 🙂 Üstelik Büyücülük zaten cepte, bi gerek bi tehlike anında gerekeni yapıyor o zaten:) Ek: İçsel söyleşiyi durdur, yükünü hafiflet, kaybedecek şeyin kalmasın, zihinsel tanımlarını unut, inançlarını ve gereksiz bağlarını kopart. Boş bir deney tüpü gibi ol; malzeme hazır olduğunda hemen reaksiyona girebilecek gibi… ** Bazıları savaşçı’yı insanlıktan çıkarıp tanrılaştırmak istiyor. İnsanlar neden bi şeyleri tanrılaştırır biliyo musunuz? Erişebilmeleri mümkün olmaktan çıksın ve kendileri de yan gelip yatıp çocuk yapsınlar diye 🙂 **…

Kusursuzluk
Carlos Castaneda / 19 Şubat 2011

KUSURSUZLUK DJ, olağan koşullar altındaki her insanın, büyük bir olasılıkla, geleneğin (algılarımızı bağlayan gelenekler) bağlarından bir kez olsun kurtulma fırsatı bulmuş olduğunu söyler. Bir coşkunluk anı toplanma noktamızı hareket ettirip sessiz bilgiye girmemizi sağlayabilir. Bunlar aşk, korku, öfke, yüksek ateş gibi durumlarca sağlanabileceği gibi, sadece büyücü çömezi değil, sıradan bir insan da kusursuz yaşayarak bunu başarabilir. Peki kusursuz yaşam nedir dediğimde, “kusursuzluk basitçe enerji seviyemizin en iyi kullanım biçimidir. Doğal olarak tutumluluğu, düşünceli olmayı, yalınlığı, saflığı ve hepsinden öte kişisel yansımadan yoksun olmayı gerektirir. Büyücüler tini denetleyip, toplanma noktasının hareketini yönetebilmek için kişinin enerjiye gereksinim duyduğunu söylerler. Enerjiyi bizim için biriktirecek tek şeyse kusursuzluğumuzdur.” Demişti. Toplanma noktasının hareketi en yüksek düzeye çıkarıldığında, hem sıradan insan hem de büyücü çömezi, birer büyücü olurlar, çünkü o hareketi en üst düzeye çıkarmak, devamlılığı onarılamıyacak şekilde tuzla buz etmiş olur. Bu hareketi en üst düzeye nasıl çıkarırsın diye sorar CC. Kişisel yansımayı kırarak! Gerçekte zor olan, toplanma noktasını hareket ettirmek ya da kişinin devamlılığını kırmak değildir. Gerçek zorluk, enerjiye sahip olmaktır. Kişinin enerjisi varsa toplanma noktası hareket ettiğinde sorgulanacak olaylar ortaya çıkar! Don Juan, kendi saklı kaynaklarını sezinleyebilmesinin ama onları kullanmaya cesaret edememesinin insanlığın açmazı olduğunu anlattı. Bu nedenle şamanlar insanlığın kötü durumuna, alıklığı…

Carlos Castaneda – Time Dergisi Söyleşi – 1973
Carlos Castaneda / 31 Aralık 2010

Carlos Castaneda Time Dergisi Söyleşi Don Juan ve Büyücünün Çırağı Meksika sınırı önemli bir bölünmeyi ifade eder. Altında Batının “mantık” yapısı çalkanıyor ve darmadağın oluyor. Toplumun bilinen yapı taşları – arazi sahipleri ve köylüler, rahipler ve politikacılar – brujolar (falcılar) ve karizmatikler (etkileyiciler), büyücüler ve kahinler ile tuhaf bir zeminde oturuyor esrarlı Meksika’da. Çoğu uygulamalar 2,000 hatta 3,000 yıl öncesine Aztek ve Tolteklere dayanıyor. Dört yüzyıllık Katolik baskısı inanç adına alay konusu ve işkence yaparak bu alt kültürleri yok olma aşamasına getirdi. Ancak beş yıl önce (bu yazı 1973 yılında yayınlandı) tahmin edilemeyecek bir şekilde tutucu Kalifornia Üniversitesi Yayın evi tarafından yayınlanan bir kitap 70’lerin başında çok satan oldu. YAŞLI YAQUİ. Bu kitap Don Juan’ın öğretileri idi. Devamında Bir Başka Gerçeklik ve Ixtlan Yolculuğu Amerikalıları, yazar CC ve Sonorada yaşayan gizemli yaşlı Yaqui Kızılerilisi Juan Matus’un, tutkulu şahısları yaptı. Özünde, Castaneda’nın kitapları bir Avrupalı mantıkçının nasıl bir Kızılderili Büyücüye dönüştüğünün hikayesidir. Bu on yılı kapsayan sürede, don Juan’ın esrarengiz, yorucu ve bazen de komik olan vesayeti ile genç bir akademisyen, büyücülerin dünyasındaki “başka gerçekliğe” girdi ve bunu kavradı. Bu aydınlanma bu günkü Amerikalılar için sıradan bir meseledir, örnek: Herman Hesse’in romanı Sidarta. Aralarındaki fark Castaneda’nın don Juan’nı bir düş kahramanı…

Castanedayı Görmek – Sam Keen / Psychology Today – 1972
Carlos Castaneda / 31 Aralık 2010

Çevirisini yaptığım bu yazı Psychology Today dergisinde Sam Keen ile yapılan ve Aralık 1972 de yayınlanan bir röportajdır. Castaneda’yı Görmek, Sam Keen Psychology Today SK : Sizin üç kitabınızdan don Juan’ı takip ettiğim kadar, bazı zamanlar, onun Carlos Castaneda tarafından yaratıldığından şüphelendim. O gerçek olmak için fazla iyidir – insan doğası ile ilgili bilgisi neredeyse herkesten daha üstün olan bilge bir kızılderili. CC : Don Juan gibi bir kişiliği benim uydurmuş olma fikri neredeyse inanılmazdır. O, benim Avrupalı entelektüel geleneklerime göre uydurulması güç bir tasvirdir. Gerçek daha tuhaftır. Ben don Juan ile işbirliği için hayatımda yapmam gereken değişikliklere dahi hazırlanmamıştım. SK : Nasıl ve nerede don Juan ile karşılaştınız ve onun çömezi oldunuz? CC : UCLA’daki lisans eğitimimi bitirmiştim ve antropoloji için master yapmayı düşünüyordum. Profesör olmaya niyetlenmiştim ve doğru yolla başlayıp tıbbi bitkiler konusunda küçük bir makale yayınlamam gerekiyordu. Don Juan gibi tuhaf bir tip bulmayı aklımdan bile geçirmemiştim. Arizonada bir okul arkadaşımla bir otobüs deposundaydım. Bana yaşlı bir kızılderiliyi işaret ederek peyote ve tıbbi bitkiler hakkında bilgisi olduğunu söyledi. Tüm havamı takınıp ona kendimi tanıttım ve dedim ki: “Biliyorum ki peyote hakkında engin bilgin var. Ben de peyote konusunda bir uzmanım (Weston La Barre’nin Peyote Kültü kitabını okumuştum)…

Savaşçı küçük tirana yenilirse ne olur?
Carlos Castaneda , Felsefe ve Kuantum / 29 Aralık 2010

Ufak Tiranın işlevine geçmeden önce onun kavramsal anlamına tekrar göz atmakta yarar var: https://sibelatasoy.com/?p=3308 Savaşçı küçük tirana yenilirse ne olur? “Ya kendilerini yeniden toplarlar ya da bilginin peşinden gitmeyi bırakıp yaşamlarının sonuna kadar ufak tiran saflarındaki yerlerini alırlar.” Bence hayatın çift kutupluluğunun özü, Don Juan’ın bu cevabında kolayca görülebilir: Kendini toparlayamadıklarında neden otomatikman Ufak Tiran safhına geçmiş oluyorlar? Çünkü “kendini toparlayamamak”, kendine acımak ve bu duruma düşmesine neden olan kişi ya da olaya nefret duymak anlamına geliyor. Böylece insan AN’dan dışarı düşmüş olur artık sadece yenilgisinin acısını çıkarmak üzere yaşamaya başlar, böylece savasçıların en büyük yardımcısı UFAK TİRANa dönüşmüş olur. Kendini toparlayamamış bu insanlara dışardan baktığınızda, kendileriyle ilgili değillermiş  de toplumu düzeltmek ya da daha yüce amaçları oluşturmak için kendilerinden vaz geçmiş görüntüsü yaratacak şekilde; şikayetçi, duyuları her an yanlışları seçen ve nefretle dile getiren kişiler görürsünüz. Sadece kötülüklere odaklanarak, çevrelerindeki insanların minik minnacık tiranları haline gelirler. Bazıları nefretlerini öyle geliştirir ki, ufak tiran olmayı bile başarır. Onlara “kendine hizmet” yolunu seçmişler deniyor (  https://sibelatasoy.com/?p=769 ) fakat varlıkları ile gerçek görücüler yetiştirdiklerini pek kimseler fark etmiyor. Fark etmeyenler pişmektedir, bir bilgi insanı olma yolunda ilerlemektedirler. Kendine ya da başkalarına hizmet, aslında birbirlerinin işlevlerini gören iki aşıktırlar.

Savaşçı
Carlos Castaneda / 11 Nisan 2010

[flash http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=1980443] Farklı zamanlarda bi kaç kez izlemekte yarar var. Deuter’in müziği ile gerçekten bir Başka Gerçeklik 🙂

Ormana gittim…
YENİ DÜNYA / 22 Ağustos 2009

‘’Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak istiyordum                  hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum                  yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için…                  Ve ecel geldiğinde fark etmemek için aslında yaşamamış olduğumu…’’ * Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir. * Hayatın tüm iliğini çekmek, kemiği kıymaya benzer. * Dikkat edilmesi gereken ve cesaretli olunması gereken zaman vardır ve mantıklı bir kişi hangisi olduğunu bilir. * Millet, kendi sesinizi bulmak için çabalamalısınız. Çünkü ne kadar uzun beklerseniz, bulmanız o kadar zor olur. Thereau demiştir ki, “Çoğu insan hayatını büyük bir çaresizlik içerisinde geçirir.” Siz böyle olmayın! Bırakın bunu! * Bu bir savaş, muharebe, kalpleriniz ve ruhunuz yara alabilir. * Sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz. * Ağlamak değil gülmek için sebepler arayın * “Carpe Diem!” (Latince) . Günü Yakala! , Anı Yaşa! * Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan herşeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu farketmemek için. * İçimdeki barbarca çığlığı dünyanın çatısından haykırıyorum. * Hepimizin kabullenmeye ihtiyacı var ama inançlarınızın size özgü olduğuna güvenin. * Hey kaptan, bizim kaptan. * Carpe diem’i dinleyin. O size yol gösterecektir. * Vakit varken tomucukları topla zaman…