Özgürlük içinde

İnsan özgürlüğe göz diktiğinde -ki buna ruhunuz ya da auamukanız çölde kalmışçasına susamıştır- önce somut konularda özgürlük gibi anlaşılır, ekonomik özgürlük, bağımlılıklardan, sorumluluklardan kurtulmak gibi gelir. Doğrudur da… Fakat buna kavuşunca özgürlüğün çok daha büyük bir kavram olduğunu anlar insan, insanın ben’den BEN’im’e uzanan hem muhteşem hem de berbat yolculuğudur bu. Az önce tesadüfen Sartre’ın Sineklerinden bir söylem gördüm, Özgürlük aniden üzerime çöktü ve ayaklarımı yerden kesti…Gölgesini  yitirmiş bir adam gibi oldum, Cennette hiçbir şey kalmamış, ne doğru ne yanlış ne de bana emirler veren herhangi biri… Kendime yabancıyım, biliyorum. Dışarıda doğa doğaya karşı, hiçbir bahanesiz, nedensiz, çaresiz, kendi içinde bulduğum çare dışında yok bir çare… Yalnızım, yalnızım, yalnız, Ölünceye kadar yalnız. Benzer bir şey midir bilemiyorum; hayatımdaki dönüm noktalarının birinde (2003-2004) hiç beklenmedik şekilde birlik duygusunu yaşadım, çok kısa sürdü fakat unutulmaz bi görü oldu benim için. Bu görüden şimdiki dikkat alanına döndüğümde tamamen bilinçsizce şöyle bağırdığımı duydu kulaklarım: “her şey yalan (illüzyon) olsa bile ben çokluğa razıyım.” Cümlenin gerisinde söylenmeyen duygu şuydu yalnızlık korkunç bi şey, tahayyül edilmez bir hüzün, yaşamaya değmez ebedi bir hapishane.  Hayatınızda şu an olmakta olan her şey, özgürleşmekle ilgili diyor Adamus, belki inkar edebilirsiniz ama öyledir. Ve gülüyor ben de gülüyorum. Gülmek güzel…

Rüyaların İyileştirici Gücü ve BAK

20.Nisan Cumartesi günü saat 15.00’de Taksim Tuva Sanat merkezinde Rüyaların İyileştirici Gücünü konuşacağız. Bekleriz   Bu Etkinliğin hemen önünde yine  Cumartesi 12.00 de Bir BAK (Birleşik Alan Kullanımı) performansı yapacağız. Merak ettiğiniz her ne varsa bu hafta düşünün ve sorularınızı alıp gelin. Daha  çok bilgi için Tuva Sanat – Berrin Yılmaz’dan bilgi alabilirsiniz.  

İngilizce Eğitim ve neden şaşkınlık?
esinti , YENİ DÜNYA / 18 Şubat 2018

Şöyle bir video dolaşıyor: Tıklayınız Şimdi olan Osmanlının son üç yüz yılında olmuşken, Türkçeye ingilizce kelimeler girip onun bozulduğuna dair ağıtları çok çok çok gecikmiş bir uyarı olarak bulsam da herkes elinden gelen içinden geleni yapsın tabi. Değil mi ki İngiliz ingilizcesi sadece 25 senede tamamen farklı bir lisana döndü, üstelik Amerikalılara da feci halde seksi geliyor. Oluyor yani böyle şeyler. Önemli olan Sanal alemin ortak lisanını kaybetmiş oluşumuz. Daha da açıkçası bunun farkında dahi olmayışımız, Ayrıca halkımız ve onların seyrettiği TV programları 500 kelimeyle konuştuğu için ve bu plazalardaki arkadaşların çoğu yut dışında okumuş, yurtta okuyanlar da zaten 20 senedir tüm dersleri ingilizce veren üniversitelerimizde (ki üniversitelerimizin tamamına yakını) okuyup, kitap okuma fırsatları da olmayınca (hep öyle deniyor ah maalesef hiç vaktim yok küçükken okurdum. yani en son pamuk prenses ve yedi cücelerde kalmış olanları da azımsanamaz herhalde) halkın 500 kelimelik Türkçesinden daha iyi durumda değillerki! Yani zevkü sefadan kullanmıyorlar o ingilizce kelimeleri, çaresizler bir anlamda. Devlet politikasını gözden geçirin, yaptığınız yanlışlardan dönün cancağızlarım (haddim olmayarak) . Ben bu videoyu konusundan dolayı değil Gülse Birsel’in burada bazı pozlarının nasıl o çok sevdiğim Cate (efsane elf) andırdığını hissetmem oldu. Çok az kişiye görünüşünden dolayı böyle hisler duymuşumdur, Cate bunların en…

Aşık Olma Hali
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 01 Kasım 2017

Gizemli bir içgörüye ulaşmak, büyük ölçüde önceden belirlenemezdir ve tıpkı aşık olmak gibi kaprisli ve keyfi, bu yüzden de çılgındır Varolan herşey LUDERİ (oyun) anlamında bir yanılsamadır. Kargaşa ile iyi(!) durum arasında salınmaktayız. Ev bitirilince iskele sökülür, ortadan kaldırılır. Öyleyse iskelelere niye takılıp kalalım. Tüm bu şeyler bize birşeyler öğrettikten sonra basit bir şekilde ortadan kalkacak olan birer destek sapı olabilirler, der Watts

Kısa kısa şeyler ve Zeytin
esinti , Felsefe ve Kuantum / 08 Haziran 2017

Büyük iskenderin iltifatına karşılık; “Sizden istediğim tek şey kenara çekilmenizdir. Bunu yaparsanız güneşime mani olmazsınız ve bana vermeniz mümkün olmayanı benden almazsınız.” demiş Diyojen Platon’a “Diyojen nasıl biri?” diye sorulduğunda “Aklını kaçırmış bir Sokrat düşünün,” demiş. Bunu düşünmeye çalışıyorum ama sadece kahkaha atabiliyorum. Diyojen, Atina’da çok sayıda erdem sahibi kişi olmadığını göstermek için gündüz vakti elinde lamba ile dolaşan adam! Hey gidi Atina,… zeus aşkına be yaw! Dünyanın ilk demokrasisinin uygulandığı yerde bile muhalif olacaktır çünkü demokrasinin özünde var; Bir gün Diyojen, bir heykelden sadaka isterken görülmüş. “Neden heykelden dileniyorsun,” diye sormuşlar. “Reddedilme antrenmanı yapıyorum,” demiş. * Yunan mitolojisine göre, Zeus kendisine en değerli hediyeyi verene kentin koruyuculuğunu verecektir ve bunun için bir yarışma açar. Denizlerin tanrısı Poseidon, Zeus’a uzak diyarlara dahi uçarak gidebilen ve savaşta yenilmeyecek bir at armağan eder. Athena ise zeytin ağacını. Yarışma çetindir çünkü ikisi de Zeus’a dünyanın en güzel hediyesini vermek isterler. Kuşkusuz dünyanın en uzak diyarlarına gidebilecek ve yenilmez savaşçı bir at mükemmel bir hediyedir ancak zeytin ağacı daha mükemmeldir. Zeytin ağacının muazzamlığı karşısında başta Zeus olmak üzere tüm Tanrılar, Tanrıçalar büyülenmiş ve ağacın kustallığı karşısında donakalmışlardır. Tüm hırsına ve kazanma isteğine rağmen Poseidon bile zeytin ağacından o kadar etkilenmiştir ki, aralarındaki çekişmeye rağmen…

Her insanin gerçek özü yaptığı işte görünür.
Urban Shaman / 24 Aralık 2016

Her insanin gerçek özü yaptıgı işte görünür. Lemurya yolu “Bir insan için doğru olan şeyin herkes için doğru olması gerekmezdi. Bir insanın özgün beden/zihin bilgeliği o insan için nihai otoriteydi. Sadece her birey kendi beden/zihnine erişebilirdi. Bu yüzden, Büyüklerimiz de dahil, kimsenin bir başkasının beden/zihin yanıtlarını bildiğini varsaymaya ya da kendi fikirlerini o kişiye empoze etmeye hakkı yoktu.”

Yine ve her daim OYUN :)
esinti , Urban Shaman / 04 Temmuz 2016

Bir şeye sınır koymak kendine sınır oluyor, bunu zaten biliriz ama uygulamada an be an yaşadıkça hayretim şaşıyor bazen 🙂 Örneğin Canasta oynarken, oyun tarzını sevmediğim, ya da pek küfürbaz saygısız bulduklarımı kara listeye alıyorum, bunun manası sen varol ama birlikte oynamayalım lütfen. Fakat sistem oyun masası açarken oyuncuları seviyelerine göre eşleştiriyor canasta (SKA’nın ünlü oyunu) programında. Şimdi orada eğer kara listeye aldığın bir oyuncu varsa, seni bir türlü bir oyuna dahil edemiyor, hepimiz hazırız ama masa açılmıyor! Herkesin bir nedenle kara listeye aldıkları var. Bekliyoruzzz… bekliyoruzzzz… ve bekliyoruzzz. Yani kara listeye bir anlamda kendimi almış oluyorum.yine de kara listeyi kullanıyorum 🙂

Bitkilerle maceralarımız ve oyunlar
esinti / 12 Mart 2016

Keçi boynuzunun tozu olduğunu iki gün önce aktarda öğrendim. Tabi sözcük beni küçüklük anılarına götürüp getirdi bir an. Keçi boynuzu toplanışına şahit olmuştum bir kere, ağacın altına çok geniş alana kilimler örtüler serip sonra ağacın dallarını sopayla uzun süre dövüyorlardı, ta ki tüm meyveler dökülene kadar. Zorlu bir süreç gibi görünmüştü gözüme belki sadece küçüktüm. Tadını severdim, keçi boynuzu kemirmek eğlenceli gelirdi. Çocuklukta köylerde yaşamışlığım olduğu için kendimi şanslı hissederim, öğretmenlerin bir yere nakil istediklerinde önce o yerin köylerinden geçmeleri cefalıdır ama çocukları için biraz da sefalıdır 🙂 Keçiboynuzu tozuna dönecek olursak, gerçekten de kakaoyu çok andırıyor görüntüsüyle, az önce evde yaptığım tazecik yoğurtla karıştırarak denedim, baskın bir lezzeti yok, yani kibar bir varlık 🙂 * Ortaklı ve havuzlu (risk/kazanç havuzu) oyunlarda herkes havuza güvenli ve bloke edici kartlar oynar, bu havuzun daha da birikmesine sebep olur tabi. Derken oyunculardan birinin atacak güvenli kartı kalmaz! İşte o an bi duraklama olur ve ortağına şöyle seslenir; CYEP 🙂 bunun açılımını oyunlarda herkes bilir; close your ace partner. yani gözlerini kapa ortak! Gözünü kapasan da kapamasan da fark edecek bi şey yoktur aslında, bu işaret ortağı hazırlamak için peşin bir özürdür 🙂 İlginçtir insanlar ortaklı oyunları da kişisel oynamaya devam ederler çünkü…

Aslında ne yapıyoruz?
Urban Shaman / 04 Haziran 2015

Bilincimiz, LONO ve KU bileşenlerinde sağlıklı olmayan veya işlevi sona erdiği halde uygulamadan kaldırılmamış minör enerji kalıplarını (inançlar/tavırlar/alışkanlıkların dikkatimizle yaratılmış yazılım programları) şifalandırabilmek için muazzam bir istekle her an çevreyi kontrol eder. Bu işlemi gerçekleştireceği kişiyi/gurubu/konuyu bulduğunda hemen ilişkiye geçer ve olay örgüsü başlar. Lonomuzun hiç bundan haberi olmaz, onun bildiği şey bir deneyim yaşamakta olduğudur, bunların bazıları zevklidir ama çoğu illallah dedirtecek türdendir. 🙂 Halbuki biz KU’muzun ne kadar acıdan kaçınan, keyifçi bir yapıda olduğunu biliriz, eğer buna rağmen bezdirici deneyimler yaşamaktaysak onların en kötü kayıtların arasından bulunan en ehveni şeri olduğunu anlamamız gerekir. Mistik öğretiler bunları “razı olmak” olarak açıklar, tanrının işlerinden sual olmaz. Gezgin şamanın bundan tek farkı, deneyimin bir şifa işlemi olduğu bilincini hiç kaybetmeden süreci yaşarken izlemesidir. Ve bu süreç boyunca bildiği tüm yöntemlerle barış ve armoniye ulaşmaya çalışır; çünkü şifalanma sürecini kendisinin başlattığını bilir, sorumluluğu %100 aldığını bir an bile unutmaz. Pardon, bir ya da bir kaç an unutsa bile hemen yeniden hatırlamayı başarır 🙂 Aloha * Günaydın frekanslar, Ho’oponopono yaparken özellikle bir olay ya da kişi seçmeniz gerekmez, siz bu harika barış sanatını uygularken (sesli ya da içinizden) o sırada tesadüfi(!) olarak içinizden, aklınızdan geçen konular kişiler olur tıpkı meditasyon yaparken ya da…