İskandinav Mitolojisi ve Kelt ritüelleri
Kurgulardan Haberler / 03 Eylül 2019

İskandinav Mitolojisi, Neil Gaiman‘ın son kitabı. Bu hafta onu okudum. Gaiman’ın tipik tarzı olarak sade bir dille yazılmış, hiç sıkmadan okunacak bir dizi masallardan oluşuyor. Odin’e, Thor’un baltasına iyice aşina olduk. Bana Dede Korkut öykülerini anımsattı. İskandinav tanrılar dünyası da Yunan mitolojisindeki gibi insanlaştırılmış figürlerle dolu! Heyecanları, açgözlülükleri, nefret ve intikamları, aşk/meşkleri hep insansı. Buradan nne  çıkarsıyoruz? Cevabı her bir okuyup düşünene bırakıyorum.Manevi alanlara Yöneliş başlıklı yazıma da göz atmanızı önerebilirim. * Black Spot, Netflix dizisi Dizinin ikinci sezonunu da bitirdim. Yoklukta iyi diziler arasında yer alır. Fransız yapımı, Kelt mitolojisine atıflar bulunan dizide iki konuda büyük şikayetim var: Bu kadar küçük bir  orman kasabasında her gün mü olay olur?, cinayet, doğa terörü gibi önemli olaylar, sarhoş kavgası değil! Dizi baştan sona karanlık çekilmiş. Biri artık bu yönetmenlere karanlık çekimle gizem oluşturma modasının geçtiğini söylesin lütfen! Güzel yanı, muhteşem orman manzaraları ki karanlıktan pek seçilmiyor, orman yolları ve oldukça iyi kurgulanmış karakterler. Oyunculuklar iyi. Bence seyredilir. Üçüncü sezonu olacak mı onu anlayamadım, sonu mışırıklı bırakılmış. * Otherhood – film Bu karanlık dizinden sonra şöyle hafif bir komedi izleyeyim derken karşıma çıktı. Baktım eski Medium dizisinden hayranlığım baki kalmış patricia arquette oynuyor, seyredeyim dedim. Gerçekten de sıkmadı, eğlenceli, hafif ve kısmen…

Darkest Hour- İnception ve Kış Kralı
Kurgulardan Haberler / 31 Mart 2018

Dün gece Darkest Hour filmini izledim.Nerdeyse nefes almadım diyebilirim o derece güzel bir film yapılmış. En iyi film ödülünü alamaması enteresan. Churchill’i oynayan ve hatta bunu biraz ileri götürerek adeta Churchill olan Gary Oldman’nın en iyi erkek oyuncu Oscarını almış olması film adına biraz olsun rahatlatıcı. Gary Oldman’ın internetteki fotosuna bakıyorum ve bir de dün gece 2 aat boyunca izlediğim Churchill’i düşünüyorum ve bunlar aynı kişi olamaz diyorum. İşte sinemanın büyülerinden biri de bu denebilir. Diğer yönden Daha dün yayınladığım Dinkurk filminin Darkest Hour’u açılımlayan ona büyük anlam katan bir film olduğunu da şimdi anlamış durumdayım. Bu iki filmi de izlediğinizde o zamanın gerçeği daha belirgin hale geliyor. Peki bu iki film aynı sezona nasıl denk geldi? Tesadüflere inanmak pek tarzım değlil, yönetmenler mi yapımcıları mı yoksa İngiltere mi bu tuhaflıkta rol oynadı? Cevabı bilenler söylesin. Tarih, siyaset, özel tarihi şahsiyetleri sevenler için bulunmaz bir film. Not: Aşağıda güzel bir eleştiri sunuyorum, benim hoşuma gitti, tıklayınız *   Göbeklitepe’nin Yas Bulutları Kitabı bu hafta sonu bitirmiştim ve aslında okumakta da çok geciktim fakat o kadar çok şey oldu ki ardı ardına burada sayıp kendimi bile sıkmak istemiyorum. Biz sonuca bakalım deriz pratik olanlar, kitap gerçekten çok lezzetli, kolay okunuşunun yanında…

Bir Dahi: Ted Chiang -2

Önceki Bölüm için Tıklayınız Yetmiş iki Harf – Ted Chiang 17700 kelime, ilk yayım Tor 2000 ** Nitem: TDK’nın son yıllarda ortaya çıkardığı İLK AD anlamında kullanılmış, ÖN İSİM gibi. Sıfat yerine de kullanıldığı olur. Gençlik yıllarımdan beri ilk isim ve kelime kaynağını merak etmiştim, imkanlarım ölçüsünde her yere baktım ve bir yaratım-büyü dili diyebileceğim ilk dillerin kaynağı nedir bulamadım. Bazı bilimsel tahminler olsa da bunlar da Big Bang teorisi misali şeyler. Dinler ise detay vermeden, Adem’e bu isimleri verdiğini söylemiş geçmiş gibi görünüyor. İşte Ted bu mükemmel öyküde konuyu ilginç bir şekilde işliyor, kaynağı dert etmiyor sadece ilk isimlerin nasıl kullanıldığına dair bizi düşünmeye zorluyor. İnsan Biliminin Evrimi: Metainsan-insan ikiliği üzerinden yürüyor. Metainsan, insanın yarattığı bir üst model. İnsan gibi düşünmüyor, çok daha karmaşık işlemler yapabiliyor ve insanlar onların bilimsel buluşlarını ancak tefsir edebiliyor. Chiang’ın yarattığı bir problem de bu; acaba bazı insanların temel özellikleri farklılaşsa bireysel ve toplumsal yaşam nasıl değişir? (Bodoslamadan kitap -alıntı) Bu kısa öyküde Metainsanlar deneysel araştırmaların üzerinde hakimiyet kurunca bulgularını sadece DST (dijital sinir transferi) üzerinden erişilebilir kılmışlardır.  İnsanların Metainsan durumuna uyumlanabilmesi için embriyo hücre doğumuna başlamadan önce Sugimoto gen tedavisi yapılması gerekiyor fakat aileler çocuklarına bunu yapmak istemiyor çünkü onunla iletişimi kesilecek, toplumun…

Gizemin varlığını kabul etmek

Siyular aslında buffalo olduklarını söylerler, bunun sebebini ilerde anlatacağım ama önce Lame Deer’in küçüklüğünden bir anı aktarmak istiyorum. Biliyorsunuz eski öykülere bayılıyorum. LD, küçük bir çocukken babası ile yolculuk yapıyormuş ve bir ara bir poker salonunda durmuşlar. Kızılderililer oyun oynuyor çene çalıyormuş. Salonun sahibinin genç ayısı da yan odada köşede oturmaktaymış. Derken Siyahlar giymiş iri yarı bir beyaz adam girmiş salona, yanında gerçekten dev bir buldogla. Bara oturup büyük bir puro yakmış, gördüğüm kadarıyla burada bi evcil hayvanınız var ama benim buldog onu sakız gibi çiğner demiş. Mekanın sahibi ise “senin buldog ancak hiç bi şeyden iyice, benimkini incitemez!” Demiş. Böylece bir kapışma gösterisi için bahisler açılmış. Kızılderililer bahisli oyunlara bayılıyor anladığım kadarıyla. LD’nin babası genç ayıya yüz dolar yatırmış. Bi süre hararetli konuşmalar ve bahisler devam etmiş, ortadaki para öylesine büyümüş ki, LD için rastlanmamış bir durummuş. Sonunda iki hayvan karşı karşıya kalmışlar. Genç ayı hala oturduğu yerde duruyormuş. Beyaz adam buldogu hırslandırmak için talimatlar yağdırıyormuş. Buldog yerinden bile kıpırdamayan ayının çevresinde korkunç hırıltılar çıkararak dolaşmış. Ayı ayağa kalkmış ancak bir adım attıktan sonra yeniden oturuvermiş. Açık ağzından bembeyaz dişleri görünüyormuş. Pençesiyle yerden biraz toz alıp kafasına sürmüş. Sahibinden daha yakışıklı görünen buldog ise havlıyor, hırlıyor ama aralarındaki mesafeyi…

Lost Girl ve Baba Yaga
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 27 Kasım 2012

Lost Girl’de Baba Yaga motifi biraz basite alınmıştı, doğrusu daha iyi bir görsellik beklerdim. Yine de Baba Yaga’nın bizim dünyada yaşamıyor oluşu gayet net vurgulanmıştı, onun dünyasına ancak bir aynadan ya da sudan geçiş yapılabiliyor oluşu ne kadar da Don Juanvari! Ayrıca lanet konusu oldukça iyiişlenmişti, didaktik değildi ve anlaşılabilirdi. Tabi tüm izleyenler kendi açılarından anlayacaklardır. Benim anladığım, bir kişiyi lanetlediğinizde ve bunun sonuçlarını görüp bundan etkilenmediğinizde bir sorun yok eğer sonuçlardan dolayı vicdan azabına düşerseniz vay geldi başınıza işte ozaman Baba Yaga’nın yiyeceği oluyorsunuz. Tabi bana göre en rahatı kimseyi lanetlememektir çünkü en azından bu birinci seçenekten daha kolay ve insani 🙂 Ayrıca dikkat çeken diğer bir husun öteki gerçeklikte buradaki güçlerin/kabiliyetlerin geçersiz hale gelmesiydi. Yine bir önceki bölümde gece kabuslarını işlemişlerdi ve gerçekten de insanın kendi zayıflığının oluşturduğu bir hayalde nasıl yüzlerce yıl tutsak kalabildiğini, her şeyin nasıl da korkularımız ya da arzularımız doğrultusunda şekil değiştirebildiğin en sade şekilde görebiliyoruz. Bunu izlerken Fringe’deki şekildeğiştirenler geldi aklıma , biliyorsunuz orada da temel konu paralel diğer dünya ile başlamış ve uzunca süre bu minvalde ilerlemişti. Lost Girl gerçekten ilginç bir fikir, muhtemelen Castaneda, psikoloji, ve mistisizmi iyi çözüp yeni yere bağlayan yazarlarla karşı karşıyayız. İkinci sezon 3. bölümde artık durumlar…

Gizemli Dünyaların Kapılarını Aralayın!
Basında / 31 Mayıs 2012

YENİ’den DOĞANLARA PUZZLE’IN PARÇALARINI ÇÖZMEYE HAZIR MISINIZ? Gizemli Dünyaların Kapılarını Aralayın! Sibel Atasoy  yeni kitabı ‘Yeni’den Doğanlara’ ile ‘bilinmeyenin kodlarını okuyucuları için tekrar kelimelere döküyor. ‘Kadınsı Şüpheler’, ‘İyi Enerjiler Dükkanı’, ‘Düğümlerle Bağlıyız’, ‘Gömüt’ gibi 12 öyküden oluşan kitap, sade anlatımıyla yaz aylarında keyifle okuyacağınız bir kitap niteliğini taşıyor. Yazar, Rüya Görüşmecisi, Birleşik Alan Kullanımı Uygulamacısı Atasoy, bu kitapla yaşamımızdaki sıradan olayların içerisinde görünmeyeni keşfetmemiz için, kimi zaman fantastik kimi zaman heyecanlı bir polisiye kurgu tadında bir yolculuğa çıkarıyor. “Sık sık dile getirdiğim gibi evreler çok önemli. Kişisel evrelerimizin yanı sıra Dünya’nın da gezegen olarak evreleri var. Doğru ve yanlışın ötesine, fark etmez bölgesine geçildiğinde bu evreleri görebilme şansımız da oluyor. Sembol lisanı, insanlık bilincini nesilden nesle aktaran en önemli unsur. Öykü, masal ve şiir, tıpkı rüyaların dili gibi sembollerle bezeli.  Sanıyorum ki okurlarımın bilinçaltları, bu kitaptaki istasyonları kendi benzersiz girişim desenlerine uygun bir biçimle değerlendirecektir. Romanlarımda olduğu gibi öykülerimde de yazarken hedeflemediğim birçok unsurun aralıklardan içeri sızdığına şahit oluyorum, bunlar çoğu kez dikkatli okurlarımca yakalanıp bana bildirilir, gerçekten şaşırtıcıdır. Bu tür olayların çokluğu bana kesin olarak gösterdi ki, çok katmanlı gizemli bir varoluşta yaşayan muhteşem varlıklarız.” Yeni’den Doğanlara: Aylin’in içinde gençliğinden beri şifacı olacağına dair süregelen bir his vardı. Arkadaşı…

Sihirli sözcük; EYLEM

“Eylem de sihirli bir sözcük! Kendi celladını doğurduğu, besleyip büyüttüğü ve bundan hiç vazgeçmediği için sihirli bence. Biz insanlar bilmek isteriz. Eylem bize bilgi sunar. Bilgi yerleştiği yerde kök salar, insan vasıtasıyla insandan insana kol atar, zamanı yaratır, adeta o sevilmeyen ayrık otu gibi heryeri kaplar, öyle ki kendi yaratıcısı eyleme yer bırakmamaya başlar. Biz her şeyi bildiğimizi sanırken ölmeye başlarız. Tıpıkı nefes gibi! Oksijensiz ölürüz fakat zaten oksijen de bizi yavaş yavaş yakarak öldürür.” YENİ’den Doğanlara – Dağ Bağlantısı Hanife Altuntas sık kullandığımız, ezber ezber konuştuğumuz kelimelerin anlamları üzerine yazılmış, düşünülmüş her şey artık fazlasıyla dikkatimi çekiyor. anlama gerektiği kadar dalınıp bi bakış atıldığında, algımında farklılaştığını hissediyorum.ve çok önemli buluyorum bunu. bu alıntıyı belki de bu nedenle burada paylaşma isteği duymuş olabilirim:) Sibel Atasoy Evet, zamanın da etkisi arttı ve bu söylediklerinii deneyimleyebilmek için önceden gerçekten canımızı dişimize takarak yaptığımız disiplinli çalışmalar, evren nezdindeki niyetimizi sarsılmaz kıldı. Allaha şükürler olsun ki bu günleri görebildik. Hanife Altuntas evet, evet, evet:)

Masallar, mitler aynen rüyalar
esinti , Rüya/Psikoloji / 08 Mayıs 2012

Masallar, mitler aynen rüyalar gibi çok ihmal edildi. Batının 300 yıllık mantık ve analitik rüzgarı bizlere de sert bi rüzgar gibi çarptı. Para kazanmadığın bi faaliyet faydasız bulunuyordu yıllardır. Bundan sonra ne olur bilmem. Turan Erdal Maslowun ihtiyaclar pramidine gore karın doyurmak ilk basamaklardan biri. Karın doyurma korkusu olmayanlar “felsefe” yapabilirler. Sibel Atasoy Masallar mitler ve rüyaların (MMR) felsefe yapmak denilebilecek özelliği onların yarar sıralamasında çok arkalarda gelir. MMR’nin ilksel faydası; mümkün olduğunca acısız karın doyurmak ve yaşamayı öğretmektir zaten. Turan Erdal Hani bazıları derler ya, insanoglu aya gitmeyi becerdi ama birbirleri ile gecinmeyi beceremedi. Keşke birbirimizle gecinmenin bir yolu olsaydı… Sibel Atasoy Var. bu soruyu yalnızken ve tercihen gece kendine yüksek sesle sor lütfen. Cevabı kafanın içinde gayet net bir sesle duyacaksın. Benim merak ettiğim, bakalım o yolu tercih edebilecek misin? Turan Erdal Ben henuz ogreniyorum Sibel. O yol galiba cok tehlikeli bir yol… Sibel Atasoy Kim diyor? Turan Erdal Tercih edebileceğini sormussun da ondan öyle dedim. İyi bir yol neden tercih edilmesin ki? Hanife Altuntas az önce sabah şekerlemesinden kalktım..rüyada uyanmak, sonra uçmayı isteyip yükselmek, o uçuşu ve rüyayı yönlendirmek olağanüstü bişi..:) Sibel Atasoy Turan, sen daha baştan ona tehlikeli deyip yolunu kestin bile. Söylediğim uygulamayı denemeye bile…

Tepkiler

Dün yine (son bi kaç aydan beridir bikaç kez başıma geldi ve hayatımda örneği neredeyse yoktu) ani kızgınlık, feveran etme hadisesi yaşadım. Daha öncekiler gibi çok kısa süreliydi. Neredeyse hiç bundan etkilenmeden aynı kişiyle ve aynı konuda sanki o tepkiyi hiç vermemişim gibi normal tonda söyleşimi sürdürdüm. Bu bana çok garip geliyor. Ayrıca bu “parlamalarımı”, üst üste gözden geçirdiğimde konunun “kabul görmeme” olduğunu anlıyorum. Bu  konuda hiç bir tahammülüm kalmamış. Farklı fikirlerde olabiliriz (ki olalım lütfen) ama İletişim kuracaksak beni kendinle eş düzeyde tutacaksın! Lamı cimi yok arkadaş. 🙂 ** Hem-hem leri isteyen annelerimiz. Hem kendi sahip olamadıklarına sahip olalım hem de bunu aynen kendileri gibi olarak başaralım isterler. Meşhur ortalamaya çekilme mekanizmasını işleten anneler olmalı! Yani sizi sınırsızca ileriye doğru fırlatırken aynı anda kendine doğru çekerler. Ne de sarsılmaz bir azimleri vardır onların, çocukları söz konusu olduğunda. Şaşırtıcıdır, hatta korkutucudur bile. 2006 günlükten ** Bu arada her şey bi hikaye her şey bir rüyadır. Hiç bi bilinen şey bundan muaf değil. Yani Bilimsel buluşla filozofik çıkarım ya da bilim kurgu romanla sultan Süleyman, ya da sizin veya benim ya da bakkal Osmanın hayat öyküsü fark etmaz bunların topuna birden hikaye ya da rüya diiyebilirsiniz 🙂 Ki bunların hepsi kıymetlidir, birbirine…

Her Şekilde kendini ifade atölyesi
Eğitimler / 25 Ocak 2012

Sibel Atasoy ile ‘Yazarak Kendini İfade Atölyesi’ 02 Şubat Perşembe gününden itibaren her Perşembe 19:30-21:30 arası Tuva Sanat’ta… Bilgi için: http://tuvasanat.com/index.php/program-takvimi/yazarak-kendini-ifade-atolyesi/ İşler ciddileşti Galiba 🙂

Yazarak Kendini ifade Uygulaması
Duyuru , Eğitimler / 09 Ocak 2012

Yazamıyorum! Hiç kabiliyetim yok! Hayal gücüm çok kuvvetli, içimde paylaşmak için çok şey var ama nasıl yapılacağını bilmiyorum! Bir yazsam hayatım film olur, ama nasıl? Yoksa böyle diyenlerden misiniz? O halde henüz benimle tanışmadınız. İddialı bulmayın bu görüşümü çünkü tamamen yaşanmışlıklara dayanan bi çok örnekle desteklenen bir tespitti. O kadar çok insanın, öykücü, romancı, senarist olmasına, bundan da ötesi kendini rahatça ve güzel ifade etmesine vasıta oldum ki, bundan büyük bir sevinç duyuyorum. Her biri benim için ayrı bir onur/ sorumluluktur. Üstelik öyküler ilaçtır! Belki siz de sadece ilaç almaktan sıkıldınız, biraz da dağıtmak, şifalanıp şifalandırmak istiyorsunuz. (Bu bir yaşam sanatı aslında,tıklayınız) Güzel yazabilmek istiyor musunuz? Sizi tüm niyetimle yüreklendiriyorum, gelin ve bu ay başlayacağımız; yazma teknikleri, kendini ifade yoluyla iyileşme/iyileştirme atölyemize katılın. Gurup sadece dokuz kişiyle sınırlıdır. Benimle veya  Tuva Sanat ile iletişim kurmanızı bekliyoruz. Sevgilerimle Sibel Atasoy- yazar, görüşmeci İLETİŞİM Tuva Sanat Sanat Atölyesi İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sok. No:16/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: 0 212 293 44 34 Berrin YILMAZ: 532 485 98 62 Fatih IRMAK: 535 560 00 14 Bu eğlenceli uygulamayı gerçekleştiren Sibel Atasoy hakkında: İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Uzun süre büyük şirketlerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra…

İş değil AŞK
esinti / 26 Kasım 2011

Clarissa, doğduğu ve yaşadığı her iki ülkenin de hakkını veriyor. Müthiş bir dinleyici. Yansızca dinleyebilenlerden. Doğum bilgileri elimizde olsaydı Yaşam Tasarımına bakabilmek isterdim. Sanırım 13 numaralı kapısı aktiftir onun da 🙂 Hem Castaneda hem de Clarissa Estes mesleklerini (antropolog ve psikiyatr) kendi bildikleri yolda -ortodoks kurallara aldırmaksızın- icra edenlerdi, böyle yapılabildiğinde ona zaten iş değil aşk deniyor. ** Kendini (her dakka sınırlarını daha keskinleştirdiğin kendini) bi silkinişle -bi narayla-aşmak lazım. Bunu yapabilmek zor değil, şiddetle niyet ettiyseniz eğer. ** Öyküler ilaçtır. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar, sadece dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur. Öyküler, arketipi kendiliğinden tekrar yüzeye çıkaran heyecanı, üzüntüyü, soruları, özlemleri ve anlayışları doğurur. Öykü ve şiirin dili, düşlerin dilinin güçlü kız kardeşidir.” Diyor C. Estes. (Tıklayınız) ** Nasıl da tam ortasındayız varoluşun, iki yana doğru bakıyoruz bakıyoruz, inceliyoruz,bazen ümitsizliğe düşüp bazen seviniyoruz, bazen herşeyi bildiğimizi sanıyoruz bazen kaybolmuş hissediyoruz. Bu müthiş bi macera dostlar. Hadi bi yerinize bakın şurdan: http://primaxstudio.com/stuff/scale_of_universe/ Bazılarımız kulaktan dolma beşyüzüncü ağızdan aktarılanlarla tatmin olamıyor. Denemek istiyorlar, bizzat bilmeye çalışıyorlar ve bunun için akıl almaz risklere giriyorlar. Onlar sayesinde açılıp genişliyo iki yana doğru evrenimiz. Hepsine minnetarız. ** Yıldızlara gitmeyi…

Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı

Dede Korkut Destanı Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi. Gene ziyafet tertip edip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin demiştir. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayana Allah Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bilsin demiş idi. Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı. Meğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızı yok idi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Serin serin tan yelleri estiğinde Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda Büyük cins atlar sahibini görüp homurdandığında Aklı karalı seçilen çağda Göğsü güzel koca dağlara gün vuranca Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han kalkarak yerinden doğrulup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Han’ın sohbetine geliyordu. Bayındır Han‘ın yiğitleri Dirse Han’ı karşıladılar. Getirip kara otağa kondurdular. Kara keçe, altına…

Basat’ın zaferi-5
Haftanın Masalı , Kitap Özetleri / 17 Ağustos 2011

Meselin önceki bölümleri için; bakınız Görüldüğü üzere Basat, Tepegöz’e karsı, öncelikle bilinen ve daha önce toplumunun denemis olduğu yöntemleri kullanır. Fakat bunların olumsuz etkilerini görünce, toplumun diğer üyeleri gibi sorundan kaçmak ya da yenilgiyi kabullenmek yerine, “evrenin bilinci insan”ın “düsünme” ve “bilgisini kullanma” niteliklerini ortaya çıkartan “bilgece” bir eylemlilik içine girerek, yeni yeni çözümler üretir ve bunları dener. Basat’ı bilgelik ve gücün birlesimi bu eylemliliğe sürükleyen unsur, yine, ona söylenen “sen insansın!” bilgisinde yatmaktadır. Bir baska deyisle, Basat’ı bu eylemliliğe sürükleyen unsur “farkındalığının farkına varması”dır. Anlatının bundan sonraki kısmı, zaman ve mekânlar üstü bir baska durumun yasanmasıyla sürer. Tarihin her döneminde, zulmedenler, yenilgiye uğradıklarını anladıklarında, yozlasmanın ve kendi varlık alanının değerlerine yabancılasmanın kalıtsal etkileriyle bir çesit kurtulus saydıkları bir eylemliliğe girerler. Onlar, böylesi durumlarda yasamlarının dısındaki bütün varlıklarını, değerlerini, karsısındakine teklif ederek ve acze düsmüs insan edasıyla yalvarıp yakararak, yasamlarını kurtarmaya çalısırlar. Ne ki, buradaki samimiyetleri gücü tekrar ellerine geçirecekleri zamana kadardır. Anlatmanın son olay dizisi de bu sekilde baslamaktadır. Aslında elindeki bir kozu daha oynamak isterken, yasamını sona erdirecek bilgiyi (kınsız kılıç) de Basat’a vermis olan Tepegöz, artık, tümüyle kaybettiğini anlayınca benzer bir eylemliliğin içine girer ve kendisini affetmesi için Basat’a yalvarmaya baslar. Basat’ın Aruz Koca’nın oğlu olduğunu öğrenince…