Sarkaç etkisi
esinti / 08 Haziran 2012

Sütten dili yanan ayranı üfleyerek içermiş! İşte fizikteki sarkaç etkisini apaçık anlatan bi atasözü. Hayatınıza bakın, bu mekanizmanın işleyişi ile tıka basa dolu olduğunu görürsünüz. Bunu anlayabiliyoruz. Evet. Peki bundan sonra yeniden doğanlara yine aynen geçerli olacak mı? Yoksa farklı ivmelerimiz mi var? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ayran gaz yapabilir,çok tuzlu ya da tuzsuz da olabilir.Yoğunluğu da farklı olabilir..kıvamı tutturuncaya dek farklı ivmelerimiz olacak, derim ben. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Öğrenilmiş çaresizliğe işaret eden bir atasözü aslında.Eskiden öğrenilmiş bir bilgi bile yeniden ,yeni bakış açısı ya da yeni paradigma ile gözden geçirildiğinde çok farklı açılımlara neden olabileceği için çaresizlik de ortadan kalkıyor gibi. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ben çaresizlik olarak düşünmedim açıkcası.Adım adım gitmek çağrışımı yaptı ben de.Sanırım ‘vah zavallı ben’ yapay duygusuna takılmadığım için. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Benim tam olarak oturtamadığım şu: Sarkaç modeli fizik kanunu olarak illa ki işler. O halde salınırken çok uçlara gitmemek karşıtını da düşüren bi edim olur, yani ortalarda salınmak ki buna tanrılık konumlanma diyebiliriz. Velakin bi edim coşkun taşkın kişiliklere uygun değil gibi görünüyor? Halbuki coşkun-taşkın kişiler bu hayatın da tadı tuzu, heyecanılar değil mi? Galiba herkes kendi evresini yaşamaya devam ediyor böylece çeşitlilik korunuyor. Neysem o’yum harikayım durumuna varıyoruz sonuçta:) YENİ’den DOĞAnlar Kulubü fizik kanunlarını…

Mucizeye şahitlik edin!
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 09 Mayıs 2012

Mucizeler her yanımızı sarmışken,  nasıl oluyor da hala sıkılabiliyoruz? Çağla Belirli bir noktada sabitlenilip orada kalındığı için. S.B.: görmeyi seçmediğimizden. Sibel Atasoy Evet, daha çarpıcı bir ifadesi ise alışkanlık çukuru! Oysaa gerek doğanın gerekse onu taklit edilerek inşa edilen insan uygarlığının her bir detayı mucize! Kendiliğinden bi şey yaratmamış insan bunları göremiyor galiba. Harun U hayat mücadelesi fakirlik Sibel Atasoy O halde hayat gailesi omayan fakir olmmayanlar bu mucizelerin farkındalar? Nerde onlar? Neden her an bu muczelerden birini anlatmıyorlar? G. Si koşuşturmacanın içinde kayboluyoruz çoğunlukla. kendimizle çok uğraşıyor olmamıza rağmen, gelecek kaygısını içimizden atamıyoruz (çoğumuz). hal böyle olunca, gözümüze sokulmadıkça mucizeleri göremiyoruz… sonra da “yapıyorum yapıyorum olmuyor kardeşim! demek ki mucize diye bir şey yok ya da o mucizeler beni sevmiyor!” deyip, işin içinden sıyrılıyoruz…. Harun U dünya mutlu olma yeri değil sürgün yeridir belki de ondan göremiyoruz.. Sibel Atasoy Sürgün ya da mükafaat yeri, hangisini seçiyorsun? Hanife Altuntas mucizeleri görebilmek için, algılama biçimimizi biraz serbest bırakmak zorundayız bence.bizler dünyaya hardisklerimizden bakıyoruz ve aslında bu nedenden dolayı bakıyor ama görmüyoruz..bebeklerin gözlerindeki ifadelere ara sıra bakın lütfen.şaşkınlık ve hayret arasında gidip gelen ve sonunda gülümseyerek biten mimikler görürsünüz o güzel yüzlerde..çünkü onlar henüz biriktirmeye, ezberlemeye başlamamışlardır ve “an” da olanı tam…

Tarih tekerrürden ibaret derler

Nisan 2006.Günlükten İster dünya tarihi, ister ülkemiz, isterse kişisel tarihimiz olsun bu tespit değişmiyor; tarih tekerrürden ibaret.  Ben de tamamiyle buna katılıyorum. Zaten tekrarlar insanı uyandırıyor 🙂 Ben eskiden, bir insanın kişisel tarihinde oluşan bir olayın tekrarını, o konudan çıkarılması gereken dersin alınmamasına yoruyordum. Gerekli şey öğrenildiğinde o tekrardan kurtulunmuş olur diyordum. Fakat şu an bu görüşümü sorgulamak durumunda kaldım! Evet bu doğru olabilir ama tek başına yine de eksik bi tespit oluyor. İsmi konmuş, kişilik yüklenmiş herşey (insan, olgu, ülke vs) belli bir mekanizmaya sahip. Ve bu mekanizma gereğince belli tarz olayları sonsuzca tekrarlamak üzere yapılanmış. Örneğin bir çamaşır makinası, kirli giysileri temizlemek üzere işlevlenmiş bir mekanizma. O hep aynı işlemi tekrarlıyor. Yani her çamaşır yıkandıktan sonra bir ders alsanız dahi, bir dahakinde yiyecek soğutma işlemi kazanmıyorsunuz. Hareket belli; çamaşır yıkanır! Bu durumda tekrarların manası nedir? Bugün yürürken kendi mekanizmamı, ve tekrarlayan işlevimi düşündüm. Aradaki ilişkileri ve değişimleri gözden geçirdim. Ve şu sonuca vardım; olay sonucunda gereken ders çıkartılmışsa, bir sonraki döngüde duygu/düşünce bileşeniniz değişiyor. Edindiğiniz deneyim doğrultusunda bu kez aynı tarz olaya farklı tepkiler veriyor, aynı işlevi bir başka şekilde yaşıyorsunuz. Örneğimize yeniden dönecek olursak, çamaşır makinasının modeli değişiyor! İşlev aynı; çamaşır yıkanır! Korkunç sıkıcı bir durum içindeyiz….

Decode
esinti / 14 Şubat 2012

“mekanizmaları bulmak”, ben buna çoğu yerde “decode” işlemi de demiştim. Ve çok önemlidir. Varoluş bizi düzen ile kaos ortasında bi yerde özgürce danseden bi kelebek gibi görmek istiyor. En azından ben öyle hissediyorum 🙂 ** Deşifre Neyin doğru olduğuna nasıl karar verebilirim Sen aklımı karırştırırken? Amaçsız kavganı sürekli kazanamam Benim olan şeylere asla sahip olamayacağım, Sen taraf tutmaya devam ettikçe. Ama gururumu alamayacaksın Hayır, bu sefer alamayacaksın Bu sefer alamayacaksın Bu noktaya nasıl gelebildik? Seni eskiden çok iyi tanırdım Bu noktaya nasıl gelebildik? Sanırım artık biliyorum Gerçek, gözlerinde saklı Ve dilinin ucunda Kanımın içinde kızışıyor Ama anlayamayacağımı sandım, Senin nasıl bir adam olduğunu Eğer adamsan tabi Bunu kendi çabamla çözeceğim Kendi (Seni sevdiğimi haykırıyorum) Kendi çabamla (Çözümleyemeyeceğin düşüncelerimle) Bu noktaya nasıl gelebildik? Seni eskiden çok iyi tanırdım Bu noktaya nasıl gelebildik? Sanırım artık biliyorum Ne yaptığımızı gördün mü? Gidip salak yerine koyduk Kendimizi Ne yaptığımızı gördün mü? Gidip salak yerine koyduk Kendimizi Bu noktaya nasıl gelebildik? Seni eskiden çok iyi tanırdım Bu noktaya nasıl gelebildik? Sanırım artık biliyorum Sende gördüğüm bir şey var Beni öldürebilir Gerçek olmasını istiyorum How can i decide what’s right When you’re clouding up my mind I can’t win your losing fight All the time Not…

Şikayet mekanizması
Blog / 03 Kasım 2008

Dünyanın halinden, komşularınızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, ebeveyninizden, amirlerinizden, çalışanlarınızdan, yöneticilerden yani ilişkide olduğunuz olmadığınız herşeyden şikayet etmeyi bırakın artık; çünkü ne size ne de dünyaya bir yararı olmuyor.(pardon size dolaylı bi yardımı oluyor tabi)   Şikayet mekanizması, yani kendi kendine ya da başkalarına söylenip durma hali, bir an için görmüş olduğunuz (ve hoşlanmadığınız)gerçekliğin daha çok yerleşmesine, diğer anlarınıza da kalıcı olarak tutunmasına sebebiyet verir.   etap: fiziksel-duygusal-zihinsel ya da ruhsal alanda hoşunuza gitmeyen bi şey olur. Hoşa gitmeme duygusu fiziki bir rahatsızlığa gebedir; çünkü aslında insan “-1, +1 ve nötr” yani bundan hoşlandım-bundan hoşlanmadım fazı arasında mekik dokuyan bir mekanizmadır. Eğer oluşan ŞEY, negatif/hoşlanmadım fazında ise insan o şeyden hemen uzaklaşmak ister. İşte sorun da burada başlıyor. İnsanın, (Gurdjieff’in deyimi ile makina insanın) hoşlanmadığı bişeyden uzaklaşabilme yeterliliği yok, Don Juan Matus ise bu durumu “acizliğine düşkünlük” olarak tanımlıyor. Oysa eğer insan bir an için durup düşünse önünde iki seçenek olduğunu görebilirdi: a) Hoşlanmadığı durumu ortadan kaldırmak: Harika ve kesin bir çözümdür. Fakat maalesef bunu yapabilmek için yeterli enerji çoğu kez insanda birikmemiştir. (çünkü her gün periyodik olarak üretilen insana ait farkındalık enerjisi, gündelik saçma sapan şeylere yönlendirilerek bitirilmiştir.) b) Eğer ortadan kaldırmak mümkün değilse, hoşlanılmayan durumun pozitif gölgesini bulmak ve ona…