Küçük Prens evcilleştirme ve Tilki-11
Kitap Özetleri / 26 Ağustos 2011

“Evet. Örneğin, sen benim için sadece küçük bir çocuksun. Diğer küçük çocuklardan hiçbir farkın yok benim için. Sana ihtiyacım da yok. Aynı şekilde, ben de senin için dünyadaki yüz binlerce tilkiden biriyim sadece. Bana ihtiyaç duymuyorsun. Ama beni evcilleştirirsen eğer, birbirimize ihtiyacımız olacak Sen benim için tek ve işsiz olacaksın, ben de senin için.” “Anlamaya başlıyorum” dedi küçük prens. “Bir çiçek var. Sanırım o beni evcilleştirdi.” “Olabilir. Dünyada her şey mümkündür.” dedi tilki. “Ama bu çiçek dünyada değil.” Tilki şaşırmıştı. “Başka bir gezegende mi?” “Evet.” “Peki orada avcılar da var mı?” “Hayır, yok.” “Bu çok ilginç. Peki ya tavuklar?” “Hayır. Tavuklar da yok.” “Eh, hiçbir yer mükemmel değildir” dedi tilki içini çekerek. Sonra kendini anlatmaya başladı: “Yaşamım çok monotondur. Ben tavukları avlarım, avcılar da beni. Bütün tavuklar birbirine benzer. Bütün insanlar da öyle. Bu yüzden biraz sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen eğer, yaşamıma bir güneş doğmuş olacak. Senin ayak seslerin benim için diğerlerinden farklı olacak. Ayak sesi duyduğum zaman hemen saklanırım. Ama seninkiler, bir müzik sesi gibi beni gizlendiğim yerden çıkaracaklar. Şu ekin tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Bu yüzden de bu tarlalar bana hiçbir şey hatırlatmazlar. Buna üzülüyorum. Ama sen beni evcilleştirseydin, bu harika…

Küçük Prens ve güller-10
Kitap Özetleri / 14 Ağustos 2011

Çölün, kayaların ve karların arasında uzun bir süre yürüyen küçük prensin karşısına sonunda bir yol çıktı. Ve bütün yollar sizi insanlara götürür. Yol boyunca yürümeye devam etti küçük dostumuz. Karşısına bir gül bahçesi çıktı. “Günaydın” dedi güllere. Onlar da: “ Günaydın” diye karşılık verdiler. Küçük prens onları izledi biraz. Hepsi de kendi çiçeğine benziyordu. Şaşkınlıkla: “Siz kimsiniz?” diye sordu. “Biz gülleriz” diye yanıtladı çiçekler. “Ah!” diye haykırdı küçük prens. Ve birdenbire içine büyük bir üzüntü çöktü. Kendi çiçeğinin evrendeki eşsiz bir tür olduğunu sanıyordu. Öyle demişti çiçek. Be işte burada, küçük bir bahçenin içinde, aynı çiçekten tam beş bin tane vardı! “Eğer burada olsaydı, bana yine sitem ederdi” diye düşündü. “Sanki ölecekmiş gibi durmadan öksürürdü. Yalanını bu şekilde ört bas etmeye çalışırdı muhakkak. Ve ben de hastabakıcılık numarası yapardım. Aksi taktirde gerçekten de ölürdü. Altta kalmaktansa ölmeyi tercih ederdi.” Sonra kendi kendine : “Eşsiz bir çiçeğim olduğu için kendimi zengin sanmıştım. Oysa o sıradan bir gülmüş sadece. Peki yanardağlarıma ne demeli? Boyları sadece dizlerime geliyor ve birisi sönmüş durumda. Tüm bunlar beni hiç de önemli bir prens yapmaz. Kendini çimenlerin üstüne bıraktı ve ağlamaya başladı küçük prens.

Küçük Prens, Dünya ve Dağ-9
Kitap Özetleri / 11 Ağustos 2011

Küçük prens büyük bir dağa tırmandı. Daha önce kendi gezegenindeki üç yanardağın dışında hiç dağ görmemişti. Bu yanardağların boyu ise sadece dizlerine geliyordu. Sönmüş yanardağı tabure olarak kullanırdı. Ona ayaklarını uzatırdı. Kendi kendine : “Bu kadar yüksek bir dağın tepesine tırmanırsam, bütün gezegeni ve gezegendeki bütün insanları görebilirim” dedi. Ama görebildiği tek şey, diğer dağların sivri dorukları oldu. “Günaydın” dedi kibarca. “Günaydın… Günaydın… Günaydın…” diye yanıtladı yankı. “Sen kimsin?” diye sordu küçük prens. “Sen kimsin… Sen kimsin… Sen kimsin…” dedi yankı. “Arkadaş olalım. Ben çok yalnızım” dedi bu kez. “Ben çok yalnızım… Çok yalnızım… Çok yalnızım…” “Ne tuhaf bir gezegen!” diye düşündü. “Her tarafı kuru, her yeri dikenli, tamamen sert ve acımasız. İnsanlarda ise hayal gücü yok. Sadece sizin söylediklerinizi tekrarlıyorlar. Benim gezegenimde bir çiçeğim vardı ki, her zaman ilk konuşan o olurdu.

Küçük Prens, Dünya ve yılan-8
Kitap Özetleri / 07 Ağustos 2011

Aslında insanlar Dünyada pek az yer işgal ederler. Dünyadaki tüm insanlar bir araya gelse, otuz kilometre uzunluğunda ve otuz kilometre genişliğindeki bir alana kolayca sığabilirler. Yani Pasifik Okyanusundaki küçücük bir ada, bütün insanları kolaylıkla içine alabilir. Ama elbette ki büyükler buna inanmazlar. Kendilerinin çok yer kapladığını düşünürler. Kendilerini baobap ağaçları kadar önemli sanırlar. Onlara: “ İsterseniz kendiniz hesaplayın” deseniz, buna memnun olurlar. Hemen bir şema çizmeye koyulurlar. Şemalara bayılırlar. Ama siz vaktinizi bu sıkıcı işlerle boşa harcamayın. Ben sizin bana inandığınızı biliyorum. Evet, biz yine küçük prensimizin hikayesine dönelim. Küçük prens Dünyaya ayak bastığında, hiç kimseyi göremedi. Kumların üzerinde hareket eden uçuk sarı renkli yaratığı görünce yanlış yere geldiğini zannetti. “İyi akşamlar” dedi kibarca. “İyi akşamlar” diye yanıtladı yılan. “Hangi gezegendeyim acaba?” “Dünyadasın. Burası Afrika kıtası.” “O halde Dünyada hiç insan yok.” “Burası çöl,” dedi yılan “çöllerde insan olmaz. Dünya çok büyük bir gezegendir.” Küçük prens bir taşın üstüne oturdu ve gözlerini gökyüzüne çevirdi. “Merak ediyorum” dedi, “acaba yıldızlar tek tek yansaydı, o zaman herkes kendi gezegenini tekrar bulur muydu? Bak! Benim gezegenim tam üstümüzde. Ama öyle uzakta ki!” “Ne kadar güzel bir gezegen” dedi yılan. “Neden buraya geldin?” “Bir çiçekle bazı sorunlarım oldu” diye yanıtladı küçük prens. “Peki insanlar…

Küçük Prens, coğrafyacı ve kaşif-7
Kitap Özetleri / 05 Ağustos 2011

Yaşlı bay: – Nereden geliyorsun? diye sordu. – Bu büyük kitap da ne? dedi Küçük Prens. Ne yapıyorsunuz burada? – Ben coğrafyacıyım. – Coğrafyacı olmak ne demek? – Coğrafyacıi denizlerin, ırmakların, şehirlerin, dağların, çöllerin nere olduğunu bilen bir bilgindir. – Oo… çok ilginç bir iş! İşte gerçekten bir meslek, dedi Küçük Prens ve çevresine bir göz gezdirdi. Böyle görkemli bir gezegen görmemişti daha. – Gezegeniniz pek güzel. Okyanusları var mı? – Bilemem. – Nasıl olur? (Küçük Prens hayal kırıklığına uğramıştır.) Dağlar var mı? – Onu da bilemem. – Peki, şehirler, ırmaklar, çöller mi var? – Onu da bilemem. – Peki, coğrafyacı değil misiniz? – Coğrafyacıyım, ama kaşif değilim. Kaşifim de yok. Coğrafyacı dünyayı dolaşıp da, şehirleri, ırmakları, dağları, denizleri, okyanusları, çölleri sayamaz. Onun dolaşacak vakti yoktur. Yazı masasından ayrılmaz. Ama kaşifleri kabul eder, onlara soru sorar, anılarını not eder. Sonra kaşifin anlattıklarını ilginç bulursa, önce kaşifin ahlakı üstüne bir araştırma yaptırır. – Ne diye? – Çünkü kaşif yalan söylecek olursa, coğrafya kitanında korkunç yanlışlar çıkabilir. Hele kaşif içkiye düşkünse, iş büsbütün karışır. – Neden? – Çünkü sarhoşlar çift görür. Bir dağ olan yerde iki dağ gösterebilir. – Ben öyle bir adam biliyorum ki, pek kötü bir kaşif olurdu. – Olabilir….

Küçük Prens ve iş adamı-6
Kitap Özetleri / 29 Temmuz 2011

– Bu gezegende elli dört yıldır otururum, çalışmama yalnız üç kez ara vermek zorunda kaldım. Bir kez yirmi yıl önce, bir böcek çıkageldi. Allah bilir nerden, korkunç bir gürültü çıkarıyordu. Onun yüzünden toplamda dört yanlış çıktı. İkincisinde bir romatizma krizi geçirdim, on bir yıl önce. Tabii benim hareket yapacak, gezmeğe gidecek vaktim yok ki… Ciddi bir adamımj ben. Şimdi de… sen geldin işte! Ne diyordum: Beş yüz bir milyon… – Ama ne? Beş yüz bir milyon ne? İşadamı kurtuluş yolu olmadığını anladı: – Ara sıra gökte gördüğümüz o küçük şeylerden. – Sinek mi? – Yok canım, o parlayan küçük şeyler… – Arı mı? – Değil. Tembellerin düşlerine giren o pırıl pırıl şeyler var ya, onlardan. Ama ben ciddi bir adamım. Düş kurmam. – Ha, anladım. Yıldızları diyorsun. – Evet, yıldızları. – Peki, ne yaparsın beş yüz bir milyon yıldızla? – Beş yüz bir milyon altı yüz yirmi iki bin yedi yüz otuz bir. Ben ciddi bir adamım, hesabımı bilirim. – Yıldızlarla ne yaparsın? – Ne mi yaparım? – Evet. – Hiç, onlara sahibim. – Yıldızlara sahip misin? – Evet. – Ben bir kral bilirim… – Krallar sahip olmaz, yönetirler. Ayrı ayrı şeylerdir bunlar. – Peki, yıldızlara sahip olmak neye yarar?…

Küçük Prens ve kendini beğenmiş adam-5
Kitap Özetleri / 28 Temmuz 2011

İkinci gezegende kendini beğenmişin biri oturuyordu. Küçük Prens’i uzaktan görünce: – Ha, ha! İşte hayranlarımdan biri ziyaretime geliyor, diye bağırdı. Öyle ya, kendini fazla beğenen insan, dünyada herkesi kendine hayran sanır. – Günaydın, dedi Küçük Prens şapkanız ne garip! – Selam vermeye yarar. Beni alkışladıkları zaman, şapkamı çıkarır, selam veririm. Ne yazık ki buralara uğrayan yok. Küçük Prens: – Ha, öyle mi? dedi, ama anlayamadı. – Ellerini çırp! Küçük Prens ellerini çırptı. Kendini beğenmiş adam da alçak gönüllü bir tavırla şapkasını çıkarıp selam verdi. Küçük Prens de: “Burası kralın gezegeninden daha eğlenceli bir yer” diye düşündü ve alkışlamaya başladı. Kendini beğenmiş, şapkasını çıkarıp yine selam verdi. Bu oyun beş dakika böylece sürüp gidince, Küçük Prens’in canı sıkıldı: – Peki, şapkanızı aşağıya indirmeniz için ne yapmalı? diye sordu. Ama öteki bu soruyu duymadı bile, onun gibi kendin ibeğenmişler yalnız alkışları duyarlar. – Bana çok mu hayransın? diye sordu. – Hayran olmak ne demek? – Hayran olmak, benim, gezegenin en güzel, en iyi giyinmiş, en zengin, en zeki adamı olduğumu kabul etmektir. – İyi ama gezegeninde yapayalnızsın! – Ne olacak, hatırım için, bana hayran ol. Küçük Prens omuzlarını silkerek: – Peki, dedi, sana hayranım. Ama ne işine yarayacak? Sonra da kalktı gitti….

Küçük Prens ve Kral-4
Kitap Özetleri / 25 Temmuz 2011

Kral erguvanlar, beyaz kürkler giymiş, çok sade fakat şahane bir tahta kurulmuş oturuyordu. Küçük Prens’i görür görmez: – İşte bir uyruğum, diye bağırdı. Küçük Prens kendi kendine: – Nasıl oldu da beni tanıdı, daha önce hiç görmemişti, diye düşündü. Bilmiyordu ki krallar için dünya çok basittir. Bütün insanlar uyruklarıdır. Sonunda krallık edecek birini bulduğu için böbürlenen kral: – Yaklaş da seni iyi göreyim, dedi. Küçük Prens etrafa bakınıp oturacak yer aradı. Ama kralın kürk mantosu gezegeni baştan aşağı örtüyordu. Boş yer bulamadığından, ayakta durdu. Çok yorgun olduğu için de esnedi. – Kral huzurunda esnemek görgü kurallarına aykırıdır, dedi kral. Yasaktır! Küçük Prens utanarak: – Elimde değil ki, dedi. Uzun bir yoldan geliyorum, hiç de uyumadım. – Öyleyse, dedi kral, esnemeni emrediyorum. Yıllardır kimsenin esnediğini görmedim. Esneme denilen şeyi merak ediyorum. Haydi, bir daha esne! Bu bir buyruktur! Küçük Prens’in yüzü kızardı: – Olmuyor… bir daha olmuyor ki… dedi. – Ha! Öyleyse, bir esnemeni, bir esnememeni emrediyorum. Kral biraz kekeledi, yüzünü ekşitti. Çünkü kral her şeyden önce otoritesine saygı gösterilmesini isterdi. Kendine karşı gelinmesine göz yummazdı. Mutlak bir kraldı o. Ama aynı zamanda çok iyi bir adam da olduğu için, akla yakın buyruklar verirdi. “Bir generale deniz kuşu olmasını buyursam da,…

Küçük Prens ve ciddiyet-3
Kitap Özetleri / 24 Temmuz 2011

– Öyleyse, dikenler ne işe yarar? Hiç bilmiyorudum. O anda da otorumun sıkışmış bir vidasını sökmeye uğraşıyordum. Çok dertliydim; motordaki bozukluk çok önemli görünüyordu. İçme suyumuz da günden güne azaldığından, geleceği karanlık görmeyğe başlamıştım. – Dikenler ne işe yarar? Küçük Prens bir soru sordu mu, vazgeçmezdi. Vidaya çok sinirlenmiştim. Rastgele bir cevap verdim: – Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçeklerin kötü huyundan doğar. – Aa… Kısa bir sessizlikten sonra, kin dolu bir bakışla: – İnanmam! dedi. Çiçekler zayıftır, saftır. Tehlikelere karşı koymak için, ellerinden geleni yaparlar. Hem onlar dikenleriyle kendiierini çok güçlü sanırlar… Hiç cevap vermedim. O anda: “Şu vidayı sökemezem çekiçle uçururum” diye düşünüyordum – Hem sen inanmıyor musun ki çiçekler… – Yok, yok, bir şeye inandığım yok. Aklıma geleni söyledim. Hem ben ciddi şeylerle uğraşıyorum. Küçük Prens dona kaldı: – Ciddi şeyler! Elimde çekiç, parmaklarım makine yağıyla kapkara olmuş, hiç beğenmediği o uçakla uğraşıyordum. Bir an baktı, sonra: – Sen de büyükler gibi konuşuyorsun, dedi. Biraz utanmıştım. O ise acımadan sözünü tamamladı: – Her şeyi birbirine karıştırıyorsun… Kafan darmadağın… Çok kızmıştı, başını sallıyor, altın sarısı saçları rüzgarda uçuşuyordu. – Ben bir gezegen bilirim, içinde al yanaklı bir bay oturur. Ömründe bir çiçek koklamamış, bir yıldıza bakmamıştır. Hiç, hiç kimseyi…