Beste, aşkın kıvılcımıdır
esinti / 28 Mayıs 2014

İsmail Emre – Beste, aşkın kıvılcımıdır. Allaha yaklaştıran bütün kelâmlar makamla çıkar, makamsız gidilmez. Aşk böyle söyler. ölüm hâlinde veyâ hasrette kalmış bir insan, eli kulağa atıyor, bir beste veyâ makam tutturuyor. Kur’ânda makamla gelmiştir, yâni aşkla. Cebrâil, aklın aşka yaklaşmasıdır. Cebrâil, bir kudrettir, mânevî bir kudret… Adamın birinin merkebi kaybolmuş. Camide va’zeden Nasrettin Hocaya ricâ ediyor ki duâ etsin, cemâat da âmin desin de merkebi bulunsun. Hoca birisine bir yular getirtiyor ve cemaata soruyor: “Ey ahâli! içinizde hiç aşk mâcerâsı geçirmemiş varsa, meselâ, mala mülke, kadına kuşa, Allaha filân âşık olmayan biri varsa parmağını kaldırsın. Birisi ayağa kalkıyor: “Ben hiçbir şeye âşık olmadım” diyor. Nasreddin Hoca, eşeğini kaybeden adama dönüyor: “Al şu yuları da git bu adamın başına tak, senin eşeğin odur” diyor. Herif de mîrasyediymiş. Etraftan: Şu adama bir eşek parası ver de kurtul, yoksa seni sürükleyip götürür” diyorlar. Adam, bir eşek parası verip o kötü vaziyetten kurtuluyor. Nasreddin Hocanın hâlini bilmeyenler, bu fıkraları güldürücü bir hikâye olarak dinlerler. Halbuki Hocanın bütün sözleri tasavvufî ahlâkı ve tasavvufî hakîkatı anlatan birer kimyâdır. Korkusu olsa Timurleng’in karşısına çıkar mıydı? Evliyâ olmasaydı ona: “Ben zâten futa’ya kıymet biçmiştim, senin ne kıymetin var ki…” diyebilir miydi? ” Lâ havfün aleyhim ve lâyahzenûn:…

Unutma Perdesi
esinti / 27 Mart 2014

Her birimiz bu gerçeklikte konumlandığımız (seçerek ya da belki tesadüfi fark etmez) ROLlere ölümüne bağlıydık, sanki ondan başka bi yetimiz, bilgimiz yokmuş gibi davrandık, bazıları hala öyle davranıyor. Ki bunun “unutma perdesi” ile ilişkili olduğunu biliyoruz. 3B boyutunun bir şartı; unutmak! 🙂 Örneğin ben bir hayalperest, bir kurgucu rolünü aldığımda bununla ilgili yaşayıp yaratımlarda bulunduğumda başka roldeki biri (bir başka BEN) de ahlakçı rolü almış olabiliyor, biirbirimizi kıyasıya eleştiriyoruz. Sanki ben de hiç ahlakçılık yokmuş gibi davranabiliyorum. Oyunu dışarıdan gözlemlediğinizde dramatik bi komedi gibi oluyor, belki o sebeple üstatlar, kanallık bilgileri verenler bu kadar çok kahkaha atarlar. Kahkaha atanlar bunu sık sık ve sanki çok da gerekli gibi bi durumda değilken yapanlar hemen dikkatimi çeker. Örneğin Tobias’ı böyle bir durumdan ötürü izlemeye başlamıştım. * “Ruh öğrenmez, insan öğrenir.” Diyor Kryon. Hakikaten de tavukların ruhla bi ilişkisi olabilir, çünkü (arkadaşlarım bilir) tavuklar üzerine oldukça çok düşünmüş ve gözlem yapmışımdır. Üstelik Clarissa’nın en beğendiğim (sibel yaşamının hikayesi olarak algıladığım) öyküsü Vasalisa‘da hayatın var oluşunu sağlayan ateşi veren Baba Yaga’nın evi tavuk ayaklarına sahiptir! Ve benim BAK oyunuyla sorduğum kendi işlevime dair yapılan resimde yine sol tarafımda tavuk ayaklı kaos canavarı yer almıştı. Tesadüf deyip geçebilir miyiz? evet Ama artık geçmiyorum 1999 dan…

Ruhsal zeka ile bağlantı kurmak.

En derindeki kurtulusumuz, kendi en derin hayal gücümüze hizmette yatıyor olabilir. Ortanin tuttuğu ve üzerinde düşündüğü o derin ve anlamli merkezden yoksun olan çoğunluk hayatin parcalanmis kenarina takılmis, nilüferin dış taç yapraklarina izole edilmiş durumda. Sonuç olarak bizler, çogunlukla anlamı materyalizm, rasgele seks, amaçsız isyan, şiddet, uyuşturucu veya Yeni çağ okültizmi gibi bozunmuş ya da dışlanmiŞ durumdayizdir. İngilizcede sağlık ve bütünlük kelimeleri ayni kelime kökünden gelmektedir; sağlıklı olmak bütün olmaktir. Newtoncu dusunce vücudu bir gen makinasi olarak, hastaliklarin yok edilmesi, yaşlanmayi ve ölümü ise “çare bulunmasi gereken” bir şey olarak sistemin hatasi (!) Veye dusmanlari olarak gormekteydi. Halbuki bazi doktorlar ve filozoflar hayata artik baska acidan bakmaya basladilar; çektigimiz acilarin cogu hatta kronik fiziksel hastaliklar dahi “anlam hastaliklari” kapsamindadir. Sadede gelmeye başladik. Komşunu kendin gibi sev emri der Freud, bugune dek yazilmis en imkansiz emirdir. Ona gore boyle degerler ego uzerine imkansiz bir yuk yükledi ve bizi hasta etti, bunlarip hepsine degisik nevrozlar denebilir. Çelişkilerimiz gercekten hayati. İndirgemeci bilimsel düşünüşten dolayı sihir ve gizeme yabancılaştık. Freud ve onun takipcileri sayesinde egoyu gercegin ta kendisiymis gibi görmeye tesvik edildik, Batı hümanizmi kibir ve ümitsizligin bir karisimi haline geldi. Bizler en iyiydik, evrim agacinin en tepesindeydik. Onsekizinci yüzyil sonrasi Batı humanizminin ruhsal…

Entegral üzerine bi sohbet
esinti , Felsefe ve Kuantum / 10 Aralık 2012

Murat Uhrayoğlu Yani demek ki, herşeyi toplumlar ve marks’ın öngördüğü gibi, sınıfları dahil birleştirip parçalarına ayırmak teorik olarak mümükün anlamına gelir ki, modern anlamdaki yorumu, sosyalizm ve sosyo-ekonomi’de ve hatta mikro-iktisatta bunun uygulamaları mevdut olduğu görülür.. Daha özel anlamda psikolojik yorumu ise, tüm yaşamış olduğumuz hayatımızın (egomuz), kendi hayatımızın bu genel çözümlerden (süperego veya toplu bilinçaltı) kendi seçmiş olduğumuz özel değerlerin verilmesinin bir integrali olduğunu da düşünebiliriz.. Sibel Atasoy Evet şimdi anlaşılır oldu teşekkürler. Tabi bu brleştirip ayrıştırmaişi bildiğimiz dünyanın tüm oyunlarını kapsayan üst oyun olagelmiştir. Kendimizi zeki bulmak için bu işlemlere ihtiyaç duyuyorduk muhtemelen, merakımız ve bu motivasyon bizi yaşadığımıza ve değerli olduğumuza bizi ikna ediyordu. Sizce bundan sonra da bu motivasyonu derinleştirerek sürdürecek miyiz yoksa başka şeyler mi bekliyor bizi? Murat Uhrayoğlu Evet yapboz şekline bir oyun teorisi aslında her şey. ama burda bir nokta var: Oyunun kurallarını kendimizin belirlkemesi bekleniyor birisi tarafından ve oyun genel anlamda izleniyor dışarıdan. Ama sebebi ne: bunu bilmek mümkün değil, çünkü oyunun dışına çıkamıyoruz.. Sibel Atasoy Oyunun dışına zaman zaman çıkabiliyoruz, rüyalarda vizyonlarda. Mesele oradaki değişik algıyı oyuna döndüğümüzde hatırlayabilmekte. İşte kendini disipline etmek de bu yüzden hayati. Ben bilmediğimizi söylediğiniz sebebi tahmin ediyorum fakat oyun içndeyken bundan tam emin olmak da…

Rüya ve her an yenilenen Gerçek
esinti , Rüya/Psikoloji / 08 Kasım 2012

Piyangodan ne çıkarsa onun rüyası sibelatasoy.com “Gerçekliğin ruhumuz bile duymadan belki de sürekli değiştiriliyor, yineleniyor olduğunu-ama bizim bunu bilmediğimizi, bu bilgiye yalnızca rüyayı görenin ve rüyadan haberdar olanların vakıf olduğunu düşündünüz mü hiç?” Gerçekliğin ruhumuz değil belki ama minicik bilinç adamız duymadan sürekli değişiyor olduğunu ve kimsenin bunu bilmediğini-önceden ben de bilmiyordum- hiç düşündünüz mü? Ya da şahit oldunuz mu? Bu sizde nasıl bir reaksiyona sebep oldu? Bu konu ve gerçek sorularım, insanın kıyameti olabilecek denli öncelikli, en azından ben öyle hissediyorum. Cevaplarınız ve yorumlarınız ve paylaşıınız beni sevindirir. S. Dlgç Blg ben bunu küçüklüğümden beri düşünürüm ve çok ironik gelir bana. bazen başımı yukarı kaldırıp oyunun bazı noktalarının değişmesini isterim oyun kurucudan. Sibel Atasoy Doğru bunu herkes kendine göre bi sıklıkla yapmıştır, “tanrım beni baştan yarat” sendromu diyebiliriz. Benim burada parmak bastığım durum ise tam tersine, gerçekliğin her an değiştiğine şahit olma durumudur, bunu hemen hemen kimse fark etmez-kendileriyle ilgili bi olsa-! Çok tuhafftır buna şahit olmak. Adeta Dövüş Kulübünün beyaz odasında yekpare camın önünde dikilip dışarıya bakmak ve orada her şeyin çöktüğünü ve yeniden yapıldığını seyretmek gibidir. Elvan Emekli Bunu izlerken zamanın genişleyip yayıldığını bazende donduğunu gözledinizmi? Sibel Atasoy Eveet ama bundan daha dehşet verici hissettiğim de çok…

Bozon Fermiyon aşkına!
esinti , Felsefe ve Kuantum / 01 Nisan 2012

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü · Fermiyonlarla beraber olan-tek başına bulunamayan- kütlesiz -elektriksel yükten yoksun bozonlar acaba eter mi sizce?? Murat Uhrayoğlu Eter aslında kütlesiz ve yüksüz maddenin üzerinde titreştiği birleşik bir bozon dalgasıdır ve tüm evreni hiperbolik zaman dalgalarının üzerine binmiş şekilde kaplar.. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü zaman dalgaları nedir? Turan Erdal Soru: bozonlar=eter mi? Türkcesi: bozonlar=hayali parcaciklar mi? Murat Uhrayoğlu Zaman 5-boyutlu relativiteye göre tek boyutlu sabit bir nicelik değildir, aksine t=t’+t” şeklinde iki parametrik değişkenle hiperbolik bir evren hattı tarayan bir elektromanyetik dalgadır ve fizik yasaları gereği bozonlar da dalga olduğu için bu sayede dalga+dalga birleşeilmekte ve böylece uzay+zamanı oluşturmaktadır.. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bi zamanlar bilim tayfası bu eter ismini kullanmaya başlamışlardı fakat sonra dalga dalga vaz geçildi, yanılıyomuyum? Murat Uhrayoğlu Evet, 100 sene önce einstein ve hatta 200 yıl önce newton eter tanımını kullanıyordu bu boşluk için. Ama kuantum mekaniği ve partikül fiziği geliştikçe ve özellilkle de 1984 yılında süpersicim kuramının temelleri atılmasıyla bu boş maddenin…Devamını Gör Murat Uhrayoğlu Turan bey bozonlar madde değil partikülleri taşıyan alan ağları yani kütleçekim alanı, elektromanyetik alan veya higgs alanı gibi partikülün içinde yüzdüğü bir deniz veya okyanus gibidir. Partikülleri teşkil eden fermionlar ise bu denizdeki yolo alan gemiler gibi de düşünülebilir ve…

Gözlemcinin gözlediğine etkisi

Hazır placebodan bahsetmişken aklıma gelen bir örneği de vermek istiyorum. Fakat ne yazık ki Fransız araştırmacının adını hatırlayamıyorum; nerede okuduğumu da bilmiyorum. Herneyse konu gayet net bi şekilde aklımda. Belki onu da sizlerden biri hatırlar 🙂 Fransa’da gayet saygın bir laboratuvarda bir araştırma yürütülüyormuş. Şöyle ki; Bir kimyasal maddeye diğer bir kimyasal madde karıştırılarak tepkime gözleniyormuş. İlave edilen kimyasalın bu etkimeyi en düşük ne miktarda sağlayabildiğini ölçebilmek için, her seferinde maddeyi biraz azaltıyorlarmış (hocanın eşeğin yemini her gün azaltması gibi!). Fakat sonuç değişmiyormuş ve artık öyle bi duruma gelmiş ki ilave ettikleri mayi içinde yalnızca su kalmış, fakat sonuç hala değişmiyormuş! Tabi araştırmacılar gözlerine inanamamışlar ve deneyi tekrar tekrar yapmışlar; su, içine daha önce konan kimyasalın özelliklerini hatırlayabiliyor ve karıştırıldığı diğer maddenin dönüşümünü sağlayabiliyormuş! Araştırma sonuçları bazı bilimsel yerlerde yayımlanınca kıyamet kopmuş! Bilim adamları, medya, ilaç şirketi temsilcileri hatta ünlü bir sihirbazında içinde bulunduğu bir kontrol ekibi laboratuvara gelmiş. Amaç bu işin içindeki şarlatanlığı yakalamakmış tabii! Gerçekten de daha önce defalarca olan şey onların önünde olmamış! Berbat bi durum. Zavallı bilim adamı ve ekibi mahcubiyetten yerin dibine geçmişler. Belki bu sebeple bu konuya ilişkin verileri şu anda google’da bulamıyorum. İzleri yok ettiler galiba. Olay bu kadar. Gelelim benim yoruma. Yahu bu…

Placebo etkisi-günlükten

İlaçların çoğunun etkisi psikolojik O çok güvendiğimiz ilaçların etkisi nasıl ölçülüyor? Klinik araştırmalarla. Klinik araştırmalar nasıl yapılıyor? şikayeti olan gönüllü hastalar denek olarak kullanılıyor. Nasıl kullanılıyor? En güvenilir araştırma yöntemi olan double blind yani çift kör yöntemi ile araştırma yapılarak. Nedir çift kör yöntemi? Hem hasta hem de ilacın sonucunu gözlemleyen araştırıcı hastanın hangi ilacı kullandığını bilmez… Hastalar rastgele iki guruba ayrılır. Hastaların bir kısmına gerçek ilaç, diğer kısmına PLACEBO denilen boş ilaç, yani içinde etki maddesi olmayan benzer bir hap verilir. Sonuçlar ilaç lehine istatistiki olarak anlamlı çıkarsa “ilaç etkilidir” denir. Yani birinci gurupta 100 hastadan 50’si, ikinci gurupta 30’u iyileşmişse ve bu fark istatistiki olarak anlamlıysa ilaç etkili kabul edilir. şimdi buradaki anahtar sorular; Bir; neden ilaç her hastayı iyileştirmiyor. İki; nasıl oluyor da içinde hiçbir şey olmayan boş bir ilaç, 30 hastayı iyi ediyor?. Üç; araştırıcı gerçekten kör mü? Op. Dr. Bülent Uran Kadın Hast. ve Doğum Uzmanı – Fethiye Yazının tamamı için: http://www.irenbe.com.tr/dergi/?op=alanv&olay=0&ID=220 Komedi! Yani işin ilaç kısmı epeyce şaibelidir. Yazının sahibi doktor beyi kutluyorum. Fakat benim üzerinde durmak istediğim daha genel plasebo etkisi. Hepimiz biliyoruz ki, bu oyunun içinde (herşeyi) var eden/yok eden zihnimizdir. Canlı/cansız her objeye onu O yapan anlamı biz yüklüyoruz. Bunları bilinçsizce…

Önemli iki soru-4
Felsefe ve Kuantum / 07 Eylül 2011

Önemli iki not: 1. Varlıkların yapısal durumlarında değişiklik olması demek, molekül yapılarının değiştirilmesi demektir. Peki, atomik yapılarda da bir değişim oluyor mu? Oluyor. Şöyle ki: Her bir kimyasal elementin (yani her atomun) birçok izotopu bulunmaktadır. Şekilde azot (N) ve karbon (C) atomlarının izotopları görülmektedir. Bu izotoplar, ortamdaki enerji kutuplaşması ve yoğunluğuna bağlı olarak, ya elektron tünellemeleri, ya pozitron tünellemeleri nedeniyle çapraz (sarı ve mavi oklarla) gösterilen yönlerde birbirlerine dönüşmektedirler. Yani bir 13N atomu bir 13C atomuna, bir 14C atomu, bir 14N atomuna dönüşebilmektedir. Şekil 15: Doğadaki tüm kimyasal elementler, birbirlerine dönüşebilirler. Dolayısıyla doğadaki tüm kimyasal elementler, ortamdaki enerji durumuna göre, elektron veya pozitron alışverişleri sonucu birbirlerine dönüşebilmektedirler. İzotopların çok değişik ömürleri bulunmaktadır. İzotopların sahip oldukları bu ömürlere göre de oluşturulan bileşiklerin ömürlerine sınırlama getirilmiş olunmaktadır. Doğadaki biyolojik iç saatlerin çoğu bu sisteme dayanmaktadır. 2. Peki daha alt düzeyde, yani atom-altı-öğeler düzeyinde de değişimler oluyor mu? Evet, onlarda da değişim oluyor: Atom-altı-öğelerin de, ilerleme yönleri, adımları, enerji düzeyleri, vs değişiyor, hem de 3 eksen sistemi boyunca ve her bir eksen etrafında 77760000 saliselik konum farklılığı gösterecek şekilde! Dolayısıyla, asıl temel değişim bu en temel varlıklarda gerçekleşiyor ve onlar bu değişen enerji düzeyleri ve konumlarıyla, doğa ve dünyamızı tekrar yeniden düzenlemeye başlıyorlar….

Enerji-frekans ilişkisi-3
Felsefe ve Kuantum / 06 Eylül 2011

1.5- Peki Planck ne bulmuştu? Planck zamanına kadar, enerji denilen şeyin, istenildiği kadar küçük parçaya bölünebilen, yani sıfır (0) değerine bile indirgenebilen, belli bir kimliği-kişiselliği, çevresini algılama ve ona göre davranma yeteneği olmayan, cansız bir değer sistemi olduğu varsayılıyordu. Doğa veya tanrı denilen harici bir ekstra varlığın bu enerjiyi kendi görüşüne göre kullanıp, doğadaki olayları oluşturup-yönlendirdiği görüşü egemendi. Planck, enerji denilen faktörün, istenildiği kadar küçük parçaya bölünebilen bir şey değil, belli bir sabit değere sahip olması gereken bir faktör olduğunu ortaya koymuştu. Ve bu sabit değerin de Planck sabiti (h) denilen h=6.62606896×10−27erg·s gibi belli değerde olduğu hesaplanmıştı. “En küçük enerji değeri ne kadar” sorusundaki “ne kadar?” anlamına gelen quantum (kuantum) terimi de bu manada üretilmiş ve kuantum fiziği denilen fizik dalının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kuantum kavramının ortaya çıkışından sonra fizikçiler arasında bu konuda yoğun bir araştırma başlatılmıştır. Özellikle foton, elektron, nötron gibi kuantsal öğelerde gerçekleştirilen bu araştırmalarda: ►Doğadaki tüm maddeleri oluşturan temel element dediğimiz atomların proton, nötron, elektron gibi atom altı öğelerden oluştukları ve birbirleriyle foton denilen enerji paketçikleriyle haberleşip, karşılıklı enerji alış-verişlerinde bulundukları; ►Enerjinin, i- öğelerin frekans denilen bir saniyede yaptıkları titreşim sayısı ile (E=hν, E=enerji, h=Planck sabiti, ν=frekans) ii- ve kütleleriyle orantılı (E=m0c2, m0=hareketsiz haldeki kütle, c=ışık…

Kuantumdan benden
Felsefe ve Kuantum / 23 Ağustos 2011

Anasına bak kızını al, oğlunu alacaksan ilaveten kaynanasına da bak! sa Dünyaya gelen bir bebek, çekirdek bir benlik olarak gelir, hiçbir deneyimi yoktur. Kuantum dilinde bebeğin dalga fonksiyonu annesininkiyle hemen hemen tamamıyla çakışmış durumdadır ve yansımalı özdeşlik ilişkisi içindedir. Bebek annenin ipliğiyle kendi benliğini örmeye başlar. Annenin dış dünyaya yanıtlarını, algılarını, duygularını, kaygılarını alır ve kendi kuantum hafıza sistemine dahil eder. Bunlar onun yapı taşlarıdır ve beyindeki sinir yollarının oluşumunu etkilerler. Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır. (Bakınız) ** Kadın Bilançoysa, erkek kar/zarar cetvelidir. Yani ilki tüm hikayeyi, ikincisi sonucu gösterir. ** Eğer gerçekleşmediğini düşündüğünüz bir isteğiniz varsa, Niyetli ağ bağlantınızda onu nötürleyen başka bir isteğiniz vardır. Dikkat dikkat! Arka plan tezini anlamak için: bakınız ** Nerede bir nefret bulacağımızı düşünürsek orada bir tanrı bulacağız; nerede bir başkasını öldürmeyi düşünsek orada kendimizi öldüreceğiz; nerede dışa doğru yol almayı umsak orada kendi varlığımızın merkezine geleceğiz; nerede yalnız olduğumuzu sansak orada…

Birleşik Alan Kullanımı ya da BAK

BAK Hakkında: Birleşik Alan Kullanımı(BAK) uygulaması, gerek kadim öğretiler gerekse kuantum fiziği ile kendi düşünsel ve pratik yolculuğumun verileri bir araya getirildiğinde sanki hep elimizin altında idi buna rağmen deneme aşamasında hepimizi şaşkına çevirdi. Prensipte bu uygulamanın temeli, bir kişi olarak “BEN” öznesi ile her bir cümleye başladığımızda; iki ayrı ve temel ben’den bahsediyor oluşumuzla ilgilidir. Birincisi, her birimizin ben öznesinin TEK bir BEN oluşu, ikincisi ise her birimize has, eşi benzeri olmayan biricik ben oluşudur. Biricik (unique) olan ve dünyadaki insan sayısı kadar çeşitte olan benlerimiz, kendimizi olduğumuz yaşa kadar belirleyip özelleştirdiğimiz benler’dir. Bu yönüyle bireysel benliğimizdir (parçacık). Diğeri ise hepimizde bulunan tek BEN yönüyle bileşik benliğimizdir (dalga). Bu gözlemlerimiz neticesinde Bileşik benliğimizin bir ağ bağlantısı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. İşte Birleşik Alan Kullanımı uygulamasında biz bu ağ bağlantısına sorular yöneltiyor ve her seferinde onun bizlere gösterdiği cevapları şaşkınlık ve hayranlıkla izliyoruz. Holografik yapımızın bir belirtisi sayılabilecek bu uygulamamız her seansta yeni bir yönüyle kendini ortaya seriyor ve bizi yeni denemeler yapmak için heveslendiriyor. Bu uygulama ile her türlü soruya cevap bulabiliyoruz, yeter ki soruyu akıl edebilelim. BAK uygulamaları ne tür sonuçlar veriyor? BAK’ın  şimdiye kadar gözlemleyebildiğim bikaç işlevi var ve kimbilir bilemediğim daha neleri var 🙂…

Plaseboya devam
Felsefe ve Kuantum / 15 Ocak 2011

İnanç, ikna ve plasebo yazımıza (Tıklayınız) soru ve cevaplarla devam ediyoruz. T. Plasebo asılın görevini yaptığına göre fark nedir? S. Çok güzel bir soru, umarım cevabım da tatmin edici olur: 1. Herhalde en büyük yararı, ASILın yan etkileri sebebiyle insanda oluşan bölük pörçük hatta bazen öngörülemeyen ve ASILa bağlanamayan hasarlardan kurtulunmasıdır. 2. Asılları üretenler üzerinde ise “aracı” ya tapma olayını dengeler; çünkü bu kez asıllar üretirken bunların yalnızca “boşluğa basamak dizmekten” ibaret olduğunu anlarlar. Giderek birer birer insanlardan topluma da sirayet eder. Dıştan gelen deva yerine içten gelenin gücü ön plana geçmeye başlar. Dört elementin bilinçli varlıklar oluşu daha iyi anlaşılır ve bundan sonraki yapılanmamız onlarla aramızda doğrudan iletişim ile oluşur (muhtemelen ilk atalarımızın yaptıkları gibi). Buradaki fikir plasebonun ilaç yerine kullanılışını baz alarak anlaşılabilir. Her ilacın yan etkileri var değil mi? Bazıları biliniyor bazıları ise bilinemiyor çünkü seneler sonra ortaya çıkıyor. İlaç, belli bir organ ya da hastalığı iyileştirici hizmet sunarken bedenin hatta tüm psişenin başka yönlerine kalıcı hasarlar veriyor. Oysa plasebo yalnızca inancı kullanıyor ve yan etkisi yok 🙂 Bu açıklamayı metaforik olarak tüm diğer konular için kullanabiliriz. T. Asılları anlatan “aracilarin” bizleri dogru iletisim yapmaktan engellediklerini söylüyorsun. Mutlak gercekligin olmadigi, bir adimin diger adima göre emin zemine…

İnanç, ikna, plasebo
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 05 Ocak 2011

Plasebo için, kısaca hastaya ilâç diye verilen tesirsiz madde, sahte ilaç diyebiliriz. Şu adreste örnekleriyle daha geniş bilgi var, az sonra sunacağım fikir dizgesi için önce bunu okumak açıklayıcı olabilir: https://sibelatasoy.com/?p=205 Plasebo etkisinin geçerli olabilmesi için çok önemli ilksel bir şart var; kişi öncelikle “asıl”a inanmış olmalıdır! Açıktır ki bir şeyin sahtesi var ise onun bir de aslı vardır. Peki insanları bir şeyin ASIL olduğuna inandırmak kolay mıdır? Kolay olmadığını biliyoruz.  Sebep ise insanın 0-6 yaş arasında edinmiş olduğu, dünyayı algılamasına sebep olan, kendi ve ötekiliği oluşturan temel bilgilerin sonradan yıkılamaz güçte oluşudur. Dünyanın genelinde kültürlere göre farklılık gösterse de ezici çoğunluğun tabi olduğu bilgiler büyük oranda örtüşür ve böylece aynı devirdeki dünya insanları ortak bir rüyayı görebilme ehliyetini edinir. Bu bir yandan büyük bir başarı olmakla birlikte diğer yandan, başka bir rüyaya ya da gerçekliğe geçmenin önünü kesin biçimde kapatan bir engeldir de. Yani ilaç aynı zamanda zehirdir! İnsanlar gözleriyle gördüklerine inanmaya eğilimlidirler fakat “temel bilgiler” (ortak rüya için bebeklikte alınan ilaç) onları bu konuda da şüpheci olmaya iter; çünkü birçok kötü/dolandırıcı insan vardır ve göz boyama sanatı ile insanı kandırabilir ve yoldan (ortak rüyadan) çıkarabilirler. Adına makul şüphe denilen bu “korku aşısı” gerçekten de fevkalade işe yaramaktadır. Makul…

Kuantum Teorisinin soyutlanması
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 22 Ekim 2010

http://www.facebook.com/home.php?#!/video/video.php?v=451216833673 Yer çekiminden kurtulmak, görünmezlik, karbon nano tüpler, uzay asansörleri… Eğer bir an önce kuantum teorisinin soyutlanmasını başaramazsak bizi teknolojik boyutu ile ezebilir. neden böyle bir endişe duyuyorum? Aslında burada profesörün farkkında olmadan defalarca tekrarladığı masum bir kelime sebebiyle: “kontrol”. Tüm bu olanlar he…r zaman bilimkurgu ve fantastik kurgucular sayesinde olabiliyor(profesör de bunu bi kaç yerde belirtmiş), çünkü deneyimden önce kuram,kuramdan önce hayal geliyor. Bu sıralamayı hatırlamakta yarar var. Bu sebeple “kurgucuya” ölmeden önce “iyi biliriz”diyelim lütfen. 🙂