Tohum Islahı
esinti / 25 Ekim 2012

Hem kişisel hem de devlet eliyle tohum ıslahı yapılır. Bu ne zaman başlamıştır, ıslah nedir? Neden gereklidir? Gerekli midir? Bu konunun PAN ile bi ilişkisi var mı? * Dünyamızda diye sahiplendiğimiz insan yapısı her şey, erkeklerin dar görüşleri ve üstelik bu görüşe olan nerdeyse sınırsız inançları, inatlarının, korkusuzlıklarının (hekurasları) ve fiziksel enerjilerinin birleşiminden oluşan bir pakettir. Şüphesiz ki somut olarak ortaya çıkan bu insan yapısı şeylerin arasında sayısız bilinç seviyeleri var, bunların sebebini merak ettiyseniz, annelerine ve eşlerine bakmalısınız. * Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler (gerçek aşk) ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır. Bu sebeple bazı ustalar, görmüş geçirmiş insanlar AŞK’ı böylesine yüceltmiş ve bizlere hedef olarak göstermişlerdir. Bu aşık olduğumuzda yaşadığımız o müthiş farklı boyuttan ziyade yukardaki SENTEZleme işleminin bir hayat boyunca mümkün olduğu kadar çok yapılabilmesi içindir. Aşkın kutsallığı işlevi itibariyledir.Aşk, aşkınlaşmak içindir. Bunu hatırlamakta yarar görüyorum. * Her zerre yeksan (tektir), her zerre raksan (dans eder). Sufi deyişi

Zodyak içimizde mi?
esinti , Rüya/Psikoloji / 30 Mayıs 2012

Astrolog Öner Döşer, Zodyak içimizdedir diyor sayfasının başında. Buna katılan var mı aranızda? Açıkçası ben kendi bedenim ve hayatımda birçok kez bu paralelliği görüp şaşırdım. Zaten küçükken de damarlarımda dolaşan kan ve içindeki alyuvarlar akyuvarlar bana nedense kozmozu anımsatırdı. Küçük bi çocukken bu bana çok normal geliyordu. Bir çok insan -özellikle bu konuda fikir beyan eden erkekler- gökcisimlerinin kendilerini gerek kişisel özelliklerini gerekse zamanla gösterdikleri eğilimleri etkilediğini düşünmekten hoşlanmıyor, hatta yüzlerinde bi küçümseme ve tiksinti rüzgarı bile gördüğüm oluyor. Sizce bunun sebebi ne ola? Eğer Zodyak içimizdeyse -ki buna katılıyorum- insanların büyük bölümü kendi içlerinden tiksiniyor olabilir mi? Bu tılsımlı, mucizevi varoluşumuzda yalnız ve yalnızca iyiye odaklandırılmış insanların nevroz vakası olmalarında şaşılacak bi şey var mı? Eğilimlerimizi keşfetmek için hangi aracı kullandığımız fark eder mi? Ben AN’ın gücüne, sihrine, mucizesin güvenenlerdenim. Hiç bir an’ın tekrarı yok, her biri parmak izi gibi, DNA gibi biricik. İşte belki bu sebeplerle astrolojinin de doğan her bebeğin o biricik AN’ın ürünü olduğu temelinde yükselmesi normal geliyor bana. Her AN’ın işlevleri var. Bir eğilimi ve yaptırımı var. “Akışta olmak” kavramı AN’larda -onların işlevine/eğilimine uygun- sörf yapabilmektir desek yanılmış olmayız sanırım. Kozmoz benim içimden akıyor.

İç-Dış İlişkisi

Gerçek dertliye kendim ilâç, kendim derman; Hem âsıkım, hem masukum, kendim canan; Rahm edeyim, adım Rahman, zatım Sübhan; Bir nazarda içlerini safa kıldım. http://www.halukberkmen.net/pdf/180.pdf İç-Dış İlişkisi ** Bugün bireyselleşme sürecini tanıyabildiğimiz kadarıyla “self” her zaman bir gurup biçimlendirmeye eğilimlidir, bu da bir yandan bütün insanlar için bir duygu bağı, öte yandan belli bireyler için belirli duygu borcu oluşturmakla olur. Bu bağlar ancak self bütünlüğü tarafından kurulursa, gurur çatışmaları, kıskançlık ya da olumsuz yansımaların guruba sıçramıyacağı umulabilir. Elbette bu, görüş farklarının ya da görev çatışmalarının olmayacağı anlamına gelmez, ama her bireyin her seferinde etkin bir şekilde geri çekilmesi, kendi selfinin yönlendirdiği pozisyonu bulmak için iç sesini dinlemesi gerekir. … Ama tek bir birey kendi bireysellaşma sürecini tamamlamışsa onun çevresindekilere olumlu anlam bulaştıran bir etkisi vardır. Bu bir kıvılcım sıçraması gibi ve çoğu zaman da çok konuşulmadan, bilinçli bir amaç gütmeksizin olur. … Mandala simgesinin aynı anda iki temel yönünden söz edilmekteydi. Mandala bir yandan eski düzenin yeniden kurulması gibi tutucu bir amaca, öte yandan da henüz olmayan bişeyi biçimlendirmek gibi yaratıcı bir amaca hizmet ediyordu. Bu ikinci yan birincisi ile çelişkili değildi; çünkü çoğunlukla eski düzenin yeniden kurulması aynı anda bir yeni yaratış olmaksızın yapılamıyordu. Yeninin içinde eski aynı zamanda daha…

Batma yüzeyi
esinti / 12 Nisan 2012

Kendi yumurtanızdan, sulbünüzden doğurup OLdurmadığınız çocuklarınızı da kütüğünüze yazdırın. Batma yüzeyini genişletmelisiniz. Bu acil bi durum. Hanife A batma yüzeyini genişletmek zaman kazanmaya çalışmak değil midir? yani en baştan işin içine “batma” lafını koymuşuz:) Sibel Atasoy Her zaman tufan olmuyor 🙂 batarız çıkarız olsun diye Hanife Altuntas eşeği sağlam kazığa bağlayalım diyorsun:) Sibel Atasoy ağırlığınız artacakmış gibi görünür ama tam tersine hafiflediğinizi görüp bana teşekkür edeceksiniz. Hoş beklentim yok, hayat yeterince ediyor ) Hanife A ilk cümleyi açar mısın biraz? Sibel Atasoy hangisi Hanife A ‎”kendi yumurtanızdan sulbünüzden doğurup OLdurmadığınız çocuklarınızı da kütüğünüze yazdırın.” Sibel Atasoy kan bağından kurtulun diyorum 🙂 Hanife A ha ben yanlış anlamışım..hem kendi yumurtandan doğuracaksın, hem oldurmamış olacaksın, sonra kütüğe yazacaksın gibi..o nedenle anlamakta zorlanmıştım.tşk ederim: şimdi oldu. batma da çıkma da netliğe kavuştu.:) Sibel Atasoy farklı yollardan ifade etmeyi deniyoruz ya 🙂 KBK (kan bağından kurtulmak), kabakulaktan kurtulmak gibi hahahahahaha Belki kabakulak olunca uyanış müziğini duyamıyoruzdur Hanife A ben çocukken geçirmiştim o hastalığı. rahmetli anneannem başımda günlerce beklemişti..bu aralar, özetleme işinin ucundan kıyısından tuttuğumdan, çocukluğuma da küçük seyahatler yapıyorum.öylece izliyorum çocuk- beni.onu anlıyorum, seviyorum, onurlandırıyorum..onunla birlikte, ona kucak açan, herkesi de..daha geçenlerde bir rüyamda da rahmetli babamı gördüm..ömrü hayatında takım elbise kravat giymemiş adamcağız,…

İki dünya arası
esinti / 12 Nisan 2012

Ola ki sen GÖRMENİN insanın yalnızca iki dünya arasına, sıradan insanla büyücülerin dünyası arasına sokulduğu zaman gerçekleştiğini öğrenmişsindir. Sen şu anda o iki dünyanın tam ortasındasın. Görmeyen herhangi bir büyücü de senin gibi çakalla konuştuğunu sanır. Ama GÖREN bir kimse bilir ki buna inanmak, büyücüler aleminde çakılıp kalmaktır. (DJ) Öyle kritik unsurlar içeriyor ki bu saptama. Sanırım temel husus, “iki dünya arasına sokulma” edimidir. Şüphesiz bunu ulaşılacak bir merhale olarak lanse etmek de hamlığın bir başka çeşidi olacaktır. Herkes GÖREN olmak durumunda değil, işlevlerimiz farklı evrelerimiz çok farklı.:) ** Öylesine hayati bir konudur ki Öncelik Sırası (Tıklayınız), sık sık kendime unutturmamak için çabalarım. Lütfen sizler de isterseniz bu mesajı paylaşarak isterseniz kendi özgün kelimelerinizle bu konuyu kendinize çevrenize hatırlatın. Bu konuyu gerçekten ANlamış kişiler bir daha asla şikayetlenemezler, kendilerini ya da yakınlarını boğamazlar; çünkü ilacı bizdedir bunun. Öncelik sırana BAK. İstersen o anda DEĞİŞTİR. İçinden değiştirmek gelmediğinde bile DEĞİŞECEKSİN, artık kurban rolüne bürünemeyeceksin. Çünkü öncelik sıralarını kendi özgür iraden ile belirlediğinden EMİN olacaksın. Seninle birlikte yakınların ve uzakların da değişecek. Bütün dünya değişecek. Minnacık bir çaba buna yeter. Ancak bunun sürdürülebilir olması için büyük çaba gerekir, hatırlatma hep hatırlatmak gerekir kendimize. Ve sonunda öyle bir gün gelir ki artık eski…

Tarih tekerrürden ibaret derler

Nisan 2006.Günlükten İster dünya tarihi, ister ülkemiz, isterse kişisel tarihimiz olsun bu tespit değişmiyor; tarih tekerrürden ibaret.  Ben de tamamiyle buna katılıyorum. Zaten tekrarlar insanı uyandırıyor 🙂 Ben eskiden, bir insanın kişisel tarihinde oluşan bir olayın tekrarını, o konudan çıkarılması gereken dersin alınmamasına yoruyordum. Gerekli şey öğrenildiğinde o tekrardan kurtulunmuş olur diyordum. Fakat şu an bu görüşümü sorgulamak durumunda kaldım! Evet bu doğru olabilir ama tek başına yine de eksik bi tespit oluyor. İsmi konmuş, kişilik yüklenmiş herşey (insan, olgu, ülke vs) belli bir mekanizmaya sahip. Ve bu mekanizma gereğince belli tarz olayları sonsuzca tekrarlamak üzere yapılanmış. Örneğin bir çamaşır makinası, kirli giysileri temizlemek üzere işlevlenmiş bir mekanizma. O hep aynı işlemi tekrarlıyor. Yani her çamaşır yıkandıktan sonra bir ders alsanız dahi, bir dahakinde yiyecek soğutma işlemi kazanmıyorsunuz. Hareket belli; çamaşır yıkanır! Bu durumda tekrarların manası nedir? Bugün yürürken kendi mekanizmamı, ve tekrarlayan işlevimi düşündüm. Aradaki ilişkileri ve değişimleri gözden geçirdim. Ve şu sonuca vardım; olay sonucunda gereken ders çıkartılmışsa, bir sonraki döngüde duygu/düşünce bileşeniniz değişiyor. Edindiğiniz deneyim doğrultusunda bu kez aynı tarz olaya farklı tepkiler veriyor, aynı işlevi bir başka şekilde yaşıyorsunuz. Örneğimize yeniden dönecek olursak, çamaşır makinasının modeli değişiyor! İşlev aynı; çamaşır yıkanır! Korkunç sıkıcı bir durum içindeyiz….

Allah Korusun
esinti / 08 Şubat 2012

Birisi, bi şey ya da kendimizle ilgili bi endişe oluştuğunda hemen “Allah seni/beni/onu korusun diye ekleriz. Bunu neden yaptığımızı (kültürel bi alışkanlık) düşünmüşünüzdür herhalde. Ben düşündüm 🙂 1. Öncelikle bu söz, onu kullananın endişe frekansını nötrleştirir. Ki bu zaten başlı başına bi ziyandan korunma durumudur. 2. Söz içerik olarak çok derindir; bireysel irade ve dikkatin her şeyi dikkate alamayacağı varsayımından hareket eder ve kişinin kendi dikkatinden daha büyük bi alan tarafından korunabileceğini hatırlatır. 3. Zaten bu sözü sarf eden kendi dikkatini peşinen o şeyin arkasına koyarak, o şeyin/kişinin enerjisini peşinen yükseltmiştir fakat o bundan kendine pay çıkarmayıp, korunma konusunda bilinmedik, tanımlanmayan bi alanı yetkilendirmekle müthiş bi akıllılık göstermiş olur. …Bu arada ne diyecektim unuttum :))) ** Bilge: İnsanın kendi “işlevinden” haberdar olması çok önemli. Selami: Neden? İnsan bundan haberdar olmasa da nasılsa işlevini yerine getiriyor (el mecbur), o halde neden haberdar olsa iyidir? Bilge: Çünkü insanın işlevi her neyse onu gerçekleştirmek için bazı yetenekler ona tahsis edilmiş. Selami: E tamam, ne olmuş? Bilge: Şu olmuş Selami, o yetenekler bazı yeteneksizlikler sayesinde o kişide vücuda gelebilmiş demektir. Bu da insanların genel bir hedef ve başarı tanımlamasına iteklenmelerinin manasızlığını ve neden hüsrana yol açtığını anlayabilmenin çok kestirme bi yoludur. Selami: Hımmm… İyi…