Üçgenden dörtgene nasıl geçilir?
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 05 Aralık 2010

Başlangıçta tanımlanamayan, ikiye bölündü, 0 ve 1 şeklinde oldu. Bilgisayar programlama dili ya da tez antitez, olmayana ergi yöntemi, hepsi aynı şekilde iş görüyor. 1=eril ilke ve 0=dişil ilke. Bildiğiniz gibi tüm rakamlar bire bölünürler ve değerleri değişmez, hepsi onun(BİRin) bir yandan zenginleşmesi diğer yandan sadelikten uzaklaşmasıdır. Sıfır ise rakamların önüne ve sonuna gelmeleriyle fark yaratır! Bir sayının sıfırla çarpımı sıfıra varır, yani dişil ilkeyle çarpışmak zarar getirir. Bir sayının sıfıra bölünmesi sonsuzluğa varır (ki bu tanımlanamayandır ve bu haliyle öze dönüştür). Sıfırın sıfıra bölünmesi-çarpılması ya da sıfırın bir sayıya bölünmesi yine sıfırdır; demek ki işlevsizdir. Matematiksel ilkelerden yola çıkacak olursak, dişil ilkenin azalmadığını, çoğalmadığını, değişmediğini açıkça görebiliyoruz. O sadece eril ilkeyi dönüştürebilme yetisine sahip. “Bir erkeği rezil eden de vezir de eden kadındır” demiş atasözü. Şüphesiz, eril ve dişi ilkeyi bizatihi erkek ve kadınla özdeşleştirmiyoruz; çünkü artık hepimiz biliyoruz ki, her iki ilke de her insanda mevcut. Ancak insan doğduğu andan itibaren onun aslında neredeyse tanımsız varlığı, isim koymakla başlayan ve iç-dış ayrılığı yaratmak ve ego-ben oluşturmak üzere verilen ciddi bir eğitimden geçer. Aslında bedenle belirlenen cinsiyetin gerçekten belirlenmesi bu sayede pekişir. Böylece cinsiyetler pekiştirildiğinde(0-6 yaş arasında tamamlanır) o insan artık kendinde var olan iki temel ilkenin bedensel cinsiyetine…

Masallar ve Mitler

Masallar ve Mitler Masallar, mitler ve rüyalar aynı kumaştan biçilmiştir. Üçü de bilinçdışının ürünüdür. Campbell’e göre rüya kişiselleştirilmiş mit; mit ise kişisellikten arındırılmış rüyadır. Mitolojinin simgeleri (ister ele gelir görüntüler, ister soyut düşünceler biçiminde olsun) en derin dürtü merkezlerine dokunup onları harekete geçirir, eğitim görmüşleri ve cahilleri aynı biçimde etkiler, yığınları, uygarlıkları harekete geçirir. Bir mitin genel olarak bütün insanlıkla ilişki derecesi, bir düşün özel olarak onu gören bireyle yakınlığı kadardır. Gördüğü düşü anlamlandırabilen kişi, “öz” kendisini daha iyi tanır. Bir mitin saklı anlamını kavrayabilen birey de, yaşamın hepimizden yanıt istediği evrensel ve tinsel sorularla ilişki kurar (Johnson). Rüya benzeri oluşumlar niteliği ile binyıllardan damıtılarak günümüze ulaşmış mitler, ortak bilinçdışının bu ustalık ürünü eserleri, temelde rüyalar gibi ele alınabilir, yorumlanabilirler. Bilinçdışının dili “resim dili”dir; her ne kadar sözelleştirilmiş olsa da, mitlerde konuşan resimlerdir. “Kişisel resimlerin” “ortak resimlerle” netleştirilmesi ve derinleştirilmesi, Jung’un rüya yorumlarında da kullandığı güçlendirme tekniğinin de temelini oluşturur. Bilincin işlevi, gerek birey, gerekse tür olarak insanın bu resimleri ayrıştırması, tanımlamasında ve bireysel çekirdekle bütünleştirmesinde kendini gösterir. Duygu yükü yüksek, kapıp sürükleyen resimlerden, coşkusallıktan arınmış, yeni kavramlar için kullanılabilecek tarzda tarafsızlaştırılmış fikirler oluşur. Mitler, “eski/köhne”, henüz “aydınlanma çağını” yaşamamış “rasyonelleşememiş” insanoğlunun, naif-çocuksu tarzda dünyayı anlama ve kavrama biçimi değildir….

İnsan bilinci spirali ya da dört kapı 40 makam

Osmanlı belki de gerçekten Türk köklerini geri atmak, dilini, dinini ve kültürünü değiştirirken iyi niyetlerle, daha kapsayıcı bir bilinç yapısına geçmek için bir tercih yapmıştır. Şüphesiz her uygulama onu yaşatanlarca aynı anlaşılamıyor ve farklı anlayış düzeylerinden işlem görüyor. Bunları  yerli yerince görebilmek lazım, işte bu sebeple “taraf” olmanın dehşetengiz sonuçlarını ara sıra gündeme getiriyorum. Bişeyci olursanız kendinizi onunla özdeşleştirip ona dışardan bakamaz duruma gelirsiniz ve böylece aslında pekala görebileceğiniz kötü uygulamaları görmeyi reddeder beyniniz. Öz eleştiri yapmak hem kişiler hem de toplumlar ve kavramlar için vazgeçilmez bir aşamadır. Fakat “taraf” olana öz eleştiri ölüm gibi gelir. Sonuç olarak hem osmanlı hem de TC olarak iyi niyetlerin yanında (gölgesinde, iyi kötüsüz gezemez) hatalar da yapılmıştır. Her birimiz kendi şahit olduğu çevresinde yakinen gördüğü olumlu ya da olumsuzlukları hatırlıyor ve çocuklarına empoze ediyor. Bu işler böyle sürüp gider. Mevcut güncel din söylemlerinin zamanında yaşananların çok uzağında olduğunu anlamak için alim olmak gerekmiyor. Bir kaç bilge ulemanın çalışmalarını alıp okuduğumuzda durumun hiç de göründüğü gibi olmadığını, aslında entegral bir bilince çok yaklaşmış olduklarını görebiliyorum. Bir olguyu sanki onu yorumlayıp yaşayanlar aynıymış gibi görmemize neden olan taraflaşmayı işte bu sebeple şiddetle reddediyorum. Önemli olan yola talip olmaktır, hangi yol olduğu da önemli değil herkes…

Saçmalık ve parçacık/Dalga konumu
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 24 Ekim 2010

Saçmalık ve parçacık/Dalga konumu Zaman zaman söyleyip yapmakta olduğumuz şeylerin saçmalamaktan ibaret olduğunu söyleriz. Şimdi neden saçmalamak zorunda olduğumuzu kanıtlamak için biraz daha saçmalayacağım. Boş boş (düşünmeden) bir şeyler yaptığımız, örneğin müzik dinlerken, temizlik yaparken, yemek yaparken ya da öyle amaçsızca yürürken birden aklımıza bir fikir (A fikri olsun)gelir, onu kafamızda evirip çevirmeye başlarız. Bazen de hemen söyleriz veya yazarız. Bunların çoğu boş bulundum yaptım diyebileceğimiz tepkisel anlık şeylerdir. İşte o fikrin geldiği an, kuantum açısından dalganın çöktüğü ve parçacık konumuna geçtiğimiz andır. Parçacık konumundayken, 360 derecelik TAMlığın bir noktasındayızdır. Bir başka deyişle dışımızda tam sayı cinsinden 359 nokta daha vardır (eğer bir sınır koymayacaksak halen sonsuz alternatifle çevriliyiz demektir). Şu an kendimi ifade edebilmeyi başarma arzusuyla dolu olduğum için, izin verin sınırın içinde kalıp 359 benden farklı konumun olduğunu varsayayım. Takdir edersiniz ki benden farklı noktalara çökmüş olan 359 parçacığın her biriyle eşit uzaklıkta değiliz. Örneğin her iki yönden otuzar derece uzağımda olanlarla oldukça yakın bir şey söylemekteyiz. Öte yandan doksan dereceyi geçen konumlarda giderek uzaklaşıyoruz ve 180 dereceye vardığında artık tamamen zıt şeyleri söyleyen iki noktayız. Tamamen zıddı söylemek sizlerin de kolayca görebildiğiniz gibi, aynı “gerçekliği” var etmek anlamına geliyor. Çünkü dualitik bir gerçeklikte her tanım zıddı ile…

Kerteriz ya da nirengi noktaları
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 25 Eylül 2010

Yön bulmak ve kaybolmamak için kerteriz noktalarına ihtiyacımız var. Kerteriz noktalarının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bulabildiğim bilgi aşağı yukarı birbirine benzer,  şöyleki: “Deniz üzerinde herhangi bir noktayı belirlemek için birbirinden farklı açılarda iki doğruya ihtiyaç vardır. Bu doğruların her biri için de aynı doğru üzerinde yer alacak olan iki farklı noktaya ihtiyaç olacaktır. Dolayısıyla deniz üzerinde herhangi bir noktanın kerterizini almak için iki farklı doğru üzerinde toplam dört farklı noktanın seçilmiş olması gerekir. Kerteriz noktaları uzaktan görülebilecek, önü kapanmayacak, sabit ve çevredeki diğer şekillerden ayırt edilebilecek özellikte olmalıdır. Aynı doğrultudaki noktalardan arkada olanı önde olandan daha yüksekte olmalıdır. Oluşturulan kerteriz doğrularının kesişme açıları en az 60° olmalıdır. Hata payını ortadan kaldırmak için bir başka nokta daha bulunmalı ve onun da diğer doğruyla açısı en az 60° olmalıdır. Kardaki kerteriz noktalarının yanı sıra, o nokta için derinlik değerinin de muhakkak biliniyor olması gerekir…” Bu sonsunsuzluk denizinde bir insan olarak bizim de yaptığımız-belki farkında olmadan-aynı kerteriz alma işlemi ile kaybolmamaya çalışmak. Ancak benim görebildiğim bazı farklılıklar ya da eksiklikler de var. Örneğiin tek referans noktalılar var, bu kişiler kendilerini açık denizde seyahat ediyoruz sanabilirler belki fakat muhtemelen, güvenli bir havuzda dolanıp durmaktalar.  Örneğin din, milliyet kültürü, fizik, spirütüalizm vs vs… Bunların her…

İkinci Düşünce Katı
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 25 Eylül 2010

Yeşil mimin tamamlanmasıyla insan bilinci, ikinci düşünce katı’na bir kuantum sıçraması yapar. Clare Graves buna, inanılmaz derinlikte bir anlam kanyonunun aşıldığı önemli bir sıçrama diye göndermede bulunur. Özünde ikinci bilinç katıyla kişi hem hiyerarşileri hem de heterarşileri kullanarak (hem sınıflandırarark hem de bağlantı kurarak) hem dikey hem de yatay düşünebilir. Bu durumda kişi, içsel gelişimin bütün tayfını berrak biçimde kavrar ve böylece her düzeyin, her mimin, her dalganın Spiral’in baştan sona sağlığı için çok önemli olduğunu görür. Her dalga aşar ve içerir. (benim Oyun Kuramında bu kavram bariz biçimde tarif edilmekte ve “kapsama” sözcüğü ile yer almaktadır.) Böyle olduğu için, varoluşun her dalgası, art arda gelen bütün dalgaların temel bir bileşenidir, böylece her birini bağrına basar, kucaklar. Dahası her dalga yaşam koşulları izin verdiğince harekete geçirilebilir ya da yeniden harekete geçirilebilir. Birinci kat mimlerinin hiçbirinin kendi başlarına yapmadığı, diğer mimlerin varlığını bütünüyle değerlendirmektir. Onların her biri kendi dünya görüşünün doğru ya da en iyi perspektif olduğunu düşünür. Zorda bırakılırsa olumsuz tepki gösterir; ne zaman tehdit edilse kendi aletlerini kullanarak çıkışlar yapar. Mavi düzen hem kırmızının itici gücünden hem de turuncunun bireyselcilliğinden çok rahatsız olur. Turuncunun bireyselcilliği, mavi düzenin enayiler için olduğunu ve yeşilin eşitlikçiliğinin güçsüz olduğunu düşünür. Yeşilin eşitlikçiliği mükemmelliğe…

Holistik Peygamberlik
Felsefe ve Kuantum / 27 Nisan 2009

HOLİSTİK PEYGAMBERLİK – Aydın Arıtan ( 14.07.2008 ) Tarih boyunca bütün büyük liderlerin hayatlarında gözlemlenen bir olgu vardır. Hiç birisi bütün “üstün değerler” ile donatılmamışlardır. Büyük düşünceler üretenler, büyük buluşlar yapanlar ya da büyük zaferlere imza atanlar, bir yandan da gösterdikleri bir takım insanî zaaflar, gaflar ve defolarla kendilerine inananları ya da hayran olanları şaşırtmışlardır. Bu durum, evrenin “Yaradılış İlkesi”nin zorunlu bir sonucudur. Çünkü insan dünyaya tekâmül etmek, gelişmek ve kendisinde potansiyel olarak mevcut bulunan potansiyel güçleri geliştirmek için doğar. Ama bir yandan da içinde, buna karşıt olan güdüler taşır ve “rahatlık bölgesi”nin içinden çıkmak istemez. Söz konusu “rahatlık bölgesi” onun kendini geliştirmek, karşılaştığı zorluklardan dersler çıkararak bilgilenmek ve ilerlemek için uğraşmak yerine, tembellik etmeye ve “putlar” oluşturmaya iter. Bir takım şeyleri iyi bilen doğru düşünen ya da kendini öyle gösterenlere inanmak ve onların gösterdikleri doğrultuda davranmak kolayına gelir. Giderek her şeyi onlara sormaya, danışmaya ve onların direktifleri ile yaşamaya başlar. Bu, kolay ve rahat bir durumdur. Ama kendi iradesini kullanmak, kendi aklını ve güçlerini devreye sokmak, yani kendisini zorlamak ve bir fikir üretmek ona zor gelir. Oysa insan durmak için değil, yürümek, gelişmek ve kendini aşmak için vardır. Bu türlü “putlaştırıcı” bir hayat, evrenin “Yaradılış İlkesi”ne terstir. Bu nedenden…

İnsan Bilinci Projesi

Don Beck ve Christopher Cowan’ın  Spiral Dinamik adını verdikleri bir yaklaşımda, insanın gelişmesinin sekiz genel evreden geçtiğini kabul eder, bunlara mimler de denilmektedir. Spiral Dinamik için basitçe mim, herhangi bir harekette açıklanabilen temel bir gelişim evresidir. Beck ve Cowan, mimlerin (evrelerin) katı düzeyler olmadığını, sonuçta bir ağ örgüsünü ya da göz önüne serilen bilincin dinamik spiralini oluşturan, üst üste binen ve birbirine karışarak akan dalgalar olduğunu onaylar. Spiral simetrik değildir, saf tiplerden çok eklenen birçok karışımla düzensizdir. Bunlar birer mozaik, ağ gözü ve karışımdır. İlk altı düzey, birinci düşünce katı ile gösterilen geçinme düzeyleridir. Sonra bilinçte devrim niteliğinde bir değişim oluşur; belli başlı iki dalganın bulunduğu var olma düzeylerinin ve ikinci düşünce katının ortaya çıkmasıdır bu. İşte, sekiz dalganın hepsinin, her dalgadaki dünya nüfusunun yüzdesi, her dalgadaki toplumsal güç yüzdesinin kısa bir tanıtımı: 1. Bej: Arkaik-İçgüdüsel : Temel hayatta kalma düzeyi; yiyecek, su, sıcaklık, seks ve güvence önceliklidir. Hayatta kalmak için alışkanlıklardan ve içgüdülerden yararlanılır. Nerede görülür: İlk insan toplulukları, yeni doğmuş bebekler, yaşlılar, geç evredeki Alzheimer kurbanları, sokaktaki akı hastaları, açlık çeken kitleler, savaştan ileri gelen ruhsal çöküntü içinde olanlar. Yetişkin nüfusun yaklaşık % 0.1 i, gücun % 0’ı. 2. Mor: Sihirli-Animistik : Düşünme animistiktir; iyi ya da kötü…