Station eleven dizi İncelemesi

Son zamanlarda izlediğim en iyi dizi  Station Eleven. Dizi incelemesi dediğime bakmayın, ben sadece bana hissettirdiklerini paylaşırım. Eleştirmen olmak için Yazılımlarım uygun değil. İnsanı öylesine derinden etkileyen bir yöntem kullanılmış ki, hikayenin ne olduğunu unutmak bile isteyebilir, bu büyünün etkisiyle yıllarca bu grupla dolaşabilirsiniz. Yönetmen sihri denen şey bu mudur bilmiyorum; fakat senarist arkadaşlarımın mutlaka izlemesini ve yorumlamasını isterim. Eğer izleyecekseniz beklenti ve alışkanlıklarınızı bir yana bırakmanız ve ilk üç bölümü geçebilmeniz gerekir. Ancak o zaman farklı bi şeyle karşı karşıya bulunduğunuzu anlayabilirsiniz. Hatta ben daha ikinci bölümde çöküş-hayatta kalma bahsinin, sanata, tiyatroya, çizgi romana bir güzelleme anlatısının gölgesinde kaldığını anladım, olur da her şeyi kaybedersek elimizde kalanın yarattığımız şeyler ve bunun toplamını yansıtan kültür olduğunun anlatıldığını görüp  şaşırdım. Bir Amerikan yapımından bu inceliği beklemiyordum belki!  Maalesef sadece on bölüm, fakat bence en doğru doz. Yıllar içinde değeri bilinip kült bir yapıma dönüşme ihtimali var. Şahsen ben dokuz puan verdim. An itibariyle medyatik olmamasının sebebi muhtemelen, savaş/kavga/teknik vahşet beklentisine boğulmuş eril zihniyetli seyircilerle, aşki güzellemeler, cinsellik temaları bekleyen diğerleri tarafından sıkıcı bulunmuştur. Genellemelerim için özür dilerim. Çünkü bu diziyi geç bulmuş olmamdan dolayı kendime kızgınlığım bu tür suçlamalar yaptırdı bana. İnsanız işte ne yapalım. Dizinin değerini fark eden fakat  kültür…

Uyanışın dört adımı -8
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 22 Temmuz 2020

Kundalini hakkında her şey yazı dizimize devam ediyorum, öncesi için tıklayınız Uyanışın dört adımı Bireysel kimliğimizi sağlam tutan dört enerji formu seviyesi vardır. İlk seviye vücudumuzun fiziksel formunun kendisi ve canlı olmasıdır. İkinci seviye, düşünme ve bilme yeteneğine sahip zihnimizdir. Üçüncü seviye, enerjiyi düşünceden enerji formuna, duyguları ifade etmek veya bir şeyler yapmak gibi dış dünyaya taşıma yeteneğimizdir. Dördüncü seviye, yaşamlarımız arasında süreklilik yaratan ve enerjik formumuzun aydınlanmaya doğru ilerlemesini sağlayan tüm yaşamlarımız boyunca deneyimlerimizin kolektif hafızasıdır. Bunu, tüm deneyimlerimizin büyük bir veri bankası ve şimdiye kadar öğrendiklerimizin bir koleksiyonu olarak görebilirsiniz. Aydınlanma, kendini ve bu farklı enerji katmanlarını öğrenmek için fiziksel gerçeklikte deneyimlere sahip olma süreci olarak anlaşılabilir. Bir kişi belirli bir kimlik katmanı hakkında bilmeniz gereken her şeyi öğrendikten sonra, bu kimlik katmanını atabilir ve daha sonra bir sonraki katman belirginleşir ve dersler yeniden başlar. Bu konuda şaman bilgilerindeki yalnızlaşma ve parçalanma ritine göz atabilirsiniz, tıklayınız. Enerji katmanlarıyla özdeşleşmenin tüm katmanları düştüğünde, o zaman bireysel kimliğin gittiğini ve kişinin kaynağına tamamen geri döndüğünü veya aydınlandığını söyleyebiliriz. Dünyaya her yeniden doğduğumuzda (algımız sonsuz şimdide yaşayan bir başka kişinin formuna girdiğinde! Bildiğimiz gibi Huna bilgisi-urban shamanda reenkarnasyon olgusu farklı algılarız bakınız), son kez kaldığımız yerden devam ediyoruz, şu anda içinde…

Zihnin tümü bedende değildir

Yerli halk için köylü bir kahinin söylemiş oldugu şu söz anayasadır: “Eğer kim çarpışma ve rekabet ile karşı karşıya kalırsa, en uzun agacı bulup hemen tepesine kadar tırmansın.” Kaçmak mı? Eger düz anlamında algılayacak olursak, sözün demek istedigi anlam “Dövüş ya da sıvış” olacaktır. Ancak insan yine de ” agacın tepesine çıkarak” bakış açısını olabilecegi en üst noktaya getirip, karşısındakinin kötü durumuna yukarıdan farklı bir bakış açısıyla bakabilir. İnsan kendine bile bu şekilde yukarıdan bakabilir; yukarıdan ve uzaktan . . . Böyle b i r üstünlük noktasını geliştirmek insana davranışsal degerler katacaktır, çünkü bu şekilde insan artık bağlantılı ve göreceli durumların farkına varabilir ve istediği gibi düzenlemeler yapabilir. Böyle bir üstünlük noktasını korumak da sezgi yetisini geliştirir, çünkü artık insan olacakları önceden görmeye başlamıştır. Beden yerdedir, ama zihin ve ağaç da yerdedir. Zihnin tümü bedende değildir. Daha üstün bir nokta vardır ve bu nok· ta sayesinde daha geniş bir manzara görünür. Olay sadece beden için daha geniş bir manzarayı bilinir hale getirmektedir. * Kuvvet nazik bir şeydir; estetiktir,sanattır. Niyet ve yetenek gerektirir. Şiddetle ve rekabetle alakası yoktur. Swami Rama *

Psicomagia- PsikoBüyü ve The OA

Bilinçaltının, rüya dilini anlaması akıl dilini anlamasından daha kolaydır. Belli bir açıdan bakıldığında hastalıklar, çözülmemiş sorunları açığa vuran birer mesaj, birer rüya niteliğindedir. Şifacılar büyük bir yaratıcılıkla kendine özgü tedaviler geliştirirler. Onlar herkesin içinde taşıdığı o ilkel, batıl canlıyla konuşurlar. Usta bir hokkabaza yaraşır numaraları bir mucize gibi gösteren bu halk terapistleri, başarılı bir sonuca varmak için hastasını mucizelerin gerçek olduğuna ve iyileşebileceklerine kati olarak inandırması gerekir. Hasta bu kutsal tuzağa düştüğünde dünyayı mantık sınırlarında değil sezgisel olarak algılamasını sağlayacak bir dönüşüm deneyimler. Asıl mucize ancak o zaman kendini gösterebilir.  * Gerçeklik, her ne kadar kendimizi sakinleştirmek için öyle olduğuna inanmak istesek bile, mantıklı değildir. Dünyanın kendisi homojen değil gizemli güçlerin oluşturduğu bir alaşımdır. Gerçeklikten yüzeysel olandan başka bir şey almamak, ne kadar realizm kılığına büründürülse de gerçekliğe ihanettir. Not: bunu paylaşan-bendeniz-, Boğa görünümlü uzman İkizlerden bozma çaylak Yay dır. O sebeple binlerce paylaşacak güzel cümlesi olan Alehandro’dan kendini tuta tuta ilerleyip bu paragrafta zokayı yutmuştur. 🙂 * Hermano (pachita isimli yasli sifaci kadin kanali ile iyilestiren ruh), işbirliği yapmaktan kaçınan ve iyileşmeyi içten istemeyen hiç kimseyi iyileştiremezdi.

Dikkatim Nerede?
Urban Shaman / 29 Ekim 2016

Biyolog Rupert Sheldrake’e göre, bilincimiz onun morfik alanlar olarak adlandırdığı, görülmeyen kolektif alanlara bağlıdır. Bir grubun her üyesi kolektif morfik alana hem katkıda bulunur ve hem de bu morfik alanın toplam farkındalığına erişebilir. Her bir tür için, sayısız morfik alanlar mevcuttur. Yani bir davranışı yada düşünceyi belirli bir sayıda insan onaylayıp yaptıktan sonra o düşünce otomatikmen dünya genelinde herkesin aklına gelmeye ve yayılmaya başlıyor. Rupert Sheldrake’in izlenme hissi deneyi ilgimi çekiyor; Başka biri dikkatini bir insana yönlendirdiği zaman – o insan bunun bilmese bile – dikkatin yönlendirildiği insanın biyoenerji alanı değişir. Uzaktan şifa yöntemlerinin bu şekilde çalıştığını zaten biliyoruz ancak Dikkatin yönlendirilmesi konusu sadece şifa olayında geçerli değil ve nerdeyse hayatımızın tamamını kaplıyor bu işlem. Urban Shaman konseptini takip etmiş olanlar “dikkat” konusunda ne derece önem verildiğini hatırlayacaklardır. Kendimizi yaşam gibi zamanın kısa bir diliminde sadece evrenden gelip geçen kişiler olarak değil yaradılışa katılanlar olarak düşünmemiz kozmozun ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda yeni bir algı biçimi gerektirir. Gerçeklik seviyelerinin altında yatan yaratıcı operasyona dikkat yöneltelim.  

Dönüm Noktası

İnsan, keskin bir şekilde bağlı olduğu konumundan sihirli biçimde başka yerlere uçuvermek isteğinde olmuştur hep. Bazıları bunu zamanda yolculuk gibi resmeder, bazıları sihirli halıyla ya da ışınlanarak mekânda değişiklik gibi hayal eder. Mitlerde, masallarda, rüyalarda bu arzunun sayısız yansımalarını görmek mümkün. Temelde, bağlı olunan konumdan ayrılmanın zorluğu bir mucizeyle aşılmaktadır ve böylece kişi kendi öz konumu değişmeksizin (aksi takdirde bu bir seyahat değil taşınma olurdu, şüphesiz bu seyahatler de kişinin ilerde değiştirmek istediği kalıcı konum için kuantumsal ifadeyle sanal geçişler niteliğindedir) farklı yepyeni bir şeyi deneyimleme olanağı bulacaktır. Konumumuzla kaderimiz birbirlerine iki aşık gibi sarmalanmıştır, dört kuvvetin en hafifi olan yerçekiminin gizil yapısıdır nefretle sevgiyi birbirine dönüştürebilen. Bu gizemli gibi görünen fizik yolculuğun yakıtı ise ne uçan halı ne de yüksek oktanlı uzay yakıtıdır, bunlardan çok çok daha yakından bildiğimiz arzudur. Bu yakıtla insan konum değiştirmenin sayısız yollarını icat etmeye muktedir olmuştur. Şamanlar, büyücüler, filozoflar, sanatçılar, bilginler, özellikle de çocuklar farklı amaç ve araçlarla olsa da bu seyahati yapabilmiş fakat çok azı bunu başkalarına izah edebilme olanağı bulabilmişlerdir. Konum, üç boyutlu mekân bilgisiyle zamanın bir birleşiminden oluşuyormuş zannedilirse korkarım bir hayli eksik kalır. Çünkü söz konusu bu ölçüleri lineer değerlendirmekteyiz, beşinci unsur olan algılayan (gözlemci) kendinden önceki bileşenlerin yapısını lineerden…

Seyirliklerden
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 17 Ocak 2013

Fringe’in 98. bölümünde ilginç saptamalar vardı. Gözlemciler ve insanlar birbirlerine “hayvansınız” suçlaması yapıyorlardı. Düşündüm de hayvanlar birilerine karşı bir yargı getirebiliyorlar mı diye cevap bulamadım, görünüşe bakılırsa onlarda bir suçlama ve yargı fonksiyonu yokmuş gibi ama bu insan algısından yapılmış bir çıkarım olduğundan doğruluğu hakkında bir iddiada bulunamadım. Yine de bir an için bunun doğru olduğunu varsaysak, bu durumda suçlama kapasiteleri sebebiyle hem gözlemciler hem de insanlar hayvan sınıfına giremezler sanki. Yine aynı bölümde, dizinin başınan beri önemli bir rol olan Nina Sharp kendini vurarak öldürdü sebebi ise kendisini ele geçiren gözlemcilerin beynindeki sırları alma ihtimalini yok etmekti. Yani biz izleyenlere, kendi sınıfına karşı bir bağlılık örneği göstermiş oldu. Nina’sız bir Fringe nasıl olacak bilemiyorum, muhtemelen onu kurguya geri döndürmek için başka bir operasyon gerekecek 🙂 İlgimi çeken ayrıntılardan biri de, az önce yapılmış bir telefon konuşmasının içeriğini o odanın camlarından geri kazanabilmeleriydi! Frekansın bir süre kaybolmadığını ve cam malzemesinden geri alınabileceğini görmekti. Şu ana kadar gözlemcilerin insan dünyasına neden geldikleri ve amaçlarının ne olduğu anlaşılmadı. Fakat insanların tıpkı vücudun yabancı organizmaya karşı tepki göstermesi gibi kendi direnişçilerini yarattığını ve gözlemcilerle kıyasıya savaştığını görüyoruz. Savaşmayan insanlar dizide açık-kapalı olarak korkaklıkla itham ediliyorlar. İnsanların Gözlemcilerde kendilerindeki duygusallığı görmemeleri onları korkutuyor. Bu…

Gözlemci,Gözlenen,Gözlem Alanı
esinti / 25 Aralık 2012

*Siz vyakti, vyakta, avyakta (gözlemci, gözlenen, gözlem alanı) yı öğretiyorsunuz. O diğer öğretilerle bağdaşıyor mu? Maharaj. Evet, gözlemci gözlenenden ayrı bir mevcudiyeti olmadığını idrak ettiğinde ve gözlenen de gözlemciyi kendi ifadesi olarak göördüğünde gözlem alanı halinin barış ve sükunu kendini belli eder. Gerçekte üçü birdir: Gözlenen ve Gözlem alanı ayrılması mümkün olmayandır, Gözlemci ise beş unsurdan oluşmuş ve bu unsurlarla beslenen bedene dayanan duyum-duygu-düşünme sürecidir. Dış benlik (gözlemci) iç benliğin (gözlenen) beden-zihin üzerindeki projeksiyonundan başka bir şey değildir ki İç Benlik de en yüce benliğin (Gözlem alanı) bir ifadesidir yalnızca, ki Gözlem alanı da hepsi ve hiçbiridir. “Ben-im” birdir. Daha yüksek “Ben-im” ve daha alçak “Ben-im” yoktur. Her türlü zihin hali farkındalığa sunulur ve onlarla özdeşleşme söz konusudur. Gözlemlenen şeyler göründükleri gibi değildirler ve onlara karşı takınılan tavır da takınılması gereken değildir. Eğer Buda’nın, İsa’nın ya da Krişnamurti’nin kişi’ye hitap ettiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Onlar çok iyi bilirler ki dış benlik (vyakti) sadece iç benliğin (vyakta) bir gölgesinden ibarettir. Ve onlar sadece vyakta’ya hitap ederler ve onu uyarırlar. Onlar ona, dış benliğe dikkat etmesini, ona rehberlik ve yardım etmesini, ondan sorumlu olmasını; kısacası, onun tümüyle farkında olmasını söylerler. Farkındalık En Yüce Olan’dan gelir ve iç varlığı kaplar; dış varlık denilen ise…

Heterarşi düzendir
esinti , YENİ DÜNYA / 15 Kasım 2012

“Biyoloji’nin eski paradigması ekosistemde denge ve evrimde ‘şans ve gerekliliğin’ rolü üzerinde yoğunlaşmıştır. Yeni paradigma da ise, evrim ve hayatta kalma etkileşim halindeki bir çeşitlilik, devinim, uyum, açıklık ve sürekliliğin bir fonksiyonudur. Ekosistemler karmaşık bir karşılıklı nedensellik yoluyla evrimleşirler” (Schwarts ve Ogilvy, 1979, s. 42) Modern toplumun birçok alanını kesitleyen ve dünyayı yeni bir gözlükle anlamamız gerektiğini savlayan pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi paradigmalar (aynı ölçüde de modern ötesi, yapısalcı ötesi, endüstriyel ötesi, kapitalizm ötesi, görgücülük ötesi paradigmalar) aşağıdaki nitelikleri gösterir (Schwarts ve Ogilvy, 1979): 1. Gerçek karmaşıktır. Değişkenlik, çeşitlilik ve karşılıklı etkileşim bütün sistem ve olguların doğal özelliğidir…”her sistem kendine özgü özellikler geliştirir” (Lincoln, 1989, s. 69). 2. Heterarşi düzendir. Sistemler, hiyerarşik ve piramitsel değil, aksine önceden kestirilemez karşılıklı sınırlılık, etkileşim ve hareketlerle belirlenen heterarşik düzenlerdir. 3. Evren holografiktir. Evren, bileşenlerinin ayrıştırılıp tekrar tersi bir süreçle yerlerine yerleştirildiği şeklinde mekanik bir biçimde anlaşılamaz. Herşey birbiri ile ilintilidir, her parça bütünün bilgisini taşır. 4. Gelecek ve yön belirsizdir. Olasılıklar bilinebilir, ancak kesin sonuçlar kestirilemez; “…geleceğin muğlaklığı doğanın koşuludur” (Lincoln, 1989, s. 71). 5. Ilişkiler doğrusal (lineer) değildir ve karşılıklı nedensellik vardır. A B’ye neden olmak yerine belki A ve B karşılıklı etkileşerek birlikte evrimleşir ve değişirler. 6. Değişim morfogenetiktir. Düzen…

Gözlemci Payı
esinti / 24 Ekim 2012

“Eli işte gözü oynaşta” atasözümüz neden bütünlüğümüzü bir AN’da toparlayamadığımızın en sade anlatımı. -Ama bütünlüğümüz, yekpare olarak bi arada ise oyun kuramındaki “fazla yaklaştığında yutulursun” tespitine ters düşmez mi? -Haklısın. Ben de tam onu ilave etmek üzereydim. Belki de bütünlüğünün % birini, yada beşini GÖZLEMCİ payı olarak ayırabilmek lazımdır. Gözlemci payı, bana göre tohumdur; her şeyi kaybettiğini sandığında bile YENİ’den ve taptaze bir başlangıç yapmanı sağlar. -Tohumun tek faydası bu mudur? -Yo sanırım zamanda yolculuk yapma fırsatı da sunar. En azından bana öyle geliyor. Tohum önemli. * Zamanın (kişisel-kitlesel) bir yerinde şmdi bize büyü gibi gelen normal hayatı sürdürme şekli yer değiştirmiş, belki kitlesel bir kararla ya da evrenin spirali bunu destekler bir döngüye girmiş ve beynimize bir perde inmiş ve tüm o bilgiler bilinçaltı bölgesine itilmiş ve böylece sonraki dönemde esinler ve rüyalar yardımı ile bir bilinç adası oluşturulmaya başlamış. Buna Coudwell büyüden bilime geçiş diyor. Fakat sanırım bazıları bu toplu gidişata ya da karara uymamış ve bilgilerini kitleden saklayarak eski yaşam tarzlarını sürdürmüşler muhtemelen biz bunlara büyücü ismi verdik. Büyücüler kitlenin büyüyüp serpilmesiyle ilgilenmediler, tek başına ulaşacakları bir SON nokta peşinde koşup durdular ve hala da devam ediyorlar belki. Ne dersiniiz frekanslar?

Gözlemcinin gözlediğine etkisi

Hazır placebodan bahsetmişken aklıma gelen bir örneği de vermek istiyorum. Fakat ne yazık ki Fransız araştırmacının adını hatırlayamıyorum; nerede okuduğumu da bilmiyorum. Herneyse konu gayet net bi şekilde aklımda. Belki onu da sizlerden biri hatırlar 🙂 Fransa’da gayet saygın bir laboratuvarda bir araştırma yürütülüyormuş. Şöyle ki; Bir kimyasal maddeye diğer bir kimyasal madde karıştırılarak tepkime gözleniyormuş. İlave edilen kimyasalın bu etkimeyi en düşük ne miktarda sağlayabildiğini ölçebilmek için, her seferinde maddeyi biraz azaltıyorlarmış (hocanın eşeğin yemini her gün azaltması gibi!). Fakat sonuç değişmiyormuş ve artık öyle bi duruma gelmiş ki ilave ettikleri mayi içinde yalnızca su kalmış, fakat sonuç hala değişmiyormuş! Tabi araştırmacılar gözlerine inanamamışlar ve deneyi tekrar tekrar yapmışlar; su, içine daha önce konan kimyasalın özelliklerini hatırlayabiliyor ve karıştırıldığı diğer maddenin dönüşümünü sağlayabiliyormuş! Araştırma sonuçları bazı bilimsel yerlerde yayımlanınca kıyamet kopmuş! Bilim adamları, medya, ilaç şirketi temsilcileri hatta ünlü bir sihirbazında içinde bulunduğu bir kontrol ekibi laboratuvara gelmiş. Amaç bu işin içindeki şarlatanlığı yakalamakmış tabii! Gerçekten de daha önce defalarca olan şey onların önünde olmamış! Berbat bi durum. Zavallı bilim adamı ve ekibi mahcubiyetten yerin dibine geçmişler. Belki bu sebeple bu konuya ilişkin verileri şu anda google’da bulamıyorum. İzleri yok ettiler galiba. Olay bu kadar. Gelelim benim yoruma. Yahu bu…

Kadınlar neyin peşindeler?
esinti , YENİ DÜNYA / 05 Mart 2012

Kadınlar neyin peşindeler? Gerçekten? Eski biçilmiş roller hızla siliniyor, sanki bi merci tarafından yutuluyor veeeee bu boşluğa ne doluyor? Bi fikriniz var mı? Sanırım artık insanları iki cinse bölmek de zorlaşıyor. Böylece toptan ve en sade şekliyle sadece insan diyebileceğiz herhalde. “Sadece insan”ların eski tarz ilişkiler kurup sürdürmesi beklenemeyeceğine göre, her bişeyi yeniden inşa etmek gerekecek. Daha doğrusu o kendiliğinden inşa oluyor da bizler; özellikle gözlemci konumunda olan yazarlar, şairler, ressamlar, kurgucular yeni oluşumun ilk ipuçlarını bilerek ya da bilmeyerek ele geçirmeye başlayanlar, onları izlemek lazım. “Nereye gidiyoruz zaman erirken dondurma tadında” demiştim, hakikaten de öyle bi andayız galiba. Daha geçenlerde ilişkiler konusundabi dizi yazı yazdım, tabi bunun için araştırdım ve gözlemledim. Belki şimdi oturup üzerinde biraz düşünmeliyim. Aman canım düşünme yaşa işte diyenler de vardır (içimden bi ses diyor örneğin) velakin bir yönüm de izlemeye ve tahmin yapmaya bayılıyor işte, ne yapabilirim ki! 🙂 Zeynep A: günaydın..cama gelen kumrum 3 gündür yavuklusunu getiriyordu bu gün yerleşemeye karar verdiler.. :))) bence göz-le mek tahminlerden çook daha zevkli ve öğretici..çünkü içinde g-öz-lemek var,yani öz var… Sibel A: günaydın. İzlemek-gözlemek aynı niyetle kullanılıyor. Bi de çıkarsamak var. Peki kumrular ile gözlemlediğin şey neydi? Zeynep A:onu görüşünce anlatırım..hayvanlar kadar olamıyormuyuz detirtecek kadar muhteşemdi…..

Dinlemek nasıl?
esinti / 31 Ekim 2011

Neyi, kimi gerçekten dinliyorsun? Dış ve iç sesini durdurup Allah kelamıymışçasına dinlediğin şeylere-kişilere bi bak. Bak ve gerçekten sevdiklerini gör. Dinlemek sevmektir. Çağla Necat Bu dediginiz bir cesit hipnozda olma hali olmasin .. Anda Sakin Öyle olsaydı dinlemek yerine kaptırmak kelimesini kullanırdım galiba 🙂 Çağla Necat Hem birini hipnotik olarak dinlemek icin fiziksel olarak kulaklarimizin onu duyuyor olmasina da gerek yok. Imgeleri cok guclu olarak yasayabilen bir kisi bizi kendi kurdugu oyunun icine de cekebilir. Anda Sakin Dinlemek ile hipnoz altında olma arasında bi Gözlemci farkı var. Gayet matematiksel 🙂 Çağla Necat Dogrudur.. Ama iyi izlemek yakalamak gerekiyor.. Anda Sakin Bak denklemin eşitliğini tersine çevirince daha da iyi anlaşılıyor: Hipnoz altındalık=Dinleme-Gözlemci 🙂 Çağla Necat Assertive olmayi ogrenmek gerekiyor. Amerikada bu konunun ders olarak okutulmasini cok yerinde bulmustum. Anda Sakin Kendine güveni geliştirmek için olsa gerek. Çağla Necat Annene sevgiline is arkadasina vs nasil hayir dersin. Turkiyede insanlarda cizgi cekme sorunu onlari hipnotik olmaya acik kiliyor. Anda Sakin Bunun dersini nasıl veriyolar merak ettim. Çünkü bunu yapabilmek için kendi sınırlarını bilebilmek lazım. Bu ise zaten başlı başına bi gelişmişlik işaretidir. Ve bunu bilen zaten hipnoza kaymaz. E bilmeyene “hayır” demeyi öğretmek avrupavari bi nezaketten gayrısını sağlamaz sanki. Ama hiçbişey birden olmadı,…

Don Juan ve Castaneda
Carlos Castaneda , esinti / 27 Ekim 2011

Eğer 12 kitap elektronik ortamda olsaydı ve belli bir cümleyii aratabilseydik Don Juan’ın Castaneda’yı en çok uyardığı konunun şu olması muhtemeldi: “kendini fazla kaptırıyorsun!” Kendini kaptırmak,dikkatini kaptırmak demektir aslında. Örneğin çok kalabalık bir salonda oturacak bi yer bulmuşsun. Fakat sonra bi ihtiyaç oluşuyor, tuvalet ihtiyacı gibi ya da kapıdan giren ve mutlaka görüşmek istediğin birisini yakalamak için yerinden kalkıyorsun..veee artık bi yerin yok! :))) Cevap aslında basittir; bulunduğun yerden (kalkarken yerine bi şey atarsın, bir bekçi! Örneğin sandalyeye meşgul olduğunu göstersin diye ceketini ya da çantanı bırakırsın, o yerine göz kulak olmaya çalışır. Bilinç dünyasında ise bu bekçiye Gözlemci adını vermek istiyorum; Gözlemci hem yokluğunda olan biteni, hem de gittiğin yerde olan biteni gözlemlemiştir. Onunla sonradan istişare etme olanağın vardır. Tabi eğer kullanmayı akıl edersen. ** ‎Soru: “Savaşçı, kendi dünyasının nesnelerini özenle seçer. Çünkü seçtiği her nesne, kullanmak istediği güçlerin saldırısından korunacağı bi kalkandır.” Bu cümleye bi açılım rica etsem? Daha önce belki onlarca defa okumuş olmalıyım ama ilk defa duyar gibiyim. Cvp: Çeviri tam doğru mu onu bilemiyorum (elimde orijinalleri yok) ancak savaşçıların çok büyük bölümü büyücü olmak ister (çok çok azı bilgi adamı olmayı arzu eder) ve eğer büyücü olacaksa DOST (ally)ları kendi isteğince kullanmayı öğrenecektir mecburen. Yani…

Gerçeklik-illüzyon-kurgu
esinti / 13 Ekim 2011

Bilim adamı, bu belli gözlemciye iskelenin yalnızca bir parçası olarak bakmaya ve gerekirse bu iskelenin kolayca söküleceğini ve bunun binaya hiç bir kötü etkisi olmayacağını düşünmek eğilimlidir. Ama fizikteki son gelişmeler göstermiştir ki; bu iskele (gözlemci) sökülüp kaldırılırsa geriye hiçbir şey kalmaz. Bina destek yönünden mutlak olarak bu iskeleye bağlıdır. Bilimin bu acaip, evrensel sahte egosu aldatıcıdır ama gene de gereklidir. Yalnızca matematik bundan bağımsız gibidir. (Boşluğa basamak dizenler, selam olsun sizlere-tıklayınız) ** Görsel olarak öğrenenler için bu konuyu son yıllarda en güzel açıklayan film İnception (başlangıç) idi bana göre. Birkaç kere seyredilip detayları farketmeli. Bu film, hem gerçeklik fikrini, hem rüyaları hem de şizofreni gibi farklılıkları anlamak için ders niyetine kullanılabilir. ** Birey bilinci, gölgelerle çarpışa çarpışa güçlenir. Tüm zamanların en büyük kandırışı bu manevra olabilir hani 🙂 ** inception filminde, rüyada olduğunu anlamak için “başlangıç”ı düşündürür,, buraya nerden geldin hatırlıyor musun?” der. Yoo bi şey hatırlamıyosundur birden bi sahneyle başlayıvermişsindir. O zaman hah işte rüyadasın denir. Ama ben güya gerçek hayatıma baktığımda da nerdeyse ilk hatırladığım tek sahne dört yaşımda, ondan öncesi yok. Öyleyse “gerçek olduğuna inandırıldığım” bi rüyadayım. İnsanların ölüm deneyimi diye anlattıkları hep birbirine benzeyen görüntülerinde, bir kanal içinde ilerledikleri, sonra birden bire müthiş bi ışık…