Anlayış
esinti / 26 Eylül 2013

Bu hayatlarında fiziksel sorunları olmayan, fiziksel enerjilerini nereye harcayacaklarını bilemeyecek denli zengin olanların, bu konuda fakir olanlara karşı anlayış geliştirmekte zorlandıklarını fark ediyorum. Sanırım bu iş de diğer kapsayıcı bedenlerin durumları gibi parayla değil sırayla oluyor. Somut ve soyut arasındaki alayışsızlıkları gidermek için (Çünkü “anlama” gerçekleştiğinde zaten doğal olarak şefkat ve merhamet akıyor) hoşgörü ve saygı en temel önceliklerimiz desem herhalde pek de garip olmaz. Tembel ya da aciz veya duyarsız deyip kolayca kaçıvereceğin (yargıladığın) bi yerde, durup düşünmek anlayış geliştirmek için ne gerekir? Bu anlayışa ilk çare empati gibi görünüyor; ancak empatik olmak insanda değişik derecelerde önceliğe alınmış bir yetenek/sorun olabildiği gibi 0-6 yaş aralığındaki olası travma ve yönlendirmelerle de azalıp çoğalıyordur diye tahmin ediyorum. Dikkat edilesi bi durum da  empatinin  çoğunun zarar yeterincesinin yarar olduğudur. “Anlayış” için empati dişil bir araçken, sebep-sonuç ilişkisi kurabilmek amacıyla oluşan merak da eril bir araç gibi görünüyor gözüme, sizler ne dersiniz bilmem

Anlayış eksikliği, anlama isteksizliği nedir
esinti / 19 Ekim 2012

Anlayış eksikliği, anlama isteksizliği nedir gerçekten, nerden geliyor? Şöyle bi tekerleme geldi dilime şimdi: bazıları üzümü yer, bazıları bekçiyi döver, bazıları hem yer hem döver, bazıları üzüm bağını terk eder, bazıları uzaktan seyreder, bazıları üzümün bileşimini çıkarır, bazıları üzümü yer bağını sormaz, bazıları … Belki bu durumu anlamak için basit bir kelimeye baş vurmak gerekir: Dışlama! Bu kelime içerisine saatler günler geceler boyu dalabiliriz, insanlık serüveni gibi derin bir çukur. İnsan olmak gerçekten zor bir serüven. Üzüm sözcüğü köken olarak nerden geliyormuş biliyor musunuz? Üzmek (koparmak, kırmak)… Yani atalarımız koparma ve kırmayı üzmekle eş görüyorlarmış. Ne ilginç değil mi? 0-4 yaş arası çocukların büyütülüşüne tanıklık ettiniz mi? Kendi çocuklarınız sayılmaz çünkü tarafsız konumda değilsiniz, ebeveyn rolü giymişsiniz o aralar. Çocukların nasıl şekillendirildiğini seyrederken gerçekten acı duyuyor insan. Anlayamadığımdan değil sanki sonsuzca sınırsızca duran bi şeyi minik bir elbiseye sığdırmaya çalışıyorsunuz, off feci bi iteleme öteleme. Tamam biliyorum mecburi bi işlem ama inanın seyretseniz içiniz acır. Sıradan insan hayatında yalnızca bi kaç kez gerçekten kendini tanrı yerine koyar, 0-4 yaş arası çocuklarının insanlaştırılması aşamasında. Ne yaptığını bilmez farkındalıksız bir tanrı hükmü gibidir, bütün oflanıp poflanmalar şikayetler gerisinde müthiş bir tanrılık hazzı! Peki bokodlardan kurtuluş imkanı yok mu? Bazıları başlarına gelen ani…

Düşünce Okundu mu?
YENİ DÜNYA / 03 Mart 2009

ABD’li bilim adamları beyindeki düşünceleri yüzde 80 oranında okuyabilen bir tarayıcı geliştirdiler. BİLİM dünyasında heyecanla karşılanan gelişme, Nashville’deki Vanderbilt Üniversitesi tarafından kaydedildi. Nature dergisinde yayımlanan gelişmeye göre, altı gönüllüye baktıkları resimlerle ilgili ne düşündükleri soruldu. Kişilerin beyinlerinin monitör görüntüleri sayesinde ne düşündükleri belirlendikten sonra cevaplar alındı ve MRI beyin tarayıcının yüzde 80 oranında düşünceyi okuyabildiği görüldü. Daha önce de California Üniversite’sinde benzer teknikler geliştirilmişti. Bilim adamları tarayıcının yüzde 80 oranında düşünceleri okuyabilmesinin insanlık için çok önemli bir gelişme olduğunu, ancak hastanın rızası dışında, kötü emeller için kullanılma ihtimalinin de “korkutucu” olduğunu söylediler. Özel sırların açığa çıkması, gizliliğin kalmaması gibi rahatsız edici unsurlarla birlikte, beyin okuma tekniklerinin pek çok suç olayını açığa kavuşturacağı da vurgulanıyor. Kendiliğinden yapabilmeye başladığımız bazı işlevler hemen ardından teknolojiye yansıyıveriyor, bazen de tam tersi oluyor. Son yıllarda telepati empati yetenekleri oldukça gelişti. Yukarıdaki beyin okuma tekniğinin biraz daha gelişmişi Minority filminde denenmişti, oldukça da ses getirdi. İster doğal yoldan isterse teknoloji yoluyla olsun gizli bişey kalmaması fikri insanı korkutuyor belki, açıkçası bu bence sorun değil; fakat bir başka soru da; “peki  yanılma payları ne olacak?” olmalı. Yanılma payı, yani sıklıkla bahsettiğim KAZA olasılığını nasıl dikkate alacağız? Bu ihtimali minimize edebilecek (minimize çünkü yokedilmesi bence imkansız ve bu imkansızlık…